Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 1 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOLUN GÜCÜNDEKİGÜÇSÜZLÜK

Ali Nejat Ölçen

Ülkemizde solun siyasal bölünmüşlüğü.bir yana, yine de onun kökleşen pratik güçsüzlüğünden sözedebiliriz. Nereden kaynaklanıyor sözünü ettiğimiz güçsüzülk. Kuramsal (teorik) gücündeki pratik güçsüzlüğün kaynağında neler yatıyor? Bir kaç temel nedenden sözedebiliriz: Genellikle kamu oyunda yeterince güven uyandırmamış olmak ya da nüfusun çoğunluğunun tutuculuğa tutkun oluşu, din kurumunun siyasal amaçla kullanılmasındaki yozluk ya da kimlik arayışındaki tutarsızlık türünde dışsal nedenler bir yana, her halde içsel nedenleri irdelemenin zamanı gelmiştir. Çünkü Türkiye'de sol siyasal.kadrolar bütünlüğü olan uzun vadeli bir strateji oluşturamamış olmanın hala sıkıntısını çekmekte ve o yüzden sağ siyasal kadroların platformunda oynamaya çalışmaktadır. Bu bir açıdan kendi-ne güvensizliğin, aynı zamanda, bilimsel ve pratik değeri olan uygulanabilir, strateji yokluğunun da ürünü olsa gerek. Kendi manevra alanını böylesi dar ya da sığ tutan sol kadrolara Türkiye dışında başka ülkelerde herhalde rastlanamaz. Bunun doğal sonucunda özellikle 1980 sonrası karmaşa içinde, sol siyasal kadroların öze uygun söz değil de söze uygun öz türetmenin kolaylığına kendisini kaptırarak, hatta kendisine de yabancılaşarak teoride ve pratikte boşluk doğmasına yol açü. Sol sözcüğünü işitmeye tahammülü olmayanlar o boşluktan yararlanmayı bildiler ve yeniden daha görkemli biçimde iktidara sâhip çıktılar. Medya'nın da katkısıyla.

Bunun vebali, sol siyasal kadroların omuzlarındadır.

Bu kısa açıklamadan sonra elbette, solun gücündeki güçsüzlüğü bir kaç noktada özetleyebiliriz:

1. Tutarlı, anlaşılır ve toplumda güven uyandırıcı öğretiyi, CHP'nin 1973 ile 1977 arası deneyimi dışında,sol siyasal kadrolar geliştiremedi. Çağın gelişen koşullarma göre yorumu anlaşılır öğreti noksanlığı, genç kuşaklan özellikle 1980 sonrasında tutucu ve köktenci, çıkar düşkünü ve kurnaz, ilkesiz ve kaypak kadroların eline düşmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. Ne laikliğe yeterince sahip çıkıldı ve ne de serbest piyasa ekonomisi maskesinin gerisinde devlet tekelinde sürdürülen soyguna yanıt verilebildi. Kendi iç çelişki ve çekişmelerinden arınamadı ki sol siyasal kadrolar.

2. Sosyal demokrasi ya da demokratik sol deyimler, bilimsel temele dayandırılmadığı gibi, özünde neleri içerdiği de anlaşılmadı. Ekonomide, teknoloji tercihinde, sanayileşmede, eğitim sektöründe ve hatta dış ticarette, nesnel önermeler ortaya çıkarılamadı. Sadece temel hak ve özgürlükler, demokrasi, insan hakları, eşitlik, adil gelir bölüşümü türündü toplumsal sorunlara, sözcüklerin dar anlamında değinmekle yetinildi. Bu kavramalara sözcüklerle değinmek başka, onun kavgasını vermek başka. Sol siyasal kadroların üyeleri, dava adamı olamadılar. Toplumun hoşuna gidecek söylemleri keşfetmenin solculuk için yeterli olduğu sanıldı. Belki de bu, sahneye çıkan oyuncuların değer yargılarında, yaşam biçiminde, dünya görüşü ya da kültür düzeyinde, biçimselliğe daha fazla önem vermede, diyalektiği kavramdaki noksanlıkta kendini açığa çıkaran nedenlerden kaynaklanmış olabilir. Tüm çelişkilerinden arınabilmiş doktrin geliştirmeye önem verilse ya da var olan evrensel doktrin (Marksizm) Türkiye koşullarına uyarlanabilseydi, o tez çevresinde: 1. Toplanmak, 2. Bütünleşmek, 3. Birleşmek mümkün olabilirdi.

Bu gün CHP ile SHP arasındaki birleşme çabaları da öz noksanlığından ötürü hemen, yönetim bölüşümü (Parti içi iktidar) sorununa dönüşmüş ve doğal olarak da olumlu sonuç ortaya çıkamamıştır.

Birleşme öncesi belli bir düşün çevresinde bütünleşme eğilimleri yaratılabilmeliydi. Türkiye'nin aydın geleneğinde bütünleşme olgusu henüz yeterince gelişmiş olmadığı için, sol siyasal kadrolardaki parti içi kavga, şimdilerde ne yazık ki iki parti arasındaki siyasal çıkar çatışmasına dönüştü.

Bu çıkar çatışması içinde kendisini bulan her birey, belki bir gün sol düşünceye ihanet ettiğinin farkına varacaktır.

3. Öğreti (ideoloji ya da doktrin) eksikliği yanı sıra bir önemli etmen, sol siyasal kadroların metrik dünyaya yabancı olmalarından kaynaklanıyor. Ülke yönetiminde sorunların (ya da olayların) en önemli metrik boyutu göz ardı edilir ya da o boyuta bigane kalınırsa, öyle bir yönetimin sol konumda elbette yeri olamaz. Sosyal gelişme ile ekonomik büyüme' arasında ki dengeyi korumak ve büyümeyi de kalkınmanın itici gücü olarak kullanmak, sorunları, kilometre, metreküp, ton, kilowat, kilowat/saat türündeki kavramlarla yorumlamayı, değerlendirmeyi ve geleceğe ilişkin hedefler saptamayı gerektirir. Sol siyasal kadrolar Türkiye de bu metrik dünyaya daima yabancı kalmış ve devrimcilik
sözcüğünün içine bu dünyayı sığdıramamışlardır.

CHP'nin 1978-79 iktidar deneyimindeki başarısızlığının temel nedenlerinden biri de buydu.

4. Her sorunun iki niteliği olduğu yadsınamaz. Bu iki nitelikten biri, kısa vadeli ötekisi uzun vadeli çözüme gereksinim duyar.

Türkiye'de sol siyasal kadrolar, uzun ve kısa vade kavramlarına da yabancı olduklarını kanıtladılar. Uzun vadede çözülmesi olanaklı sorunları kısa vadeli önlemlerle çözmenin yanılgısına en belirgin örnek yine CHP'nin 1978-79 dönemindeki iktidarında görülmüştür. Görüşme süresi muhalefetin hiç bir engelleme yapmayacağı varsayımı altında ancak 6 ay süreceği aşikâr olan 185 maddelik vergi yasası ile kaynak yaratmanın mümkün olduğu sanıldı. Oysa yasa gücünde kararname çıkarmak işten bile değildi ve gelir kalemlerinde kaynak yaratmayı amaçlayan rakamların belli oranda arttırılması yetkisine o dönemin iktidarının sahip olmasının hiç bir engeli yoktu. Ama sosyal standarda göre vergi koyma türünde uzun vadeli bir amacı, kaynak yaratma gibi ivedili (yani kısa vadeli) sorunla karıştırınca elbette böyle bir olanağı kullanmak ya akla gelmez ya da mikro olay gibi küçümsenir.

5. Bu gün Türk solunun gerçek inancının ve hedefinin ne olduğunu bir bilene belki de rastlamak güç olsa gerek. Sosyal reformları ön plana çıkarmak ve onu hoşa gidecek sözcüklerle açıklamak, sorunu çözmeye hiç bir zaman yetmeyecektir. Sosyal reformların hukuk sorunu olduğu kadar ondan daha önemlisi, bir gelişme ve bilinçlenme sonucunda toplumsal gereksinim sorunudur da. Bilinçlenmenin belirlediği toplumsal gereksinim ortaya çıkmadıkça, sosyal reformların hukuksal çözümü işlerlik kazanamaz ve o çözümler kağıt üzerinde kalır. Türkiye'nin demokrasisindeki biçimsellik buradan kaynaklanmakta. Üstyapı kurumları olarak kalmakta ve iktidarların eğilimleri yönünde de kolayca değiştirilmektedir. Sık sık askeri darbelerin ortaya çıkışında da demokratik bilinçlenmenin yeter düzeyde olmamasının payı var. Kimi sosyal bilimciler bu tür kurumların batı uygarlığından aktarıldığı için henüz kökleşmediğini söyleyebilir. Kimileri eksik kimileri fazlada görebilir demokratik hak ve özgürlükleri.. Kuvvetler ayırımı ilkesiyle devlet yönetilemez diyenler, günün birinde o ilkenin sonucu da olabilir. Değer yargıları ve düşün düzeyi karmaşasında acaba demokrasiden yoksul halk kitleleri yeterince yarar görüyor mu? Aydın kişilerin dile getirdiği demokrasi, kimin için işliyor? Sol siyasal kadrolar Türkiye'de bu temel sorunun kıyısından köşesinden tutarak yapay yanıtlar aramanın peşindedir. Asıl yanıtın üretim ilişkilerinin çözümünde yattığı ve üretime, kararlara, tercihlere emekçi yığınların ve halk kitlelerinin nasıl katıldığı, katılıp katılamadığı sorunsalı açıkta bırakılmıştır. Bu konuya değinenler de nedense daima ürkütücü deyimler kullanmanın ucuz kahramanlığını yeğlediler, halkı ürkütmede de başarılı oldular. Şimdi moda olan serbest piyasa ekonomisi, KİT'lerin özelleştirilmesi, devletin küçülmesi türündeki dışarıdan devşirme sözcüklerin ülkeye maliyetinin ne olacağını hep birlikte göreceğiz. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımına benzer bir olayda sistemin çökerek ekonomi teorilerinin nasıl alt üst olacağına hep birlikte tanık olacağız. Dışarıdan devşirme bu akımın sancısı çekildiği zaman vakit geçmiş olacaktır. Serbest piyasa ekonomisinin konjonktürel bunalımlara dayanıklılığının temel koşulu, üretimin sürekliliği, denk bütçe ve açık vermeyen dış ödemeler dengesidir. Sol siyasal kadrolar, Sovyetlerdeki yapısal ve siyasal değişimin yorumunu yaparak, ekonomiye, kâr dışında değer tanımayan ve rekabetten hoşlanmayan özel kesimin insafına bırakmayacak yeni bir planlama yöntemini betimlemelidir.

6. Sol siyasal kadrolar proje üreten teknokrasiye de sahip görünmüyor. İktidara geldikleri sürelerde de teknokrasinin değerini ölçebilmiş değiller. Metrik dünyaya yabancı oluşun bir ölçüde doğal sonucudur bu. Batı ülkelerinde siyasal partilerin yöneticileri ve liderler kadrosu yatırım projelerinden söz etmez ve proje sahipliğini üstlenmezler. Kökleşmiş devlet yönetimi, o ülkelerde hangi yatırımın nerede ne zaman ne tür teknolojik tercihlerle yapılacağını siyasal parti liderlerinin ağızlarından işitmezler. Tersine siyasal parti liderleri, yapılacak yatırımları devlet yönetiminden öğrenir. Onlar sadece uzun vadeli geleceğe yönelik stratejik kararlar alırlar. Türkiye'de sistem tersine işlemekte. Yatırımların sahipliği eğri ya da yanlış nasıl ve nerede ne zaman yapılacağını teknik kadrolardan önce politika adamları, halkın sözüm ona isteklerine uyarak nutuklarında beyan ederler. Devlet Planlama Teşkilatının o yüzden temel işlevi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu yanlış ve sakıncalı yol sanılmasın ki sadece sağ iktidarlarca izleniyor.

Türkiye’nin sadece siyasal ve yönetsel yapısını değil tersine sosyal ilişkilerini ve bölgeler arası dengeleri de yerle bir eden kararlar oy avcılığıyla göze alınmaktadır ve bu sakıncalı yolun sürüp gitmesine sol siyasal kadrolar tarafından tepki gösterildiğine tanık olmuyoruz. Halk kitlelerini aldatarak onların bulundukları küçük yerleşme birimlerini köy iken kasaba, kasaba iken ilçe, ilçe iken il yapmaya hiç bir bilimsel incelemeye gerek görmeden başbakanların karar vermesi, bırakınız kararı, daha önce vaat etmesinin ciddi devlet yönetimiyle bağdaşır hiç bir yanı olamaz. Komşu ilçeler arasındaki uyumun yerini husumetin alması bu tür vaat ve kararlardan kaynaklanacaktır. Bir ülke böyle bölünür, iç barış böyle de zedelenir. Sol siyasal kadrolar bu tehlikeli gidişe dur diyecek güçten de yoksun görünüyor.

Özetle, solun gücündeki güçsüzlük sayılmakla tükenmez.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail