Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 76 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

TBMM’nin 4 Mayıs 1922 günlü gizli oturumu, Mustafa Kemal’e karşıtlığın çok belirgin örneklerine tanık olmuştu. Başkumandanlığın üçüncü kez uzatılmasını eleştiren milletvekillerinden, Salih Efendi (Erzurum) buna neden karşı çıktığını şu sözlerle açıklamaktaydı:

Efendiler, müsaade buyurun bizden bir hak gasb etmek ise, Mustafa Kemal Paşa, bizden o hakkı gasb etmek istiyorsa, kendisini küçültür, biz de hakkı zahirimizi vermeyecek iken verirsek aptalız. Bu işi halledelim, sonra başka safhasına geçeriz.

Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey de, başkumandanlık süresinin uzatılmasına karşı çıkanlar arasında yerini almıştı. Salih Efendi’den farklı bir söylem biçimi uyguluyor, Millet Meclisini etkilemeye çalışıyordu. Konuşmasına şu sözlerle başlamıştı:

Efendiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ordularının Başkumandanı olmak üzere, kendi tarafından birisini tayin ederse ve bunun hakkında müzakere edilirken ben haykırarak diyeceğim ki, efendiler, bu şeraiti dairesinde (koşullar içerisinde) benim hakkı teşriiyeme (yasama hakkıma) taalluk eden (ait olan) hukuku icraiyemin şu kısmını ben vermeyeceğim, diyeceğim.

Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey, konunun gizli celsede konuşulmasına da karşı çıkıyordu, bunu şu sözlerle açıklamaktaydı:

Hafi celseler, mühim meselelerde olur, esrarı umumi-yeye taalluk eden mesailde(giz olan genel sorunlarda) olur. Yoksa böyle eşhas, hakkında, şunun bunun hakkında söylenecek sözler burada serbest ve açık söylenir.

TBMM’nin Başkanı ve o Meclisi var eden Mustafa Kemal’i “şu, bu” olarak niteliyordu. Hatta bununla da yetinmemiş konuşmasının sonlarına doğru neler söylemişti ki, Meclisin kararıyla tutanaklardan çıkarıldı. O gizli celsede söylediklerinin arta kalan bölümü şöyleydi:

Hangi mecburiyettir ki, Büyük Millet Meclisi’nin sela-hiyeti teşriiye ve icraiyesinden (yasama ve yürütme yetkisinden) mühim bir kısmını böyle semettüs selam, kim olursa olsun bir başkasına versin, bi akıl, dirayet, mekinet,(onur) itibariyle Büyük Millet Meclisinin fev-kinde bir kudret göremem. Bu dimağlardan yüksek düşünecek kimse tasavvur etmem. Binaenaleyh maksa-dımız, gayemiz düşmanı tard etmektir. Burada çırpınan kalplerin hepsi, o gayeye matuftur, bir fert tasavvur etmem ki, sui’istimal etsin (kötüye kullansın). Fa-kat tekalifi milliye (ulusal yükümlülük) gözümüzün önünde bariz bir hakikat parlıyor. Demek ki, insanların suiistimal edebileceği selahiyet ve kudret verebiliyor. Herkesin yutacağı bir lokma vardır. Bir adama bin iş verilmez efendiler, hakkınızı kıskanınız.

Başkumandanlığın üç ay uzatılmasını öneren Yasa tasarısının 2.maddesi bu kararın 5 Mayıs 1922 gününden itibaren uygulanmasını ön görüyordu. Mustafa Kemal karşıtları bir önerge vererek bu ikinci maddenin iptal edilmesini önerdiler, Amaçları, yasa kabul edilse bile geçersiz olmasını o yoldan sağlamaktı. Ne var ki, oylama yapıldığında 68 olumsuz oya karşın 89 oyla 5 Mayıs 1922 gününden geçerli olmak üzere Mustafa Kemal’in Başkomutanlığı üç ay süreyle uzatılmıştı.

Rahatsız olduğu için Mustafa Kemal’in o günkü gizli celse görüşmelerine katılmadığı iki gün sonraki konuşmasında anlaşılıyordu.

6 Mayıs 1922 günü kürsüye çıkmış ve şunları söylemişti. Şimdiki siyaset adamları O’nun kızmadan, öfkelenmeden konuşmasındaki haklılığı, tutarlılığı ve mantığı örnek alabilmelidirler:

87 yıl sonra şimdilerde 29 Mart 2009 günlü yerel seçimler nedeniyle siyasal parti genel başkanlarının, başta Başbakan R.T, Erdoğan olmak üzere, düzeysiz, hırçın, mantık dışı konuşmaları, birbirlerini suçlamaları ve ülkeye nasıl yarar sağlanacağına ilişkin tek bir tümceye yer vermemeleri, demokrasi adına acıdır, umut kırıcıdır ve toplumun siyasetten soğumasının ve hatta tiksinti duyanların sayısının atmasının nedenidir.

Mustafa Kemal’in 6 Mayıs 1922 günü gizli celsede yaptığı konuşmanın bir bölümünü aşağıya aktarıyor, bugünün siyaset ve devlet adamlarının o konuşmayı ibretle okumalarını, ders almalarını öneriyoruz. Sokak kavgasına dönüştürdükleri konuşmalarındaki düzeysiz-liğin acaba farkında mıdırlar, diye düşünmekten de kendimizi alamıyor ve siyasetin böylesi yozlaşmasının vebalini nasıl taşıyacaklarını da bilemiyoruz.

Mustafa Kemal o gün, konuşmasına şu sözlerle başla-mıştı:

Efendiler, Başkumandanlık Kanunun temdidi münasebetiyle Perşembe günü cereyan eden müzakeratta (görüşmelerde) rahatsızlığım münasebetiyle maatteessüf bulunamamıştım. Fakat cereyan eden müzakereye neticesi itibariyle muttali oldum. Müzakerede söz söylemiş olan arkadaşların tekmil sözlerini gözden geçirdim. Verilen reyleri dahi tetkik ettim. Binaenaleyh, bulunmuş kadar vakıf olduğumu zan ederim.

Efendiler, Başkumandanlık kanununun yapıldığı günü hep beraber tahattur edelim (anımsayalım). Yunan orduları bazı muvaffakiyetli harekattan sonra Ankara istikametinde yürümekte idi. Ordumuz Sakarya gerisine kadar gelmiş idi. Meclisi Aliniz bu düşman ordusunu bertaraf etmek ve vaziyeti umumiye yi tahlis eylemek (kurtarmak) için bir çare ve tedbir düşünmek mecburiyetini hissetti. Bu tedbir ve çare neticesi Başkumandanlık ihdasıyla ona selâhiyeti kaffeye itası (tüm yetkiyi vermek) suretinde tecelli etti. Başkumandanlık kanunu yapılırken üç aydan fazla hakkı hayata malik olmamasını Heyeti Celilenize teklif eden doğrudan doğruya bendeniz idim. Bu kanunla vücuda getirilen Başkumandanlık vazifesini deruhte ettikten sonra üç ay temdidi veya lağvı yine Heyeti Celileniz huzurunda münakaşa edildi. Bidayette olduğu gibi Heyeti Celilenizin ekseriyeti bu kanunun temdidi taraftarı oldu. Ondan sonraki tedbirler de bu suretle neticelendi. Ancak mebdeinde ve müntehasında daima bu kanunun lüzumu ademi lüzumundan ve yahut lüzumu tadilinden ve Başkumandanlığın mevcudiyetinden müşteki olan zevat vardı. Mebdede (başlangıçta) olduğu gibi müntehada da, yani bugün de aynı müştekiler yüzünden Başkumandanlık sıfat ve salahiyeti hakkındaki münakaşat malumunuz bir mevkiin, bir makamın mutlaka idamesi layüsel olacak salahiyetlere malikiyetini (sorumsuz yetkilere sahip olmayı) temin edecek kanunların da idamesi taraftarı değilim.. Müsaade buyurursanız son nokta-i nazarımı söylemeden evvel, meselenin mahiyetini teşrih etmek için hasbıhal tarzında birkaç söz söyleyeyim ve sözlerimi bunun ademi lüzumu hakkında, bunun ademi lü-zumuna dair söz söylemiş olan zevatın bazı sözlerini istiane edeyim. Mesela, Salih Efendi, söylediği söz-lerde bir hakkın gaspı mevzuu bahistir. Mustafa Kemal Paşa bu hakkı bizden gasp etmek istiyorsa kendisini küçültür ve biz de o hakkı sarihimizi vermeyecek iken verirsek aptalız..

Efendiler, Başkumandanlık ihdası ve Başkumandanlık Kanunun yapılması mevzuu bahs olduğu ilk gün bu kürsüde söylenilen sözleri hatırlayalım. Ben hiç kimseye bu salahiyeti bana veriniz demedim. Bilakis bütün Meclis bana behemehal Başkumandan olacaksın dedi. Bugün en müşteki olan arkadaşlarım bu kürsüden feryat ettiler dediler ki: Başka yapacak çare yoktur. Reisimizi Başkumandan yapalım. Onunla beraber, ordumuzla beraber zafere gidelim (Doğru sedaları). Binaenaleyh benim hiçbir vakit hatı-rıma gelmedi ki, Meclisi Alinin tamamen, kısmen, cüzen salahiyetini gasp edeyim ve böyle bir tasavvur benden uzak olsun.

Arkadaşlar, açık ifademden beni mazur görünüz. Her birinizin salahiyeti fevkalade ile intihap olunmasına ve salahiyeti fevkalade ile müntehip zevatın burada bütün memleketin mukadderatına vaz-ı yed bir mahiyet iktisap etmesine (ülkenin geleceğine el koyması hakkını elde etmesine) herkesten ziyade ben çalışmışımdır (Doğru sedaları). Bunun için pek çoklarınız bilirsiniz ki, en yakın arkadaşlarımla fikir mücadelesi yapmışımdır ve bunu temin edebilmek için bütün hayatımı, bütün mevcudiyetimi, bütün şeref ve haysiyetimi en mühlik tehlikeye ilka (terk) etmişimdir. Binaenaleyh, bu benim eserimdir. Ben herkes gibi eserimi terzil değil ila ile muvazzafım (yüceltmekle görevliyim) (Teşekkür ederiz sesleri) Fakat, kraldan fazla kral taraftarıyım. Onun için rica ederim Salih Efendinin hiç olmazsa beni kendisi kadar bu Meclisin hukukiyle alakadar farz etsin.

Salih Efendi-Daha büyük bir mevkiniz var.

O’nun bu konuşmasında şu temel özellikler hemen kendini belli etmekteydi. Söyledikleri,

doğruydu,
gerçekti ve
mantıksaldı.

O nedenledir ki Başkumandanlığın uzatılmasına en fazla karşı çıkan Salih Efendi bile O’nun bu sözleri karşısında “daha büyük mevkiniz var” demek zorunda kalmıştı.

Bugün ülkemizde her zamankinden daha fazla, karşı olduğu düşüncede bir doğruyu ve gerçeği görebilen yalnız siyaset ve devlet adamlarına değil, her aydın olduğunu sanan bireylere de gereksinim var. Mustafa Kemal’e karşıt olan Erzurum milletvekili Salih Efendi gibi. Ve kızmadan, öfkelenmeden, uğradığı eleştirileri karşılamasını bilen siyasal parti başkanlarına da..

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail