Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 75 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


MONETARİZM’İN (PARASALCILIĞIN) ÇÖKÜŞÜ: KRİZ ve BİZ

Ali Nejat Ölçen

Ekonominin Diyalektiği
Ekonomi disiplininin kanımızca eksik yanı felsefesinin olmayışı ve ünlü iktisatçıların neden felsefesiz oluşundan kaygı duymamalarıdır. O nedenler bugün ekonomi, emperyalizmin güdümüne girmiş, ilkeleri emperyalizme hizmet edecek biçimde değişikliğe uğramıştır.

Bunun en yakın kanıtı, reel (üretken) ekonominin üstünü örten monetarizm de görüyoruz. Eğer ekonominin fel-sefesi ve o felsefenin yaratacağı kendine özgü ahlak anlayışı var olabilseydi bugün böylesi küresel kriz ile karşılaşmak söz konusu olmayabilirdi.

Konuya girmeden önce tüm ekonomik ilişkilerin nicelden nitele ve nitelden nicele dönüşümü olduğunu görürüz. Örneğin, kişinin elindeki para birimi nitel bir varlıktır. Ayakkabı ya da gömlek satın aldığında, elin-deki nitel varlığı ayakkabı gibi nicel varlığa dönüştür-müş olur. Bunun karşıtı da bireye ayakkabıyı satan kişi, elindeki nesnel varlığı teslim ederek niceli, nitel olan paraya dönüştürmüştür. Bu dönüşümde tez-antitez çatışması yok mudur? Vardır. Birey ayakkabıyı alırken en düşük düzeyde nitel varlığından uzaklaşmayı amaçlar, buna karşı, o nesneyi satan kişi de en fazla nitel sahibi olmayı amaçlar. Bu, tez-anti tez çatışmasının kendisidir. Sentez nasıl oluşacak? İki araç ortaya çıkacaktır. Nitelin nicele dönüşümündeki ilişkiyi etkileyen rekabet ya da devlet mudahelesi. Her sentez kendi içinde de çelişki yaratacağı için, bu kez o çelişki rekabet ile devlet arasına kayacaktır.

Bu çelişkinin çözümünü sosyal hukuk devletinde bula-biliriz; monetarizm bunu yıkmaya girişmişti.
Konuya girmeden önce, ekonomini ile fizik bilimi ara-sındaki özdeşliğe değinmemiz gerekecek.

Ekonomi ile Fizik İkiz Kardeştir

Ekonomi disiplininin bir özelliği, kuramlarının Fizik bilimine özdeş olmasıdır. Örneğin, genç yaşında yaşamını yitiren büyük iktisatçı Irving Fisher’in “Miktar Kuramı” Newton’ un Momentum yasasının özdeşidir. Yani, F.t="m.v" bağıntısı, Fisher’in Y.P="M.v" kuramıyla bire bir örtüşür. İlkinde kitlesi “m” olan nesneye bir “t” zamanı içinde “v” hızıyla devinim kazandıran güc “F” iken, Fisher’e göre, para miktarı M, “v” hızıyla dolaşarak ekonomide toplam hasıla Y’ı yaratır.

Bunun gibi, talebin fiyata göre esnekliği de, İngiliz Fizikçi Robert Hooke’nin elastisite kuramının özdeşidir. Her iki disiplin Fizik ve Ekonomide, felsefi açıdan nedenselliğin sonucu olarak böylesi bulgulara ulaşılmak-tadır.. Bir başka deyimle böylesi bulgular, “determi-nistik” özelliğin ürünüdür. Bu benzetişten söz etmemi-zin nedeni var: Monetarizmin çözümsüzlüğünün inde-tirminist nitelikte olusunu kanıtlamak içindir. Eninde sonunda ortaya çıkacak olan kriz ise o sistemin inde-terminist oluşunun sonucudur. ABD’de bunun ilk farkına varan Barack Obama, Başkanlık yemini sonrası konuşmasında “Bu kriz, bize piyasaların kontroldan çıktığını anımsattı” demişti

Milton Friedman’ın “Para Kuramı” nın denetim mekanizmasına gereksinimi olduğunu belirtmek istemiştir.

1.Milton Friedman’ın para kuramı

Chicago Üniversitesinde öğretim üyesi iken Prof. Friedman, 16 Eylül 1970 günü para kuramının temel ilkelerini, “The Counter Revolution in Monetary Theory” savıyla Londra Üniversitesinin Senatosu salonun-da açıklamıştı.1 Açıklamasında, Irving Fisher’in yuka-rıda sözünü ettiğimiz “miktar kuramını” temel alacağını söylemiş, bir koşulla ki, paranın dolaşım hızı “v”nin onun sandığı gibi sabit değil, değişken ve ekonomiyi güdümleyecek en etkin güc olduğunu ileri sürmüştü. Monetarizmin kilit ögesi, ona göre paranın dolaşım hızı “v” dir ve ekonominin öteki büyüklüklerini biçimlen-dirmektedir. O konuşmasında ilginç bir benzetime yer vermişti. Paranın dolaşım hızı, bir makasın iki kesici ucu gibidir diyordu. Kesicilerinden biri, (onun deyimiyle ABD’de “discount rate ve Britanya’da “bank rate”) ülkemizde geçerliliğini ne yazık ki yitirmiş “reiskont haddi”ve öteki kesici de serbest piyasa işlemlerinde devletin alım, satım gücüdür, demişti. Öyle sanıyoruz ki, 1919 Dünya ekonomik bunalımının, paranın yanlış kullanımından kaynaklandığını anlatmak istiyor ve yanlışlığı da kıt para politikasına bağlıyordu. Nedeni, sadece kıt para politikası değildi elbet. krizi üç nedene bağlamıştı:

-Federal Reserve’in bankaları dar para politikasıyla likit sıkıntısına sokması,
-Bankalarda bunun sonucu doğan nakit yetersizliği,
-Mevduat sahiplerinin depositlerini nakte çevirme istekleri.2

1929 yılındaki krizi böyle açıklayan Milton Friedman, bugünkü küresel krizin kaynağında, monetarizmin yer almadığını söyleyebilir mi?

Max Planck’ın indeterminizm konusunda ilginç bir açıklaması vardır. Elektron ya da ışın demetinin bir nesneye çarptığında ne kadarının yansıyıp ne kadarının massedileceğini hesaplayabiliriz, diyordu. Fakat, bir tek elektron ya da ışın için hiçbir şey söylenemez çünkü o olay indeterministtir.

Bugün ki krizin de ekonominin monetarizmin etkisinde indeterminist niteliğe bürünmesinden kaynaklandığını ileri sürecek, bunun kanıtını paranın dolaşım hızını for-mule eden denkleme dayanarak kanıtlayacağız. Önce o denklemi tanımamız gerekecek.

2.Friedman’da Optimal (En uygun) Para Miktarı.

Friedman’a göre: Miktar kuramı yani; M.v ="Y.P" eşitliği;

1.Paraya olan talebin yasasıdır. Ne output (Hasıla,Y’nin) ne de parasal gelirin veya fiyatın kuramı değildir.
2.Para bir servet aracıdır. Servet edinmenin olanağıdır. Üreticiler için, hizmeti (yani emeği demek istiyor) kul-lanmanın kaynağıdır. Ve ayrıca,
3.Toplumun ekonomik birimlerinin paraya olan talebi, tüketim mallarına olan talebiyle özdeşleşir.3

Bu üç kural, aslında kapitalizmin özü ve özetiydi. Almanya’da bir özdeyiş var: “Was du has, bist du das” (Neyin varsa sen o sun) Ülkemizde de 1980’li yıllardan bu yana reel ekonominin yerine geçen monetarizm, yurttaşlarımızı neyin varsa sen osun anlayışına doğru sürük-ledi.

Die Optimale Geldmenge und Andere Essay adıyla Almancaya çevrilen kitabında Friedman’ın optimal (en uygun) para talebine ilişkin formülü şöyledir:

Y= v(rb,re,Y/P,dP/P,w,u).M

Burada P, fiyat endeksi; Y,output; rb ,piyasada geçerli faiz, re,pay senedi gibi menkul değerlerin getirisi, w, insan kaynaklı olan ve olmayan varlıklar arasındaki orantı, u da, bireysel davranışı betimleyen bir endis. Doğal olarak 1/P.dP/dt, bir birim zamanda P fiyat endeksindeki değişim oranıdır (yani sıfırdan büyükse enflasyon); dP/P olarak ta yazılabilir.

Monetarizm tutkusuyla ABDekonomisi optimum para miktarını saptayan böyle bir formulü uyguladı mı, ya da uygulayabildi mi, daha doğrusu, böylesi bir eşitliği sağlayacak güvenilir verileri elde edilebildi mi? Örneğin, Friedman, eğer fiyatlar yıl içinde % 5’in üzerinde artışa uğrar ve para arzının artışı %10’u aşarsa, serbest piyasa ekonomisinden söz edilemez demişti. ABD’nin monet-arizm tutkusunda, bu koşula bağlı kalındı mı? Bir başka deyişle, değerli kağıt faizleri ve piyasa faizi ve de fiyatların değişimi, reel output arasındaki ilişkilerden hareketle, paranın dolaşım hızının hesabını olanaklı duruma getirebildi mi, ya da bu saydıklarım ile paranın dolaşım hızı arasındaki korelasyon kuruldu mu? Kuru-lamazdı; çünkü, söz konusu bağlantı, w ile u yüzünden indeterminist özellikteydi. Neden? İnsan olan olmayan varlıklar arasındaki oranı simgeleyen “w” ile, bireysel davranışı yansıtacak olan “u” nasıl ölçülebilecekti? O nedenle, Howard R.Vane ile John L. Thomson ortaklaşa yazdıkları kitapta, haklı olarak Friedman’ın sunduğu denklemdeki:

1.“Y/P,w” termini, bütçeden gelen zorunluluk,
2.re,rb,dP/P.dt termini paranın geri dönüşü ve rekabet menkul kıymetleri ve
3.u” endisini de bireysel davranış,

olarak niteliyorlar, paraya yönelik firma taleplerinin açıkladığını ileri sürüyorlardı4.Ayrıca, bu gerçeği yukarıki denklemiyle Friedman’ın değiştirmiş olamayacağını belirtmekteydiler.

Tüm bu bilgilerden bir sonuç ortaya çıkıyor: Mone-tarizm, teorisi (kuramı) kuralı ve koşulları tam olarak gelişmeden, ölçülebilir ve hesaplanabilir duru-ma getirilmeden, uygulamaya konulmuş ve para talebine eşit düzeyde para arzı yaratmanın olanaksızlığı gündeme gir-miştir. Krizin gerisindeki gerçek budur. 1929’da o kriz, yöntem yanlışlığından kaynaklanırken, 2000’li yılların krizi ise, teorinin çarpıttığı monetarizmin reel ekonomiyi gerilere itmesinden kaynaklanmıştır. Milton Friedman’ın modeli fazlasıyla soyut idi. Zaten kitaplarının hiç birin-de,”ücret, kişi başına hasıla, marjinal yatırım eğilimi, tam istihdam” gibi reel ekonominin kavramlarına rastla-yamazsınız. Çünkü, para, sadece ser-vet aracı değildir. Onun iki önemli işlevi nedense göz ardı edilmişti. Bunlardan birisi, paranın inşaat, makine techizattan ibaret olan yatırımın finansman aracı olması ötekisi de, nesne piya-sasında fiyatı, işgücü piyasasında da ücreti betimleyen işlevi, yani dolaşımı. Paranın bu iki temel işlevi geriye çekilerek araç olmaktan çıkarılmış amaç olması sağlanmıştır. Monetarizm’de ya da Fried-man’ın para kuramında, yatırımım “makine, techizat, inşaat” olan niteliği de ters yüz edilmiş, geçersizleşmiştir. Örneğin, bugün iktisat öğrencilerin çoğu, yatırım eğilim (I/Y) ile Hasıla Sermaye oran (dY/I) nın çarpımının ekonominin büyüme hızını betimlediğini bilmez. Buna karşın, paranın, hisse senedi mi, dövize dönüşmesinin mi daha fazla rant sağlayacağını bilir çünkü ekonomi disiplini de yozlaşmıştır.

Oysa ekonomik büyüme, yeni üretim kapasitelerinin doğuşunu da içermek zorundadır. Varolanın yanı sıra üretim birimlerinde çoğalmadır aynı zamanda. Fried-man’ın para kuramı bu kavramlara yabancıydı, 2000’li yılların krizle karşılaşacağını tahmin etmek için, mü-neccim olmaya da gerek yoktu.

Friedman’ın algıladığı monetarizmin güdümünde, ekonominin, sadece sermaye piyasasındaki rant ve faiz ve işlem hacminden oluştuğu türünde yanlış bir anlayış ortaya çıkmış, hatta fakültelerde bunun güvencesi sanılan risk teorileri ders kitaplarında yer almaya baş-lamıştır. Sanayi, ticaret ve hizmet sektörlerinin yön-lendiricisinin sermaye piyasası olacağı sanılmıştı. Para-nın ekonomiyi güdümlerken aynı zamanda, ekonomi tarafından güdümlenen araç olduğu göz ardı edildi. Onun bu reversible özelliği dışlanarak paranın dolaşıma girmesi; dolaşım, ne denli hızlanırsa, servetin o denli artacağı sanıldı Durum böyle olunca da, ülkemizde planlama örgütünün yerini Merkez Bankası alacak, ekonomi, menkul kıymetler borsasında, işlem hacmi ya da hisse senetlerindeki değişim oranlarına indirgenecekti. Ve de öyle oldu.

3.AID (Agency for International Development) Dönemi

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupa’nın yeniden yapılanmasını öngören Marshall Planı’nı uygulaya-bilmek için 27 Aralık 1945’de Dünya Bankası (World Bank) kurulmuştur.2 Nisan 1948’de çıkarılan yasa, ekonomik işbirliğini öngörmekteydi. 3 Kasım 1961’de John F.Kennedy’nin onayladığı yasa ile kurulan AID(USAgency for International Development) yalnız Avrupa’yı değil gelişmekte olan ülkeleri de kapsamına alarak, ekonomik büyümelerine katkıda bulunmayı amaçlamıştı. Ne var ki, yatırımlar, fizible, yani kendilerini geri ödeyebilir nitelikte olmalıydı. Çünkü monetarizm henüz gündeme girmemiş ve yatırım projelerinin, maki-ne, teçhizat dışalımlarını karşılamalıydı. Örneğin ülke-mizde dış tica-ret verileri incelendiğinde, kredilerin “Program” ve “Proje” gruplarında yer aldığını görürüz. 1982 sonrasında bu tanım da ortadan kalktı.

Fizible olmayan yatırım projelerinin 1962-1980 döneminde AIDtarafından kabul edilebilmesi olanaklı değildi. Kendisini geri ödeyecek düzeyde verimli olma-yan projeler için AID’den kredi alabilmek olanaksızdı. Bu satırları yazan kişi (A.N.Ölçen) Güney Anadolu kıyı şeridinde turizme yönelik tatil köyü projesi için 25 milyon dolar kredinin sağlanmasını ancak 1.5 yıl süren görüşmeler sonrasında karara bağlatabilmişti. O dönemde, DPT’nin uzmanları olarak , kredi koşullarının kimi maddelerine, örneğin yatırımın makine ve techiza-tının yabancı bandralı gemilerle taşınmasına karşı çıkı-yorduk. Görüşmeler o yüzden uzuyordu. Hiç birimiz dış kredi karşısında boynu eğik insanlar değildik. Bununla da yetinildiği sanılmamalı. DPT’nin yıllık yatırım programına girmeyen projelere, Maliye Bakanlığı tara-fından kaynak ayrılmaz ve ihale evrakı Sayıştay tarafın-dan onaylanmadıkça da uygula-maya geçilemezdi.

Monetarizm tutkusunun uygulayıcısı olan IMF, ulusal yarar koşuluna dayalı bu erdemli davranışı Stand by anlaşmalarıyla yok etmekte gecikmedi. 1980’li yılların sonrasında, kredilerin program ya da proje amaçlı olması bir yana itildi, cari açığın kapatılmasına yönelindi. Çün-kü monetarizm, reel ekonominin önüne geçmiş, yatır-ımın tanımı değişmiş, onun “makine-techizat-inşaat” niteliği ortadan kalkmış oldu. IMFiçin kredinin nasıl ve ne amaçla kullanıldığı artık önemli değil, önemli olan onun kendisine geri dönmesinin nasıl güvenceye alınacağıdır. O nedenle ekonomimizi denetleyen ve yön-lendiren yetkiler kullanmaktadır ve siyasal iktidarlar da buna boyun eğmekteler.

2001 sonrasında ödemeler dengesinin yapısı da defor-masyona uğramıştır.Hazine’nin ya da DPT’nin dış tica-ret ve ödemeler dengesi kayıtlarında “Sermaye hareket-leri” bölümünü artık bulamazsınız. Dış kredilerin ne kendisini ne de türünü görmeniz olanaklı değildir.

5.Türkiye’mizin Krize Açık Yapısı

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’ ndan ülkemizin en az zararla kurtulmasının temel nedeni, reel ekonominin öncü kuruluşları ile açık vermeyen dış ticaret politikasıydı. Örneğini Örneğin 1930 yılında ABD’de ulusal gelir % 53, toptan fiyat endeksi % 38 oranında azalışa uğrarken, . Mustafa Kemal Atatürk’ün ekonomisinde ulusal gelir %43 ve fiyat endeksi % 15 oranında geri-lemişti.

Bugün Türkiye’mizin ekonomisi, tarihinin hiçbir döneminde olamadığı kadar kırılganlaşmıştır. Reel ekonomi, parasal işlemlere dönüştürülmüş, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) kadar ekonomi iç ve dış borç yükü altına sokulmuş ve Bütçe açıkları yalnız iç değil dış borçlarla kapatılan dar boğaza itilmiş, Kamu İktisadi Kuruluşları’nın tümü, özelleştirme adı altında yok pahasına elden çıkarılmış, işgücü talebini yaratan yatırımlara kaynak ayıran politikalar terk edilmiş, kamu sektöründeki işgücü verimliliği çökertilmiş, yazgısına boyun eğen toplum yapısı sürecine girilmiş iken, 2008’lerin dünya ekonomik krizinden kurtulmanın ya da en az zararla çıkmanın çaresini bulmak olanaksızlaşmıştır. Şunu biliyoruz ki, eğer bu krizin kaynağı monetarizm ise, krizden kurtulmanın aracı, onu yaratan monetarizm olamaz.

Ekonomi disiplininde her kriz kendi kuramını yaratmıştır. Bu krizden kurtuluşun da çaresi ekonomiyi moneta-rizmden arındırmak olmalıdır. Bu satırları yazan kişiye sorarsanız, kendisi karma ekonomi düzleminde planlı sanayileşme ve planlı büyümeden ya na olmasına karşın, eğer kapitalizm küreselleşen krize çare araya-aksa, ekonomi politikasını Keynes ile Friedman sente-ine dayandırmalıdır. Çünkü, kapitalizmde, Keynes’in Fried-man’a, Friedman’ın Keynes’e gereksinimi var.

6.Özal Dönemindeki Aksak Monetarizm Serüveni

Turgut Özal’ın Başbakanlık Müsteşarı olarak hazırlattığı “Mali İstikrar Kanunu” ile Türkiye’mizin mone-tarizme adım atmayı amaç-ladığı, Mart 1980 tarihine rastlar .

TBMM’nın 6 ve 21 Mart 1980 günleri arasında Plan Komisonunda görüşülmesine başlanan o yasa tasarısının mali istikrarı sağlamakla hiçbir ilgisi olmadığı anlaşıl-mıştı. Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) konuşmasında “tasarının adını destekleyecek hiç bir maddeye yer verilmediğini” şöyle çıklamıştı:

Aşırı fiyat artışlarını yani enflasyonu aşağı çekecek önlemlere yer vermeyen bir yasa ile mali istikrar nasıl sağlanacaktı? Eğer, tasarı istikrarı sağlamayı öngörseydi, cari işlemler açığını giderecek ve dış ticaret hadlerini düzenleyecek, TL. değer yitirmesini önleyecek koşulları açıklaması gerekmez miydi?

Adalet Partisi milletvekili Sebati Ataman’ın da değin-iği gibi piyasa giderek bollaşan ve kimin elinde biriktiği belirsiz para hacmini düzenleyecek önlemlere yer verilmez miydi? Eğer söz konusu tasarı mali istikrarı sağlayacak yapıda olsaydı, cari işlemler açığını gid-erecek, TL’nin değer yitirmesini önleyecek, dış ticaret hadlerini düzenleyecek hükümlere yer verimesi gerekmez miydi?

En önemli sakıncası şuydu tasarının, ticaret hukukunda yeri olmayan”sermaye şirketi” tanımına yer veriyordu. Bu satırları yazan kişinin (Ali Nejat Ölçen) 13 Mart 1980 günlü Bütçe Plan Komisyonundaki konuşmasının bu konu ile ilgili bölümünü Tutnaklardan okuyucu-arımızın bilgisine sunuyoruz.

Bu tasarı özel sektörde olmayan bir acaip özel kesim meydana getiriyor. Bakıyorsunuz özel sektör mü, ben Adalet Partisi iktidarının devlet adamlarını, yakından

tanıyan bir arkadaşınızım. O devlet adamlarının, özel sektörü ne anlamda anladıklarını biliyorum.Bildiğim kadarıyla, özel sektörden, Adalet Partisi yönetici-lerinin anladıkları, yatırım yapan özel sektördür. Verimli yatırıma parasını, tasarruflarını tahsis eden özel sektördür. Oysa, bu tasarıda, Adalet Partisinin özel sektör tanımının dışında başka bir kesim teşvik ediliyor. Para toplayan, para toplayıcı firmalar, yani finansör firmalar yaratılıyor bu tasarıda. Zannediyorum ki, Adalet Partisi de bundan rahatsızlık duyacaktır.

Belki ekonominin yapısı, finansör firmalara ihtiyaç duyabilir, finansör firmalar gerekli olabilir,belki ekonominin sermaye birikimine yardımı dokunacak şekilde para toplayan firmalara ihtiyac vardır. Ekonominin bu tür firmalara ihtiyacı varsa, özel sektörden yana bir politika, o kurumların evvela hukuki mües-selerini kurar. Yani onlara hukuk getirir ve ondan son-ra özendirir. Burada öyle yapılmıyor. Özendiriliyor, o özendirme ile ilgili maddeleri burada ortaya sürüyor ve böylece para toplayan firmaların kendisine yer altından bir hukuki kılıf ortaya çıkıyor.

Bunun son derecede sakıncalı ve ilerde Türkiye eko-nıomisinin ve küçük tasarruf sahiplerinin başına bela olacak kurumlar, kuruluşlar, türedi finansör firmalar yaratacağı kanısındayım.

Açıklıkla içtenlikle arz ediyorum. Örneğin, hiçbir hukuki statüsü olmayan, ticaret kanunlarında yeri olmayan bir firma, birkaç firma çıkıyor, para topluyor. Eğer küçük tasarruf sahipleri bu firmalara başvurur ise, olay şudur: Mukavelename bir nüsha olarak imza-anıyor. İkinci nüshayı para yatıran kişiye vermiyor. Paralar toplanıyor. Bu güne kadar kaç milyar lira toplandı bilmiyorum. Fakat yarın , bir gün parasını verenler, faizlerini aldıktan sonra ana paralarını geri isteme durumunda kalırsa, bu paraların verilmemesi durumunda meydana çıkacak hukuki anlaşmazlıklarda muhatap kimdir, sorumlu kimdir, borçlu kimdir, kimin yakasına yapışacaktır devlet, ya da yasa, belli değil. Şu halde bu yasada örneğin, “Fon Ortaklığı” adı altında para toplayan, para toplayıcı firmalar özendiriliyor. Özendirilmesi sadece onların gelişmesi değil, hukuki hüviyet kazanmasına neden olacağı için son derecede sakıncalı buluyorum.

Bu tasarı böyle bir takım para toplayan ve topladığı parayı ne yapacağı, ne zaman geri ödeyeceği belli olmayan ve ciddi bankalarla, devlet bankalarıyla, ciddi özel sektör bankalarıyla haksız rekabet içinde, onların fonlarını ellerinden alan ve sonra nasıl kullandığı belli olmayan bir takım banker firmalar ortaya çıkacaktır. Türkiye ekonomisi ilerde bunlarla uğraşamayacaktır. Çünkü, bunların bünyelerinde bir çok emeklinin, işçinin,memurun küçük tasarrufları yer almış olacaktır. Sırf faiz güvencesine dayanmak için. Bunu da burada kısaca arz etmek ihtiyacını hissediyorum5

O gün, komisyon toplantısı sona erdiğinde Plan Komisyonu Başkanı Nurettin Ok ve arkadaşları bu konuşmayı yapan kişiyi (Ali Nejat Ölçen’i) özel olarak görüşmek için davet etmişlerdi. Eskişehir milletvekili İsmet Angı, Ankara milletvekili Sebati Ataman ile birlikteydiler. ilk soruları şu oldu.

- Bize söz veriyor musunuz, bu konuyu siyasal amaçla kullanmayacağınıza?
-Niçin

Çünkü, dediler:

- Yasa Tasarısını gündeme alınmaması için Başbakan Süleyman Beyi ikna etmeye çalışacağız.
Söz veriyorum.

O çarpık yasa tasarısı TBMM’nin gündemine girmedi., ve kadük oldu..

7. 12 Eylül 1980 Askeri Darbe İle Yasallaşan Çarpık Yasa.

Adalet Partisi’nin gündeme almadığı o yasa tasarısı 12 Eylül 1980 sonrasında “alternatifi olmayan 24 Ocak Kararları olarak yasallaştı ve Türkiye Banker Faciası dönemini yaşamakta gecikmedi. Küçük tasarrufla göz yaşları arasında uçup gitmişti.

Ali Nejat Ölçen, müneccim miydi ki, olacağı önceden sezinlemişti. Hayır o ne ünlü bir iktisatçı, ne de gaipten haber veren müneccim. Tarihsel diyalektiğin işleyişini kavramış olan her kes, onun düşündüğü gibi düşünenbilirdi. O kadar

Dip Notlar:
1.Milton Friedman,The Counter-Revoluation in Monetary Theory, the Wincott Foundation, 1970,p.10,
2.M.Friedman, Anna Jacobsen Schwartz,A Monetaryy History of the United States, 1867-1960, Princeton Uni Pres, 1963,p.290-305
3.M.Friedman, Die Optimale Geldmenge und Essay, 1970,Verlag Moderne Industrie,s.86
4.Howard R.Vane-John L.Thomson,Monetarizm, published in 1979 by Martin Robertson, xford.reprinted 1980.
5.Millet Meclisi Plan Komisyonu,Mali İstikrar Kanunu Tasarısı, tümü üzerinde görüşmeler,6.3.1980-21.3.1980,s.46-48

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail