Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 78 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


CUMHURİYET KİNCİLERİNE YANIT

Ali Nejat Ölçen

AKP iktidarıyla birlikte Cumhuriyetimizle açık bir hesaplaşmanın gündeme girdiğini görmekteyiz. Kimileri, araştırıcı kisvesiyle, yakın tarihimizi tarsine çevirmeyi ya da tersinden okumayı yöntem olarak kullanmaya başladı. Yakın tarihimizi tersine çevirmeyi, Osmanlılık akımına haklılık kazandırmak amacıyla yöntem olarak kullandıkları ve böylesi yanlış ve gerçek dışı senaryoları internet sitelerinde dolaşıma sürdükleri için, onların karşısına çıkmayı, Cumhuriyetimize sahip çıkmanın gereği saymaktayız. Yalnız Cumhuriyetimize değil, Cumhuriyetimizi kucaklayan Coğrafyamıza da, yalnız Coğrafyamıza değil, coğrafyamızı korumayı üstlenen ulus devletimize de.. Kim Cumhuriyetimizle hesaplaşmaya cüret ederse, Cumhuriyetimizi Mustafa Kemal’den devir ve teslim alan bizleri karşılarında bulacak ve o karşıtlığı, kültür, bilgi ve ahlak düzeyinde uygulamanın örneklerini kendilerine öğretmeyi görev bileceğiz.

Yakın tarihimizin gerçeklerini tersine çevirmeyi amaçlayarak, İnternet sitesinde dolaşıma sürülen iki iletideki yanılgılara o nedenle yanıt vermeye öncelik tanıdık. Bunlardan biri, adı Ahmet Doğan Şimşek olan kişinin 25 Temmuz 2009 günü İnternet sitelerinde dolaşıma giren “Geçmişe ve Cumhuriyete Farklı Bir Bakış” adlı yazısı, ötekisi de Ahmet Güldağ adlı kişinin 9 Ağustos 2009 günlü “İsmet Paşanın Düşünceleri” adlı iletisidir. Her ikisindeki yanlışlık ya da ters yorumlar eğer bilgi noksanlığından kaynaklanmıyorsa, art niyet ürünüdür. Her iki olasılık ta gerçeği açığa çıkarmamızı zorunlu kılmıştır.

Ülke işgal altındayken, İngiliz savaş gemisine sığınarak firar eden Padişah ve aynı zamanda Halife olan Vahidüttin’i o iletisinde Ahmet Doğan Şimşek adlı kişi, bakınız nasıl aklamaya çalışıyor.

Ülkeden ayrılmak zorunda kaldığı için, (diyor, ne denli yanlış) padişah Vahidüttin, limanda (hangi liman, belli değil!) kendisini uğurlamaya gelenlere; “Evlatlarım, ağlamayınız, demiş ve devam etmiş (miş):

Asıl olan biz gitsek te anavatanımızın kurtulmuş olmasıdır. Bugün vatanımızın kurtulduğu ve müstevlilerin de çekildiği sevinilecek bir gündür. Biz gittikden sonra arkamızdan çok şeyler söylenecektir..Şunu hepiniz biliyorsunuz ki, biz Osman oğullarından sarhoş çıkmıştır. Deli çıkmıştır. Belki başka hataları olanlar da çıkmıştır, ama vatan haini asla ve kata çıkmamıştır.”

Oysa, Refet Paşa’nın Millet Meclisi’ne gönderdiği tel-grafta aşağıdaki gerçeği öğrenen milletvekilleri “Allah kahretsin” diye bağırmışlardı (Kaynak:17 Kasım 1922, Gizli Celse Tutanağı):

Resmen beyan olunur ki, Zat-Şahane, vaziyeti hazıra neticesinde ve hayatını tehlikede gördüğünden bütün İslam’ın halifesi sıfatıyla İngiliz himayesini ve aynı zamanda İstanbul’dan başka bir yere naklini talep etmiştir.

AKP iktidarıyla birlikte bu tür çarpıtmalar, açıkça internet sitelerinde dolaşmaya başladı. Son örneğini Ahmet Doğan Şimşek ile Ahmet Güldağ adlı iki kişinin e-mail iletilerinde görmekteyiz. Onların akıl almaz saptırımlarını açığa çıkardığımız ve gerçekleri dile getirdiğimiz için, kızmakta, hezeyana varan hırslarını sergilemekten çekinmemektedirler. Aşağıda bunun örneklerinden kimilerini bulacaksınız:

Kendilerine ilettiğimiz 21.8.2009 günlü cevabımızda gerçekleri açığa çıkarmamıza kızmaları doğaldı. Buradan sesleniyoruz: Yanıtımızda tek bir yanlışlık bulurlarsa kendilerinden özür dilemeye hazırım. Bulamadıkları içindir ki, kişiliğimize saldırı yöntemini kullanmakta-dırlar. Onlara tekrar sesleniyorum:

1.Yakın tarihimizi çarpıtmalarındaki yanlışlıklarda israr etmemeliler. O davranışları, ne ciddiyetle, ne dürüstlükle bağdaşmamaktadır. Yakın tarihimizi çarpıtmaları aynı zamanda, nankörlükle de ilgi olduğu içindir ki, kendilerine burada anımsatmak istiyorum. Dindar nankör olmamalı, nefsini eğitebilmeli, kendisine sağlanan olanaklara saygı duymayı öğrenebilmelidir. Kin ile din bir araya gelmemeli. Onlara Islam’ın kutsal kitabındaki Araf Suresinin 43.ayetini anımsatmakla yetineceğim: Göğüslerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışızdır. Oysa Kayseri Büyük Şehir Belediye Başkanı 10 Kasım 1996 günü TV ekranlarına yansıyan konuşma-sında,”Bu kini, bu hıncı bu nefreti gösterin” diyordu. Başbakan olmadan önce R.T.Erdoğan, Anıt Kabir’i ziyaret edenler için “sap gibi duruyorlar” demişti ve kendisi de sap gibi durmak zorunda kalmıştır.

Ahmet Doğan Şimşek adlı kişi, Padişah Vahidüttin’in yurt dışına gece yarısı İngiliz zırhlı gemisine sığınarak ülke işgal altındayken kaçışını çarpıtıyor ve törenle uğurlandığını yazıyor, Oysa, TBMM’nin 17 Kasım 1922 günlü gizli celsesinde İngiliz Generali Harrington’un Padişahın İslam halifesi olarak İngiliz himayesini kabul ettiğine ilişkin ” seslerini A.D.Şimşek ve A.Güldağ nasıl oluyor da işitmezliğe geliyorlar. Tarih çarpıtılarak Yeni Osmanlılık sevdası, ülkeye ve kendilerine ne kazandıracak? Hangi sistem ya da tasarım, yalan üzerine kurulabilmiştir.

Üstelik Ahmet Doğan Şimşek’in bu gerçek dışı safsatasını, Ahmet Güldağ, kutluyor ve 23 .8.2009 günlü Sivil İnsiyatif başlığı altında yayımladığı iletisinde şöyle yazmaktadır:” Siz de anlayıp, merhum Ecevit gibi yıl-ların sözünü yalanlayıp Vahdettin vatan haini değil-di, diyeceksiniz.

Ülke, düşman işgali altında,İzmir yanıp yıkılırken, düşmanın savaş gemisine sığınıp firar eden bir hükümdar eğer hain değilse, tarihte hiç kimse için hain denemez.

2.Vahidüttin Efendinin padişah ve aynı zamanda halife olarak, ülkeden kaçarak İngiliz savaş gemisine sığın-dığının açıklandığı TBMM’nin 17 Kasım 1922 günlü gizli celsesinde Mustafa Kemal söz alarak şunları söylemişti:

Halife makamını işgal eden zatın, şimdiye kadar bizce malum olan bir ihaneti vardır. Sevr muahedesini tasdik etmekle Türkiye’nin idamını kabul etmiş olmasıdır. Bu sefer gene, halife ismini takınarak, İslam’ın en kavi, en şerir ve şeni düşmanı olan İngilizlere halife ünvanıyla müracaat ederek kendisi İslama ihanet etmesi tarzında bir şekil kabul etmiştir.

Eğer Ahmet Güldağ, o tarihte milletvekili olsaydı, ayağa kalkarak, “Vahidettin hain değildir” diyebilir miydi? Diyemezdi. Fakat şimdi, ortamdan cesaret alarak diyebi-liyor.

3.Ahmet Güldağ, söz konusu iletisinde ABD mandası konusunun Sivas Kongresinde görüşüldüğünü yazarken, Mustafa Kemal’den söz etmiyor. ABD mandasına ilişkin önerinin ilk kez Erzurum Kongresinde Halide Edip’in bir yazısıyla gündeme girdiğini bilmezden geliyor ya da bilmiyor. Erzurum kongresinde Halide Edip (Adıvar)ın ABD mandasını öneren yazısı okunurken, Mustafa Kemal’in:

Hayır paşalar, hayır beyefendiler, hayır hanımefendiler, manda yok. Ya istiklal ya ölüm var,diye haykır-dığını Sy.Güldağ, duymak istiyor mu bilemiyoruz.

Sy.Güldağ haklı olarak mandacıları kınarken, Kazım Karabekir Paşa’nın 17 Kasım 1924’de Terakkiperver Cumhuriyet partsini kurarken, mandacılardan, Osman Nuri Özbay’ı, İhsan Hamit Tiğrel’i, Rauf Orbay’ı, Refet Bele’yi, Bekir Sami Kunduh’u kurucu üye olarak aldığını bilmiyor mu, bilmezden mi geliyor, bilemiyoruz.

4.Ahmet Güldağ’ın bir yanılgısı da 23 Ağustos 2009 günlü Sivil İnsiyatif başlığı altında yayımladığı yazı-sındaki “Her tür modern seküler baskıya karşı, kendi dünyamızı temsil eden yollarını bulmalıyız” diyor. Kendi dünyasını temsil edecek yolun nasıl bir yol olduğunu bilemiyoruz. Kendisi de anlatmıyor. Ancak sekularizmi yeterince kavramadığı anlaşılıyor. Sekularizm dogma-lara dayanarak karar vermenin karşıtıdır ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sekular bir devlettir. Ne dine karşıdır ne de dinden yanadır. Bilimi en gerçek yol gösterici kabul eder. Cumhuriyetin özü budur. Bu öze itibar etmeyenler, bilinç altı Cumhuriyete karşı çıkmış, sekularizmi yadsımış olurlar. Bugün Islam’ın sekula-rizme gereksinimi var. Sekularizm, dinsizlik demek değildir. Farklı din ve farklı inançta olanların bir arada barış içinde yaşamalarına olanak sağlar sekularizm. “Sekular baskı” deyimi yanlıştır, gerçek dışıdır, Ahmet Güldağ bunun böyle olduğunu biliyor mu bilemiyoruz. Aslında seku-larizm baskıya karşıdır. Burada baskı deyimini kulla-nırken, Sivas’ta Madımak otelinde 36 yurttaşımızı diri diri yakan taife keşke baskı uygulasaydı da onları katl etmeseydiler, diye düşünmesi gerekmez mi? O suçsuz, masum, seçkin yurttaşlarımızı yakarak canavarlaşmanın, İslam ile ilgisi olabilir mi ve o yobazlar güruhunun İslam’a saygısından söz etmek olanaklı mıdır?. Geç Teğmen Kubilay’ın öldürülmesi, sekülar baskının ürünü mü? İslam’ı şiddetten arındırmanın çözümüdür sekula-rizm.

5. Ahmet Güldağ’ın İsmet İnönü’ye neden karşı olduğunu bilemiyoruz. Yazdıklarından küçümsediği anlaşılıyor. Örneğin, Merhaba Gazetesindeki yazısını ayrıca web sitesine “Tarihimizin Hakikatlerı” başlığı altında aktarmış. O yazısında tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan yan-lışlar var. Bir önemlisi şu. 31 Mart 1909 ayaklanmaya karşı “Harekat Ordusu” nu kasıtlayarak:

“Sözde padişahı emniyet altına almak ve korumak için, İstanbul’a gelen, ama aslında amacın padişahı hal etmek azminde olan Selanik Ordusunun harekatında” İsmet İnönü’nün görev aldığını yazmaktadır. Bir kez o ordunun adı Selanik ordusu değildir ve İsmet İnönü görev almamış tersine Kazım Karabekir görev almıştır. 31 Mart Vakası bastırıldıktan sonradır ki, İttihat ve Terakki Cemiyeti, içinde Kazım Karabekir de olmak üzere Sultan Hamit II’yi tahttan indirdiler. İsmet İnönü, o tarihte Kolağası rütbesiyle Yemen’de, imam Yahya’nın isyanını bastırmakla görevliydi.

İsmet İnönü Askeri Rüştiye Okuluında Niksar Müftüsü Sait Hoca ile Ali Nejat Ölçen’in Amcası Tevfik Em-moğlu Efendinin sınıf arkadaşıydı. Ömer İnönü de Ali Nejat Ölçen’in İTÜ’de sınıf arkadaşı. İnönü ailesi buram buram yurtseverliğin teneffüs edildiği bir ailedir. Bunu Ahmet Güldağ böyle bilmeli.

Sy.Güldağ, İsmet İnönü için bulanık bir açıklama yapmakta. Şöyle:

“İsmet Paşa anlatıldığı gibi Malatya’da değil 1884’de İzmir’de doğmuştur. Silsilesi üzerine burada bir şeyler yazmayı uygun bulmamaktayım,.meraklıları araştırır bulur”. Zihinleri bulandıran bu açıklaması ne denli anlam-sız. Annesi’nin ailesinin Türk asıllı olup Bulgaristan’dan ülkemize göç ettiği çok mu yadırganacak bir durum? Orda mı kalsalardı.Bunu açıklamanın neresi uygunsuz olabilir. Turgut Özal’ın kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’ın eşinin Alman olmasını ben yadırgıyor muyum?

6.İsmet İnönü kompleksi onun da zihnini işgal etmiş olmalı ki, Kurtuluş savaşına geç katıldığını yazıyor ve de bununla yetinmiyor KGB arşivlerini kaynak göstererek “gerekli direnmeyi başaramadığı için Yunan orduları Sakarya’ya girmeye başlamış, diye yazabilmektedir. Yanlış ve gerçek dışı.

Kazım Karabekir’in Tarih nutukla yazılmaz sözüne değinmekte. Aslında yakın tarihimiz TBMM’nin gizli celselerinde yazılmıştır ve NUTUK’un kaynağı TBMM’nin gizli celseleridir.Ahmet Güldağ, TBMM’nin gizli celselerine itibar etmiyor KGBarşivlerinden söz ediyor. Yakın Tarihimizi Sovyetlerin gizli örgütü mü yazdı?

İsmet (İnönü) 8 Ocak 1920 günü Mustafa Kemal ile görüşmek üzere Ankara’ya gelir. Geç kalmamıştır. İstanbul’da Ali Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı olan Fevzi (Çakmak) Paşa’nın çağrısı üzerine Mustafa Kemal’den izin alarak İstanbul’a döner. Mustafa Kemal, Nutkunda bunu şöyle anlatır: İsmet Paşa’nın İstanbul’da bulunması ve hatta Erkan-ı Harbiye Riyasetine resmen getirilerek temini mesaisi çok nafi olacaktı. Bu maksatla İstanbul’a gitmesine lüzum görmüştüm.

Ahmet Güldağ’ın KGB’yi kaynak gösteren ikinci yanılgısının ne olduğunu, TBMM’nin gizli celsesinde Musta-fa Kemal Paşa’nın yaptığı konuşmayı örnek alarak, ken-disine gösterelim:

“18 Temmuz 1921 günü İsmet Paşa’nın Eskişehir cenubi garbisinde Karacahisar’da bulunan karargahına giderek vaziyeti yakından mulahaza ettikten sonra, İsmet Paşa’ya umumi olarak şu direktifi verdim:” Orduyu Eskişehir şimal ve cenubunda topladıktan son-ra, düşman ordusuyla büyük bir mesafe koymak lazım-dır ki, ordunun tanzim, tenkis ve takviyesi mümkün olabisin. Bunun için Sakarya şarkına kadar çekilmek elzemdir”.

Gizli celsenin 30 Temmuz 1921 günlü oturumunda da Heyeti Vekile Reisi Fevzi Paşa ‘nın açıkladığı gibi, Ordularımızın Sakarya nehrinin doğusuna çekilmesi, İsmet Paşa’nın zaafı değil,stratejinin gereğiydi ve bu stratejinin mimarı da Mustafa Kemal’di.Kazım Karabekir Paşa değil. Mustafa Kemal, o gizli celsede bu önemli ve de gerekli stratejiyi şöyle açıklamıştı:

Bu tarzı hareketimizin en büyük mahzuru, Eskişehir gibi mühim bir mevakimizi ve çok araziyi düşmana terk etmekten dolayı, efkarı umumiyede olabilecek manevi sarsıntıdır. Fakat, az zamanda istihsal edilecek muvaf-fakiyetli netaiçle bu mahzurlar kendiliğinden zail olacaktır.

KGB’nin arşivi böylesi stratejinin farkına varabilir mi?. Ve bu strateji, başarılı olmasaydı, bugün 30 Ağustos zaferinin 87.yıldönümü kutlayabilir miydik?.

6.Sy.Güldağ, 23 Ağustos 2009 günlü iletisinde, “Cumhuriyete Kin” başlıklı yazımıza yanıt verirken, o yazımızda her hangi bir yanlışlık bulmadığı için, kızmış ve çok seviyesiz, düzeysiz bir tekerlemeye yer vermiş:”İt Ürür Kervan Yürür”,diyor.

Oysa kendisi, bir e-mail iletisinde “İsmet Paşa olmasa şimdi senin sakalının yerine, boynunda haç olurdu” tümcesini hakaret olarak nitelemiş o iletiyi gönderen kişiyi tahammülsüzlükle suçlamıştı. Öyle anlaşılıyor ki, sy. Güldağ’a kimse hakaret etmeyecek, hakaret etme hakkı onun tekelinde olacak!

İt ürür kervan yürür tekerlemesi karşısında kendisine yanıtım şu olacaktır:

İnsan olarak doğdum, insan olarak öleceğim. Ne var ki, insan olarak doğmasaydım, Ahmet Güldağ gibi olmaktansa “it” olmayı yeğlerdim.

Saygılarımla. Dr.Ölçen ,30 Ağustos 2009

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail