Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 70 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


...

DEMOKRAT PARTİYİ AKLAMA.

Ali Nejat Ölçen

Sy.Dogan Simsek tatafindan 2 Eylul 2007 tarihinde gelen iletide, ileri sürdüğü kural ile iletisindeki çelişkiye açıklık getirmeye gereksinim duyuyorum."Yanlış bilgilerle doğru kanaatlere varılamaz" diyor ve fakat, kendisi yanlış bilgilerden yola çıkarak doğru sonuçlara vardığını sanıyor:

e-mail iletisinde: "6-7 Eylul 1955 olayları olarak anılan olaylara kadar (cümledeki bozuk Türkçe bize ait değil) gidip, bu provakatör olayı Menderes Hükümetine yıkmak istemekte (dirler)".

6Eylul 1955'de saat 20 'de başlayıp ertesi gün gece yarısı-na kadar devam eden ve Rum asıllı yurttaşlarımızın mal ve can güvenliğini ortadan kaldıran olayların sorumlusu o zamanki iktidar olmazsa kim olabilir?

O iktidarın zirvesindeki Adnan Menderes Demokrat Partiyi, ülkeye demokrasiyi getirmek için kurmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti nasıl Meşrutiyeti getirmek amacıyla iktidara gelip Meşrutiyeti katlettıyse, Demokrat Parti de demokrasiyi katletmiş ve ülkede devlet terörünün uygulayıcısı olmuştur. Kırsehir'in oy vermediği için kent iken ilce yapılması demokrasiyle bağdaşabilir mi? TBMM'nde Tahkikat Komisyonu kurulması, demokrasinin mi gereğiydi? Yasama organının aynı zamanda yargı işlevini üstlenmesinin demokrasiyle ilintisi olabilir mi? Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı İsmet İnönü’nün taslar ve saplarla yurt gezisizine engel olunmasına bir başbakan nasıl sessiz kalabilir? Siyasete ilk kez cephe kelimesini sokan "Vatan Cephesi"ni kuran partinin demokrasi ile ilgisi olabilir mi? Basbakan'in bilgisi haricinde bu gibi hareket ve kararlara nasıl girişi-lebilinir? Gazete sütununda iktidarı eleştirdiği için Hüseyin Cahit ve Bedii Faik tutuklanarak hapse atıldığı zaman ülkeye demokrasi mi gelmiş olacaktı? Gazetelerin ilk sayfalarının sansür nedeniyle beyaz çıkması mı demokrasinin gereğiydi? İstanbul Üniversitesi Rektörü Sırdık Sami Onar’ı saclarından sürükleyerek üniversite kapısının dışına atan Komiser Bumin Yamanoglu'nun tecavüzünü demokrasi vaat eden bir siyasal iktidar müsamaha ile karşılayabilir mi? Bir Başbakan’ın vazifesi midir, İstanbul da Beyazıt Meydanının altını üstüne getirmek ve Ankara'da yolları ve caddeleri kazdırıp kenti yaşanamaz duruma sokup buna imar hareketi demek. Kavaklıdere’den ulusa kadar bulvarın ortasındaki cam ağaçlarını bir gecede kestirip yok ettirmek midir imar?

Demokrat Parti, tarihe gömülmüş olan İttihat ve Terakki iktidarının benzeri ve devamı idi. Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen), Yapı Teknik Dergisi yayımlayarak, Ankara’daki yolların ve caddelerin kazılıp yeniden doldurulmasını ya da eğiminin ve konumunun değiştirilmesini tenkit eden makalesi nedeniyle Tahkikat Komisyonunun kurduğu bir komite tarafından sorgulanmış ve bir gün polislerin gelerek tüm kitapları meşin çuvallara doldurarak alıp gitmişti. El konulan dergi ve kitaplarının arasında okul diplomaları bile vardı;.demokrasinin gereği miydi bu?

O dönemi bırakalım tarih nereye yerleştirecekse yerleştirsin. Sy.Ahmet Doğan Simsek yanlış bilgilerden doğru kararlar çıkarmaya çalıştığı için bu açıklamayı yapmaya gereksinim duydum.

6-7 Eylül 1955 Olayları İktidarın Yüz Karasıdır

Simdi 6-7 Eylul olaylarına yeniden değineceğim. O olaylardan tek bir kişi sorumludur o da Başbakan Adnan Menderes'in kendisidir. Neden? Yunanistan Hükümeti bir NOTA ile Hükümetimizi acı bir dille tenkit etmiş ve anımsadığıma göre, Yunanistan Bayrağı’nın İzmir’de selamlanmasını istemiştir. Menderes Kabinesindeki hiç bir Bakan bunu kabul etmez. Muammer Cavuşoğlu hariç. Muammer Cavuşoğlu Nazlı Ilıcak’ın babasıdır ve Menderes Kabinesinde Bakan’dır. İzmir’de göndere çekilen Yunan Bayrağını selamlar ve Hükümetimiz Yunanistan'-dan özür dilemiş olur. Bu olay, Başbakan’ın sorumlulu-ğu kabul ettiğinin kanıtı değil midir?

Sy.Doğan Simsek, Adnan Menderes'i beğenebilir. Onu eleştirenlere tepki de gösterebilir. Fakat, bu gerçeklerin üstünü örtmeye yetmez. Menderes'in yolsuzluk yaptığını, mirim malına el koyduğunu hiç kimse ileri süremez. O zamanın siyaset adamları şimdikiler gibi, çıkar tutkunu değildiler. Ne yazık ki, Adnan Menderes, kurduğu oligarşideki gücüne dayanarak Anayasayı ıhlal etmekten çekinmemiştir.

Ne yazik ki 1950 seçimlerini kazandığının ve başbakan olduğunun hemen ardından TBMM’inde ilk konuşmasını yaptığı gün, Kurtuluş Savasında kulağı duymaz durumda zedelenen İsmet İnönü’ye "sağır sultan” diye hitap ede-bilmiştir. Duygularını frenleyemeyen bir başbakandı; ne yazık ki devlet adamı değildi.

Bu yazdıklarımda eğer Y.Doğan Simsek bir yanlışlık bulursa kendisinden özür dilemek boynumun borcu olsun. Saygılarımla.

***

Sy.Ahmet Doğan Şimşek’de yanıt geldiği için teşekkür ediyorum. Yanıtına ayrıca 8 Eylül 2005 günü Radikal gazetesinde yayımlanan bir yazıyı eklemiştir. Ne var ki, o yazıda 6-7 Eylül 1955 günü İstanbul’da Rum kökenli yurttaşlarımıza yönelen şiddet olaylarından Demokrat Parti Hükümetinin sorumlu olmadığına, Özel Harp Dairesi’nin işi olduğuna ilişkin kanıya da değinmeye gereksinim duyduk. Çünkü, bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) o olayların başlayıp bitimine kadar tanığı idi.

Sy.Ahmet Doğan Şimşek’in yanıtı:

Sayın Ali Nejat Bey,

Ortadaki açıklanan bilgiler açısından, eldeki veriler sizi haklı göstermektedir. Ancak,bu gibi uluslararası büyük etkileri olan olaylarda, kimin eli kimin cebinde olduğu pek anlaşılır değildir. Zaten, anlaşılabilir olsa, istihbarat servislerinin ne anlamı kalırdı ki. Bu cinayet roman-larındaki delillerin üzerine yıkıldığı planlı cinayet konularına benzer. Öncelikle Türkiye NATO üyesidir ve Özel Harp Dairemizin ilgili birimi ya da İtalya’daki adı ile Gladio’muz, asıl olarak NATO’ya bağlı Türk kuruluşudur. Yapacağı bu gibi büyük çaplı operasyonlarda NATO nun patronu olan ABD’den birilerinin onayını alması gerekir ki almasa derhal failler deşifre edilirlerdi.

ABD, planlarını uzun vadeli yapar ve o tarihlerde Menderes Hükümeti’nin ABD’den kurtulmak için Ruslar ile gizli flört ettiği bilinmektedir ve Türkiye’deki zinde güçlerin de öfkelendiği ezanı aslına çevirmekten sanık meşru hükümetin ilerde harcanması, iki taraf için de uygun düşmektedir. Yani, ABD ve Türkiye’li zinde güçler. Bu yüzden bu gibi olayların irdelenmesi ortadaki resmi bilgiler ile olmaz, ayrı bir uzmanlık alanıdır ve sonuçlarında açıklanmayıp başka pazarlıklarda kullanılır. Bakın, 8 Eylül 2005’de Radikal çıkan bir makalede ne diyor

(Sy.Şimşek’in eklediği makale “Yassıada’da’ki Davanın Amacı, Demokrat Partiyi suçlamaktır tümcesiyle başlıyor Yukarıya aktardığımız yanıtında da yanlışlıklar var. Şöyle:)

6-7 Eylül 1955 olayları, o dönemdeki Menderes Hükümeti’nin sorumluluğundan bağımsız düşünülemez. Yassı-ada’da elbette iktidardan uzaklaştırılan Demokrat Parti ileri gelenleri yargılanacaktı. Bundan doğal ne olabilir. 27 Mayıs 1960’daki askeri müdahelenin 12 Eylül 1980’-den çok farklı bir niteliği vardır. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Devlet Planlama Teşkilatını var ederek planlı ekonomiye geçişi sağlaması, kendisinden sonraki çarpı-tılan Anayasaların tümünden daha fazla insan haklarını hükme bağlaması örneğin 1982 Anayasası ile kaldırılan 11.maddede “temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunu-lamayacağı”nı koşul görmesi, sendikal örgütlenmeye olanak tanıması ,devrim niteliğinde atılımlardı. Demokrat Partiyi kapatmamıştı.

Hatta Sıtkı Yırcalı’yı serbest bırakmış, fakat DP’nin hatırı sayılır o kişi, Kavaklıdere’den Kızılay’a kadar yürüyerek, neden olduğu gösteri yüzünden tekrar Yassı-ada’ya gönderilmiştir. Hatta Celal Bayar dahi serbest bırakılmış ve Kayseri’den Ankara varıldığında, kendisini Kızılay’da kalabalık, “Çankaya’ya, Çankaya’ya “sesle-riyle karşılamış ve o dahi Yassıada’ya geri gönderilmiş-tir.

Milli Birlik Komitesi kendi içinde “uzun süre iktidarda kalmayı amaçlayan ve Alpaslan Türkeş’in başını çektiği kadroyu” tasfiye ederek, demokrasiye geçişi sağlamıştır.

“Meşru Hükümeti ilerde harcamak için, ezanın Arapça’ya dönüştürmesine karşı çıkan zinde güçlerle uzun vadeli planlar yapan ABD ‘nin 6-7 Eylül olaylarında uygun düşmeleri” savı, Ahmet Doğan Şimşek’in ne denli yanılgılar içinde kaldığını kanıtlıyor. Bu savda ayrıca bir de çelişki var.Türkiye’mizde Özel Harp Dairesi Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlı ise, nasıl oluyor da ABD’ye bağımlı olabiliyor. Bu nasıl Özel Harp Dairesi ki iki başlı komuta altında çalışabiliyor. Demokrat Partinin has adamı Genelkurmay Başkanı Orgeneral Erdelhun (ki 27 Mayıs 1960 sabahı tutuklananlar arasındaydı) bunu nasıl bilmiyor olabilir? Biliyorsa nasıl sesiz kalabiliyor. Ve de Başbakan Menderes buna nasıl boyun eğebilir? Bu soruların yanıtı varsa, yanıt Menderes Hükümetini sorumlu tutacak yanıt olacaktır. İkincisi, Menderes Hükümeti, kendi meşruluğunu kendisinin ortadan kaldırdığı sorumsuzluklar ağı içindeydi.

6-7 Eylül 1955 Olayları, Soygunla Bütünleşti.

Bu satırları yazan kişi, (Ali Nejat Ölçen) olayların 6 Eylül 1955 günü saat gece 8’i 15 geçe, başlagıcına tanık olan kişidir. Çünkü eşi ve aile dostu Dr.Güzin Alganoğlu ile birlikte Kadıköy’de Süreyya sinamasında idiler. Birden bire beyaz atletleri ve önde en iri olanın taşıdığı Türk bayrağı ile sinamaya baskın yapıldı ve hepimiz dışarı kaçmak zorunda kaldık. O guruba beyaz atletli başkaları katıldılar. Gözleri hiçbir şey görmüyordu. Yabancı levhası olan mağazaların dalgalı sac kepenklerini kağıt gibi elleriyle kesebilecek kadar güçlüydüler. Onların gerisinde itfaiye aracı koruyuculuk görevini üstlenmişti. Kısa sürede, Kadıköy’ün dört yol kavşağı dışarı atılan ayaklar altında ezilen araç, gereç, kumaşlarla kaplandı. Beyaz atletliler, düzen içinde mağazaların kepenlerini parçalıyor ve bulduklarını dışarı atıyorlardı. Kadıköy, harabeye dönmüştü. Bu satırları yazan kişi eşini ve Dr.Güzin’i eve bıraktıktan sonra, kendisini iten yığınların arasında buldu ve sürüklenerek, Vapur İskelesine ulaştığında, beyaz atletli başka gruplar, sahildeki araçların kimilerini havaya kaldırıp denize atıyorlardı. Bunların sayısı artıyordu ve kimileri gömleğini çıkarıp atletle eyleme katılma olanağına kavuşuyordu. Gece yarısından sonra yağmalama başladı. Artık yerli ve azınlık farkı ortadan kalkmıştı.

Bu insanlık dışı eylem, dehşet saçarak iki gün sürdü. 7 Eylül günü Taksimden Tünel’ kadar tüm yollar, mağazalardan atılan eşyalarıyla ve kumaşlarla kaplanmştı.

Karaköy’de Büyük Postaneye giden güzelim caddenin sol undaki dört karlı Sümerbank mağazası bile tahrip edilmiş ve yağmalanmıştı. Şiddet ve yağma bütünleşirken, Menderes Hükümeti neredeydi?

Bu satırları yazan kişi, 1959’un bir yaz gününde, Kızılay’da Selanik caddesinin köşesinde ki Et-Balık mağaza-sının da nereden geldiği bilinmeyen gruplarca Atlı polisler ulaşıncaya kadar yarım saat içinde yağmalanmasına tanık olmuştur.

Bütün bunlar olurken ülkenin başbakanı nerdeydi? Kara cübbelilerin çanına ot tıkayacağım, orduyu yedek subaylarla da yönetirim, odunu aday göstersem millet vekili seçilir, sizler hilafeti de getirebilirsiniz derken ve demokrasiyi yok eden her kararı vermekte kendisini yetkili ve haklı görürken, yoksul kadınlar ellerinde süpürgeleri bayrak gibi taşıyarak Cebeci’de yürüyüşe geçmişti.

Şiddet, başarısız iktidarların baş vurduğu bir araç olmuştur ülkemizde. Böylesi iktidarlar aklanmaya çalışılır ve bu amaçla sanal nedenler yaratılırsa, bizler birbirimizle didişmeyi sürdürürüz,öyle anlaşılıyor.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail