Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 69 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


UYANUŞ, MİTİNGLERİN ANLAMI.

Ali Nejat Ölçen

14 Nisan 2007’de Ankara’da Tandoğan meydanında başlayan ve tün Anadolnu’yu kapsayan uyanış, aslında Mustafa Kemal’in devrimlerine sahip çıkmanın, Cumhuriyeti ve kazanımlarını karanlığa karşı savunmanın ve korumanın yürekleri ve zihinleri aydınlatan gereksinimin ürünüdür.

Güzel, aydın ve sevecen kitlelerin coçkuyla, müzikle, bir araya gelerek haykırışları, ülkemizin esenliğe kavuşmasının müjdecisi olabilir, eğe 22 Temmuz 2007 günü sandığa yansırsa.

14 Nisan’da Tandoğan’da, 29 Nisan’da Çağlayan’da 13 Mayıs’ta İzmir’de meydanlara bayrakla, Mustafa Kemal ile ve birbirinden anlamlı yazılarla koşanların bir tek isteği vardı, Türkiye kararmasın. Karanlığa karşı bir başkaldırıydı.

Mustafa Kemal’de 19 Mayıs 1919’da karanlığa karşı çıkmış ve Anadolu’uyanışının meşalesini tutuşturmuştu.

Büyük Nutkunda şunları söyler:

Şayanı dikkattir ki, İzmir’in ve bunu takiben Manisa’nın ve Aydın’ın işgali ve icra olunan tecavüz ve mezalimi hakkında henüz millet tenevvür etmemiş ve mevcudiyeti milliyeye vurulan bu feci darbeye karşı alenen tessür ve şikayet izhar olunmamıştı. Milletin, bu haksız darbe karşısında sakit ve hareketsiz kalması, elbette milletin lehinde tefsir olunamazdı. Onun için milleti ikaz edip harekete geçirmek lazımdı. Bu maksatla 28 Mayıs 1919 tarihinde, valilere ve müstakil mutasarrıflıklara, Erzurumda 15.Kolordu, Ankara’da 20.Kolordu ve Diyarbekirde 13.Kolordu Kumandanlıklarına, Konya’da Ordu Müfettişliğine tamimen şu yolda tebligatta bulundum: İzmir’in ve maalefef bunu takip eden Manisa ve Aydın’ın işgali, müstakbel tehlikeyi daha aleni ihsas etmiştir. Tamamiyeti mülkiyemizin muhafazası için tezahürati milliyenin daha canlı izhar ve idamesi (gösterimi ve devamı) lazımdır. Hayat ve istiklali milliyeyi rahnedar eden (yaralayan zarara uğratan) işgal ve ilhak gibi hadiseler, bütün milleti dilhun etmektedir (tüm ulusun kalbini sızlatmaktadır) Teessürat zapt olunamıyor…büyük ve heyecanlı mitingler aktiyle tezahüratı milliyede bulunulması ve bunun tekmil mülhakata da teşmili ve bütün düveli muazzama müme-ssilleriyle Babıaliye müessir telgraflar verilmesi ve ecnebi olan yerlerde de tesir yapılmakla beraber tezahüratı milliyede adap ve sükunetin fevkalede mahfuziyeti ve Hıristiyan halka karşı taarruz ve nümayiş ve husumet gibi etvar (tavır) alınmaması elzemdir.

2007’nin mitingleri ile bezerliği nedeniyle Mustafa Kemal’in “milli şuuru” (bu deyim O’nundur) yaratmak için öngördüğü mitingler, Erzurum ve Sivas kongrelerine yol alışın alt yapını ve gerekliliğini yaratmıştı.

2007 yılının mitinglerinde en önemli bir eksiklik ile çok önemli bir siyasal gerçek oryaya çıkmıştır. Çok önemli olan,siyasal partilerin hemen tümünün meydanlardaki milyonların gerisinde kalmış oldukları gerçeğidir. Meydanlarda dile getirilen özlemlerin hiç birisinin hiçbir siyasal partinin düşünce, davranış ve kararlarında görünmemesidir. Tam bağımsızlığı amaçlaması ve emperyalizme karşı savunma araçlarını yaratması ve kullanması gereken bir siyasal partinin Genelbaşkanı, 14 Ekim 2004 günü Başbakan Tayip Recep Erdoğan’a “ Brüksel’e sizinle git-mekten onur duyarım” diyor ve ardından ”Avrupa Birliği, Türkiye’nin milli meselesi, tarihi meselesi. Bizim varlık nedenimiz, Türkiye’yi çağdaş uygarlığa taşımaktır” diye-biliyorsa, o siyasal parti ve yönetim kadrosu 2007 yılının mitinglerindeki özlemleri nasıl anlayabilir ve hangi araç-larla yanıt verebilir? 2007’nin mitingleri, tüm siyasal partilerin aydınlığa susamış kitlelerin gerisinde kaldığını açığa çıkarmıştır.

Mitinglerim mimarı olduğu söylenen seçkin kadronun Mustafa Kemal Atatürk’ün “ulusal bilinç” kavramını da kavramadıkları anlaşılmıştır.

Şahlanan ulusal bilinç’den siyasal partilere ”birleşiniz” çağrısı çıkmamalıydı. Çünkü bunun açık anlamı, meydanları dolduran milyonlar, kendilerinin kurtuluşunu, siyasal partilere ihale ediyor demektir. Oysa kendilerini kendilerinin kurtaracağı bilincine hala ulaşmadık mı?

Mitingleri düzenleyen ve coşkulu konuşmalarla kitlere devinim aşılayan, kimi bayan öğretim üyelerinin kendilerini aday dayı olarak bir başka kulvara aktarmaları da kim ne derse desin eyleme sürükledikleri kitlelere sırtlarını dönmek onları yalnız bırakmaktır.

Parti disiplinin yerini genel başkanlık hegemonyasının aldığı gerçeğiyle burun buruna geldikleri zaman, üyesi oldukları siyasal partilerin meydanlardaki özlemlere ters düşen kararlarına karşı çıkabilecekler mi? .

ABD-AB ekseninden bağımsız kalmadıkça, bağımsız olmanın olanaksızlığı artık bilinmelidir. AB Komisyonunun 8 Ekim 2006 günlü raporunun başlığı şöyle:Last opportunity for Turkey. (Türkiye için son fırsat)

Okuyucularımız son fırsatın ne olduğunu merak ediyorsa hemen söyleyelim. Azınlıkların hakları ve basın özgürlüğü güvencesi ve Kıbrıs sorunun çözümünde reformlar, Kıbrıs için hava ve deniz limanlarının açılması; hala çözülmüş değildir,diyor.Bunları vurguluyor AB Komisyonu’nun raporu. Raporda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün bir sözüne de yer veriyor. Ne demiş Abdullah Gül: Biz Türkiye’nin daha fazla demokratik olmasını istiyoruz ve AB tarafından ileri sürülen tüm kriterlerin yanındayız.

Durum bu iken ve ülkemizdeki siyasal partilerin hiç birinden AB’nin dayatmalarına karşı ses işitilmedikçe, onların birleşmesinden meydanları dolduran milyonları özlemleri gerçekleşebilir mi?

22 Temmuz 2007 baskın olarak gündeme giren genel seçimlerde meydanlar düş kırıklığına uğrarsa işte o zaman bugünkü sorunların tırmandığına tanık olacağız.

Çözüm sadece AKP’nin iktidardan uzaklaşması değil, fakat; aynı zamanda onun yanlışlıklarının ivediyle tam bağımsızlık bağlamında çözülmesi ve bu çözüme sahip çıkacak bir siyasal partinin iktidara gelmesidir. Bugün ülkemizde böyle bir siyasal parti var mı? Var olanın da iktidara gelmesi olası mı? Sorun burada düğümleniyor.

Ülkemizde siyaset öylesine yozlaşmıştır ki, bunu anlamak için AKP’ye ve CHP’ ye aday adayı olarak katılanlara bakmak yeterli.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail