Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 76 Geri Tavsiye Et Yazdır


MUSTAFA KEMAL’İN DEVLETİNDE BİR KAYMAKAM: DİLAVER ARGUN BEY.

Kanapiçe Olayı ve Tam Bağımsızlığımız

Kanapiçe, Sisam (Tigani) adasının hemen karşısında, Karaburun havalisinde küçük bir koy. “Dipburnu” adı verilen mevki ile karşıdaki Sisam adası birbirine öyle yaklaşıktır ki, durgun havalarda yüksek sesle konuşmaları işitmek, çığırtkan horozların bağırışlarını duymak mümkün olabiliyordu.

1934 yılının o 14 Temmuz gününün sıcak öğleden sonrasında makineli tüfek tarrakası, Kanapiçe koyunun kayalıklarında tünemiş martı kuşlarını, çığlıklarıyla, havalandırdı. Makineli tüfeğin gürültüsüne bir ara mavzerlerin gürültüsü de karıştı, kıyıdaki bir yerden, denize doğru ölüm kustu. Sonra her şey yeniden eski sessizliğine kavuştu. Cırcır böcekleri yeniden ötmeye koyuldular.

Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey, bir denetim için Selçuk’taydı. Mülkiye Mektebini bitirdikten sonra Fran-sa’da tahsilini tamamlamış, aydın bir kaymakamdı. İl-çeye hareket etmek üzereyken, bir jandarma eri koşarak gelmiş ve elindeki kağıdı uzatmıştı. Kağıtta şu satırlar yer alıyordu:

Gümrük Muhafaza,K-14.7.1934.

Saat 15 kararlarında Kanapiçe mevkiinde, içerisinde 4 kişi, çıplak durumda kurşuni renkte yelkenli bir sandal, Kanapiçe koyuna ve karaya yaklaşmıştı. Üç el havaya ateş etmek suretiyle “dur” emrini verdik. Bu em-re itaat etmeyenlerin, kendilerini denize atarak kaç-maya başlamaları üzerine beş arkadaş birden ateş ettik. Bu dört şahıstan üçü ölü olarak denizde kaldı. Bir tanesinin ne olduğu meçhuldur. Mezkur sandal, denizde kendi kendine dolaşmaktadır. Ölüler sahildedir. Keyfiyet, Dipburnu Karakol erlerinin ifadelerine atfen arz olunur.

Not: Mezkur sandalın Sisam adasında bulunan İngiliz harp gemisine ait olduğunu arz ederim. Karine Muhafaza Memuru Mustafa..

Kaymakam Dilaver Bey, notu okuduktan sonra büyük şaşkınlık geçirdi. Sonra altındaki arabayla, vakit kaybetmeden hızlı bir şekilde Kuşadası’na döndü ve telgrafhanede makine başına oturarak derhal Ankara’yı aradı. Ankara’nın ses vermesi gecikmedi. Dahiliye Vekaleti (İçişleri Bakanlığı) daha tamamlayıcı bilgi istiyordu. Kaymakam Dilaver Bey, Ankara’nın istediği tamamlayıcı bilgiyi uykusuz geçirdiği bir geceden sonra 15 Temmuz günü öğle sularında elde etti ve hemen aynı anlarda Ankara ile konuştu. Başvekil Paşa Hazretlerine gerekli bilgiyi arz etti:

Başvekil İsmet Paşa Hazretleri’ne:

Kanapiçe koyu Dipburnu Karakolu erlerinden beşi pusudayken, saat 16 sıralarında üç kişinin çıplak olarak bir kotra ile erlerin pusu yerine yaklaştıkları ve ikisinin karaya çıktıkları, erlerimizin “teslim olun” ihtarına mukabil karaya çıkan ikisinin derhal ve tekrar aşağıya atladıkları görüldüğünden, erlerimiz tekrar “teslim olun” diye bağırmalarına rağmen bunların denize atladıkları ve bunun üzerine ateş açıldığı..Biri-nin deniz üstünde kaldığı.. İkisinin ateşten masun bir yere sığındıkları..Açılan ateşten birinin öldüğü,birinin de yaralı olduğu,İngiliz harp gemisinin bir Yunan motorunu sahillerimize göndererek cesetlerin bulun-masını rica ettiği anlaşılmıştır.. Arz ederim.

Olayın üçüncü günü yani 16 Temmuz öğleden sonrasına kadar, Kuşadası’nda kayda değer bir şey olmadı. Kuş-adası ile Başket arasında telgraf tellerine ambargo kon-muş ve her yeni haberin ivedilikle ulaştırılabilmesi için bütün tedbirler alınmıştı. 16 Temmuz günü saat 14 sıra-larında, üç bacalı bir İngiliz harp gemisi Dipburnu istika-metinden gelerek, limanın dört mil açığında durdu. Kay-makam Dilaver Bey, anında Ankara’ya şu telgrafı çekti:

Tarassuttayım. Harp gemisinden bir motor sahilimize yaklaşıyor. Karaya çıkmalarına izin verelim mi?

Ankara’nın cevabı kısa oldu

Gelen motoru yalnız liman reisi karşılasın. Siz telgrafhanede bulunun. Sadece liman reisi ile görüşsünler.

Kaymakam, aldığı direktife uydu. Ancak gelenler Kaymakam ile görüşmek istiyor ve onu ayaklarına çağırıyorlardı. Yani limana. Bu sıralarda telgrafın yanı sıra bir manyetolu telefon da Ankara ile temas halindeydi. Dilaver Bey, bu durumu telefonla Başvekil Paşa Hazretleri’ne arz etmek üzere hemen aktardı. Ve telefonun öbür ucundan gelen seslere kulak verdi.

Gazi Paşa, Kızılcahamam’da, şimdi bulduk, temas ediyoruz: İsmet Paşa Hazretleri buyuruyorlar ki, Kay-makamımız liman dairesine gitmeyecektir. Kayma-kam’ı ziyaret etmek istiyorlarsa, gelenleri Kaymakam Bey, ancak kendi makamında kabul eder. Olayın nasıl cereyan ettiğini sorarlarsa, münasip (uygun) bir şekilde bilgi verir.

Kuşadası Kaymakamlık binası yeni inşa edilmiş ve Kaymakamlık makamı da oldukça iyi döşenmişti. Dilaver Bey’i odasında ziyaret edenler, göğüsleri nişanlarla dolu iki İngiliz subayı ile iki sivildi. Yabancılar gösterilen koltuklara oturduktan sonra hemen konuyu açtılar. Sivillerden iyi Türkçe bilen ve Rum olduğu anlaşılan, konuşmanın Fransızca cereyan etmesini istedi. Dilaver Bey, aralarında Türkçe bilen biri olduğuna göre bunu gereksiz bulduğunu söyledi. Onlara göre Sisam adasına bir nezaket ziyareti yapmakta olan İngiliz Akdeniz Filosu’na mensup harp gemileri, sahillerimize yakın demirlemişler. Bu gemilerden birinde, üç subay dürbünle kıyılarımızı seyretmişler. Kanapiçe koyunun bulunduğu Dipburnu sahilinin plajını ve kumunu çok beğenmişler. Yüzmek üzere bir sandala binip buraya doğru gelirken, kendilerine kıyılarımıza 50 metre kala ateş açılmış ve subaylardan bir ölmüş, diğerleri yaralı olarak dönmeyi başarmışlar. Türk makamlarının bu konuda karşı çıkacakları bir nokta var mıymış?

Dilaver Bey, olayın İngilizler tarafından geliştirilmek istenen kısmını ele aldı önce, cevaplamasını yaparken, üzerlerine ateş açılan İngiliz subayları karaya çıkmışlardı. “Dur” emrine itaat etmemişlerdi. Bu, kaçakçılığı önlememize dair kanun maddesine aykırı bir davranıştı. 1918 numaralı kanuna göre, bu tip hareket eden kişilere ateş edilirdi. Olaydan üzüntü duyulmaktaydı ama askerlerimizin hareket tarzı kanunlarımıza uygundu. Bu tarzdaki konuşma, iki saate yakın bir süre devam etti. Sona doğru, İngiliz kumandan cebinden bir kağıt çıkararak Kaymakam’a hitaben şöyle konuştu:

Londra Hükümeti’nden aldığım üç maddelik talimatı size bildirmek isterim. Londra Hükümeti, Osmanlı Hükümetine şu isteklerinin bildirilmesini talep etmektedir.

Dilaver Bey, burada kumandanın lafını kesti:”Kuman-dan cenapları yanlış temas aramaktadır. Ben, Türkiye Cumhuriyetinin temsilcisiyim. Osmanlı Hükümetinin değil”

İngiliz, kızararak ve özür dileyerek sözünü “Türkiye Cumhuriyeti” olarak değiştirdi, istekleri. sıraladı: İngi-lizlerin istekleri üç bölümde toplanıyordu ve üç bölüm de sert bir hava taşıyordu:1.Öldürülen subayın cesedini aramak üzere İngiliz donanmasına bağlı motorlar sahil-lerimize gelecekler ancak, bu araştırma sırasında ken-dilerine ateş açılmayacağı hususunda yazılı teminat verilecektir. 2. İngiliz bayrağına tarziye verilecek, ölen subayn ailesine zarar ve ziyan ödenecektir. 3. Subay-larını öldürdüğü tespit edilen Balıkesirli er Musa, derhal yerinden alınacak, cezalandırılacak ve verilecek ceza kendilerine bildirilecektir. Kumandan bunları bildirdik-ten sonra, Dilaver Bey’i gemilerine davet etti. Davet nazik bir dille ret edildi. Kumandan daha sonra, İngiliz gemicilerin gezmek için Türk kıyılarına çıkıp çıkma-yacaklarını sordu. Bunun cevabı kesinlik taşıyan bir cümleydi:Hayır.

İngiliz gemicilerin Kuşadası’nı ziyaretleri için Türk Hükümeti’nden bir talimat alınmış değildi. Kaymakam Dilaver Bey, İngiliz heyetiyle konuşmasını derhal Ankara’ya geçti. Kahve içmeye vakit bulamazken Ankara’nın cevabı geldi. Bu kez makinenin başında Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras bulunuyordu. Kuşadası Kaymakamı’na İngilizlere verilmek üzere bir mektup dikte ettiriyordu:

Kumandan cenapları, iki İngiliz hafif motorunun kaybolan cesedi aramasına müsaade ettim. Ceset bizim tarafımızdan bulunursa, tabiatıyla sizlere tevdi olunacaktır. İngiliz motorlarının araştırmaları esnasında beraber bulunarak, birlikte araştırmaya ihtimam edeceklerdir. Gümrük motorumuzun beraber bulunması, sahil muhafızlarını ateş etmekten men eder. Kuşadası Kaymakamı Diaiver.

Tevfik Rüştü, mektubu yazdırmasından sonra, Kaymakam’a bir de talimat veriyordu. Talimat şuydu.”Kayma-kam’a olayı yapan erlerin yerlerinden kaldırılıp kaldırılmayacağını ve soruşturma altına alınıp alınmayacağını sorarlarsa, soruşturma açıldığını ve bu nedenle erlerin yerlerinden alınmış olacağına şüphe etmediğini, kendi bilgisi olarak beyan eder. Bu konularda, kendisinden sorulmadıkça bir şey söylenmemesi lazımdır. Mektub aynı gün Kuşadası Liman Reisi tarafından İngiliz amiraline verildi. Amiral, teşekkür ediyor ve ertesi gün bir kumandanı, cesedi arama zamanını kararlaştırmak için Kaymakam’ı ziyarete yollayacağını bildiriyordu.

17 Temmuz günü sabaha karşı, saat 02.30 sıralarında Başvekil Paşa, Kuşadası’nı aradı ve buyurdu:

İngilizler, çıplak adamlarının karaya çıkmadıklarını beyan etmekteler. Kaymakam Bey’in bu noktaya temas etmemiş olduğu, dikkatimizi çekmiştir. Hakikat nedir? Bunu hükümetin olduğu gibi bilmesi, meselenin halli için tek çaredir. Hükümetin yalan ve yanlış muameleye dayanması, çok zararlı ve muhataralı olur. Adamlar hakikaten karaya çıkmamışlarsa dahi, erlerimiz yine vazifelerinin gereğini yapmışlardır. Elverir ki, Hükümet hakikate aykırı beyana düşmesin. Vekiller heyeti şu anda toplantı halindedir. Binaenaleyh, memurları-mızın ve erlerimizin korkmayarak hakikati olduğu gibi söylemelerini isterim. Yarım saate kadar cevap bekliyorum

18 Temmuz günü saat 15.20 sıralarında, Sisam sahillerinin önünden 7 harp gemisi çıktı. Bunlar ağır yolla Darboğaz’a doğru seyrediyorlardı.

Dahiliye Vekaletine:

Durumu yakından incelemek üzere, Gümrük Alay Kumandanı İlhamı Bey, Gümrük Kumandanı Seyfi Paşa’dan aldığı emir üzerine şimdi bir gümrük motoruyla Darboğaz istikametine hareket etti. Arz ederim.

Kaymakam Dilaver

İzmir Valiliği’ne:

Darboğaz istikametinde durumu incelemeye gelen Alay Kumandanı İlhamı Bey’in Genel Kumandan-lığı’na Söke posta hanesinden yazdırdığı telgraf raporunu bilgi için arz ediyorum.

Rapor:Darboğaza geldim. Sisam önünde 4 kruvazör,7 torpido var. Kruvazörlerden biri, Queen Elizabeth’dir Cesedi armak için yaptığım temasta beni amiral gemi-sine çağırdılar. Gitmedim.

Alay Kumandanı İlhami.

Gazi Paşa, bütün bu olaylar sırasında Kızılcahamam’da, bulunmaktaydı. Gelişmeleri saati saatine izliyordu. İngiliz donanmasının tehditkar bir tavırla kıyılarımıza yaklaştığı kendisine iletilince, Ankara’ya ve Kuşadası’na bağlı hatlardan emretti:

Kanuni vazifesini yaptığı anlaşılan Türk eri Balıkesir’li Musa, yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. Gerekirse Musa için Britanya İmparatorluğu ile hali muhasamat (savaş) göze alınır..Kızılcahamam’dan şimdi Ankara’ya hareket ediyorum. Ege Bölgesi’nde kısmi seferberlik emrini veriyorum.

O dönem Kuşadası Kaymakamı Dilaver Argun, Ata’nın bu çıkışıyla ilgili olarak şöyle konuşacaktır: ”Bu emir, bu haysiyetli ses, beni ağlattı. Bütün yorgunluğumu alıp götürdü. Genç bir kaymakam olarak, bütün benliğim gurur ve iftiharla sarsılıyordu. O günden bu yana bir çok valilik ve müsteşarlıklarda bulundum. Atatürk’ün görev aşkını koruyan bu laflarını başka hiç kimseden duymadım ve sözleri hiç unutmadım”.

İngilizlerin davranışının ne olacağı beklene dursun, seferberlik emri de yerine getirilmeye başlandı. Kuşadası halkının telaşa kapılmaması için, gerekli uyarılar yapıldı. Seferberlik emri madem ki Gazi Paşa’nın ağzından çıkmıştı, o halde en kısa zamanda yerine getirilecekti. Öyle de oldu. Kuşadası ve havalisinde en ufak bir aksaklığa meydan verilmeden her şey tamamlandı. Gazi Paşa’nın dediği gibi, gerekirse Balıkesirli Musa için bütün Türkler bir kere daha yeni baştan dövüşeceklerdi. Bu, haysiyetli bir lider ve haysiyetli bir millet için kaçınılmaz bir durumdu.

Suskun İngilizler, kısmi seferberlik hazırlıkları tamamlandıktan sonra konuştular. Bu, bir telgraftı. Harp Filosu Başkomutanından geliyordu:

Mahreç: Sisam, No.135.Tatih:19.7.1934.
Verildiği saat:15.00. Kaymakam Bey, Kuşadası:

Maktul zabitin cesedini aramak için İngiliz motorlarına müsaade verildiği anlaşıldı. Bunun tel ile teyit ve tasdikini rica ederim. Sisam’da İngiliz Başkumandanı.

Dilaver Bey, bu tel’i aldıktan sonra, daha önceki talimat icabı, Milli Müdafaa Vekili Zekai (Apaydın) Bey’le konuştu. Güneş batarken, hava kararmak üzereyken de Ankara aradı. Başvekil Paşa Hazretleri görüşeceklerdi:

Ankara,No.7206, verildiği saat 19.20. Vusulu:İhbarlı
Bir dakika durdurulamaz.

Kaymakam Bey’e:

1.İngiliz Donanması’nın sizden cesedi aramak için verilmiş olan müsaadenin tasdikini istediği anlaşıldı. 2.Tarafınızdan tasdik ve teyit cevabının verilmesi ve motorlarımızın her türlü kolaylığı göstermek için hazır bulundurulmasının bildirilmesi uygun görüldü.İngiliz motorlarının araması sırasında dost davranılması ve bir hadiseye meydan verilmemesi lazımdır.

Denizde yaşamını yitiren İngiliz subayının anısına düzenlenen merasim Kanapiçe koyunda yapılmış, Kocate-pe torpidomuzun arkasında ve sağında Queen Elizabeth zırhlısı ile bunların arkasında maktulun mensup olduğu Dovenshire ve amiral gemisi olan London kruvazörleri, saat 9.30’da sancaklar yarıya indirilerek üç kez yaylım ateşi yapılmış ve 3 dakika sessiz kalındıktan sonra denize çelenk atılmıştır.

Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey’e takdirname ile 50 lira para mükafatı ve 1 hafta istirahat izni verilir. 1934 sonrasında Dilaver Bey başka bir yere görevlendirilirken Kuşadasına gelen Maliye Müfettişleri, İngiliz Amiraline çekilmiş 9 liralık telgraf ücretini uygunsuz bulup, hakkında soruşturma açılır. Dilaver Bey, devlet parasını çarçurdan İzmir Asliye Ceza Mahkemesine sevk edilir. Hakim Kemal Aksüt, ilk celsede salonu boşalttıktan sonra, Dilaver Beyi yanına çağırıp, gerekli makamlara her türlü küfrü ederek beraat kararını açıklar.

Kaynak:Kuşadası Belediyesi Yayını.
Bilgi:www.live.com/getstarted

***

Türkiye Sorunları kitap dizisinin yorumu.

Bu olayda Mustafa Kemal Devletinin özelliği ve niteliğinde önemli nokta ilgi çekicidir ve bugünün devlet anlayışının ne denli yozlaşma sürecine sürüklendiğini açıklamaktadır.

1.Mustafa Kemal’in Cumhuriyetinde, bu olay sınırları-mızın ne denli titizlikle korunduğunu gösteriyor. Oysa şimd,?

2.Kuşadası Kaymakamı Dilaver Argun Bey’in İngiliz subaylarının çağrısına uymayıp onları kendisini ancak makamında ziyaret edebileceklerine ilişkin Devlet onurunun korunmasına özen gösterilirken, Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, Suudi Kralının oteldeki odasına gitmeyi içine sindirebiliyor ve orada, kendisinden önce davranan Türkiye Cumhuriyet Hükümetinin Başbakanı R.T.Erdoğan’la karşılaşıyor.

3.Kuşadası Kaymakamı resmi görevini yerine getirirken, İngiliz komutanına ilettiği telgrafın 9 lirasından sorgulanırken, şimdilerdeki Maliye Müfettişleri, Maliye Bakanı Unakıtan’ın oğlunun vergi indirilerek 4000 ton tavuk yemini ithal etmesi sonrasında verginin tekrar yükseltilmesine sessiz (belki de çaresiz) kalabiliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhur Başkanı seçilen Abdullah Gül ile Başbakanı R.T.Erdoğan, Suuidi Kralından aldıkları armağanları hala açılayacak yürek-liliği gösteremiyorlar. Acaba onlar bu makamlara yer-leşmiş olmasalardı, Suudi Kralı ne olduğunu bilmediğimiz o armağanları onlara verir miydi? Vermez di.

Kanapiçe olayı, bir İngiliz dış politikasının temel özelliğini ortaya çıkarmaktadır. Bükemediği eli öper, bükdüğü eli de kıçını kaşıtmak için kullanır. Akdeniz’deki Şavaş Filosunun Baş Amirali de aynı kaypak, iki yüzlü, politikanın temsilcidir. Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey’in Osmanlı görevlisi olmadığını bilmiyor mu? O denli cahil mi? Biliyor. Hınzırca, saygısızca, Osmanlı devlet adamlarını elçilerini nasıl küçümseyip ayaklarına çağırdıklarını anımsatmak istemektedir ve aldığı yanıttan yüzünün kızarmasını anlatan o satırları, Dündar Can adındaki kişinin Mustafa Kemal’in devletinin nasıl bir devlet olduğunu öğrenmesini isterdik. Belki o zaman çevirdiği dolap içindeki Mustafa filminin utancını duyabilirdi. Duyar mıydı bilemiyoruz.

Kuşadası Belediye Başkanlığı’nı, söz konusu yayını nedeniyle, aynı zamanda o yayının başında yer alan “Tam bağımsız olmak ne demekmiş işte görün” sözleri için de yürekten kutluyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail