Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 71 Geri Tavsiye Et Yazdır


YAVUZ SULTAN SELİM VE TÜRKLÜK BİLİNCİ

Canan Güngör Uçaroğlu ,
İç Mimar-Çevre Tasarımcısı

Yavuz Sultan Selim, padişah olduğunun ilk günlerinde, dünyaya Türklük egemendi. Iran’da Safaviler, Anado-lu’da Osmanlılar, Mısır’da Memluklar, o dönemin büyük Türk devletleriydi. Bu devletler aynı zamanda İslamiyeti de yaşamaktaydılar. Aynı dili konuşan, aynı ulustandılar. Aralarında sadece mezhep farkı vardı. Bu üç büyük devletin dilleri Türkçe’ydi, sadece lehçeleri farklıydı.

Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim’e gönderdiği mektupları Türkçe yazmasına ve “kardeşim” diye başlamasına karşın, yanıtları “Farsça” almaktaydı. Bunun nedenini sorduğunda aldığı yanıt şaşırtıcıydı:”Türkçe yazı dili değildir. Bayramı bilmeyen, lıkır lıkır ayran içen dağdaki göçerlerin dilidir”.1

Yok yere yaratılan sürtüşmelerin sonucunda Safaviler yok edildi. Zaten Yavuz Sultan Selim, yönünü Doğu’dan Güney’e çevirdi. Kabe alındıktan sonra, Osmanlı’nın yolu Kahire’ye yöneldi. Memluklar yok edilerek, Kahire işgal edildi. Yavuz Sultan Selim, Kahire’deki ilk Cuma namazını Cami-ül Eser’de tam kadrosuyla kıldı. Anadolu, İran ve Mısır’da ezan, yerel dillerle okunup, ibadetin bir kısmı da ayni biçimde yerel dille yapılmaktaydı. Islam inancında, Tanrı tüm dillere vakıf, aynı zamanda tüm kulların beyinlerindeki düşünceleri, kalplerindeki duyguları anlama kudretine sahiptir. O nedenle de insanoğluna bilmediği ve anlamadığı dilde ibadet , ilk önce Tanrı’ya saygısızlık, insanı da papağan yerine koymaktır. (Papağan, sözcükleri yineler fakat, anlamlarını bilmez.) Yavuz Sultan Selim, Cami-ül Eser’de kılınan namazlar sonucunda Arapça ibadete hayran kalmıştı.2

Şu gerçeği de bilmeliyiz. Kur’an, insanlığa Kureyşçe olarak indirilmişti. Irak’ta Tigritice, Suriye’de Temlikçe, Filistin’de Telmisce konuşulmaktaydı. Arapça diye konuşulan dillerin de sayısı çok fazla. Süryanice, İbranice dilleri grubundandır. Kureyşçe, bu dil grubunun sadece %5’i kadardı. O yüzden Arapça konuşanların çok azı bile Kureyşçe bilmediklerinden, çok azı Kur’anı anlamamaktaydı.

İslamiyet’in tüm tek Tanrılı dinlerin hepsinden farkı ve üstünlüğü, Allah ile kullar arasında araçların bulunmamasıdır. Bu gerçek, Zerdüşlükte, Hıristiyanlıkta ve Mu-sevilikte yoktur. Bir Müslüman aklı başında ve temiz iken, temiz bir mekanda, kıbleye dönerek, araçsız inan-cını, duygularını kalben ifade ederek namaz kılabilir. Bu ibadetten, Yavuz Sultan Selim Kahire’deyken çok etkilendi. Kadrosu da aynı biçimde Arapça ibadete hayran kalmıştı. Bu hayranlık sonucunda hazırladığı fermanı, atlı habercilerle Doğu Akdeniz donanmasının merkezi olan Yumurtalık’a gönderip, tüm filonun son hızla İskenderiye limanına gelmesini emreder. Bu arada Kahire’de Memluk Türklerinden olmayan 3800 İslam adamı da (Hafız, imam vb.) seçilip İskenderiye Limanında toplanırlar. Arap din adamları, Akdeniz, Ege ve Marmara kıyılarındaki deniz üslerine gemilerle ulaştırılıp Anadolu’ya dağıtılır. Görevlendirildikleri camilerde, Meşruta evleri 3 yapılıp, Sarayca evlendirilirler. O günden sonra, tüm İslam Türk toplumlarının da ibadeti tamamen Arapça’ya yönelir.

Şu gerçeği de göz ardı etmemeliyiz. Fatih Sultan Mehmet, 1453’de İstanbul’u fethettiğinde ilk Cuma namazını Hagia Sophia ‘da kılmıştı. Kilisedeki resimleri boyayarak yok etmek isteyenlere engel olmuş, resimler ve yazılar çarşafla örtülerek namaz kılınmıştı. Fatih Sultan Mehmet, ilk Cuma namazından çıkarken, çiseleyen yağmurun altında Ak Şemsettin’in koluna girerek, “bre Lalam, İslamlıkta ibadetin Arapça yapılması caiz midir?” diye sorar.Ak Şemsettin’in yanıtı şöyle olur: ”Hünkarım, kainatın yaratıcısı Allah, iki canlıya sözcükleri söyleme kabiliyeti vermiştir. Ademoğlu ve papagan. Ademoğlu ağzından çıkan sözcüğün anlamını bilir, papağan bilmez. Bu nedenle ademoğluna bilmediği bir dilde görev vermek onu papağan haline getirip hayvanlaştırmak değil midir? İslam’da ibadetin insanoğlunun kendi dilinde yapması vaciptir”. Ak Şemsettin öğrencisine ayrıca, “Allah’ın insanın ibadetine ihtiyacı yoktur, O, kullarını sevdiği için tüm yarattıklarını ona bağışlamıştır. İbadetin nedeni, yaşamın kısa olması ve insana iyi ve güzel alışkanlıklar kazandırmaktır”,demiştir.

Fatih ve Lalası Ak Şemsettin, toplantılar yaparak, Kur’anın o günkü Türkçe’ye çevrilmesi için gerekli kuralları saptadılar. O günkü din ve dil bilginleri arasında, üç aşamalı olarak, Kur’anın Türkçeye çevrilmesi yarışı düzenlediler. Yarışma bilirkişi başkanlığını da Padişah adına Lalası Ak Şemsettin yükümlenmişti.

Bu yarışmanın ikinci aşamasında 6 çeviri eser seçilmiş fakat, Osmanlı seferlerinin sürekliliği ve görevli mütercimlerin sağlık ve ölümlerinin yaratığı sorunlar nedeniyle, üçüncü aşama yapılamamış ve tek çeviriye ulaşılamamıştı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurularak harf devrimi ta-mamlanınca, Topkapı Sarayı arşivinde bulunan ikinci aşamanın 6 çevirisini Mustafa Kemal Atatürk, yeni harflerle, Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki Osmanlı Devleti Aliye matbaasında bastırmıştır. Bu 6 çeviriyi Kur’ana günümüz Türkçe’sinin sözlüğü de eklenerek bastırtmıştır. Baskı, çevirilerin üçüncü aşamasını gerçekleştirmek amacıyla 1000 adet olarak yapılmıştı. Hatay sorununun gündeme girmesi, Atatürk’ün hastalanması ve ölümü üzerine Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, II.Dünya Savaşının başlaması ve kağıt yokluğu karşısında çalışmaları durdurmak zorunlu olmuştur.

Demokrat Parti iktidara gelince, Başbakan Adnan Menderes de Osmanlı Devlet Matbaası depolarında Türk-çe’ye çevrilmiş bu Kur’an’ların tümünü, Türkçe ezanın yasaklandığı günlerde, İzmit Kağıt fabrikasına kağıda dönüştürülmek üzere gönderilmiştir. Bu çevirilerin birer kopyasının, Sanat Tarihçisi Sami Nafiz Tansu (Kabataş Erkek Lisesi Tarih öğretmeni idi) hocamızın arşivinde olduğunu duymuştum. Herhalde varislerinden öğrenilebilinir.

İslamda savurganlık haramdır. O nedenle, Kanuni Sultan Süleyman, Mimar Sinan’ın edindiği bir fetvaya dayanarak, ”Mülkümde insan sesi 1750 adım öteden duyulur. Müslümanlıkta israfın haram olması ayrıca özveri istenmesi nedeniyle 3500 adımdan daha yakın yere ikinci bir cami yapılmasını yasaklanmıştır” diye ferman yazdırmıştır. (Topkapı Sarayı arşivi).

Dip Notlar:
1. Şah İsmail’in mektupları,Topkapı Sarayı Arşivi
2. Prof.Rıfkı Melül Meriç, (Güzel Sanatlar Akademisi, Türk Sanatları Ararştımaları Enstitüsü kurucu üyesi) “Türkçe,Türk Kültürü, Türk Sanatı, Akademi Dergisi,1947-48.
3. Satılması yasak bağışlanan ya da miras yoluyla edinilen konut.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail