Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 72 Geri Tavsiye Et Yazdır


GÜZEL BİR KİTAP:YİTMİŞ BİR ADAM.

Yazarı: Hayri Balta. (Tel:0312.255 92 21)

Sy.Hayri Balta, özentisiz, konuştuğu gibi yazan bir aydın ve duyarlı kişi. Yitmiş Bir Adam kitabını zahmet edip bana da göndermiş. Bir solukta okudum ve onun özen-tisiz, içtenlikli yazım biçimine hayran kaldım. Yüreğin-deki duygu ve düşüncelerin tertemiz, duru, yapmacıktan ve özentiden uzak sözcüklere dönüştüğünü göreceksiniz bu kitapta. İşte, yaşamla düş arasında sevgiyi kutsal-laştıran bir öykü:

ARAMIZDA TANRI VAR

Bu bir öyküdür, ama biraz da gerçek payı vardır. Ankara’da bir partinin şenliği vardı. Şenlik, Keçiörendeki düğün salonunda yapılacaktı. Beni de çağırmışlardı. Küba büyükelçiliğinden, Kore Halk Cumhuriyeti’nden gelenler de olacaktı. Şenlikte, kapitalizmin acımasızlığından, son aşamasının emperyalizm olduğundan söz ediliyordu. Konuşmalar uzadıkça içerde hava almak zorlaşıyordu. Salondaki sıgara dumanları beni boğuyordu; bizim solcular, kapsalı alanda sıgara içmeye bayılıyorlardı.

Bunun üzerine yukariki salona çıktım, pencereyi açtım. Dışarıya bakarak temiz hava aldım. Birinin arkamdan yaklaştığını anladım. Yaklaşan kişi, “bir dakika bakar mısınız” dedi. Dönüp baktım. Gencecik, esmer güzeli bir kızdı. Sepetinde partisinin kendisine satmak üzere verdiği kitaplar, rozetler vardı. Kitapları tek tek pencere kenarına serdi, özelliklerini saydı, adını ve yazarını söyledi. Bense sevecen ve hayran bakışlarla kendisini izli-yordum: ”Acaba bu kız, güzelliğinin ayrımında mı” diyordum.

Bu kitaplar bende de var. Çoğunu da okudum, bir zamanlar” dedim. Yanıt verdi:” Ben kitap satmak istiyo-rum sana; sense, herkesin gösterdiği gerekçeyi gösteriyorsun bana” diye darıldı. Hatırı kalmasın diye, sattık-larından satın almaya karar verdim. Bunun üzerine kendisine “Senin adın nedir” dedim.Kendisiyle ilgilen-meme sevindi, “adım Sevgi” dedi.

“Sevgi hanım, bir bakayım, bende olmayandan alayım”.

Zaten elinde bende olmayan iki üç tane vardı. Bunların parası beni sarsmazdı. Gözlerinde ışıklar yanıp söndü.. Çünkü, bugün kendisi için çok önemli bir gündü. Satmış olduğu kitaplar, rozetler sayesinde partisine gelir sağla-mış olacaktı. Onlara başarısını gösterecekti, kendisini kanıtlayacaktı. İki kitap, bir rozet seçtim: “Borcumuz ne kadar”dedim. Kitapların ederini topladı:“Sana indirim uygulayacağım” dedi. İndirim yaptıktan sonra o günün parasıyla 150 bin lira istedi..Dönüş için dolmuş parasını ayırdıktan sonra cebimde kalan 150 bin lira idi.

“Sevgi hanım, sizi kırar mıyım. Sevgi, benim Tanrım” dedim, parasını verdim. Ne demek istediğimi anlamaya çalıştı. Yüzüme baktı: Kendisine ilan-ı aşk ettiğimi sandı.. Oysa düşünmeden söylediğim söz kutsal kitap-lardan birinde yazılı idi. (İncil, 1.Yuhanna,4/16): ”Her olayda sevgi yanında yer alın, sevgiye sarılın, nefrete yer vermeyin, sevgiyi yeğleyerek (tercih ederek) baş tacı edin” demekti.

Siyah saçlarının altındaki o güzel ve sevimli, dudak-larındaki kırmızı ruju ile, benziyordu bir meleğe..

Kara saçları arasında uzun kirpikleri, kara gözleri, kara kaşları, kırlarda açan gelinciğe benziyordu, kırmızı du-dakları. Bu güzellik, baştan çıkarıp atardı en aklı başında olanı. Kendisini hayran hayran, sevecen bakışlarla incelediğimin ayrımına vardı. Sevgi hanım olsa olsa 25 yaşlarında vardı. Benim yaşım ise altmışına merdiven dayamıştı. Bu yaşa gelinceye değin böyle bir şey olmamıştı.

Kendisi ile ilgilenmeme öylesine sevinmişti ki:Ben de seni sevdim” demesi ile beni sersemletmişti. “Ben de seni sevdim” sözünü eşimden bile duymamıştım. Sevdim sözünü ilk defa duyuyordum, şaşıp kaldım.

Sevdim sözünü duyar duymaz tanımlanamaz mutluluk duydum. Böylesine bir mutluluğu tatmamıştım, tattım. “Ben de seni sevdim”dedim; ama der demez utandım. Bu yaşta böyle bir sözü kendime yakıştıramadım, saçımdan, sakalımdan utandım.

Ben utandım, o sevindi. “Ver telefonunu ben seni ararım” dedi. Telefon numaramı verdim. Nasıl verdiğimi ben de bilemedim. Bir süre birbirimize bakıştık, sonra ayrıldık. Merdivenlerden inip giderken döndü baktı. Aman Allahım! O ne güzel bakıştı. Hayran hayran ben de kendisine baktım, az daha düşüp bayılacaktım. Gülerek salladı elini “görüşürüz” diyerek merdivenlerden indi, gitti. O an, altmış yıllık ömrüme yetti..Hani derler ya:”Öyle bir an yaşanır ki, hayali cihan değer".

Yaşamın en mutlu anını yaşamıştım. Sevmek, bu denli mi tatlı olurmuş, tattım. Bir hafta geçmedi. Bir telefon geldi. Sesinden anladım:Sevgi idi. Dediği yerde, dediği saatte buluştuk. İkimiz de birbirimizin yüzüne bakmaya çekiniyorduk, mahcuptuk. Kızılay, Emek işhanında çalgılı, içkili bir lokantaya girdik. Karşılıklı oturup yemek yedik, şarap içtik. O güzel yüzüne bakmaya utanıyordum. Nasıl bu duruma düştüm diye şaşıyordum. Banim gibi irade sahibi biri, nasıl oldu da böyle kendini yitirdi..

Hemen aklımı başıma topladım. Durumumu kendisine anlattım. “Hastayım, yaşlıyım, evliyim; dört kız, altı da torun sahibiyim. Bunlar aramızda aşılmaz bir engeldir. Aramızdaki bu aşılmaz engele düşünce aleminde Tanrı denir”. Ne demek istediğimi anlamadı. Kendisini ret ettiğimi sandı, alındı. “Sevgi gelince cümle eksikler biter, sen bu sözü hiç duymadın mı”.

Ne diyeceğimi şaşırdım. Söyleyecek söz bulamadım. Söylediği söz, bana tokat gibi geldi. “Sevgi için cesaret gerek..Tanrı sevgi ise sevmek gerek” dedi ve dansı bırakıp gitti..

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail