Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 78 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


ÇANKAYA’NIN YANLIŞI

Ali Nejat Ölen

Devletimizin ne sosyal ne de hukuksal niteliği kalmamıştır. Sosyal devlet, adil gelir bölüşümünü öngörür; kaynakların kullanımında, tam istihdama, ulusal gelir artışına, dış borçlardan kurtuluşa, öğrenim ve sağlık hizmetlerinin toplumsallaşmasına yönelik kararlar bütünselliğini sağlar. Sosyal devlette, devlet savurganlığı söz konusu olamaz ve üretken tesislerin özelleştirme adı altında yok edilişine imza atılamaz; elden çıkarılmasını politika olarak uygulama hakkına kimse sahip olamaz. Sosyal devlet, soyguna, talana ve sömürüye kapalıdır.

Sosyal devlet, reel ekonomiden yanadır, paranın para kazandırdığı düzene kapılarını kapamayı bilir. Sosyal devlet, sermaye ile emek arasındaki dengeyi koruyarak, emeğin sömürülmesini önler. Kaynakların kullanımında ulusal yarar ölçütünü temel alır. Doğal kaynakların ve işgücü potansiyelinin koruyucusudur.

AKP iktidarıyla birlikte devletin sosyal niteliği yıkıma uğratılmıştır; sadaka ekonomisiyle yoksullaşan kitleler, oy deposuna dönüştürülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sosyal niteliği Anayasanın sayfaları arasında kaybolmuştur.

Anayasada adı geçen hukuk devletimiz, yargının bağımsızlığından yanamı dır? Hukuk devletinde yargı erki, bağımsız olmalıdır ve onların kurumları içinde bakan ve müsteşar yani yürütme erki yer almamalıdır.

Hukuk devletinde hükümetler, devletin kendisi değildir. Parlamentonun ve yüksek yargı organlarının gözetim ve denetimi altındadır. Hükümeti devirmek için örgütlenme özgürlüğünün suç olarak nitelenmesi söz konusu olamaz. Siyasal partiler, hükümeti devirmeyi amaçlayarak bir araya gelen bireyler tarafından kurulur. Hükümeti iktidardan uzaklaştırmak amacıyla bir araya gelmeden, bireyler nasıl parti kurabilirler? O bir araya geliş, gizli örgüt olarak nitelenemez. İçişleri bakanlığına dilekçe verinceye kadar toplantıları ve hazırlamakta oldukları programları elbette gizli olacaktır. Gizliliği suç sayan devlet, hukuk devleti olamaz.

Ergenekon adı altında sürdürülen gözaltına alım ve tutuklamaların hukuksal dayanağı yoktur. Başarısız ve za-rarlı hükümetleri ulusların, sırtında taşımak gibi bir yükümlülüğü söz konusu olamaz. Sosyal hukuk devletini zedeleyen hükümetleri, demokratik araçlarla devirmeyi amaçlamayı suç olarak cezalandıran sistemin adı faşi-zimdir.

Hukuk devleti, her şeyden önce kendisini koruma hukukuna da sahip olmak zorundadır. O zorunluluğu zor kullanarak gerçekleştirmek hakkına sahiptir. Ne var ki, kendisini koruduğu kadar, ulusu ve ulusun bireylerini de korumak zorundadır. Bu zorunluluğun koşullarını Anayasa betimlemiştir. Devlet, ancak, coğrafyasına ve ulusuna sahip çıkarak kendisini koruyabilir. Durum böyle olunca, 1 Ekim 2009 günü TBMM’nin açılışında, Cumhurbaşkanı olarak konuşan Abdullah Gül’ün şu sözleri, kendisini korumakla yükümlü devlet olgusuyla bağdaşmamaktadır. Sözleri şöyleydi:

Bir ülkenin içini kemiren sorunlar varsa, bunlar kaçınılmaz olarak başka devletlerin müdahelesine açık alanların ortaya çıkmasına yol açar. Kendi sorunlarını kendi iradesiyle çözemeyen devletler, başkalarının istismarına açıktır. Siyasal aklı güçlü devletler buna izin vermez,sorunlarını başkalarına fırsat vermeden kendi iradesiyle çözer.

Bu sözleri, Mustafa Kemal’in Çankaya’sından işitmek Türkiye’nin talihsizliğidir. Ülkemizin kendisini kemiren sorunları var olsa bile, o sorunların çözümümü gene kendisi bulur ve başka devletlerin müdahalesine izin vermez; nitekim, buna izin veren Hilafet ve Saltanatın yerine yeni ve çağdaş bir devleti kurmayı başarmışızdır. Çankaya’nın bu konuda ulusuna güvenmesi onun temel görevidir. Çankaya şunu bilmelidir: Türk ulusu, tarihin hiç bir döneminde devletsiz kalmamıştır. Yer yüzünde hiçbir ulus, Türk budunu kadar devlet kurmanın, onu korumanın kültürüne sahip çıkamamıştır. Batı uygarlığının hiçbir ülkesinde, Türk ulusunun dışında, devletiyle birlikte yüzyıllar boyu yaşamını sürdürmüş bir başka ülke mevcut değildir. Çankaya şunu bilmelidir ki, Türk ulusu, yoksullaşabilir, aç ve çaresiz kalabilir, toprağı düşman işgaline de uğrayabilir, bu elim koşullarda bile, kendisini ve devletini korumanın azim ve kararına daima sahip çıkabilmiştir. Çankaya şunu bilmelidir ki, Türkiye’mizin bugün karşılaştığı sorunların hiç birisinin sorumlusu, Türk ulusu değildir. Onu yöneteceğini sanan siyasal kadroların aymazlığının, yanlış kararlarının, sonucudur. Bu yanlış sonuçlardan bir önemlisini de Çankaya, yukarıya aktardığımız sözleriyle kanıtlamış oluyor.

Bugünün Çankaya’sı Türk ulusundan özür dilemelidir. Saygılarımla
Dr.Ölçen

ÇANKAYA’DAN YANIT:

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül’ün konuşmasını acı bir dille eleştirisine gelen yanıtı TV ekranlarında işitince acaba yanlış mı duyduk kuşkusuna kapılmaktan kendimi alamamıştık. O açıklamasında Çankaya şu yanıtı duyurmuştu:

Bugüne kadar siyasetçilerle karşılıklı polemiğe girmekten kaçındım, ama söylemediğim sözleri sanki söylemişim gibi gösterip bu denli ağır eleştirilerde bulunmak ne derece doğrudur, sizlerin takdirine bırakıyorum. Konuşma metnim ortadadır, merak eden alır baştan sona okur.

Böyle yanıt vermişti Abdullah Gül, Çankaya’dan, Deniz Baykal’ın kendisini Damat Ferit Paşa’ya benzetmesi nedeniyle.

Şimdi onun konuşmasından yukarıya aktardığımız kendi iradesiyle kendi sorunlarını çözemeyen devletler, başkalarının istismarına açıktır”sözünü nerede söylemiştir Abdullah Gül. TBMM’nde, kimlere söylemiştir, milletvekillerine, hangi devleti kastetmiştir? Her halde Patagonya’yı değil. Açılım tasarılarının sorunlarını devletimiz çözemezse, başka devletler çözer ya da başka devletlerin istismarına açık oluruz, demiyor mu? Bunu diyor ve biz de onun bu deyişinin Çankaya’dan işitilen ses olmaması gerektiğini söylüyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail