Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 72 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


...

VAKIFLAR YASASI’NA SALDIRI.
Ali Nejat Ölçen.

1.Genel

5555 sayılı Vakıflar Yasasının Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından TBMM’ne geri gönderilen 5,11-14,16 ,25, 26 ve 41.maddelerinin ivediyle 30 Ocak 2008 günü 56.Birleşimde görüşülmesine başlanması, muhale-fetteki siyasal partiler tarafından yadırganmış ve eleşt-irileri dört temel nokta üzerinde yoğunlaşmıştır. Burada sunduğumuz bilgiler, o eleştirilerin odağında, Vakıflar Yasasındaki değişikliklerin yorumuyla sınırlı olacaktır. Muhalefetteki partilerin sözcülerinin hemen tümünün,

1.Vakıflar yasasının ivediyle gündeme alınmasının AB tarafından uygulanan baskı sonucu olduğu,
2. Lozan Antlaşlması'nın ivediyle gündeme alınmasının AB tarafından uygulanan baskı sonucu olduğu
3. Azınlıklara tanınan ayrıcalıkların ülke bütünlüğünü zedeleyen sorunlara neden olacağı,
4.Vakıflara tanınan ekonomik ve tecimsel özgürlüklerin rekabet dışı, bir üçüncü sektör yaratacağı, noktalarında yoğunlaşmıştır.

Lozan Antlaşması’nın göz ardı edildiği ya da değişikliğe uğratıldığı savının ötesinde bundan daha sakıncalı olanı Lozan Antlaşmasında geri çevirdiğimiz hükümlere, Vakıflar Yasasındaki değişiklikle yeniden yer verilmiş olmasıdır. Örneğin, Lozan Antlaşmasında sadece “Mü-lüman olmayan azınlık” kavramıyla yetinilmemiş, Avrupa Birliği’nin ülkemize ilişkin gelişme raporlarında, özellikle 2004’den sonra Kürt ve Alevi yurttaşlarımızın da azınlık kabul edilmesi koşulu ileri sürülmüştü. Bu çarpık koşula ne Dışişleri Bakanlığından ve ne de Başbakanlığa bağlı Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinden karşı yanıt işitmedik! Bu gidişle, 2000’li yılların son-larında, acaba kendi ülkemizde biz Türk’ler azınlık mı olacağız?

Lozan Antlaşması görüşmelerinde “Müslüman Azınlık” kavramı geri çevrildiği halde, 2000’li yılların başında AB tarafından yeniden gündeme getirilmesine ulusça tepki göstermemiz gerekirdi.

TBMM’inde siyasal parti sözcülerinin hemen tümünün, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 5555 sayılı Vakıflar Yasası’nın geri gönderilmesine ilişkin gerekçeyi okuduklarını sanmıyoruz. Eğer okumuş olsalardı, azınlık vakıflarına bağışlanan ayrıcalıkların ne tür sakıncalar taşıdığını öğrenmiş olurlardı. Lozan Antlaşmasında azınlıklara ilişkin hak ve özgürlüklerin biçimi, özü, sınırları incelenmeden, Vakıflar Yasasındaki değişikliklerin yorumlanması elbette gerçekçi olmayacaktı; olmamıştır..

Bir karşılaştırma yapabilmek için, Lozan Antlaşması’nın azınlıklara ilişkin hükümlerin İngilizce olan yazımını ve Türkçe ‘ye dönüştürdüğümüz çevirisini temel aldık. İnternette, yahoo, altavista, google, wikipedia gibi site-lere girdiğimizde, Lozan Antlaşması’na ilişkin Türkçe metne rastlayamadık. T.Tarih Kurumunun web sitesinde bile antlaşmanın sadece İngilizce metnine yer verildiğini gördük.. Bu çalışmamızda TBMM’deki görüşmelere ilişkin tuta-naklara girerek Vakıflar Yasasındaki değişikliklerin gerçek içeriği ve amacını ortaya çıkarmaya çalıştık.

2.Lozan Antlaşması’nda Azınlıklar Konusu.
Lozan Antlaşması her ne kadar, ülkemizi paylaşmayı öngören Sevr Antlaşması’nı geçersiz kılmış, bağımsız yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını dünya kamu oyuna kabul ettirmiş ise de, azınlıklar konusunda, kimi ödünleri verdiği buna karşın, komşu ülkelerdeki Türk olan azınlıkların, benzer haklardan yoksun bırakıldığı da bir gerçektir. Örneğin, Federal Almanya Cumhuriyetinde çalışmakta olan emekçi kitlelerimizin can güvenliğinin sağlanamadığı gerçeği karşısında, Vakıflar yasasındaki değişikliğin ivediyle ele alınmasını, Cumhurbaşkanlığı tarafından geri gönderilmesindeki gerekçenin göz ardı edilmiş olmasını eleştirmek olanaklıdır. TBMM’deki görüşmelerde muhalefet partilerinin sözcüleri de bunu dile getirmişlerdir.

Lozan Antlaşması’nda azınlıklara ilişkin 39-42ci maddeler incelendiği zaman, azınlıklara aşağıdaki olanakların tanındığı görülür:

1.Müslüman olmayan azınlıkların (Türk ulusu olarak ni-telediğini, onların Turkish Nation olarak adladırıldığını görüyoruz. Örneğin “Turkish nations belonging to non—Moslem, gibi) Müslüman olanlara eşit temel hak ve özgürlüklerini korunması, din, inanç, itikad farklılıkların kamusal alanda görev almalarını engellememesi, ticarette, basında, din uygulamalarında hatta yargı önünde kendi dillerini kullanabilmeleri,(Madde 39)
2. Türklere eşit durumda olmaları, harcamalarını kullanmakta, yönetmekte, denetlemekte, dinsel ve sosyal kuruluşlar oluşturmakta, kurdukları okullarda kendi dilleriyle öğrenim yapabilmeleri, Türkçe resmi dil olmasına karşın, kendilerinin ana dilde öğrenim yapma olanağına engel çıkarılmaması, (Madde 40);
3.Kentlerde ve yerleşim birimlerinde ikamet eden Müslüman olmayan azınlıkların, devlet fonları dışında, belediye ve diğer bütçelerden hakkaniyete uygun yardım alabilmeleri (Madde 41);
4Geleneklerine uygun yaşam biçimine Türk Hükümetlerinde müdahale edilmemesi, kilise, sinagog, kabristanla-rın ve dinsel kuruluşları korumanın Türk Devletinin görevi olması, dinsel ve hayır vakıfların ve buna benzer kuruluşların tüm olanak ve yetkilerinin güvence altında olması (Madde 42), gibi.

Vakıflar Yasası’nda öngörülen değişiklikler, Lozan Antlaşması’ndaki bu sınırları aşmaktadır Azınlıkların Lozan Antlaşmasında saptanan hak ve özgürlüklerinin ötesine geçilmekte, yeni hak ve özgürlükler bağışlanmaktadır. Her ne kadar mütekabiliyet kavramından söz edilmiş ise de bu konuda AKP Hükümeti içinde bile düşün birliğine varılmadığı görülüyor.

Ekonomide “talep arz’ı yaratır” türünde bir kural söz konusudur. Vakıflar yasasındaki değişiklik bu kuralın dışında “arz, talebi yaratacak” ve ayrıcalıklardan yararlanmayı amaçlayan vakıflar türeyerek, vakıflar enflasyonu doğacaktır. Öyle sanıyoruz ki, Batı dünyası, belki de Vakıflar yasasında böylesi değişiklikler yapılarak umduklarından daha fazla ayrıcalıklara sahip olacaklarını beklemiyorlardı!

3.En Sakıncalı Madde.
Vakıflar Yasası’na eklenen en sakıncalı olanını 41. maddeye getirilen “Vakıf Meclisi”nde görüyoruz. 5 Haziran 1936 gün 2762 sayılı yasada tanımı verilen “İdare Meclisi”nin içeriği ve kapsamı değiştirilmekte, üye sayısı 15’ e çıkarılmaktadır.“Genel müdür, üç genel müdür yardımcısı, bir hukuk müşaviri, vakıf konusunda bilgi ve deneyim sahibi yüksek öğrenim mezunları arasından başbakanın teklifi üzerine ortak kararnameyle atanacak beş üye; ve mülhak ve cemaat vakıflarınca seçilecek birer üye olmak üzere toplam on beş kişiden oluşmaktadır Vakıf Meclisi.

Bu tanımdan anlaşılıyor ki, “mülhak ve cemaat vakıfları, beş üye ile temsil edilecek. Ne tür cemaat vakfı olacak bunlar, kendi aralarında nasıl örgütlenerek, Vakıf Meclisinde kendilerini temsil edecek üyeleri nasıl seçecekler, belli değil. Yönetmelik ile de bu belirsizliğin giderilemeyeceği, cemaat vakıfları arasında çözümü olanaksız ölümcül yeni çekişmelere neden olacağı açıktır. TBMM’ deki konuya ilişkin bu soruna değinildiğini göremedik. Başbakanın önerisi ve Bakanlar Kurulunun atamasıyla Vakıflar Meclisine seçilen 5 üye, Cemaatler Vakıfların-dan gelen 5 kişi ile düşün birliğine vardıklarında, Vakıf-lar Genel Müdürlüğü’nün temsil ettiği kamusal yetki alanı azınlığa düşmüş olacaktır.

Vakıflar Meclisi öyle sanıyoruz ki, devenin hörgücünü andıracak.

CHP Grubu adına konuşan Onur Öymen, 41.-maddeye ilişkin her hangi bir eleştiri yöneltmek yerine sadece ve kısaca “Atatürk döneminde düzene sokulan vakıflar sisteminde köklü sapma yapılmakta”, olduğuna değinmiş ve ”Türk mahkemelerinin yıllardan beri vakıflar konusunda yaptıkları düzenlemeler (yargı kararlarıyla düzenleme yapılır mı, bilemiyoruz,a.n.ö) aldıkları kararlar, içtihatlar geçersiz olacaktır”, demekle yetinmiş, ko-nuşmasını “Lozan Antlaşması’nın göz ardı edilmesi sorununa bağlayarak, şunları söylemiştir.

Önünüzdeki metne bakınız, içinde bir kelimeyle Lozan geçiyor mu, bir kelimeyle geçiyor mu? Arkadaşlarımın dile getirdikleri Yunan yasasının hemen başında, Lozan’a uygun hareket edeceğiz, deniyor..Siz niye demiyorsunuz? Sizin metninizde niçin Lozan’ a atıf yok? Çok merak ediyorum… Lozan sizi niçin bu kadar rahatsız ediyor sayın Bakan? Niçin bu kadar rahatsız oluyorsunuz, Lozan’dan. Lozan, bu devletin bel kemiğidir, bu memleketin bel kemiğidir. (CHP sıralarından alkışlar).

Buna karşın, 41. maddeye ilişkin en tutarlı eleştiriyi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına devlet mutfağında yetişmiş olan Ertuğrul Kumcuoğlu, yapmıştır:

Mecliste kimler var? Cemaat vakfı temsilcisi var, yabancı vakıf temsilcisi var. Bunu vicdanınız kaldırıyor mu? Böyle saçma şey olur mu? Nasıl olur da Aya-sofya’nın kurucusu Fatih Sultan Mehmet’in Vakfı üzerinde bir gayrimüslim vatandaşımıza, bir yabancıya söz hakkı verirseniz de, onun vakfı üzerinde Türk ve Müslüman diger Meclis üyelerine söz hakkı vermezsiniz, yetki ve etki hakkı vermezsiniz . Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, hiçbir dini azın-lığa, hiçbir etnik azınlığa karşı değiliz. Ama, siz, bu memlekette binde 1’den az olan bir dini azınlığa beni, vakıflarımı denetlemek, kontrol etmek, onunla ilgili kararlar vermek yetkisini veriyorsunuz da bana onun vakıflarını yönetme konusunda her hangi bir yetki vermiyorsunuz.

4.Diğer Maddelerdeki Sakıncalar.
Vakıflar Yasasında 5. madde değişikliğiyle, (ki, 30 Ocak 2008 günlü 56.Birleşimde görüşülmüştür) “Türkiye’de yabancılara hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre vakıf kurmaları” olanağını bağışlamaktadır. Bu madde hakkında CHP Grubu adına konuşan Ordu milletvekili Rahmi Güner bu noktaya değinerek konuşmasına şöyle başlamıştır:

Yunanistan dışında bizimle vakıf konusunda ilişkisi olan hiçbir ülke yoktur, bir tek Yunanistan var. O da Lozan Antlaşması’yla belirlenmiş. Türkiye’nin anayasal güvencesi, kanun güvencesi altında bulunan bu cemaat vakıfları hiçbir zaman baskı görmemiştir. Fakat, Yunanistan’da nasıl baskı gördüğü, hatta cemaat vakıflarının kimler tarafından idare edildiği, bir çoklarına nasıl devletçe el konulduğu açıkça ortadır. Fakat, Hükümetlerimizin bu konuda Yunanistan’a karşı hiçbir girişimi de şimdiye kadar olmamıştır..Bizim yapımızda, bünyemizde, kesinlikle yabancı cemaat vakıflarının şube açmasına, yabancı cemaat vakıflarının girişimde bulunmasına, teşebbüste bulunmasına, ticari işletmeler açmasına şiddetle karşıyız, yurt içi yurt dışı örgütlenmelerine de karşıyız. Bu kanun çıkarsa Türkiye’de çok daha değişik durumlar ortaya çıkar.

Ordu milletvekili Rahmi Güner, konuşmasının sonlarında, söz konusu kanunun ülkemizin üniter yapısını Misak-ı milli sınırlarını, bağımsızlığımızı tehlikeye düşüreceğini de söylemişti.

Demokratik Toplum Partisi (DTP) sözcüleri, yasaya eklenen maddelere değinmek yerine kendi siyasal görüş-lerini dile getirmeyi tercih etmişler ve adeta o görüşleri kürsüde dile getirmek için, yasa maddelerini araç olarak kullanmışlardır. Vakıflar Yasası’na getirilen değişiklikler, DTP’yi ilgilendirmemiştir. Örneğin, DTP Grubu adına konuşan Şırnak milletvekili Hasip Kaplan:

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlıdan devraldığı mirasla, tarihinden gelen zenginliğiyle, Anadolu’nun bin bir çiçek kültürüyle bu gün elliye yakın etnik kimlik ve bütün semavi dinlerin olduğu bir ülkedir. Öncelikle bunu ifade ediyorum ve şu kürsüden, Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Boşnak, Pomak, Arnavut, Abaza ve Adige, elliye yakın insan, elliye yakın kimlik sayabilirim.. Bu ülkenin bu topraklarında doğan her yurttaşı eşit ve özgür yurttaşlarıdır, onurlu yurttaşlarıdır, onlar arasında ayırımcılık yapan, ırkçılık yapan, mezhepçilik yapanların, kafatasçılık yapanların.. vs.

DTPsözcüsü Hasip Kaplan, konuşmasının sonlarında, türban konusunda, AKP’nin CHP, DSP’ye, MHP’ye gidip te Demokratik Toplum Partisine gelmemesini eleştirmiş bunu 2 milyon seçmenin iradesine saygısızlık olarak nitelemiştir. Vakıflar Yasası’na getirilen değişimlere tek bir sözcükle bile değinmeden:

Kürt ananın, 20 milyon Kürt yurttaşımızın 10 milyonu kadındır. Kadın olan Kürt yurttaşlarımızın ana diline özgürlüğü o 42.maddede getirmeyeceksiniz, içinize sindirmeyeceksiniz, ama başörtüsünü de “özgürlük” diye kamuoyuna lanse edeceksiniz, kamuoyunu aldatacaksınız, ayırımcılığa devam edeceksiniz, diyerek konuşmasına son vermiştir.

TBMM’nin aynı gün 56. Birleşiminde 11 ve 12.maddeler de görüşülmüştü. 11.madde, vakıflardan yasa gereğince istenen bilgi ve belgeleri zamanında Vakıflar Genel Müdürlüğüne verilmemesine yönelik ceza öngörmektedir. Ne var ki, siyasal parti sözcülerinin hemen hiç biri madde üzerindeki görüşleri dile getirmemiş, yasanın zararlarından söz etmenin kolaylığına kendilerini kaptırmışlardır. Örneğin, CHP sözcüsü Mersin milletvekili İsa Gök, maddeye ilişkin parti görüşünü açıklamak yerine, yasayı genel açıdan eleştirmekle yetinmiştir. Ör-neğin şu tümcesi, CHP, MHP, DSP sıralarından alkışlarla karşılanmıştır:

Bu vakıflar kanunuyla sermaye hareketlerine izin veriyorsunuz, şube açtırıyorsunuz, yurt dışına gönderiyorsunuz, şirket kurduruyorsunuz, yeni ticari işletmeler açtırıyorsunuz. Siz ne yapıyorsunuz? Siz Türkiye’ nin geleceğini dinamitliyorsunuz. Farkında değilsiniz, dinamitliyorsunuz.

Sy.Gök, konuşmasının sonlarında “mütekabiliyet” sözcüğüne de değinir, Mütakabiliyet’e ben gülüyorum” der, şunları söyler: “2762’de mütekabiliyet yoktur. Niye yoktur?. Yabancılık unsuru taşımayan bir kanunda sen mütekabiliyet kelimesini koymuşsun, sizleri uyutmak için, komik bir kelime. Bu kanunda mütekabiliyet kelimesi ol-maz. Bunu çıkarın. Bir tek Yunanistan için geçerli. Lozan’a uymuyor bu.

MHPGrubu adına konuşan Manisa milletvekili Erkan Akçay’da, kanunun ülkemize büyük zararlar vereceğini söyledikten sonra:

“Yabancılar, hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf karabilirler. Türklerin yabancı ülkelerde vakıf kurmaları uygulamada ya hiç olmayacak veya yok denecek kadar az olacaktır.. Yabancılar,Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için tahminimizin üzerinde, çok sayıda vakıf kuracak, şubelerini açacaklar. Bu yabancı vakıflar, büyük maddi güçleri ve faaliyet alanlarının çeşitliğiyle yurdumuzun her köşesinde karşımıza çıktıklarında o zaman ne büyük bir hata yapıldığı anlaşılacaktır. Cumhuriyetimizin kurucularının Lozan’da bu hakları vermedikleri daha iyi anlaşılacaktır. 12.maddede vakıflar, mal edinebilir, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilir ,denilmektedir. Cemaat vakıfları kendilerine Lozan’ da verilmeyen 1936 Beyannamesi ile 1974 Mahkeme kararıla edinemediği taşınmaz mal alımını vakıf adına iktisap etmeyi bu kanun sayesinde elde edeceklerdir. Fener Rum Patrikhanesi, çeşitli isimler altında Patrikhane etrafında aldıkları taşınmazları kendi üzerlerine geçirecekler. Vatikan misali toprak büyüklüğünde ekümeniklik hükümranlığını ilan etmeye kalkışacaklar. Bu maddeye göre cemaat vakıflarına yeni mal edinme ve bunları tescil ettirme imkanı sağlandığında, önü alınamaz ve önlenemez bir kaosa yol açacaktır. Yeni mal edinme ve tescil imkanı verilmemelidir.

Sy.Akçay, yasadaki 25 ve 26 madde değişikliğine de değinir, “ülkemiz aleyhine cemaat vakıflarının yurt dışında şubeler açması ve parasal yardım görmesinin de sakıncalarını dile getirir.. TBMM’inde yasadaki değişikliklerin tümü üzerinde genel görüşme açılmadığı için, doğrudan maddelere geçilmesinin sonucunda, konuşucular, söz konusu madde dışındaki eleştirilere de yer vermişlerdir. Bu konuda TBMM Başkanlık Divanı’nın yanlışlık yaptığını düşünüyouz.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına konuşan Şırnak milletvekili Hasip Kaplan, haklı bir eleştiriyi kendimize yöneltmiş;Yasa tasarısını bir yabancı düşmanlığı havasına götürüp, vatan millet, Sakarya elden gidiyor gibi bir hava estirmeye gerek yok bu Meclis’te, demiştir. Bu haklı özeleştiriyi ileri sürerken gene haklı bir konuya değindiğini görüyoruz:

Cemaat vakıflarını el konulan taşınmazlarının iadesi, tanzimi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine açılan davaları kaybederek tazminat ödemek zorunda bırakılmak yerine mağdurların zararlarının ulusal mercilerde çözümünün sağlanmasını, uygun bulmaktadır.

Ne var ki Vakıflar Yasası’na getirilen değişiklikler bunu sağlamanın ötesine geçmekte, açılacak yeni cemaat ve hayır (ne tür hayır ise) vakıflarına, ilerde sorun yaratacak sınırsız olanaklar tanımaktadır. Örneğin değişiklik getiren 12.madde ile, “Vakıfların, mal edinmeleri, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunmaları olanağı, vakfın özü ve içeriği amacı ve işlevi dikkate alınmadan hükme bağlanıyor. Gene aynı madde, “Mülhak, cemaat, esnaf vakıfları ile yeni vakıfların başlangıçta özgülenen mal ve hakları haklı sebepler varsa, Denetim Makamının görüşü alınarak mahkeme karar ile, sonradan iktisap ettikleri mal ve haklar ise bağımsız ekspertiz kuruluş-larınca düzenlenecek rapora dayalı olarak vakıf yetkili organının kararıyla daha yararlı olanları ile değiştirilebilir veya paraya çevrilebilir, deniyor. Vakıf yöneticileri, iktisap ettikleri veya değiştirdikleri taşınmaz malları tescil tarihinden itibaren bir ay içinde Genel Müdürlüğe bildirir” demekle yetiniliyor. Bu olanaklara karşın her hangi bir koşul söz konusu değil.. 12 maddenin son bölümü de şöyle: ”Kurucuların çoğunluğu yabancı uyruklu olan vakıfların, taşınmaz mal edinmeleri hakkında 22.12.1934 gün 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35. maddesi uygulanır.”

Şimdi bu maddenin TBMM’nde nasıl görüşüldüğünü görelim:

CHP Grubu adına İstanbul milletvekili Birgen Keleş, Vakıflar yasasına getirilen değişiklik arasında en sakıncalı olanının 12 ve 25.maddeler olduğunu söylemiş ve bu iki maddedeki değişikliğin, Lozan antlaşması’na ve Anayasamızın Başlangıç bölümündeki ilkelere aykırılığını dile getirmiştir.12.maddede, “Kurucularının çoğu yabancı uyruklu olan vakıfların, taşınmaz mal edinmeleri için 2644 sayılı Tapu Kanununun 35.maddesinin uygulanması ile 35. maddenin kapsamının ve içeriğinin değiştirildiği”ne değinmektedir. 35 maddenin “gerçek kişiler ile başka ül-kede o ülkenin kanunlarına göre kurulan şirketler açısından hazırlanmış olduğunu”, söylüyor. Haklı olarak bu maddenin kapsamının değişmesi ile, yurt dışında o ülkenin yasalarına göre kurulan şirketler, yurdumuzda girişimde bulunacak , öylelikle, yabancı uyruklu bireylerin çoğunlukta olduğu vakıflar, ekonomide etkin rol oynamaya başlayacaklar. Sy.Keleş:

Yabancıların Türkiye’de vakıf kurmalarının, vakıfları yönlendirmelerinin zaten anayasal engeli yoktur. Ancak bunun Türk Medeni Kanunu’nun 101.maddesindeki kısıtlamalarla birlikte düşünülmesi gerekir. Bu ise denetimi gerektirir. Bu ise mümkün değildir, çünkü, denetim sayenizde çökertilmiştir,diyor.

Eğer öyle ise, yerli ve yabancı vakıflar arasına yabancıdan yana farlılık , eşitsizlik ortaya çıkacak. Sy.Keleş haklı olarak Vakıflar yasasına getirilen değişikliklere, çoğunluğu yabancı uyruklu vakıfların siyasal nitelikli amaç güdülmesini önleyecek bir koşulun getirilmemesini de eleştirmekte; 2762 sayılı yasa ile getirilen düzeni çiğneyen cemaat vakıflarının mal edinemeyeceğini hükme bağlayan yargı kararı da çiğneniyor, demektedir. Konuşmasının sonunda, çok önemli bir noktaya değinmişti: Vakıfların mallarının haczedilemeyeceği, kamulaştırılamayacağı ve yöneticilerinin sadece yargı kararıyla görevden alınacağı düşünüldüğünde, Türkiye’nin karşılaşacağı sorunları şimdiden tahayyül etmek mümkündür.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşan İzmir milletvekili Şenol Bal da şunları vurgulamıştı:

Lozan’da belirlenen azınlıklara yeni örgütlenme hukuku getiriyorsunuz. Buna hakkınız var mı sayın Bakanım? Sizi milletimize şikayet ediyorum..Evrensel kurallara göre vakıflar kurulmuş olsa bile, üzerinde kuruldukları coğrafyanın bağlı bulunduğu devletin menfaatlerine aykırı olmamak kaydıyla kurulabilir.

Bu söylediklerine ek olarak “mütekabiliyet” kavramına da değinmektedir:

Bugün Türkiye’de yaşayan gayrimüslimler Türk vatandaşı, Yunanistan’da yaşayan Türk’ler de Yunanistan vatandaşıdır. Her iki kesimin azınlık statüsünde gösterilmesi, mütekabiliyet esasına göre muamele görmesi, hem soyca, hem de din konusunda ayrı bir millete mensup olmalarından kaynaklanmaktadır. Mütekabiliyete önem verilseydi, Hükümet nezdinde 4771 ve 4778 sayılı yasaların karşılığı Yunanistan’dan da istenirdi.

Sayın Bal, bu haklı eleştirinin yanı sıra önemli bir nok-taya değinmişti:“12.maddenin 1.fıkrasıyla vakıflar, mal edinebilirler, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunurlar, şeklinde yapılan değişiklikle cemaat vakıflarındaki mal edinmeye (ilişkin) sınırlamalar kaldırılmakta, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflarla eşdeğer statüye kavuşturulmaktadır. Ayrıca tasarının geçici 7. maddesinde de şimdiye kadar yasal sınırlar nedeniyle tapuda namı müstear, namı mevhum olarak kayıtlı olan taşınmazlar ile evveliyatı vakıf olmakla birlikte yasalara uygun şekilde halen Vakıflar Genel Müdürlüğüne yahut Hazine’ye intikal eden, halen vasiyet eden veya bağışlayan adına kayıtlı taşınmazların da cemaat vakıfları adına her hangi bir şart aranmaksızın tescili öngörülmektedir. Üyesi giderek azalan cemaat vakıflarının bu kadar çok taşınmaz edinme hevesinin nedenlerini acaba siz kendinize soruyor musunuz? Cemaat vakıflarıyla ilgili düzenlemelerin Lozan Antlaşması’na ve yürürlükte olan 2762 sayılı Vakıflar Yasasına sadık kalınarak yapılması gerekmektedir.

Şenol Bal’ bu konuşmasında bir başka önemli noktaya daha değiniyor: O da, “vasiyet eden ya da bağışlayan adına kayıtlı taşınmazların, cemaat vakıfları adına tescil edilmelerinde koşul aranmamasını” sakıncalı buluyor.
Cemaat vakıflarının taşınmaz edinmesinin bu denli başı boş bırakılmasının ne denli sakıncalı olduğunu hemen tüm konuşucular dile getirmişlerdir.

12.madde, Vakfın fiilen ve hukuken vakfiyenin koşullarının yerine getirilmemesi durumunda, hayır şartlarındaki parasal değerlerinin, güncel vakıf değerlerine uyarlamasını Genel Müdürlüğün yetkisine bırakırken, mülhak, cemaat ve esnaf vakıflarına ilişkin karar yetkisini Vakıf Meclisine vermektedir.. Ne büyük sakınca.

Konu hakkında CHP’nin görüşlerini açıklamak üzere söz alan Afyonkarahisar milletvekili Halil Ünlütepe, “Yu-nanistan’ın AB üyesi olmasına karşın, ondan kendi Vakıflar yasasında buna benzer değişiklerin yapılmasının neden istenmediğini sorarak” konuşmaya başlamış ve şunları söylemiştir:

Türkiye’de 66 Rum cemaat vakfından 55 tanesinin başında Rum sözcüğü geçmektedir. Yunanistan, vakıf arazilerini istimlak ederek, imar kanunlarını bahane ederek vakıf mezarlıklarını, vakıf tarlalarını Türk cematının elinden almaktadır. Batı Trakya Türkleri Kurultayında sayın Başbakan, yaptığı konuşmada aynen şunları söylüyor: Biz önümüzdeki günlerde Vakıflar Yasası’nı çıkaracağız. Diliyorum, komşumuz Yunanistan ve Bulgaristan da bizim attığımız adımları atabilmeli. Sayın Başbakan’ın o konuşmasından sonra iki yıl geçmiş, komşumuz Yunanistan’da hiçbir değişiklik yok, komşumuz Bulgaristan’da hiçbir değişiklik yok, ama, Türkiye, karşılık beklemeden burada bir ciddi değişikliğe gidiyor… Biliyorsunuz bir ünlü vakıf var. Bu vakıf, gittiği ülkede rejimlere müdahale ediyor, hatta rejim değiştiriyor. Bu vakıf, adını koyalım Soroz Vakfı. Bu yasal düzenlemeyle, bu tür vakıflara, Türkiye’yi savunmasız hale getiriyoruz.

MHPGrubu adına söz alan Kırşehir milletvekili Metin Çobanoğlu da, 2672 sayılı Vakıflar yasasının ihtiyaçlar bakımından yeterli olduğunu söyleyerek konuşmasına başlamıştır. Şunları vurgular:

Cemaat vakıflarını, dini esaslara göre Cumhuriyetten önce kurulmuş bu vakıfları, Medeni Kanuna göre kurulmuş vakıflara eşit statüye getiriyor ve istedikleri kadar şube açmalarını, ticaret yapmalarını, dışardan bağış almalarını serbest hale getiriyoruz. Değerli arkadaşlarım, samimi söylüyorum, bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içine bırakılmış, pimi çekilmiş bir bombadır.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz alan Şırnak milletvekili Hasip Kaplan, kendi siyasal ve etnik konularını gündeme getirmiş ve vakıflar yasasına ilişkin konuşma yapmayı tercih etmemiştir. Bunu yaparken de Avrupa Birliğinin Türkiye’ye ilişkin gelişme raporlarındaki azınlıklar konusuna değinerek, geleneksel söylemlerini yinelemekle yetinmiştir.

Vakıflar Yasası’nın 16.maddesine getirilen değişiklik, taşınmaz hayratların onarım ve restorasyon karşılığı ka-mu kurum ve kuruluşlarına, benzer amaçlı vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere tahsis edilmesini öngörmektedir. Ne var ki, Cemaat vakıflarına ait hayratların benzer biçimde kullanılmalarında karar yetkisi Vakıf Meclisine bırakılmaktadır. Siyasal Parti gruplarının sözcüleri 16.maddeye getirilen son derecede sakıncalı değişikliğe hiçbir milletvekili yeterince değinmemiş değişikliğin bütününe genel eleştiri yöneltmekle yetin-mişlerdir.

Yasa değişikliğinin en sakıncalı 25.maddesi üzerinde fazla durulmamıştır.Oysa o madde: Vakıflara, vakıf sene-dinde yer alması kaydıyla, amaç ve faaliyetleri doğ-rultusunda, uluslar arası faaliyet ve işbirliğinde bulunma-ları, yurt dışında şube ve temsilcilikler açmaları özgürlüğünü getiriyor, yurt içi ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan ayni ve nakti yardım almalarına ve aynı zamanda yurt içi ve yurt dışı benzer amaçlı vakıflara yardım ve bağışta bulunmaları olanağı sağlıyor.. Bu olanaklara göre vakıflar vakıf olmaktan çıkıyor ve ekonomide çok farklı ayrıcalıklara sahip yeni bir ticari sektör durumun geçiyordu.

Ne CHP’nin ve nede öteki partilerin sözcülerinin 25.maddedeki yozlaşma sürecine değindiklerini görmedik. CHP Grubu adına konuşan Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk te ondan öncekiler gibi, Lozan Antlaşması’nın ihlal edildiğini söylemekle yetinmiş, nasıl ihlal edildiğini ortaya koymamıştır. MHPGrubu adına konuşan Hatay milletvekili Süleyman Çirkin de, önceki eleştirileri yinelemekle yetinmiştir. DTPGrubu adına konuşan Diyarbakır milletvekili Gülten Kışanak ta, yurttaşlık hukuku konusunu işlemekle yetinmiştir. Örneğin:

Bugün ekranları başında ya da gazete satırlarından burada yaptığımız tartışmaları dinleyen azınlık mensubu yurttaşlarımız nasıl ötekileşiyor, nasıl ülkeye yabancılaştırılıyor nasıl ikincil duruma itiliyor, acaba hangi duygular içerisindeler? Hiç birimiz empati yapma ihtiyacı duyduk mu, kendimizi bir Ermeni,nin, bir Rum’un, bir Yahudi’nin, Musevi’nin yerine koymak ihtiyacı duyduk mu? Türü soruları gündeme taşımakla yetinmiştir.

Vakıflar Yasası’nda 25.madde ile getirilen değişiklik DTP’yi ilgilendirmiyor Kendi zihinlerine yerleşmiş etnik sorunların sözcüsü olmayı sürdürmekten başka işlevlerinin söz konusu olamadığı anlaşılmaktadır. TBMM’i onlar için etnik kaygılarını sergileyecekleri bir arena.

Özetle:
Vakıflar Yasası’na getirilen değişiklikler azınlık vakıflarına denetimi olanaksız, yönetsel, tecimsel, ekonomik olağanüstü ayrıcalıklar sağlarken, bu olanakların siyasal amaçla kullanılmasını ve siyasal güce dönüşmesini giderecek, önleyecek koşullara yer veril-mediğini görüyoruz. Bir bakıma azınlık vakıflarının beklentilerinin üzerinde böylesi ayrıcalıklara ve olanaklara kavuşturulmasının hangi sakıncaları ortaya çıkaracağı bugünden belli olmayabilir, fakat yarın o sakıncalar belirdiğinde de önlem alınması olanaksızlaşacaktır.

Cemaat, hayır vakıflarının ekonomik alandaki sınırsız özgürlükleri zaman içinde o vakıfları ekonomik kararlar üzerinde etkinliği olan konumlara ulaştırabilir. Öylesi olanaklara sahip olabilmek için vakıfların kuruluşlarındaki artışları önlemekte güçlükler doğabilir. Azınlık vakıflarının ticaretle ve ekonomiyle taşınmaz mal edinmekle ilgili sınırsız özgürlüklerin yaratacağı kaynak birikiminin nasıl, ne zaman, hangi amaç için kullanılacağını bilmek olanaksızlaşacak, Vakıf Meclisinin de yetki alanının dışına geçebilecektir..

Ekonomileri ve teknolojik olanakları gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olanlar arasındaki “mütekabiliyet” kav-ramının gerçekleşmediği tarihsel bir gerçektir. Bu gerçeğin kendisini “yok oluşa” sürükleyen sonuçlarını yaşayanlardan biri de Osmanlı Devletidir. Cumhuriyet Türkiye’mizde de bunun en canlı örneğini, ülkemizden ücret ödemeksizin yüz binlerce yabancı TIR trafiğine sağlanan olanaklardaki “mütekabiliyet”in kağıt üzerinde kalışında görüyoruz.

Mütekabiliyet kavramının bir sakıncası da, öteki ülkenin bu kavrama ne ölçüde riayet edeceğinin bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Genellikle gelişmiş ülkeler mütekabiliyet kavramının kendi çıkarları yönünde işlemesini sağlayacak olanaklara fazlasıyla sahiptirler. Bu gerçeğin karşısında, ülkemizde azınlık vakıfları, çığ gibi büyüyerek, gelişerek, artarak, sömürü odaklarına dönüşümünü engellemek çok güç ve de olanaksız olabilir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail