Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 1 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

DIŞALIMCI MODEL ARAYIŞLARI
...

DIŞALIMCI MODEL ARAYIŞLARI

Ülkenin sorunlarının çözümü için dışalıma model arayışları nedense Türkiye'nin siyasal yapısına yerleşmeye başladı. İktidarların kendi ekonomik reçetelerine halkı inandırmasının güçlüğü şimdilerde bu yolla aşılmaz isteniyor olmalı. Ama artık herkes biliyor-ki ileri sürülen ekonomik önlem paketleri, pahalılığı daha da çekilemez duruma getirmekten ekonomiyi daha fazla darboğaza sürüklemekten başka bir işe. yaramamaktadır. Acaba neden?

Ülke ekonomisinin sağlıklı büyümesinin koşullarının neler olduğunu açık ve seçik ortaya koyarak onun gereklerini yerine getirecek ciddi siyasal iktidar modeli ortadan kalkmıştır da onun için. Nedir ciddi siyasal iktidar modeli ya da bir iktidar nasıl ciddi olabilir? Bu sorunun yanıtını, çok gerilere gitmeden 1960 dan sonra başlayan planlı kalkınma yönteminde bulup ortaya çıkarabiliriz. O dönemde, bugünün siyasal iktidarına tümden ağırlığını koyan ama o zaman henüz yaşı kemale ermemiş sağ eğilimli kuşaklar, "plan mı plav mı" tartışmasının içine düştükleri zaman bir şey gözden kaçırılmıştı: Plav için bile plan gerekli olacaktır. Şimdi Türkiye'de nüfusun büyük çoğunluğu mutfağında plav pişirebilmenin güçlüğünü yaşıyor.

Planlı kalkınma yöntemi terk olunduğundan beri, gereğinden fazla personele sahip ve giderek kalabalıklaşan Devlet Planlama Teşkilatı, makro düzeyde stratejik kararlar alabilmekten yoksun bırakılarak, günlük ayrıntılar içine gömüldüğü için olacak, geçen 20 yılı aşkın süre içinde, siyasal kadrolar, yalnız iktidarda değil muhalefet döneminde bile, kendilerini dışalıma model aramanın çekiciliğine kaptırdılar. Bu ülkenin siyaset adamları,

üst kat yöneticileri, planlama uzmanları ve iktisatçıları, hatta öğretim kurumlarının saygı değer üyeleri, kendi koşullarımızın gerektirdiği model arayışından yoksun düşmüş olmalıdır ki, 1980'i izleyen yıllarda yabancı kaynaklı dışalım modelleri aramanın peşine takıldılar.

1960'lı yıllarda, Devlet Planlama Teşkilatının makro kararlar almakta etkin ve de saygın olduğu dönemde Prof. Tinbergen, Türkiye'nin uzun vadeli kalkınma disiplinini, üç aşamalı bir modele dayandırmıştı. Dilimize ekonomik anlamda model deyimi, o dönemde girmiştir. Bu modelin birinci aşaması, ekonominin genel dengesinin oluşturulması (buna makro model deniliyordu), ikinci aşama, endüstriler arası mal akımının düzenlenmesini amaçlıyordu, buna input output analizi adı verilmişti. Üçüncü aşama ise ilk iki aşamanın uygulamaya konulmasını sağlayan "proje üretme" çalışmasıydı. DPT etkisizleştirilirken farkına varılmadan, onun "proje üretme" işlevi çöküntüye uğradı ve yatırımların düşünsel temeli yok edilmiş oldu. Bugün TC Devleti, proje üretemeyen devlet haline gelmişse, bunda DPT'yi icraatın içine sürükleyip onu düşünce üretemez hale getirmenin sorunluluğu vardır.

Planlama disiplininde o zamanlar yer alan ve bizim burada özetlemeye çalıştığımız o evrensel üç aşama, 1970'lerden sonra terk edilerek makro ekonomik startejik kararların kapalı kapılar arkasında alındığı bir döneme girildi. O kararlara ilişkin ekonomik ya da ekonometrik hesapların göz ardı edilmesinin sıkıntısını Türkiye, şimdilerde çekmeye başladı ve dışalımsal model arayışlarının peşine düştü. Bunun ilk sakıncalı uygulamasını Turgut Özal'ın DPT Müsteşarı iken, 10 Ağustos 1970 günü, Türk parasının yüzde 66 oranında değerinin düşürülmesi kararında görüyoruz. O karara ilişkin devlet arşivinde bir tek satırlık hesaba rastlanamaz. O karardan DPT nin de haberi olmamıştı. Ama Türkiye ekonomisini temelinden sarsan ve dönüşü olmayan bir çıkmaza sürükleyen karardı o. O güne değin Türkiye'de yıllık fiyat artışı yüzde 4'ün üzerine çıkmazdı. Ama sonraları öylesi bir enflasyona Türkiye her ay tanık olmaya başladı.

Kalkınma planının ciddiyetine alışmak, tüm kararların merkezden alınması, kuruluşlara özerklik tanınmaması demek değildir. Öyle sanıyoruz ki, o dönemin planlama sistemine temel alman stratejik ilke, dış borç gereksiniminin ilk on yılda, 1970’lere kadar ortadan kaldırılması kararındaydı 've ABD'nin siyasal ve ekonomik güdümünde olmayan bağımsız bir ekonomi bu sayede gerçekleşebilecekti. ABD'nin, planla yürürlüğe giren böylesi bir ilkeyi tersyüz edeceği açıktı. Yukarıda ciddi devlet modeli nasıl oluşabilir sorusuna şimdi yanıt vermenin sırası gelmiştir. Ciddi devlet anlayışı, dış borç gereksinimini ortadan kaldıracak biçimde kaynakları harekete geçirebilmek demektir.

Dış borç gereksinimini ortadan kaldırmak ya da en azından dindirmek hiç bir zaman ekonominin dışa kapanması ve dış ticaret ilişkisi kurulmaması anlamına gelmeyeceği açıktır. Mustafa Kemal Atatürk, Birinci Millet Meclisinin üçüncü toplantısının açış konuşmasında 1 Mart 1922 günü, "dış borçlanma" olayına şöyle değinmişti:

"Hükümetimizin diğer uygar devletler gibi dış borç anlaşmaları yapma zorunluluğu vardır. Şu kadar ki, dışarıdan alınan borçlar, şimdiye kadar Bab-ı âlinin yaptığı şekilde, ödemeye zorunlu değilmişiz gibi, üretken yatırıma dayandırılmaksızın, boşu boşuna sarf ile tüketilerek, devlet borçlarımızın yükünü arttıracak ve mali bağımsızlığımızı tehlike karşısında bırakacak bir uygulamaya kesin olarak karşıyız".

Bugünkü dile dönüştürerek aktardığımız bu temel ilkenin ne denli evrensel nitelikte gerçek olduğu yadsınamaz. Atatürk, Birinci Millet Meclisine hitaben yaptığı bu konuşmada aynı zamanda bir gerçeği de dile getirmekteydi: Dış borç birikiminin borcun kendisinden daha tehlikeli olduğu gerçeğini. Türkiye 71 yıl sonra 71 milyar doları bulan dış borç birikimiyle ABD karşısında sadece mali bağımsızlığını değil siyasal bağımsızlığını koruyabilmekte güçlük çeker duruma gelmiştir.

Devlet, ülke yönetimindeki ciddiyetini gelirleriyle giderleri arasındaki dengeyi koruyarak sağlayabilir. Gazi Mustafa Kemal, yine aynı günlerde Millet Meclisindeki Hükümet Programını sunuş konuşmasında:

"Mali bağımsızlığımızın korunması için ilk şart, Bütçenin ekonomik bünye ile denk ve uygun olmasıdır" demişti. Onun bu uyarısını bugün ibretle duyar gibi olmalıyız.

Bütün eksikliklerine rağmen 1970 yılına kadar, dış borç geri ödemeleri ana para taksitleri dahil, dışsatımın yüzde 20 sini geçmiyordu. Bu gün sadece faiz ödemeleri dışsatımımızın dörtte birini alıp götürmektedir. Bütçe açıkları ise, planlamanın ciddiye alındığı dönemde yüzde 4'ü geçmezken bugün bu oran yüzde 30'ların üzerine çıktı. 10 Ağustos 1970 devalüasyon kararının bir ölçüde Merkez Bankasına işçi dövizlerinin akışını sağlayan olumlu etkisi olmuşsa da, elde hazır yatırım projeleri bulunmadığı için, o yarar da sağlanamamış ve tersine döviz girdisi karşılığı Türk parası piyasaya aktarıldığı için enflasyonist baskı, planlı dönemin üç katına çıkmıştır. 1970'de genel fiyat endeksi birdenbire yüzde 4'lerden yüzde 19'a yükseldi ve enflasyonun yüzde 40'ların altına inmesi hiç bir zaman, sağlanamadı.

24 Ocak 1980 "İstikrar Tedbirleri" adını taşıyan ekonomik kararların, 12 Eylül asker müdâhelesini izleyen yıllarda, ülkeyi kurtaracak, alternatifi olmayan model olarak sunulduğu bir dönem yaşandı. Kimileri, buna "Friedman"ın serbest piyasa ekonomisi modeli olarak baktılar. Milton Friedman'ın "Para teorisi" ile hiç bir ilgisi olmayan ve zaman içinde arap saçma dönen o "Mali İstikrar Tedbirleri" hakkında, askeri yönetimin saldığı korku, uygulamayı kolaylaştırıcı etki sağladı. Ama o tedbirlerin çoğu, kendi içinde çelişkiler ve güçlükler taşıyordu. Gazete satıcıları, 25 lira için makbuz vermek zorundaydı ve makbuz bloklarını koyacak yer bulamaz olmuşlardı. KDV oranları da ponponlu terlik ile ponponsuz arasında yüzde 2 kadar fark öngördüğü için, satıcılar da terliklerin üzerindeki ponponları sökmeye başladılar.

O dönemde ve hala Türkiye'de serbest piyasa ekonomisinden söz edilmesini yadırgamak gerekir: Ekonominin piyasaya işlerlik kazandıran hangi unsuru serbest? Faiz mi, ücret mi, fiyat mı? Hangisi arz-talep dengesi sonucu oluşmaktadır? Hiçbiri. Milton Friedman'ın ileri sürdüğü gibi, para arzıyla, paranın dolaşım hızı arasındaki ilişki mi serbest? Serbest piyasa ekonomisinin sağlıklı işlemesinin ön koşullarından birisi, tam rekabettir. Türkiye'de tam rekabet oldum olası işlerlik kazandı mı?

Bu kısa açıklamadan sonra dışalımsal model arayışlarının çelişkilerine değinebiliriz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail