Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 70 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


...

TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

“TBMM’nin Gizli Celselerinde Mustafa Kemal” dizisini neden sürdürdüğümüzü okuyucularımız biliyor olmalılar. Bu dizinin bir belli amacı var: Türkiye Cumhuriyeti Devletini barış için, ulusuyla bütünleşmiş olarak onurla, sabırla, bilgelikle yönetmeyi amaçlayan her siyaset ve devlet adamımız, Mustafa Kemal’i örnek almalı, onun başarılarındaki gizden, gizli celsedeki karar ve tutarlılı-ğından , engin tarih bilincindeki ön görülerinden esin-len-melidir. Böylesi bir amacın peşinden koşmamızın nedeni, 1980’ler sonrasında, “Devlet Adamı” kavramının belirgin biçimde erozyona uğramasından, aşınmasından kaynaklanmaktadır. Devlet adamı yetiştiren kurumlardan yoksunlaşmamızın sonucudur bu.

Görsel ve yazılı basınıyla, okul ve üniversiteleriyle, siyasal parti ve genel başkanlarıyla, müsteşarları ve bürok-rasisiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, devlet adamı çü-rümüşlüğünü yaşamaya başlamıştır. Osmanlı Devleti, ku-surlarına karşın, devlet adamı yetiştiren kurumları var edebilmiştir. Sarayın akıl almaz savurganlıklarına karşın, İmparatorluğu 900 yıl yaşatan giz buradadır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti, O’nun aramızdan ayrılışı sonrasında, devlet adamı yetiştirecek kurumları oluşturmakta başarılı olamadı.

Buna karşın:

TBMM’nin gizli celseleri, devlet adamının nasıl olması gerektiğinin sayısız örnekleriyle doludur. O gizli celseler, Kemalist Devrimlerin özü ve özetini sergileyen canlı bel- geleridir. O belgelerde yurtseverliğin buram buram kokan coşkusunu duyarsınız.

Ülkenin dört bir yanı emperyalist güçlerin işgaline uğramışken, o güçlerde bile saygı uyandırmasının nedeni var-dı. O neden sadece haklı olmamızdan kaynaklanmıyor, o haklılığın gereklerini yerine getirmekteki ulusal birliğ-mizden ve İstanbul’daki Osmanlı Sarayı’nın çürümüş-lüğüne karşı bir ulusun haklarını nasıl savunacağının bilincinden kaynaklanıyordu. O bilinci yaratan bir kişi vardı. Mustafa Kemal idi O.

Mustafa Kemal, devlet kültürünün temsilcisi olduğu içindir ki, neyi yapabilecekse ona karar veriyor, neye karar vermişse onun gereğini yerine getiriyordu. Düşüncesi, öngörüsü, kararı ve uygulaması arasındaki bütünlüğü, tutarlılığı korumasını biliyordu. O nedenledir ki, güvenilir kişiliğe sahipti, saygın kişiliğini güvenilir olmasına borçluydu.

Şimdiki devlet ve siyaset adamlarının hangisine güvenebilir siniz? Ülkemizde, “siyaset-din-menfaat” üçgeni içine kendisini hapsetmiş kişiler, siyaset ve devlet adamı olabilir mi? Onlardan tutarlı, gerçekçi ve uygulamada ulusal yarar sağlayacak kararlar alınmasını bekleyebilir misiniz?

Bugün Vahideddin’i aklamaya çalışan, Mustafa Kemal’i kurtuluş savaşını başlatmak için Anadolu’ya gönderdiği ve sonuna kadar desteklediğini ileri süren art niyetli kişilere, TBMM’nin 6 Şubat 1922 günlü Gizli Celsesini in-celemelerini öneriyoruz. Damat Ferit Kabinesi görevden ayrılmış yerine Tevfik Paşa sadrazam olmuştu. Ne var ki onun kabinesinde biri vardı ve bugünkü siyaset ve devlet(!) adamlarımızı andırıyordu. Sözüne güvenilmez, iki yüzlüydü. İzzet Paşaydı o.Tevfik Paşa kabinesinin en güçlü adamıydı. Sözü dinleniyor o da bu özelliğini usta-lıkla kullanıyordu.

Aydın Mebusu Tahsin, Kırşehir Mebusu Yahya Galip ve Diyarbekir Mebusu Hacı Şükrü Bey’lerin verdikleri gensoru önergesine o gün ilk yanıtı Saruhan Mebusu ve Hariciye Vekaleti Vekili Celal Bey (Bayar), yanıtlamak için kürsüye çıkmıştı İzzet Paşa’nın söz sahibi olduğu Tevfik Paşa kabinesini şöyle tanımlıyordu:

Sevr Muahedesi ahkamına karşı açtığımız mukaddes mücadeleyi zaaf ve inhilale düşürmeye matuf(yönelik) olmaktan hiçbir vakit hali kalmadılar. İzzet Paşa’nın bu suretle vazifesine başlamasını müteakip İstanbul’da Anadolu ile temas etmek arzuları da tezahür etmiştir (görünür olmuştur)…İzzet Paşa, 26 Teşrinievel (Ekim) 1336 (1920) tarihinde bizimle temasına tavassut eden zata kaydettirdiği muhtırada aynen şöyle diyordu: “Bu suretle müsalahanamenin bazı şeraiti muzırrasının tevhini mümkün gibi görülür. (Sevr’i barış antlaşması olarak niteliyor! Onun kimi zararlı koşullarının gideril-mesini olanaklı görüyor.) Maahaza bu olmasa dahi çiz-ilen hudut dairesinde müstakil ve terakki edebilecek bir hükümeti muntazama teşkil ettirileceği bir çok rical ve alelhusus İngilizler tarafından vaad olunmaktadır.”.

Efendiler, bu fıkra üzerine bilhassa nazarı dikkatinizi celb etmek isterim. Yani Sevr Muahedesiyle taayün ed-cek (belirecek) hudutlar dahilinde müstakil ve terakki edebilecek bir hükümeti muntazama teşkil ettirileceği, denmekle bize Sevr Muahedesinin bir hakkı beka bah-şetmiş olduğunu tasvir ediyor. Kendisine 9 Teşrinevvel 1336 tarihinde aynı zat vasıtasıyla verdiğimiz cevapta ”Harekatı milliyenin esbap ve sevaikini (neden ve sonuçlarını) izah sadedinde aynen şöyle denilmişti:

“Harici düşmanlara karşı müdafaai istiklal ile başlayan mücadele hakiki bir inkilab-ı dahili ile devam etmiş ve milletimizin vicdanında kanıyla mühürlenmiş yeni umdelerle bir Türkiye vücuda gelmiştir. Yeni umdeler milletimizin ve iradei milletin dahili ve harici istiklali tam dahilinde yapıdar olması esaslarıyla hülasa olunabilir.

Orta Anadolu’da gelişmesine izin verilecek bir hükümet kurulması vaadine bel bağlayan Vahideddin’in kurduğu bu yeni Tevfik Paşa Kabinesine, 3.Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar’ın (1950) bu yanıtı, İstanbul’daki Saray ile Ankara’daki Millet Meclisi arasındaki farkı açıklamaktadır. İlki Orta Anadolu’da İngiltere’nin bağışlayacağı Hükümet modeline boyun eğen Saray ve buna karşı ulusal iradeyi içte ve dışta tam bağımsız devlet idealine bağlayan Mustafa Kemal hareketi.. Parçalanmış ve sınırları emperyalist güçler tarafından işgal edilmiş Orta Anadolu parçasına sığınmayı başarı sayan Saray ve buna karşı Misakı Milli sınırları içinde kendisini bağımsız devlet kabul eden Mustafa Kemal harekatı.

29 Mayıs 1921 günü Mustafa Kemal’in Ahmet İzzet Paşa’ya ilettiği şifreli telgraftan şu alıntıyı okurlarımızın bir kez daha bilgilerine sunuyoruz:

Telgrafnamenizin muhteviyqtı sizi bu yeni vaziyete sevk eden esbabı kafi bir sarahatle göstermiyor. (Tel-grafınızın içeriği, sizi bu yeni duruma yönelten neden-leri yeterince açıklamıyor)Tavsiye buyurduğunuz husu-sattan menafi millet ve memlekete ve aktettiğimiz mu-ahedata, velhasıl Misakı Millimize mutabık olanları esasen nazarı dikkatte tutulmakta ve icabatına tevessül edilmektedir. Bina-enaleyh vaziyeti umumiyeye ve Zatı Devletinize telkin edilmiş olan efkara nazaran (fikirlere göre) evvelce olduğu gibi bu defa da iğfal edilmiş olmaktan korkuyorum. Bu tahmin ve muhakememizi iptal edecek izahata mazhar ve hadisata göre müsbet inkişafına şahit olursak bahtiyar olacağımı arz ederim efendim. TBMM Reisi, Mustafa Kemal.

Ne diyor Mustafa Kemal. Önce olduğu gibi şimdide düşüncelerinizdeki yanılgılardan korkarım. Fakat bu tahminimi tersine çevirebilirseniz bahtiyar olurum, diyor.

Mustafa Kemal’in İzzet Paşaya bu yanıtını, 6 Mart 1922 günlü Gizli Celse’de Saruhan Mebusu, Hariciye Vekaleti Vekili Celal Bey (Bayar) açıklamıştı.

Orta Anadoluda küçücük toprak parçasına sığınmaya razı İstanbul’daki Vahideddin’in oluşturduğu Hükümet ve buna karşın Misakı Milli sınırlarını kanla çizmeye azmetmiş Mustafa Kemal ve arkadaşları.

Bugün Osmanlı mantığını sergileyen o nedenle de neyi nasıl ve niçin, ne amaçla yapacağı belli olmayan siyasal iktidar ve yandaşlarının, ülkemize musallat olan terörü PKK’nın marifeti sanmanın yanılgısından kurtarmak nasıl olanaklıdır, bilemiyoruz. Yalnız bir durumu biliyoruz ki, Osmanlı mantığı ile hiçbir emperyalist gücü karşımıza almaya kararlı olduğumuz kanısını uyandıramadığımız sürece, terör’ün kökünü kurutmamız olanak dışıdır. PKK sadece ve sadece terörün maşasıdır, terörün paralı militanlarıdır, onun gerisinde yuvalanan emperyalizmin Anadolu’muzda gözü olduğu gerçeğini göz ardı etmememiz gerektiğine inanmalıyız. O zaman çözüm, kendisini bize arz eder, bizim çözüm peşinde koşmamızın gereği kalmaz..

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail