Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 76 Geri Tavsiye Et Yazdır


ORTADOĞU, OBAMA VE ABD’NİN YENİ POLİTİKASI

M.Emin Değer

Obama neden Türkiye’yi ilk ziyaret programına aldı dersiniz! CB ‘nin tebrikini mi öne almaya neden oldu. Çünkü Başbakan Erdoğan’ın soğuk tutumuna karşın, bu kararın alınması düşündürücü değil mi? Özetle nedeni nedir düşünülecek bir konu değil mi? Acaba İran sorunu mu ya da Irak’taki askerin çekilmesinde Türkiye ABD yolu mu seçiliyor. İsrail CB’nıyla Başbakan arzındaki sürtüşme için mi? Çünkü Amerika, çıkarlarına göre düzenler gezilerini. Ama yeni bir başkan için ilk ziyarette önceliğe seçilmemizin bir amacı olmalı değil mi? Nedense bu konu basında tartışılmadı...

Çünkü, Türkiye ABD arasındaki ilişki İkinci dünya sava-şı sonrasında başlamış, Truman Doktrini adıyla tarihteki yerini almış, daha doğrusu ABD Türkiye’yi avucunun içine almış, Türkiye’yi çıkar yolu yapmış; gün gelmiş bu yolda bizi çözümü zor sorunlarla baş başa bırakmıştır.

Gün gelmiş, bu ilişkinin mimarı olan İsmet İnönü “ Amerika’nın sorumluluğuna inanmıştım, yanılmışım” sözleriyle sitemini dünyaya duyurmak istemiş hayıf-lanmıştır. Bu söz, ulusal tarihimizde eleştiri konusu bir belge olarak yerini almıştır.

Bu olay, Türkiye ile ABD’nin arasındaki ilişkiyi epey gölgelemiş, İsmet Paşa, 1965 yılı Bütçe görüşmeleri sonunda, güvenoyu alamamış ve yeni bir hükümet kurulmuştu. Gölgeli yıllarda ilişki onarılmaya çalışılmıştı. Günümüz dünya siyaseti olaylarının bizi çıkmaz sokak başında umarsızlık içine itilmişsek, nedeni o yanlış politika değil midir? Bu gerçeği, sorunları daha da karmaşıklaştırdığı görülmektedir.

Oysa ABD’nin dünya politikasında Ortadoğu ve Türkiye, olmazsa olmaz nitelikte bir merkez üstür. Bu gerçeği yalvar yakar bir taktik yerine, ulusal çıkarlarımızı değerlendirerek kullanmış olmalıydık; olmadı! Olmadı çünkü ABD’nin karşısında bir halk deyimiyle el pençe divan durarak ulusal niteliğimizi kullanamadık. Evet, coğrafyanın bize verdiği gücü boşa harcadık. Dahası ABD, bizim coğrafyamızın stratejik değerini yıllarca kullanmıştır, hem de bize karşı, bizim çıkarlarımızı önleyerek.

Obama’nın bu ziyaretini ABD çakırlarının yeni stratejide kullanılması başta, yeni taktiklerle yeni bir açılıma hazır olmalıyız. Yeni bir başkan ve ABD’nin evrensel çıkarlarında bize düşen sorumluluğu ulusal çıkarlarımızı önde tutarak anlaşma yolunu bulmalıyız. Çünkü Ortadoğu çıkmazında ulusal çıkarlarımızı öne almayı önde tutmalıyız.

Dünden Bugüne Ulusal Çıkarlarımız

Ortadoğu, iki kutuplu dünyanın yıkılmasından sonra, özgür, demokratik, bağımsız ve huzur içinde bir yaşam düşü kurarken, içine sürüklendiği karışıklık karşısında geçmişi aramaktadır. Bunda, dünyanın ABD’yi iyi tanımamasının, ondan özgürlük ve huzur beklemesinin etkisi unutulmamalıdır. İnsanlık iki kutuplu dünyada, ABD’yi özgürlük bekçisi olarak görmüş, daha doğrusu karşı düşünce, propagandanın etkisiyle gerçek karar-tılmış, ABD’nin emperyalist amaç peşinde olduğu görül-memiştir. Oysa gerçekte çıkar dünyasının elebaşısı olan ABD, özgürlük karşıtı, çıkarı önde tutan bir toplum ve emperyalist sistemin ağa babasıdır.

Tarih boyunca Ortadoğu, dinlerin, çıkarların kesiştiği bu nedenle de savaşların alanı olmuş; tarih, dinlerin ve çıkarların bu alanında at oynatan hırslara tanıklık etmiştir. Bölge, Roma ve Osmanlı’nın elinde olduğu süreçte barış alanıdır. Osmanlı’nın hükümranlığına son veren büyük savaş ve sonrası, Ortadoğu, batı emperyalizminin çıkarlarının kesiştiği alan olmuştur. İkinci Dünya savaşı sonrasında bölge, iki gücün paylaşım alanı olarak hep gündemde kalmıştır. Sovyetlerin yıkımı sonrası, ABD’nin denetim alanına girmiş, yeni Dünya düzeninin ilk uygulaması Irak’ın işgaliyle başlamıştır.

ABD’nin Yeni Başkanı Obama’ın Ortadoğu’yu ve Türkiye’yi seçmesi, bu yeni başkanın politikasına dikkat çekiyor.

Birinci körfez savaşında, Irak’ın Saddam’a bırakılması bir savaş taktiği idi. ABD, bu ilk denemeden sonra, dünya egemenliği stratejisini uygulayacağı zamanı hazırlamakla geçiştirmiş ve uzun tartışmalar sonrası uygulamaya geçmiştir. Ancak istediği sonucun beklediği süreçte alınmaması bir yana, Irak ne huzura ne de özgürlüğe kavuşmuş, değişik toplumlardan oluşun ülke kaos içinde çırpınmaktadır.

Derken, İsrail ötedenberi Filistin halkıyla giriştiği savaşı, bir İsrail erinin kaçırılması sonrasında önce Filistin’e ve sonra Lübnan’a saldırarak, ABD’nin de onayladığı, Bölgeyi Osmanlılaştırma projesini (değişik toplumların bir yönetim altında merkezi otoriteye bağlı olma stratejisini) uygulamaya koymuştur. İsrail’in bölgedeki insanlık dışı saldırıları, Birleşmiş Milletlere getirilmişse de, ABD’nin karşı çıkmasıyla Güvenlik Konseyi gündemine alına-mamıştır.Bunun anlamı, İsrail’in bu harekatı, ABD’nin oluruyla yaptığı, Büyük Ortadoğu projesinin uygulamaya konulmasıdır.

Ortadoğu’da Osmanlı Yönetim Biçimine İlk Adım

Noam Chomsky’nin Kader Üçgeni’1nden aktaracağım bölgeyle ilgili şu satırlar, bu hedefin yıllar önce saptan-dığını gösterir. Chomsky der ki: “İsrail açısından bölge, askeri gerilim içinde tutulmalı ve geleceğin alt yapısı bu günden hazırlanmalı2..Peki bu nasıl olacak sorusunun yanıtı “Kader Üçgeni’ndedir. Chomsky’ der ki:

..Bazılarının bölgenin ‘Osmanlılaştırılması’ adını verdikleri şey (İsrail açısından) uzun vadede akla yatkın bir hedef olarak görülebilir. Yani güçlü bir merkez Osmanlı (Türk) egemenliği altında ABD destekli İsrail, yani Türkiye (!) büyük bölümüyle, tercihen birbirine hasım olan etnik,dini cemaatlara bölünmüş bir bölgede, Osmanlı İmparatorluk sistemine benzer bir yapının oluşturulduğu, kendi içsel yönetimlerine sahip bulundukları bir sistem..3

Amaç güçlü bir merkez… birbirlerine hasım topluluklar etnik ve dinsel cemaatlere bölünmüş bir bölge. Bu plan uygulamaya konulmuş, Osmanlılaştırma düşü 4 ilk adımını atma hazırlığını tamamlamıştır. Yani toplumları dini ve etnik parçalara ayırdıktan sonra merkezi bir idareye bağlama aşaması yürürlüktedir. Lübnan bu uygulamanın ilk adımdır

Chomsky’e göre ABD, dünyanın dördüncü savaş gücü olan İsrail’in, bölgede yarattığı huzursuzluktan kazanç sağlamaktadır. Çünkü huzursuz bir Ortadoğu, bölgeyi eline geçirme amacındaki ABD için önemlidir. Bu nedenle de bölge İsrail’in hedefine verilmiştir. Elazer’e göre :”Ortadoğu için devletlerin değil etnik-dini cemaatlerin doğal örgütlenme biçimidir. Kaldı ki bölgede “ulusal kimlik temelinde onbeş, otuz hatta elli yıllık ( Bu düşünce 70'li yıllara açıklandığına göre) bir devlet, yaşamları olan insanlar için anlamsız gelecektir.” 5

Bu söylem günümüz sorunlarına ve olaylarına işaret etmiyor mu? Bu satırlar ve aşağıya aktaracağımız stratejik hedeflere saldırılar ABD’nin onayı dışında mıdır sorusunun yanıtı tek sözcüktür. Olamaz.

Türkiye Üzerine Politika

Ortadoğu devletlerini istikrarsız bir ortamda tutmasın-daki amaç, ABD’nin bölgeyle ilgili stratejisine alt yapı oluşturulmasıdır. Bölgeye Osmanlı tipi bir sistemin önerilmesi de aynı amaç doğrultusunda değerlendirilmelidir. Bölgede ulusal birliği hedef almış ve uzun süre uygulamış bir Türkiye’mizin, son yıllarda, parçalanmaya kalkışılması da BOP ‘un bir uygulaması olarak değerlendirilmelidir. Her şey ABD’nin çıkarları içindir, bu bölgede ve dünya’da. Gerçekte Türkiye, ne yazık ki bu gün ABD’nin elindedir ve ulusal çıkarlarını ulusal bilinçle koruyamamaktadır.

Cumhuriyetin 70 yaşlarında Kürt sorunu yaratılması ve bu projenin ardında durmak, ABD’nin Ortadoğu poli-tikasının dahası Avrasya’ya uzanan stratejik hedefin ön çalışmasıdır. Bu gerçeğin kimi yöneticilerce görülme-mesi, Kemalist öngörünün hafife alınması ve ulusal savunmamızın NATO konseptiyle eşleştirilmesi günümüzün ulusal ayıbı değil midir?

Ya Avrupa’nın o insanlık idealinin temsilcisi olduğunu söyleyen Avrupa’nın susmasına ne demeli? Avrupa ya acz içindedir ya da Dünya egemenliğinin peşindeki ABD’den pay beklentisindedir. Başka türlü, Orta-doğu’daki insanlık ayıbının ortağı olması, Lübnan traje-disi insanlığın insanlık değerlerini yitirmesinden başka bir anlam taşıyamaz.

Lübnan ve Büyük Ortadoğu Projesinde ilk adım

İsrail’in Lübnan’a saldırısı ve hiçbir neden yokken giriştiği kıyım, insanlık suçu ve bir yok etme olmasına karşın dünya’nın suskunluğu insanlığın yüz karası olmuştur. Hele masum yavruların hedefe alınması ve suçun sürdürülmesi, yalnız İsrail ve ABD’nin değil insanlığın kendini yokluğa atması ve değerlerin güç karşısında diz çökmesidir. Bu, eğer var idiyse Batı uygarlığının sonu olarak geçecektir tarihe.

Çünkü İsrail, insanlık dışı soykırım politikası uygulayarak masum insanları katlederken, bu türlü insanlık dışı saldırılarının önlenmesini bırakın, BM Güvenlik Konseyi’nde ele alınamamasında ABD’ nin etkinliği, Avrupa’nın suskunluğu nasıl yorumlanmalıdır!

Büyük Ortadoğu Projesine Göre:

“…Ortadoğu’da İsrail dışında bağımsız bir devlet olmayacak…Bunun adı Osmanlı tipi yönetimdir. Bunun için İsrail güçlenecek ve “ Lübnan, Suriye, Irak ve Arap yarımadası, Osmanlı döneminde Doğu Akdeniz sahillerinin durumu gibi dini ve etnik küçük parçalara ayrılacaktır.

Ne diyordu Elazar, .. bölge cemaatlerin doğal ör-gütlenmesi, bir genel çözüm, ulusal kimlik temelinde en çok elli yıllıktır. En iyi çözüm, cemaat ve “İşgal edilmiş toprakların geri verilmesi veya Filistin devletinin yeniden kurulması söz konusu olamaz.6 ABD’ye göre Ortadoğu için en uygun sistem budur. Son Lübnan işgalinin de bu mantıkla uygulandığı anlaşılıyor. Hele kanlı işgalin sürdürülmesi, Lübnan’ın İsrail’in elinde kalacağının işareti olmalı. Peki ya şu Türkiye’yi Osmanlı gibi ele alan mantık, nasıl yorumlanmalı dersiniz. ABD’nin verdiği rolü uygulamayanların sonunu düşünelim mi diyorlar!

Bu koşullarda, Türkiye’mizin ABD dostluğu ve stratejik ortaklığı gibi, ulusal çıkarlarımıza yarar yerine zarar getirecek söylemlerle, ABD‘nin çıkarlarına alet edilmemize izin verilmemelidir. Politikada dostluk ya da benzeri söylemlerin, çıkarın gizli anahtarları olduğu, dikkat edilmediğinde bu söylemlerin ülkeler için çıkar değil bela taşıyacağı bilinmelidir. Politikada ana hedefin, her ülkenin kendi çıkarlarını korumak ya da yeni çıkarlara kapı açmak olduğu bilinmelidir. Bu bağlamda politika oluşturulurken ulusal çıkarların buna bağlı olduğu göz önünde tutulmalıdır.

Ulusal Çıkar mı, Emperyalizm’e Hizmet mi?

Özetle, ulusal çıkarın ulusal bilinçle korunacağı, bunun ulusal politikanın bayrağı olduğu düşüncesiyle çalı-şılmalıdır. Bu bağlamda ulusal çıkarlarını koruyan ABD politikalarının kurbanı olanları tarihin asla bağışla-mayacağı bilinmelidir. Bunun için de, ulusal bilinç her an bayraklaştırılmalıdır.

ABD oyunlarına ancak bu mantık ve bilinçle güçlendirilmiş ulusal iradeyle karşı konulacağı unutulmamalıdır. Ulusal irademizin en kısa sürede yeniden özgürleştirilmesi ve bayraklaştırılması geleceğimizin aydınlığı ve umududur. ABD tasallutundan kurtuluşun, ulusal öze dayanmanın tek yol, ulusal öze dönmek ve onu bayraklaştırmaktır.

Bu inanç ve bilinçle kurtuluşun yolunda aydın geleceğe merhaba, demeden bir uyarıyı aktarmak istiyorum:

Grahem Fuller ve Ian O.Lesser’in Kuşatılanlar, İslam ve Batı’nın Jeopolitiği adıyla yayınlanan yapıtta, bu konuyu yani Türkiye’nin bir Ortadoğu olayında rol alırken şu öneriyi dikkatle değerlendirmelidir.

Türkler, İslam karşıtı kabul edilebilecek olan poli-tikaarında işbirliği etmeyebilirler. Aynı zamanda Avrupa, kendi perspektifine göre çıkarları başka bir yerde, Müslüman dünyasında olan bir ülkenin güvenliğiyle ilgili otomatik bir sorumluluk üstlenme konusunda git gide isteksiz hale gelebilirler. Güvenlikilişkilerinin bu doğ-rultuda bir gelişme göstermesi, Türkiye’ye felaket geti-recek, ABD-Türk işbirliği umutlarını ciddi bir şekilde kısıtlayacak ve bunun uzantısı olarak, ABD’nin Kafkaslar ile Ortadoğu’ daki hareket serbestisini azaltacak-tır.7

Evet, ABD dostluğuna ve yardımına güvenenler için bu sözler bir uyarı sayılır mı dersiniz!

Ulusal bilincin ulusal güçle el ele vererek bu tehlikeyi aşacağımıza inanıyorum. Çünkü biz ABD dostluğunun yalnız kendi çıkarları için var olduğunu biliyoruz.

Dip notlar:

1.Noam Chomsky,ABD,İsrail ve Filistin, Kader Üçgeni, İletişim Yayınları, 1.baskı, 1993
2.Naom Chomsky,s.535
3.agy,s.535
4.agy,s.541
5.agy,s.541
6.agy,s.541
7.agy,s.152-153

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail