Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 72 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL.

Ali Nejat Ölçen

TBMM’nin en tartışmalı geçen gizli celselerden biri kuşkusuz, 27 Şubat 1922 günü Lozan Konferansında saptanan ülke sınırlarına ilişkin tartışmalara tanık olmuştur. Konferansa katılan heyetin başkanı İsmet Paşa, yeni kurulan devletimizin sınırlarını açıklarken buna ilk karşı çıkan Mersin milletvekili Yusuf Ziya Bey şunları söylemişti:

Paşa Hazretleri,sual soracağım.Cenup hududunda hükümet yeni bir vaziyet almayacak mı?Yani, İskenderun ve Antakya için Hükümet bu defa yeni bir teşebbüs almıyor mu?

Onun bu sorusu, Mecliste “Musul elden gidiyor” sesleriyle karşılandı. İsmet Paşa’nın verdiği yanıt şöyleydi:

Efendim, mesaili arziyed (sınırlar sorununda) Cenup, Suriye hududu için düşündüğümüz Ankara itilafnamesinde (anlaşmasında) vardır. İskenderun için bir hudut vardır. Bir de İskenderun ve Türk ekseriyetiyle meskun olan yerler için itilafname metninde veyahut protokolda bir takım ahkam vardır. Bu ahkamı kamilen muhafaza ediyoruz.

İsmet Paşa’nın bu yanıtına karşı, Antalya milletvekili Rasih Efendi’nin sesi duyulur
-Biz ediyoruz. Fakat, Fransızlar etmiyor.

Bolu milletvekili Tunalı Hilmi Bey de eleştiriye katılmış ve şunları söylemişti:

-Efendim, Ziya Bey arkadaşımızın sualine vermiş olduğunuz cevapta,”Fransızlarla akdedilmiş olan Ankara itilafnamesi mucibince hududumuz alahalihi (değişmeksizin) kalacaktır”buyurdunuz ve aynı zamanda buyurdunuz ki “İskenderun mıntıkasına ait itilafnamenin bir ahkamı (hükmü, geçerliliği) vardır. Ahkam, protokolda tanzim edilmiştir”.Halbuki Fransızlar o ahkamın en ufağına, en hafifine, en adisine bile hürmet etmemişlerdir..Atiyen ne gibi ümidimiz vardır ki Fransızlar bunları icra etsin.

İsmet Paşa.yanıt verir
-İcra etmezlerse, o bir başka meseledir.

TBMM’nde konuşmalar bir bakıma öfke içinde geçiyor ve İsmet Paşa’nın misak-ı milli sınırlarını yeterince korumadığı kuşkusu, konuşmaların odak noktasını oluşturuyordu. Mustafa Kemal’in söz aldığını görüyoruz. Kendine özgü, serin kanlılıkla şunlar söylediğine tanık oluyoruz:

Arkadaşlar mevzuu bahis olan mesele cidden mühim ve naziktir.Bu meseleyi asabiyetle görüşmek caiz değildir. Onun için bütün arkadaşlarımı sükuta davet etmek cüretinde bulunacağım.

O’nun bu davranışını, şimdi siyaset ve devlet adamları örnek alabilmelidir. “Konu ciddi ve naziktir, asabiyetle görüşmek uygun değildir” diyor. Öfkelenmeden görüşme yapılmasını öneriyor. O’nun soruna bakış açısı, kendine ve ulusuna ve de çalışma arkadaşlarına güvenmenin erdemini sergiliyordu.

Benim bildiğime göre Heyet-i Vekile kat'i bir karar almak için gelmiş değildir. Yalnız müsaade buyurursanız, safhayı benim anladığım gibi izah edeyim..Sulh şeraitini muhtevi proje diye ortaya koydukları eserin muhteviyatı hey’eti murahhasımız tarafından kabule şayan olamayacak mahiyette idi. Asıl bu muhteviyatın (içeriğin), gayri kabili kabul olmasını istilzam eden mesail muayyendir. Yani bir çok hal edilmiş mesail şayanı kabul görülebilecek nikat (noktalar) mevcuttur. Bununla beraber hey’eti umumiyesini kabul ederek sulhu tesise mani olan noktalar barizdir. İşte hey’eti murahhasımız vukubulan talikten (ertelemeden) istifade ederek, merkezi hükümete gelmiş ve vaziyeti hey’eti vekileye arz ile yeniden bir talimat talep eylemiştir. Yoksa hey’eti murahhasamız, kendisinin kabul ettiği ve hey’ete kabul ettirmek istediği bir projeyi aslen veya tadilen hey’eti celilenize kabul ettirmek üzere huzurunuza çıkmış bir vaziyette bulun-muyor, zannederim.

Bu konuşma biçiminde Mustafa Kemal’in bir üstün niteliği ilgimizi çekiyor. TBMM’ne saygısı ve zihnindeki çelişkisiz düşün biçimi. Şimdikilerde bulunmayan iki özellik. Bu iki özellik, görüşmelerin asabiyet içinde gerçekleşmemesini önermedeki nezaketi. Lozan Antlaşmasında kesin karara varılmadan önce, görüşmelerin kesintiye uğraması nedeniyle bilgi vermek ve öneri edinmek amacıyla heyetin gelmiş olduğunu açıklamasındaki gerçekçilik. Ve konuşmasının bir bölümünde de çok önemli ve o ölçüde gerçek bir konuya değiniyor:

Heyet-i Vekile bir karar ittihazı mevkiinde kaldı, diyor ve devam ediyor: Bu karar, ya müzakeratı sulhiyeyi kat etmek (kesmek), harekatı fiiliyeyi askeriyeye başlamak ve yahut bu kararı tehir ederek her hangi bir zeminde, tekrar sulh talebine İmkan bulmak

TBMM’nde eleştiri yönetenlerden birinin konuya böyle bakabildiğine o günkü TBMM,tanık olabildi mi? Lozan görüşmelerini kesintiye uğratmak ve yeniden savaşa girişmek. Bunu yapabilecek koşullar var mıydı? Yoktu. TBMM’nde hiç kimseden bir üçüncü seçenek olduğuna ilişkin söz işitilmedi. Çünkü üçüncü bir seçenek mevcut değildi.

Bugünün gerici ve ilerici geçinen kadroları, Lozan Ant- laşmasını bağdaş kurup eleştirirken bir üçüncü seçenekten söz edebilirler mi?

Değiştirilen Vakıflar Yasası’nda Lozan Antlaşmasına aykırılıkla azınlıklara aşırı ayrıcalıklar tanınması, cemaat vakıflarına denetim dışı her tür ekonomik ve tecimsel haklar bağışlanması, olup bittiye getirilirken, bugünkü Adalet ve Kalkınma Partisi ileri gelenleri, kamu oyunu aydınlatma gereğini duydu mu? Cemaat vakıflarının edindiği bu olağanüstü ayrıcalıkları ve şirketleşme öz-gürlüğünün yaratacağı parasal gücü nasıl, hangi amaçla kullanacağını bugün kim bilebilir?

Anayasa’yı değiştirirken, ABD’ye bilgi veren bu iktidar, TBMM’ne, muhalefet partilerine ve kamu oyuna bilgi vermeye gereksinim duydu mu? Mustafa Kemal’in Cumhuriyetinin başına türban geçirilirken, cemaat vakıflarının hangi siyasal partinin güdümüne girerek o partinin arka bahçesi olmayacağını bugün kim ileri sürebilir?

Geleceğin karanlığına sürükleniyor Mustafa Kemallerin aydınlığı.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail