Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 73 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


MUSTAFA KEMAL’İ ÖĞRENMEK

Ali Nejat Ölçen

22 Temmuz 2007 genel seçimlerde AKP’nin ik-tidarını pekiştirmesiyle birlikte internet sitelerrin-de Mustafa Kemal Atatürk ve yakın çalışma ar-kadaşlarına yönelik tarihsel gerçekleri tersyüz eden eleştirel iletiler yer almaya başladı. Bunların pek çoğunun bugünkü iktidara yaranmak amacını güttüğü anlaşılıyor aslında yalakalıktaki becerilerini sergiliyorlardı.

O’nu diktatör olarak niteleyen, Vahidettin’den aldığı buyrukla Samsuna çıkan ve fakat sonradan başına buyruk hareket eden kişi olarak niteleyen-lere, meydanı boş bırakmamak, onların ne denli iki yüzlü olduklarını açığa çıkarmak bize vacip oldu.

Onlara buradan sesleniyorum:

Mustafa Kemal’i anlamak, O’nu öğrenmekle olanaklıdır? Çünkü O’nun, siyasal tarihe kazandırdığı öğretinin temel ilkelerinden biri ve en önemlisi, geri bıraktırılmış ülkelerin kendi kaynaklarını harekete geçirebileceği; uygarlık düzeyine katkıda bulunacak zihin gücünü yaratabileceği öğtisini kazandırmıştır. Bunun kadar önemli olanı, humanizma içinde devrimi ve devrim içinde humanizmayı korumanın mümkün olacağını kanıtlamıştır.. Büyük Fransız Devrimi, Çarlık Rus-ya’ sında Lenin devrimi, kanla, yıkımla gerçekleşti. Fransa’da giyotinler çalıştı; Rusya da Çar ve ailesi idam edildiler. Mustafa Kemal’in devrimleri, yeryüzünde kanla yazılmayan devrimin ilkidir. Belki de sonuncusu olacaktır. Devrimlerin halk için hakla birlikte halka rağmen yapılabileceğini kanıtlayan devlet ve siyaset adamıdır O.

21.yüzyılın küreselleşme tutkusu içinde yuvalanan özelleştirme, serbest piyasa ekonomisi, parasal işlemler ağı, demokratik hak ve özgürlükler olarak ideolojiye dönüştükçe, devletlerin firmalaşması, firmaların devletleşmesi, emperyalizmin yaygınlaşması, dünyayı kuşatması ortaya çıkara-caktır. Geri kalmış ülkelerin daha da geride kalışı

yoksul ulusların daha da yoksullaşması Dünya barışını ortan kaldıran sonuçlarıyla, emperyaliz-min yakındığı terörizmi kendisinin yarattığını kim fark edecek bilemiyoruz. Türkiye’ miz, Mustafa Kemal öğretisine sırtını döndükçe, dünya barışını yok eden kargaşaya kendisini bilerek ya da bil-meyerek sürüklemiş olacaktır.

Mustafa Kemal’in devrimleri ile evrim iç içe, yan yanadır. Özetlemek gerekirse, O’nun devrimle-rinde evrimi bulursunuz aynı zamanda.

Mustafa Kemal’in öğretisinin felsefi kanavası, “humanizma-evrim-devrim”i kuşatan kültür ola-rak özetlenebilir.

1.Mustafa Kemal’in Doğuşu.

a.Mustafa Kemal’i 200 yıl süren yenileşme devi-nimlerini içeren tarihsel süreç yaratmıştır. 1881 Muharrem Kararnamesiyle, “yargı ve icra erkine el konulan, maliyesi denetim altına alınan, dev-letin hükümranlığının kanıtı olan para basma yetkisi gasp edilen ve 1918 yılında da toprakları işgal edilen Osmanlı, yok oluşa sürüklenirken, Mustafa Kemal, kendiliğinden ortaya çıkmamış, tersine O’nu tarihin kendisi hazırlamış, ülkeyi kurtarma yetkisini ona vermiştir. Neden ona vermiştir? Çünkü O, kendisini bu görev için hazırlamıştı. Nasıl ve hangi niteliğiyle hazırlamıştı? İki temel niteliği ile. Bunlardan birincisi, kimsede bulunmayan “sezgi” gücü ve o sezgi gücüyle olayların vuku bulmadan önce nasıl gerçekleşeceğini tahmin edebilmesi yetkinliği idi. Onun bu niteliğini kimileri yaradılışına bağlayabilir. Belki bunun da etkisi vardır. Ben farklı düşünüyorum. Kişi, tarih bilincini zihninde ne ölçüde geliştirmişse tarihin diyalektiğini o ölçüde kavrayabilir. O, “tez-antitez” çatışmasını gerçekçi biçimde yorumlayan kişiydi. O’nda, öngörü gücü gelişmişti ve öğrencilik yıllarında tarih kültürünü edinmeye ve ülkeyi nasıl kurtarmak gereceğine ilişkin zihninde senaryolar yaratmaya başlamıştı.

b.Sezgi gücünü ülke yararına kullanabilmesine olanak tanıyan en önemli niteliği, “akıl kullan-mayı” bilmesiydi. Akıl kullanmak, aslında, aklı nasıl, ne amaçla ne zaman kullanmayı bilmek demektir. Pek çok siyasetçi ve akıllı birey, aklını nasıl ne zaman ne amaçla kullanacağını bilemediği için başarısız olmuştur. Yakın tarihimizde Menderes, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit’i sayabiliriz. Bunların başarısızlıklarının temeldeki nedeni, aklı kullanmayı bilmemeleri değil, aklı ne amaçla, ne zaman, nasıl kullanmayı bilememe-leriydi.

Bugün Recep Tayip Erdoğan Başbakan olmasına karşın, aklını akılsızca kullandığı ya da buna zorunlu olduğu için, ülke bunalımlara sürüklen-mektedir.

Aklın kullanımında, duygusallığın geri itilmesi gerekir. Bu saydıklarımız kişilerin hiç birisi, duygusallığı aklının gerisine çekmeyi becerememiştir.

Mustafa Kemal, duygu ve sezgi ile aklın sentezini yaratan kişiydi ve aklını nasıl, ne amaçla, ne za-man kullanacağını biliyordu.

2.Mustafa Kemal Barışçıl Devrimciydi.

Mustafa Kemal’in Galiçya’da, Çanakkale’de, Sakarya Başkomutanlık savaşında, kahramanlığını, sezgi gücünü, öngörülerini gerçekleştiğini kanıtlamış olmasaydı, o devrimlerini gerçekleştire-mezdi. Tüm ulusun güveninin kazandığı içindir ki, O da ulusuna güveniyordu. Gerçek Mustafa Kemal, TBMM’nin gizli celselerde yaşamaktadır.

TBMM’inde kendisine yönelik eleştirilerin hiç birisine duygusal yaklaşmamış, şimdikiler gibi öfkeye kapılmamıştır. Örneğin, Başkomutan ola-

rak görevlendirilmesine ilişkin görüşmelerde bir milletvekili Napolyon mu olacak diye sorduğu zaman bile serin kanlılıkla, bana üç ay için başkomutanlık yetkisi veriniz, yüce Meclisin yetki-lerine el koymuyor o yetkileri kullanmak istiyorum, başarılı olamazsam, verdiğiniz görevi geri almak hakkınızdır, demiştir. TBMM’nin 27 Şubat 1922 günlü gizli celsesinde, Lozan Antlaşmasına ilişkin çok tartışmalı konuşma ve eleştirilere bakınız Mustafa Kemal nasıl yaklaşıyor:

Arkadaşlar, mevzuu bahis olan mesele cidden mühim ve naziktir. Bu meseleyi asabiyetle görüş-mek caiz değildir” diyor.

Bununla yetinmiyor, Lozan Konferansına katılan heyetin Meclise durumu arz etmekte olduğunu ve henüz verilmiş bir karar bulunmadığını, sözlerine ekliyor.

O’nun karar ve uygulamalarına karşı çıkanların bile geri çekilmelerinin nedeni, diktatör olduğu için değil, haklı çıktığı içindi.

O’nun söylediğini gerçekleştiren ve gerçekleştirmeyeceğini söylemeyen kişiliğidir ki, kararlarına karşı çıkanların sayısı her geçen gün azalmıştır.

Yıkılıp tarihe karışmış Osmanlı’nın enkazı üzerinde, devrim yapmadıkça, Cumhuriyet Türki-ye’si nasıl kurulabilir di? Hangi ülkede, devrim referandumla, ya da rica ile gerçekleşmiştir? Bu-nun örneği var mı? Örneğin Mustafa Kemal’in oluşturduğu Millet Meclisi’nde Vahidettin’den sonra Abdulmecit Halife olarak seçilmiş ve bunu Mustafa Kemal önermiştir. Fakat o seçilen kişi, Millet Meclisi’ne danışmadan uluslar arası ilişkiler kurmaya yeltendi ve Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi, “Yeni devletimiz iki başlı olamaz” demiş, 53 arkadaşı ile birlikte hazırladığı, Hilafeti kaldırmayı öneren yasa teklifini savunurken 3 Mart 1924 günlü gizli celsede, (bakınız:Türkiye Sorunları, sayı 71,s.8) şunları söylemişti:

Türkiye Cumhuriyeti dahilinde makam-ı hilafetin vücudu, Türkiye’yi iki başlı olmaktan kurtaramadı. İstiklalinde ve hayat-ı milliyesinde müşakeret (ortaklık) kabul edilemez.

Mustafa Kemal, efendiler izin verirmisiniz fesi çıkarıp şapka giyelim, deseydi, kafalardan Yunan-lıların fesi çıkar mıydı? Efendiler Latin harflerine geçmeyi öneriyorum, kabul ediyor musunuz mu demeliydi. Dünyanın neresinde köklü dönüşümler ve devrimler rica ile, parmak hesabıyla gerçekleşmiştir?

Mustafa Kemal’in devrim tasarılarına Millet Meclisinde muhalifler sürekli karşı çıktılar. Onların hiç birisinin, bırakınız, yaşamlarını yitirmesine rencide edildiğine, kimse tanık olmamıştır. Kemalizm’im Ekonomisi adlı kitabımın 97.sayfasında Kazım Karabekir’in İzmirde Türkiye İktisat Kongresini yönetirken şu sözlerine yer vermiştim:

Bizim Islam hurufatımız kafi değilmiş, binaenaleyh Latin hurufatı almalıymışız..Bizi kemirmek isteyen ve maateessüf içimizde tebaa sadıka diye asırlarca yaşayan herifler (kimi kastediyor a.n.ö) tarafından zerk edilen ve şeytankarane olan fikirler şayanı kabul görünmemektedir. Acaba bu Latince kabul edilir mi, bu kabul edildiği takdirde memleket hercümerce girer... Avrupa’nın eline güzel bir silah verilmiş olur. Bular, alem-i Islama karşı diyecekler ki, Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler ve Hıristiyan olmuşlardır..

Kazım Karabekir gibi bir komutan da 1923 sonrasında açıkça Mustafa Kemale karşıydı ve yazı biçimi ile dil arasındaki farkı ya bilmiyor ya da bilmezden gelip konuyu saptırıyordu. Latin harflerinin kabulü “Latinceyi” kabul etmek değildi elbet.

Mustafa Kemal, devrimleri, bir kuyumcu gibi sabırla örgülemeşti. Özenle seçtiği köşe taşlarını ne zaman, nasıl ve kimlerle devrimlerin temeline yerleştireceğini biliyordu. Tüm öteki devrimcilerden farkı buydu.

O, ortaya çıkmış bir diktatör değildi. Çanka-ya’dan kaçıp, bir köyde ağaç altında bağdaş kurarak, yöre insanıyla rakı içmesini bilen bir halk adamıydı aynı zamanda. Demokrasimizde parti liderlerini alkışlayan kitleler olarak algılanmıştır halk ve o kitlenin içindeki bireylerin kimler olduğu, nasıl yaşayıp ne düşündüğü kimseyi ilgilendirmemiştir Mustafa Kemal, öyle değildi. O halkı kitle olarak görmezdi, halkın bireylerden oluştuğunun bilincindeydi.

Birileri Dünya Devrim Tarihi’ni yazarsa, o tarihin içinde Mustafa Kemal, için şunları yazacaktır: O, devrimde humanizmayı, humanizma içinde devrimleri yaratan benzersiz idi.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail