Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 1 Geri Tavsiye Et Yazdır


İSKİ'DE KANIT YOKETMENİN SORUMLUSU, CMUK MU?

Hayrı Öner'le bir söyleşi:

Soru: Sy. Öner, 1975 yılında senatör seçilerek Parlamentoya girmeden önce 10 yıl Cumhuriyet Savcısı ve beş yıl da Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığınızı biliyoruz. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) 1992 yılında Koalisyon iktidarı tarafından bazı maddelerinde değişiklik yapılarak, yargıda saydamlaşma, demokratik yargı yöntemine doğru atılmış önemli bir adım gibi deyimlerle kamu oyuna sunulduğu zaman bu değişikliklerin bazılarını "hukuksal cinayet" olarak nitelendirmiştiniz. Hem bir politikacı ve hem de bir hukuk adamı olarak, yasa değişikliğinin Resmi Gazetede yayımlanacağı sırada, Çankaya'dan Meclise geri gönderilmesine katkıda bulunulması için Prof. Erol Özgen ve hatta Anayasa Mahkemesi Başkanı Sy. Yekta Özden'in ilgisini çekmeye çalıştınız.

Yasa değişikliğinde gördüğünüz önemli sakıncalar neydi, açıklar mısınız?

H. Öner: Önce şunu belirtmeliyim ki, 4 Nisan 1929 da yürürlüğe giren o zamanki CMUK, hak ve hukuk denilen verilerin saptanıp sonuçlandırılması ve tahkikatın sağlıklı biçimde yürütülmesi yönünden, yer yüzünde benzeri olmayan çağdaş bir yasaydı. Tahkikatın iki temel unsuru öngörülmüştü o yasada: Cumhuriyet Savcısı ve Hakim. Hukukun bu iki temel unsuru dışında, hiçbir kişi ve kişiler ifade alamaz hazırlık tahkikatını yapamazdı.

Yani "İcra" ile "Yargı" arasında tam bir ayırım vardı.

"Zabıta makam ve memurları" ancak C. Savcısının yazılı izni ya da emriyle, C. Savcısı adına hazırlık tahkikatını yapmakla görevlendirilebilirdi. Zamanla siya-

18

sal iktidarlar, bilerek ya da bilmeyerek adalet mekanizmasını ihtiyaca yeter sayıda savcı ile donatmayı ihmal eder oldu ve davaların belkemiğini oluşturan tahkikat işlevi zabıta makam ve memurlarının eline kaldı. Buna rağmen, görevine bağlı bir savcı, yine de bu önemli işlevi zabıtanın eline bırakmayıp doğrudan kendisinin yerine getirmesi yetkisini elinde tutabiliyordu.

Bu arada, Jandarma ve Polis Nizamnamesine birer madde ekleyip, güvenlik güçlerinin, sözde savcının izniyle tahkikat yapmasına olanak sağlayan çok yanlış, çok sakıncalı bir yönteme başvurulduğunu da söylemeliyim. CMUK'da 1992 yılında yapılan değişiklik bu yanlış yöntemi yasal hale getirdi ve o niteliğiyle de bir hukuk cinayeti işlenmiş oldu.

Soru: Oysa CMUK, çağın koşullarına uygun, demokratikleşme yolunda ileri bir adım olarak sunulmuştu.

H. Öner: Siyasal söylemde bu tür nitelemenin gerçekleri yansıtmadığını belirtmeliyim. Zabıta makam ve memurları -biz buna güvenlik güçleri diyelim- tarafından yapılan tahkikatın, saydamlaşmayla uzaktan yakından ilişkisi olamaz. Bir kez, Türkiye’de "adli zabıta" sistemi mevcut değildir. İkincisi, karakolun saydamlığı Adalet Bakanlığının yetki ve kararıyla sağlanabilecek bir konu da olamaz. Tahkikat idare tarafından etkilenmek isteniyorsa, bu daima mümkün olacaktır ve saydamlaşma savı slogan olarak kalmaya devam edecektir.

Soru: CMUK ta tahkikat aşamasında icrayı etkin duruma getiren değişiklik hakkında açıklama yapar mısınız. Adaletin bağımsızlığı nasıl zedelenecektir?

H. Öner: Şimdi bakınız, 1977yılında yaptığımız bir sap- tamada, Adalete intikal etmiş tüm kamusal davalara ilişkin hazırlık tahkikatının sağlıklı biçimde yapılabilmesi için 11000 savcıya gereksinim vardı. Oysa o tarihte Adalet Bakanlığında savcı sayısı 1500 den fazla değildi. Öyle sanıyorum ki, siyasal iktidarlar, tahkikat evrakının icranın etkisinde kalmasını teminen, savcılık kurumunu nicel yönden yetersiz durumda tutmayı yeğlemiş olabilir.

Şimdi yapılan değişiklikle CMUK'un en sakıncalı yanı, zabıta amir ve memurlarını, G.Savcısı ile ardbaşı birlikte hatta C. Savcısından bağımsız, tahkikat unsuru haline getirmiş olmasıdır. Örneğin 134 ncü maddeye eklenen fıkra şöyle başlar: Zabıta amir ve memurları ile C. Savcısı tarafından ifade almada.." Her nekadar daha sonraki fıkrada "Sorgulamada, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir, şiddet kullanma.." yasaklanmış ise de, adli zabıta kimliği taşımayan kişi ve kişilerce hazırlık tahkikatıyapılmak suretiyle hukukun zedelenmesi daima mümküdür.

İSKİ, bunun en yakın örneği. Davanın sorumlu ve zanlısı bir genel müdürün video banda alınan ifadesinin kim olduğunu devletin de bilmediği ya da bilipte ilgili makamların gizlediği kişilerce alınmış olması ve daha sonra bu bandlarda silintiler yapılması, hazırlık tahkikatına savcılık dışındaki müdahalelerin sonucudur. CMUK ta yapılan değişiklikle 154 ncü maddede "Zabıta makam ve memurlarına" olaya el koyma yetkisinin verilmesi ve 134 ncü madde ile hazırlık soruşturmasını yapma yetkisiyle donatılması gibi bir yanlışltktan kaynaklanmıştır bu trajedi ve hukuk dişilik.

İSKİ davasında güvenlik güçleri ile adli merciler arasında basına taşan karşılıklı suçlamalar, CMUK'un taşıdığı yanlışlığın doğal sonucudur.

Ceza davalarının büyük bölümü artık karakollarda biçimleneceğe benziyor. Bunun vabeli, CMUK'u bu haliyle amacından saptıranların olacaktır.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail