Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 70 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


...

22 TEMMUZ VE SONRASI

Ali Nejat Ölçen

22 Temmuz seçimleri, siyasal kültürümüzün ne denli yozlaştığı gerçeğini açığa çıkarmıştır. Tüm partilerin genel başkanları, it dalaşı içinde en düzeysiz konuşmalarını yapmaktan çekinmediler. Hiçbir seçimdeki konuşmalar bu denli kaba ve hoyratça sürdürülmemişti. Hiçbir siyasal parti sözcüsü ve genel başkanı, ülkenin sorunlarına tek bir sözcükle olsun değinmeye gereksinim duymadı. İşsizliğin nasıl önleneceği, dış borçların (ki Gayri Safi Yurt İçi Hasıla kadardır) nasıl geri ödeneceği, cari açıkların nasıl kapanacağı, Kıbrıs sorununa nasıl bakılacağı, seçime katılan siyasal partilerin gündemine giremedi.

Güney sınırlarımızı çevreleyen ateç çemberinden nasıl kurtulacağımız, kentlerde boy gösteren terör karşısında hangi önlemlerin alınması gerektiği, hiçbir siyasal partiyi ilgilendirmeyen konular arasında göz ardı edildi. Bir tek genel başkan çıkıp ta partisinin programından tek bir satırla olsun söz etmedi. Gelir dağılımındaki uçurum, istihdam dışı nüfusun kitlesel açlıkla karşı karşıya gelişi, parti genel başkanlarının hiç birini ilgilendirmedi.

Açlık, insana inançlarını yedirir gerçeğini yaşayan Türkiye’mizde, seçim meydanlarında devlet bütçesinden milyarları harcayan siyasal partilerin hiçbiri, o bütçenin açıklarının nasıl kapanacağına tek bir sözcükle olsun değinme zahmetine katlanmadı. Kültür yozlaşmasının öncüleriydi onlar. Çirkindiler. Hırçındılar.

1.Basında Seçim Sonuçlarının Yorumu

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) nin % 46’ı aşan oy oranıyla iktidarını pekiştirmesine ilişkin yorumlar, sosyoloji biliminin temel ilkelerini alt üst etmiş gibidir.. En gerçekçi yorumun gelmesini beklediğimiz SODEV (Sos-yal Demokrasi Vakfı) nın 24 Temmuz günü seçimlerden iki gün sonra e-mail ile gelen yorumunda AKP’nin başarısını “siyasal yaşama müdahaleyi alışkanlık haline getiren silahlı kuvvetlerin muhtırası”na bağlıyordu.

AKP’nin edindiği oy üstünlüğünü sağlayan başka nedenler yok muydu? O başka nedenlerin tümünü, “ mağduriyet duygusu”na bağlayarak,, AKP’nin oylarını arttırmasının nedeni sayılabilir mi?

Üniversitenin sosyoloji bölümü üyelerinden kimileri de, seçim sonuçlarını tek boyutlu nedenlere bağladılar. Örneğin ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Mustafa Şen, CHP’nin israrla “laiklik” tezi üzerinden sürdürdüğü muhalefetini, AKP’nin iyi bir seçim propagandası ile kendi lehine çevirdiğini ileri sürüyor. (Vatan, 24.7.2007) Ne denli havada kalan bir sav. Oysa, CHP, bu seçimlerde “laiklik” ilkesine odaklanan söylemler yerine “yolsuzlukları” konu almayı tercih etti. Başbakanın kolundaki saat, ya da oğlunun satın aldığı gemi, sy.Baykal’ın işlediği konular arasına girmişti CHP’den topluma gelişme umudu aşılayan önerileri işitmemiz mümkün olamadı.

A.Ü Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Mithat San-car’ın, “AKP’nin başarısında, askeri vesayet yönündeki girişimlere gösterdiği tepkinin ve CHP’nin tutumunun etkili olduğu savı da, masa başında üretilen düşünce türündeydi. Prof. Nilüfer Göle’ye göre, AKP, istikrarı sağlamış ve merkez sağa oturmuş”; e-muhtıra da AKP’yi güçlendirmiş!

ODTÜ Uluslararası İlişkiler öğretim üyesi Prof.İhsan Dağı da, AKP’yi yüzde 46’ya taşıyan olayı “demokratik öfkenin sonucu” olarak yorumluyor ve “e-muhtıra ve Anayasa Mahkemesinin kararı Türkiye’nin merkez sağında demokratik öfkeye dönüştü” ,diyordu.. Ona göre “unuttuğumuz bir refleks” varmış ve o refleksin derin kökleri mevcutmuş. Bu da darbeler dönemine kadar uzuyormuş.

2.Rakamlar Farklı Söylüyor.

Seçim sonuçlarını eğer ,e-muhtıra, tek başına etkileseydi, buna en fazla duyarlı olan EGE bölgesinde AKP oyları düşük kalmazdı. Demokrasi kültürünün geliştiği illeri kapsayan bu bölgede, öğretim üyelerinin yorumlarının yayımlandığı gün (Cumhuriyet, 24 Temmuz 2007) gerçeğe çok yakın sonuçlar şöyleydi :

AKP oyları .........AKP dışı oylar
İzmir................
631 bin..................1332 bin
Balıkesir.......285.............................423
Manisa..........309.............................445
Aydın..............162.............................404
Manisa.......117.............................320
Toplam......1504...........................2924
Oran %............34.................................66

Öğretim üyelerinden hiç olmazsa biri, seçim sonuçlarını rakamlara bakarak yapmaya gereksinim duymalıydı değil mi?

Bu görev bize düştü: Demokrasi kültürünün, demokratik bilinçlenmenin ve kişi başına gelir düzeyinin yukarıda olan yörelerimizde AKP’nin oyları AKP dışı oyların yarı-sından daha az düzeyde kalmıştır. Hata, kişi başına gelir düzeyinin yüksek olduğu illerimizden Kocaeli’nde bile AKP oyları AKP dışı oylara ulaşabilmiş değil. AKP’nin aldığı 367 bin oya karşı AKP dışı oylar 378 bindir.

Örneğin, Ankara 1.bölgede AKP oyları, 544 bin ile AKP dışı oyların %25 oranında gerisinde kalırken, 2.bölgede niçin 605 bin ile AKP’nin oyları, AKP dışı oylardan % 9 oranında fazlalık gösterdi?

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenle: Ankara 1.böl-ge, demokrasi kültürü ve gönenç yönünden 2.bölgeye göre daha gelişmiş durumdadır da onun için..

Yukarıki çizelge, bir gerçeği ortaya çıkarıyor mu der-siniz? Demokrasi kültürü geliştikçe ve kişi başına gelir düzeyi arttıkça, gerici akımlar sönecek ve gündemden düşecektir. Türkiye’nin geleceği bugünkü yozluğun ve yobazlığın örtüsünden kurtulacaktır.

Özetle şu sonuca ulaşmak olanaklıdır: Seçim sonuçlarını ekonomide ve kültürdeki gelişmişlik düzeyi beliriyor.

3.Varoşların İktidarı AKP.

5 Ağustos 2007 günü Hürriyet gazetesinin “Pazar” ekinde bir sağlıklı ses işitiyoruz: “Biz varoşlardan uzaklaştık” diyor. “Elitleştik, AKP halka inen siyaseti bizden çaldı” diyor. Kim bunu söyleyen? “Kürt sorununu trajedi olmaktan çıkarmalıyız” diyen DTP’den TBMM’cine milletvekili seçilen Aysel Tuğluk. Olayın en önemli ve gerçek olan yanını dile getiriyor.

Bu satırları yazan kişi de (Ali Nejat Ölçen) “Türk Solu gazetesinin e-mail ile kendisine ilettiği soruya, seçim-lerden 1 gün sonra şu yanıtı vermişti: (23 Temmuz 2007)

AKP’ yi halkın seçmediği yargınıza katılıyorum. AKP, aslında, yanlış ekonomi politikalarının ve tarımdan sanayiye kaynak aktarımının sonucunda, feodal geleneklerden arınmamış kırsal alan nüfusunun, kent varoşlarında yığılan kitlelerinin iktidarıdır.. Sol olduğunu ileri süren hiçbir siyasal parti, varoşların mantığını, taleplerini, yaşam biçimini kavramamış, merak bile etmemiştir. 2002’de varoşlar iktidara gelmiş, 2007’de iktidarını pekiştirmiştir.

Oysa o varoşlardaki insanlarımız, kendilerini yerinden, yurdundan eden, kent dışında sefalete ve açlığa ve umutsuzluğa terk eden, sorumlu siyasal partileri iktidara getirmenin çelişkisini yaşadıklarının farkında değiller. kitleleri uyaracak bir siyasa da ortada görünmemektedir.

Adalet ve Kalkınma Partisi varoşların iktidarıdır. Başbakan’ın kimi sözlerini aydın kesimin, yakışıksız, incitici bulmasına karşın, o sözleri varoşların, erkekçe, yiğitçe söylenmiş sözler olarak kabul etmediğini hiç kimse ileri süremez. Başbakan, varoş kültürünün temsilcisidir. O, böyle olmasa bile böyle olmanın yarar getirdiğinin ayırtındadır..

Bu düşüncemiz doğru ve gerçekse, AKP’ye yönelik oy çokluğunun bir başka boyutu ortaya çıkmaktadır.

Köşe yazarlarımız, üniversitelerimizdeki öğretim üyelerimiz, sanal mantıklarının ürettiği yorumlarla yetinedursun, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinden 2 gün sonra, New York Post gazetesinde Ralph Peters’in makalesinde olayın bir başka boyutuyla karşılaştık. Ralph Peters, makalesine ilginç bir başlık yerleştirmiş. “Electing Allah:Turkish vote turns back the clock” ( Seçilen Allah:Türk oyları saatı geriye aldı). 22 Temmuz seçimlerinin gerçek olan bir önemli yüzüyle karşılaşıyoruz o makalede.”Demokrasi için kötü haber” olarak niteliyor seçim sonuçlarını. “Türk halkı ezici çoğunlukla çağdışı, ortaçağa dönük din temelindeki partiyi seçti” diyor. Bununla yetinmiyor:

“Kravatlı İslamcı parti AKP, sekular Anayasayı –istese de- ortadan kaldırmak için yeterli oyu elde edemedi, diyor ve devam ediyor: “Fakat, Kemal Atatürk’ün mira-sında çentikler açma kararındadır. Atatürk, görkemli öngörüsüyle Batıyla boy ölçüşmekte israr etmişti. Islamın geçersizleşmiş kurum ve boş inançlarını göz ardı ederek, peçeyi ve fesi yasaklamış, hilafeti kaldırmış, -Usama bin Ladinler’in yakındığıdır bu. (Tanım, bizim değil, R.Peters’in) halkın eğitimiyle Türkiye’yi karanlıktan uzaklaştırmıştı. Ne yazık ki, sonra gelen dar görüşlüler, onun öngörüsüne (vizyonuna) sahip çıkmadılar. Sekular siyasal partiler yozlaştı, ordu, hakem rolünü üstlendi. Ekonomi feodal nitelikte kaldı, orta sınıf yoksullaştı;eski kuşaklara ilişkin siyasal sistem zayıfladıkça, İslamcılar devinim kazanmaya başladı.”.

Ralph Peters, ülkemizden 10 bin km.uzakta Türkiye’yi görürken, kimi aydınlarımız burnunun ucunu göremiyor.

Ralph Peters de, AKP’nın başarısı içinde, “ vaad edilenlerin hiç birisinin gerçekleşmediği, bölünmüş Anadolu kentlerine, gecekondulara, kötü koşullar altında gelişmemiş yörelere, elektrik ve temiz içme suyu götürdü”, diyor.

Milliyet gazetesinde Tolga Şardan’ın değindiği konuyu Ralph Peters de dile getirmiş.

New York Post gazetesinde bir Amerikalı yazar, AKP’nin ne yapacağını bizler kadar bilmektedir. Kapalı kapılar arkasında hazırlanan Anayasa taslağı bunun kanıtı.

Milliyet gazetesinde Tolga Şardan, biraz olsun olayın içine girebilmiş görünüyor: KÖYDES ve BELDES projeleri, AKP’ye kazandırdı başlığını koymuş yazısına (7.8.2007). Meğer, kırsal kesimde AKP’ye yönelen oy patlamasına KÖYDES ve BELDES projeleri neden olmuş. KÖYDES projesi nedeniyle 3 milyon köylü içme suyuna kavuşmuş. 3128 köyde yaşayan 800 bin köylü yurttaşımız içme suyuna kavuşmuş.

4.Sadaka Ekonomisi.

Öğretim üyelerinden en tutarlı yorumun Prof. Dr.Sencer Ayata tarafından yapıldığını söylemeliyiz. Tutarlılığı, kesin yargıya varmadan önce, kimi çevrelerce ne düşünüldüğüne değinmesi, konuyu çeşitli yönleriyle ele aldığını gösteriyor. Örneğin, CHP’ nin başarı sağlayamayışının nedenini, gözlem ve izlenimlerine dayanarak iki nok-tada özetlemektedir. “CHP, dar anlamda siyaset yapıyor” diyor. Prof Ayata, haklı olarak şu açıklamayı yapmakta: :”Köylü nüfusun kent toplumun parçası olabilmesi için, gelire,konuta, ulaşım ve sağlık hiz-metlerine, parklara, okullara ihtiyacı var. CHP, 1970’-lerde bu değişime odaklanmış ve hiç değilse siyasal söyleminin merkezine bu sorunu oturtmuştu. Oysa günümüzde, göç ve kentsel bütünleşme konusuyla AKP, daha fazla ilgileniyor”. CHP’yi bundan daha doğu eleş-tiren olmadı. Ve CHP’nin yönetim kadrosu, dar siyasetin sınırlarını aşabildi mi? Hayır. İçe kapanık politikalarla çoğunluğun oyları alınabiliyor mu? Ya da çoğunluğun oylarına gereksinim mi duyulmuyor?

Prof.Ayata bir doğruya daha değiniyor,şöyle:”Islami hareket, ihtiyaç sahiplerine yardım götürecek boşlukları doldurmaya çalışıyor. Ama bu sistemi adil ve çağdaş bir sosyal refah rejimi gibi görmek yanlış olur”.Ne denli doğru. O yüzden biz bu bölüme “sadaka ekonomisi” adını verdik. Prof.Ayata, incelikli yazım biçemi uyguladığı için, böylesi bir özetleme yapması beklenemez. Fakat, söylediğinin çevirisi, “sadaka ekonomisi” dir. Prof.Aya-ta, bu yorumunu şu tümcelerle sürdürüyor:”Bu yönetim-ler, özünde yanlıdır:Bazıları korunurken, bazıları dışla-nır. Sosyal adalet dağıtımı nesnel ve evrenselliklere göre yapılmalıdır. Yardım yapanların kaynakları, muhasebeleri yeterince şeffaf değildir. Pazarlıklar, vaadler söz konusu olduğunda bireysel özgürlükler için tehlike var demektir.”(Milliyet, 24-25 Ağustos 2007)

Sadaka Ekonomisindeki amacın ne olduğunu açıklamaya gerek görmüyoruz. Son sayfadaki dizelerimiz durumu yeterince açıklıyor. Islam’a ters düşen bu yöntem, onur kırıcı biçimde Islamın siyasallaşmasının yerleştirici gücü ve seçim kazanmanın yolu olarak varoşlarda kullanılıyor .

5.Türbanı Modernleştirmek!

Başa bağlanan ve saçların görünmesini engelleyen, bez parçası biçimsel olarak nasıl modern olabilir anlamak olanaksız. Türbanın modernleştirildiğini varsayalım. Kafanın içi modernleşecek mi? Kafanın içindeki örümcek ağları kaybolacak mı?

Vatan gazetesinin 27 Ağustos 2007 günlü yayımında, Prof. Ümit Meriç, “Türbanı modernleştirmek maskaralıktır” diyor. Çünkü türbanın simge olmasını doğal buluyor. Yanıtı böyle. Nasıl bir Prof. ki,”Dinde taviz vermek olmaz” diyor. Madem ki dinde ödün verilmemeli, o halde erkeğin tanıklığı yanında kendisininkini yarım olarak niçin kabul etmiyor? Eğer Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, Saadet Partinin kayıp Akçelerinden yargılanır da suçlu bulunursa, Prof. Ümit Meriç, Maide Suresinin 38.ayeti gereğince elinin kesilmesini önerecek mi, mademki dinde ödün vermek söz konusu değil, diyor.

Prof.Ümit Meriç bilerek ya da bilmeyerek şeriatı öneriyor. Üstelik turbana engel koymaya hiç kimsenin hakkı yok diyor. Özel yaşamda zaten kimsenin engel olduğu yok. Herkes umacı gibi kendisini çirkinleştirme özgürlüğünü kullanmaktadır. Kimsenin karıştığı yok ki. Buna karşın, koşulları gereği her kurumun giysi kuralı vardır. Şimdi Prof. Ümit Meriç’e sormak gerekir, Harp Okuluna girip subay olmayı isteseydi, kafasına türban bağlayabilir miydi? Hayır bağlayamazdı. O zaman, müslüman kadınların, subay olma hakkının ellerinden alındığını mı sileri sürecekti?

Her kurumun önceden belli olan giysi kuralları vardır ve kendisi de bu kuralları bilerek tercihini yapmıştır. Sonradan yakınmasının geçerliliği olabilir mi?

Mısır Devleti dahil tüm Arap yarımadasındaki ülkelerin başkan hanımlarının hiç birisi, bizimkiler gibi umacı kılığında değiller. Onlar yoksa Müslüman değiller mi?

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail