Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 75 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal’i anlamak , ancak yurtseverlik ölçütünde olanaklıdır. O’nu anlamak, çağdaşlıktan, düşün özgürlüğünden, bilimsel düşünceden yana olmakla olanaklıdır. O’nu anlamak için belli bir kültür düzeyine ulaşmak, tarih bilincine sahip olmak gerekir. O, sadece emperyalizmi yenilgiye uğratan başkomutan değil, o aynı zamanda çağdaş ulus yaratmanın sistematiğini kuran kişidir. Dündar Can adlı bireyin çekimini gerçekleştirdiği filmde, Mustafa’nın Mustafa Kemal’le ilintisi olamaz..

Mustafa filmiyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk, küçümsenmektedir. Her büyük insanın küçük bir yanı vardır demek istiyor Can Dündar. Bunu yaparken, Kemale ermiş Mustafa’yı küçümsüyor ve kendisi küçülüyor.

Varsayalım ki, Mustafa Kemal Atatürk, gerçekten filimdeki Mustafa’nın kendisi. O zaman Mustafa Kemal, daha da büyümez mi? Düşmanı yenmeden önce, kendisini yenmiş ve Mustafa’dan bir Mustafa Kemal’i yaratmıştır. Hangi devlet adamı bu güne kadar kendisini yenebildi? İnsanın kendisini yenmesi, belki de hasmını yenmesinden daha zordur.

Mustafa Kemal’in “Mustafa” olması, hiç kimseyi ilgilendirmez. Asıl O’nun köhnemiş bir İmparatorluğun enkazından “kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyeti ve çürümüş “Şeyhülislam-padişah” çaprazı arasında sıkış-mış, düşün özgürlüğünden yoksun ümmet geleneğinden çağa açılan ulusal bilinci yaratmasıdır.

Mustafa Kemal’in hiçbir siyaset ve devlet adamında bugüne kadar görülmeyen niteliği O’nun tarih bilincindeki “kuram-kural-kurum” bütünselliğini yaratarak, devrimleri gerçekleştirmiş olmasıdır..Bugüne kadar hiçbir devlet ve siyaset adamında (Batı’da Bismark, Doğu’da Lenin ve uzak Doğuda Sun Yat Sen dahil) bu bütünsel-liği yaratamamıştır. Can Dündar’ın göremediği ya da görmek istemediği de budur.Ülkemizde eğer Ergenekon operasyonu başlayacak ve siyasal iktidarın gölgesinde Deniz Feneri gibi kitlesel yolsuzluk eylemlerinin gündem dışına itilmesi amaçlanacaksa, “Mustafa” filmi tam zamanında görünüme girmiştir.

TBMM’nin 9 Aralık 1920 günlü gizli celsesini bir kırılış çizgisi olarak yorumlamaya gereksinim duyuyor ve Mustafa Kemal ile şimdikiler arasındaki farkın açıklayıcısısı olarak düşünüyoruz.

O celsede binbaşı olduğu anlaşılan Diyarbakır milletvekili Hacı Şükrü Bey’in uzun konuşmasıyla karşı-laşıyoruz. Eskişehir’de “Çerkez Ethem” olarak anılan kişinin evine giderken, bir “kıtaat-ı askeriye” ile karşı-laşır ve Ethem Bey’in Eskişehir’i basacağı olasılığına karşı böylesi önleme başvurulmuş olduğu sonucuna ula-şır. O gün (9 Aralık 1920) TBMM’nin gizli celsesinde bu durumdan yakınmakta, kendisini savunurken, “Hay-mana’da silahlarını alması için bir vesikayı, Aydın ce-hesinde bulunduğu zaman milletin kendisine verdiği “milli kahramanlık”mührüyle imzaladığını” söyler. Mustafa Kemal’in yadırgayacağı bu sözlerine şunları ekleyecektir:”Ben nüfuzumu memleketimin nef’inden (yararından) ve vatanımın saadetinden başka hiçbir şey için sarf etmem”.

Mustafa Kemal, doğası gereği onun “milli kahramanlık mührü”ne şu sözlerle karşı çıkacaktır:

-Hangi millet, kim vermiş sana bu sıfatı. Bana da Anafartalar kahramanı dediler, Arıburnu kahramanı dediler diye imzamı öyle mi atacağım. Binaenaleyh bu bir sui istimal (kötüye kullanım) dir. Kumandan diye nasıl imza ediyorsun? Ancak, kolordu kumandanları,, kumandanlığı muhafaza edebilir.

Mustafa Kemal bununla yetinmiyor ,bakınız neler söylüyor:

Sizin o kadar muhakemeniz olsaydı, ben sizi tevkif et-mek isteseydim, ne için alıp ta buradan oraya götü-recektim? Ben sizin hepinizi tevkif eder, idam eder ve öldürürdüm. (Can Dündar’ın Mustafa’sı mı bunları söyleyen?) Halbuki, sizi orada bıraktım ve ben oraya (Eskişehir’e) gittiğim zaman o kararı vermiş olsay-dım,-bakınız askerlere tesadüf etmişsiniz, kaçabilir miy diniz? Böyle bir şey hatır ve hayalimden geç-memiştir.

O günlerde, Hacı Şükrü Bey’in de bulunduğu toplantıda Mustafa Kemal, Ethem Bey ve şürekasını, düzenli ordu-ya katılmaları için ikna etmeye çalışırken, Ethem Bey’in millet vekili olan kardeşi Reşit Bey’in gayet saldırgan bir üslupla konuştuğunu şöyle anlatır Nutuk’da:

Kardeşlerinin birer kahraman olduklarını, hiç kimsenin tahtı emrine girmeyeceklerini ve bunu böylece kabul etmeye herkesin mecbur olduğunu biperva söylü-yor ve ordu, zaptü rapt, kumanda, hükümet mefhularına ve bunların icabatına dair serdedilen müta-laata kulak dahi vermiyordu. Onun üzerine, ben dedim ki:”Bu dakikaya kadar sizinle eski bir arkadaşınız sıfatıyla ve sizin lehinizde bir neticeye destres olmak hissi samimanesiyle görüşüyordum. Bu dakikadan itibaren arkadaşlık ve hususiyete ait vaziyetim hitam bulmuştur. Şimdi karşınızda Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Hükümetinin Reisi bulunmaktadır. Reis-i Devlet sıfatıyla Garp Cephesi Kumandanına halin icabını tatbikte selahiyetini kullanmasını emrediyorum”. Derakap İsmet Paşa da dedi ki:” Mai-yetimde bulunan kumandanlardan herhangi biri bana itaatsızlık etmiş olabilir. Ben ona terbiye ve tedibe muktedirim. Bu hususta henüz kimseye karşı aczimi itiraf etmiş ve hiç kimsenin bana olan bu vazifenin teshili ifasına delaletini rica etmiş değilim. Ben vazi-yetin icabını yerine getiririm”.

Bu davranış biçimini, Can Dündar, çevresinde gördüğü devlet ve siyaset adamlarında rastlamadığı içindir ki, Mustafa Kemal’i Kemal’den kopararak “Mustafa” ya dönüştürmüştür

Ülkemizin tüm sorunlarında, (bu sorunlar ekonomik, siyasal, toplumsal, etnik olsun olmasın) çözüme giden yolun, azim ve iradeden, cesaret ve akıldan, karar ve tutarlılıktan, ulusal yarar ve sorumluluktan kaynak-landığını, sergilemişti o gün Mustafa Kemal. Bugün o yetkileri kullanmasını beceremeyen ya da yanlış kullanan devlet ve siyaset adamlarından farkı buydu.

Can Dündar’ın fark edemediği de bu.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail