Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 55 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk gibi kararında kararlı olan bir başka devlet adamı var mıdır diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Onu tarihin baş köşesine yerleştiren niteliği de budur. Çünkü O, kararlarını bir dizgeye yerleştirmesi ve aralarındaki zaman farkını ölçmeyi bilmesi, bir başka deyimle önceliklerini saptamasındaki becerisidir ki, başarılarının kaynağı olmuştur.

Onun aramızdan ayrılışından sonra ülkemizin bahtsızlığı “öncelikler” kavramına yabancı kalmış kadrolar tarafında yönetilmekte oluşudur.

T.B.M.M’nin 80 yıl gerilere uzanan gizli celselerinde Mustafa Kemal tanınmadıkça, Türkiye’nin devrim tarihini yazmak olası değildir. Bugüne kadar öğrenim üyelerinin yazmaya çalıştıkları devrim tarihi o nedenle sığdır, devrimin felsefesi ortaya konulamamıştır. Devrim tasarımının hangi süreçlarden nasıl geçtiği ve temel ilkelerinin nasıl korunduğu ve o temel ilkelerin savaş öncesi ve savaş sonrası nasıl betimlendiği, kural ve kurumlarıyla nasıl bütünleştiği açıklığa kavuşturulamadıkça devrim tarihi yazılamaz. Çünkü, Kemalist devrim evrimi de içine alarak gerçekleştirilmiştir. Eğer kural ve kurumları betimlenmiş nesnel yapısına kavuşturulmuş olmasaydı, o devrimin bugünlere uzanan evrimi söz konusu olamazdı. Devrimler toplum tarafından özümsendiği içindir ki, evrimiyle süreklilik kazanmıştır.

O nedenledir ki, gerçek Mustafa Kemal T.B.M.M’nin gizli celselerinde yaşayan Mustafa Kemal’dir. Onun yüzyıllar boyu geçerli olan ilkelerini açıklayan sesini gizli celselerin tutanaklarında işitebilirsiniz. Bu sesi işitemeyenler devrim tarihini yazamazlar. Çünkü devrim tarihi olaylar dizgesi değil, olaylar arasındaki diyalektiğin özüdür. O öz, hiçbir devrimde benzerine rastlanmadık biçimde, “kuram, kural, kurum” bütünselliğini taşır ve bu bütünselliğin uygulamaya konuş yasası ise “öncelikler” kavramına bağlıdır. Eğer kimi devrimler doğuşunda başarısız olmuş ya da 70 yıl içinde çökmüş ise, bunun nedeni “öncelikler” in göz ardı edilmesi, evrime yönelik kapıların kapatılmış olmasıdır.

Mustafa Kemal için büyük stratejist deyimi bile yetersiz kalır. Stratejinin özünde öncelikler yer almadıkça o taktik olmaktan öteye geçemez. O’nun aramızdan ayrılışından sonra ülkemizi stratejistler değil taktisyenler yönetmeye başladığı içindir ki, bugünlerin su yüzüne çıkan umutsuz sorunlarını yaşıyoruz.

Strateji, uzun erimli düşünmeyi, geleceği, gelecek gelmeden önce görmeyi ve olayların özündeki diyalektik bağı, tez ve antitez olgularını kavramayı gerektirir. Bunun gizini derin tarih bilincinin felsefeyle kaynaşımında görebiliriz. Onun için diyoruz ki, felsefe okumak felsefeci olmak için yeterli değildir. Felsefeci ancak bireyin kromozomlarında yer almış niteliklerin en üstün düzeyde olanıdır. Bu satırları yazan kişi ne bir bilim adamı ve ne de felsefecidir. O sadece düşünmeyi bilmeye çalışan kişidir ve o nedenledir ki Mustafa Kemal’i çok iyi tanımaktadır.

Gizli celselerin tozlu sayfaları arasında O hala diri, canlı ve saydam, içi dışı bir, alçak gönüllü, üst düzeyde ma-tematikçi ve derin tarih bilincinde olağanüstü kişilikli bir devdir.

Son 50 yıl içinde yeniden dirilen “Turanizm” akımı ile “Şeriat özlemi” konularında Türkiye’nin nasıl iç karga-şaya ve çıkmazlara sürüklendiğini ve 12 Eylül 1980 askeri darbe sonrasının akıl almaz yanlışlıklarına boyun eğmek zorunda kalındığını unutmak olanaklı değildir.

Mustafa Kemal, T.B.M.M’ nin açılışının ikinci günüdeki gizli celsesinde 24. Nisan 1920 günü bakınız neler söylüyor:

Bütün gayemiz hududu milli dahilindeki milletimizin istirahatini, refahını ve hududu milli ile muayyen vata-nımızın tamamiyetini masun bulundurmaktan (bütün-lüğünü korumaktan) ibarettir.
Turanizm politikasını kendi arzumuzla takip etmek istemedik. Çünkü, maddi manevi bütün kuvvet ve kudretimizi muayyen olan vatanımız dahilinde tecelli ettirmek arzu ettik. Hududun haricinde dağınık surette zaafa düçar etmekten içtinap ettik. Ecnebilerin en çok korktukları fevkalade mütevahhiş oldukları (tevahüş ettikleri, ürküntü duydukları) İslamiyet siyasetinin dahi alenen ifadesinden mümkün olduğu kadar mücanebette (uzak kalmakta) kendimizi mecbur hissettik.

O’nun bu öğretisine ne Milliyetçi Hareket Partisi, zamanında ne Milli Selamet Partisi ve şimdi de AKP bağlı kalmadılar. Milli Selamet Partisi genel başkanı Necmettin Erbakanın Afganistan’a Sovyet Birlikleri girdiği zaman 100 bin tankla müdahele edilmesini öneren konuşması belleklerden silinmemiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920 yılında T.B.M.M’ne “siyasal islam” ya da “islamın siyasallaşması”ndan kaçınılması gerektiğini vurguluyor. Oysa bugün AKP iktidarının hazırladığı tüm yasalar, islamın siyasallaşmasının alt yapısını oluşturmakta ve yönetim erkinin İslamın bakış açısından uygulamaya konulmasını amaçlamaktadır. Devletin tüm dinlere aynı uzaklıkta olmasının gereği ortadan kalkacak ve laiklik ilkesi geçerliliğini yitirecektir. Batı ülkelerinin bundan “tevahüş etmeleri” ise kaçınılmaz olacak.

Mustafa Kemal Atatürk’ün gizli celselerdeki tüm konuşmaları, tasarımladığı devrimlerin öğretisi niteliğindedir. O günkü gizli celsede şunları söylüyor:

Düşmanlarımız kendi ihtirasatını (ihtiraslarını) bizim imhamızla (yok olmamızla) temin etmek için, malik oldukları kuvvetlerden hiç birini istimal etmiyorlar. Bilakis, vasılı gayat olabilmeleri (amaçlarına ulaşabilmeleri) için en kuvvetli keşfettikleri vasıta yine bizi birbirimize düşürmektir.

Gerçeğin kendisidir bu. Sağ-sol, ilerici-gerici çatışması ve son olarak PKK’nın teror eylemleri ve Batının bunu özgürlük savaşımı olarak kabul etmesi. O’nun bu uyarısından 50 yıl sonra yaşayarak öğrendiğimiz gerçek-lerin kendisidir. Ve böyle sanıyoruz ki, bu iç çatışmaların senaryoları dışarıda yazılmakta ve aktörleri içerden seçilmektedir.

AKP’nin bugünkü iktidarında gündeme yeniden ilerici- gerici çatışmasının girmeyeceğinden kimse güvenli olamaz. Laikliğin karşıtı güçler, Fettuhlah Güven’in (ki şimdi o, ABD’nin güvencesi altındadır) önerdiği yumuşak politikalar amaç, iktidar, sokakta, okulda, siyasette ve dev lette ele geçirmek değil midir? Turancı siyasal parti de, sokak iktidarı ile gerçek iktidarın kazanılacağı savında savaşımcı kuşaklar (Bozkurtları) yetiştirmemiş miydi. MAO’yu örnek alan bir başka gençlik örgütü de kanlı eylemlerin içine girmiş ve bizleri birbirine düşürmenin bilerek ya da bilmeyerek uygulayıcıları olmamış mıydı?

Mustafa Kemal Atatürk’ün 84 yıl önce söyledikleri tehlike bugün ülkemizde kanlı dişlerini göstermeye başlamıştır. O günkü konuşmasında Mustafa Kemal:

Biliyorsunuz ki, harice karşı,ecanibe (yabancılara) karşı, düşmanlarımıza karşı, milletin müdrik ve kuvvetli olduğunu ispat etmek lazımdır. Bu, hakikatın mütecelli ve (tecelli eden, meydana çıkan) maddi delilidir. Milletin amili hakiki (gerçeğin kaynağı) olduğunu ispat etmek lazımdır. Bunu ispat etmek lüzumundan bahsetti-ğim bir hakikattır ve huzuru alileri bu hakikatın hiç şüphesiz delilidir. Bu yalnız milletimizce değil, ecanipçe de (yabancılarca) malumdur.

T.B.M.M, o gizli celseden bir gün önce kurulmuştu. Kimi mebuslar, İngiliz işgali altındaki İstanbul’dan kaçarak gelmişler. Büyük çoğunluğunun siya-sal deneyimleri var. Kimileri yaşam boyu ayan üyesi olmuş. Ne var ki 23 Nisan 1920 günü Türkiye Büyük Millet Meçlisi açıldığı zaman, bunların hiç biri ne yapılacağını bilmiyor. Mustafa Kemal kürsüye çıkacak ve “Efendiler “ diyecektir:” Çalışma komisyonları kurmalıyız”.

Bir gün sonraki gizli celsede işte bunları söylüyor. Ulusun güclü olduğunu kanıtlamak zorundayız diyor ve sözlerini şu tümceyle bitiriyo. Çünkü o biliyordu ki, uluslarası ilişkilerde haklı olmaz değil güçlü olmak geriyordu O günkü konuşmasını şu tümcelerle bitirir:

Millete istiklal temin edileceği güne kadar bir ferd olarak bütün mevcudiyetimle çalışmaya mukaddesatım namına söz veriyorum. Bu sözü burada tekrar etmekle kesbi şeref eylerim

Bugün her zamankinden daha fazla Mustafa Kemal’lere gereksinmemiz var..


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail