Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 78 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal’in önemli bir özelliğini, olaylara gerçekçi, doğru ve gerekli tanılar koymasında görüyoruz. TBMM’nin gizli celselerinde bunun sayısız örnekleriyle karşılaşmaktayız. O’nun bu niteliğini genetik özelliği olarak tanımlamak eksik kalır. Bu özelliğe işlerlik kazandırması, tarih bilincini edinmesiyle düşüncelerini iç çelişkilerinden arındırmasını bilmesinin ürünüdür. 23 Nisan 1920 günü TBMM’nin ilk açılışında O’nun bu üstün niteliğine tanık oluyoruz: TBMM’nin açılışındaki çoğunluğunu İstanbul’daki İngiliz işgal güçleri tarafın-dan kapatılan Meclisi Mebusan’ın deneyimli üyeleri oluşturmuştu.

En yaşlı üyenin “küşat” ettiği Meclis derin bir sessizlik içindeydi ve hiç kimse ne yapılacağını, ne karar verileceğini bilmiyordu, bir kişi dışında. O kişi 39 yaşındaki genç Mustafa Kemal’di. Söz almış ve Meclis’in çalışabilmesi için encümenlerin kurulmasını önermişti.

Bir gün sonra 24 Nisan 1920’de o ilk Millet Meclis’in ilk gizli oturumunda, Mustafa Kemal, söz alır. Herkes O’nun ne söyleyeceğinin merakı içindedir. Konuşmasındaki ilk sözleri şu olur:

Bütün gayemiz, bu hududu milli dahilindeki milletimizin istirahatını,ve hududu milli ile muayyen vatanımızın tamamiyetini masun bulundurmaktan ibarettir.

Çankaya dahil, şimdilerde hangi devlet ve siyaset ada-mından “Görevimiz, ulusal sınırlarımızla belirginleşen vatanımızın bütünlüğünü güvencede tutmaktır” sözünü işitiyoruz? Demokratik açılım ya da Ermeni açılımı adındaki ne olduğu açıklanmayan kavramların, “vatanı-mızın bütünlüğünü ne ölçüde koruyacağını” acaba ken-dileri de biliyorlar mı? Bu tür dışardan devşirilen içeriği açıklanamayan açılımların, ne kadar süre sonra Türkiye Cumhuriyeti Devletini, federatif düzene kaydıracak so-runlarla karşı karşıya getireceğini bugünün siyasal iktidarı farkında mıdır, bilemiyoruz. 39 yaşındaki genç bir devlet ve siyaset adamı, Mustafa Kemal, bakınız o gizli celsede neler söylüyor:

Bizin Suriye’de gaye-i İslamiyet ile revabıt ve münasebatımız taazzuv etmeye(ilişki ve ilgimiz belirmeye) başladıkça, orada bir saltanat tesisiyle iştigal eden Emir Faysal’ın ve Emir Faysal’ı himaye eden Fransızların nazarı dikkatini celbetti ve bin netice Emir Faysal dahi hususi murahhaslarını bizimle temasa getirdi. Resmi temasla bu müracaatın bizce telakki edilen nikatı (noktaları) izah etmek isterim. Her halde Suriye’liler, her hangi bir devlet-i ecnebiye ile münasebetlerinin kendileri için binnetice esaret olacağına kani odular. Bundan dolay bize teveccüh ettiler. Bizim bilmukabele gösterdiğimiz şekil şundan ibaret idi. Dedik ki, artık hududu millimiz dahilinde bulunan me-nabii insaniyeyi ve menafi umumiyeyi (kamu yararını) hududumuzun haricinde israf etmek istemeyiz. Fakat, ittihat, kuvvet teşkil edeceğinden bütün alem-i islamın manen olduğu gibi maddeten de müttefik ve müttehit olmasını da şüphe yok ki, büyük memnuniyetle karş-ılarız ve bunun içindir ki, bizim kendi hududumuz da-h-linde müstakil olduğumuz gibi, Suriye’liler de hudu-du dahilinde ve hakimiyeti milliye esasına müstenit olmak üzere serbest ve müstakil olabilirler.

Türkiye’mize yönelik terör odaklarını barındıran, besleyen ve kullanan bugünün Suriyesi 1920’lerde Mustafa Kemal’in önerisini uyguladı mı? Ve şimdi sınırlarımızı açtığımız Suriye, 1920’lerin gereksinimi içinde Türkiye ile dostluk ilişkilerini sürdürecek mi? Bugünkü iktidarımızın aldığı kararın ne ölçüde doğru olduğunu yarınlar gösterecektir.

İslam dünyası, “manen ve maddeten müttefik ve müttehit” durumda kalabildi mi?

Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920 günlü Millet Meclisi’nin ilk kez görüşülmekte olan gizli celsesinde de Irak sorununa şu sözleriyle açıklık getirmişti:

Irak’a gelince. Irak’ta İngilizlerin muamelatı (davranışları) ahali-i islamiyeyi fevkalade dilgir etmiş (kırgınlık yaratmış) oldu. Biz kendilerine temas arama-dan evvel onlar bizimle temas aradılar ve alelıtlak eskisi gibi Osmanlı memleketinin cüz’ü olmayı kabul ettiler. Fakat, biz onlara karşı, Suriye’lilere söylediği-miz noktai nazarı söylemekten başka bir şey yapmadık. Kendi kuvvamızla, kendi mevcudiyetimizle mustakil Devlet oluruz, her şeyden evvel istiklalimizin teminine çalışıyoruz. Ondan sonrası için hiçbir mani kalmaz. Ve Musul havalisinde, Bağdat’ta ve sair bir çok yerlerde vak’a olarak bir çok hadisat zuhur edecekti ve bugün dahi eşkali zahiriyesi ne olursa bizim imhamıza çalışan düşmanlar, Suriye ve Irak’taki bize tevcih ettikleri kuvvetleri tenkise mecbur olmuşlardır.

AKP iktidarının öncüleri, Mustafa Kemal’in bu değer-lendirmelerinden ders alırlar mı bilemiyoruz. Çünkü, Mustafa Kemal bir süre sonra, İngilizlerin Kuzey Irak’ta yıllardan beri bir Kürt devleti kurmaya çalıştıklarını söyleyecek ve bunun, ülkemizde olumsuz etkilere neden olacağına değinecektir. Mustafa Kemal’in yukarıda Millet Meclisi’nin kuruluşunun ikinci günündeki gizli celsede söyledikleri bir önemli gerçeği ortaya çıkarmakadır. Kuzey İrak’ta yeni bir harita oluşacaksa bu harita içinde Suriye ve Irak, bağımsız, özgür bir devlet olabilmeli ve kurulacak yeni Türk Devletiyle birlikteliği özenle gündeme getirmelidirler.

İkinci önemli gerçek şu, henüz Anadolu işgal altında iken, Osmanlı ricali İstanbul’da Mustafa Kemal hareketini ortadan kaldırmak için, Yunan ordusunu, Hilafeti kurtaracak ordu olarak ileri sürereken, Güney’de iki komşu ulus, Mustafa Kemal’e güvenmekte ve O’nunla iyi ilişkiler kurmanın gereksinmesini duymaktaydı.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail