Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 79 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal, yeryüzünde gerçeklerin ne denli gerçek olduğunu tanımaya ve onun izinden yürüyerek güçlükleri aşmaya çalışan benzeri belki de var olmayan devlet adamlarından biridir. TBMM’nin gizli celselerinde bunun sayısız örnekleriyle karşılaşmaktayız. Aslında köhnemiş Osmanlı enkazı üzerinde kurduğu çağcıl Cumhuriyet Devletinin tarihi, onun tarafından TBMM’nin gizli celselerinde yazılmıştır. O gizli celselerde Mustafa Kemal’i tanımayanlar, onun kurduğu Cumhuriyeti de tanıyamazlar. O’nun Cumhuriyetine bugün yeterince sahip çıkmayan hatta onu hasım kabul eden, onunla hesaplaşma gafletine düşenlerin tümünün yanlış, eksik, sadece nankörlükleri değil, cehaletleridir de bunun nedenidir.

23 Nisan 1920’ de Millet Meclisi’nin açılışının hemen ertesi günü, gizli celseye karar verilmesinin bir nedeni vardı. O neden, Irak ve Suriye ileri gelenlerinin, İstanbul’daki Sarayı bir yana bırakıp, Mustafa Kemal’in oluşturduğu Millet Meclisi ile ilişki kurması ve Mustafa Kemal’in bu ilişkiyi nasıl değerlendirdiği sorunsalıydı. O gizli celsede sadece Mustafa Kemal konuşur ve şunları söyler:

Suriye halkı ve Irak halkı yani Arabistan, 1914 tarihinden evvel aynı hudut dahilinde bulunduğumuz zamanlarda, Devlet-i Osmaniye’nin bir uzvu, bir rüknü olmaktan fevkalade müşteki ve müstakil olmak gayesini takip ediyorlardı. Buna çalıştılar, fakat, neticeyi istihsal edebilmekte kendi kuvvetlerinin gayri kafi olduğunu gördüler ve maatteessüf hepimizi birden imhaya tevessül eden düşmanlarla teşriki mesai ettiler. İngi-lizler, Fransızlar kendilerinin hayali olan gayelerini mevkii fiile çıkaracak diye onların eteklerine sarıldılar.

Mustafa Kemal’in bu açıklamasındaki gerçek, acaba değişti mi? Hayır değişmedi. O yıllarda dünya dış politikasına egemen olan İngiltere’nin yerini ABD aldı ve şimdi de ABD’nin koruyucu kanatlarına sığınarak Kürt’leri de içine alan federatif bir sistemin yolculuğuna çıktılar. Bir süre sonra hem ülkemizdeki ve hem de Irak’taki Kürt kavimleri ne denli yanılgıya düştüklerini anlamakta gecikmeyecekler. Bu yanlış siyasetin ülkemizdeki sahipliğini de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) üstlenmiş görünüyor.

Mustafa Kemal o gizli celsede, komşularımızla olan iliş-kilerin ne yolda gelişmesi gerektiğine ilişkin çok gerçekçi açıklamalarda bulunmuş ve ne denli alçak gönüllü oldu-ğunun (bu günkü siyaset ve devlet adamları için ders oluşturacak düzeyde) örneklerini vermiştir:

Riyaset meselesi mevzuubahis olduğu zaman büyük şükran ve minnet ile görüyorum ki, tekmil arkadaşlarım hakkı acizanemde büyük teveccühler, muhabbetler izhar ediyorlar. Mesela riyaset meselesi mevzuu bahis olduğu zaman seni reis intihap edelim dediler. Ben bu meselede kat’i ve samimi olmak isterim. Bunun için şahsıma ait olmakla beraber, bunu yine şahsımın haricinde bir mesele olarak kabul etmek daha doğrudur, dedim. Benim mevcudiyeti maddiyemi bırakalım, bir isim üzerinde konuşalım.

Daima milletin müdrik olduğunu, milletin kuvvetli olduğunu biliyorsunuz, ki maksadımızı kurtarmak için harice karşı, ecanibe karşı, düşmanlarımıza karşı, milletin müdrik ve kuvvetli olduğunu, milletin amili hakiki olduğunu ispat etmek (kanıtlamak) lazımdır. Bu, hakikatin mütecelli ve maddi bir delilidir. Milletin amili hakiki olduğunu ispat etmek (kanıtlamak) lazımdır. Bunu ispat etmek, lüzumundan bahsettiğim bir hakikattir ve huzuru alileri bu hakikatin hiç şüphesiz delilidir. Bu, yalnız milletimizce değil, ecanipce de (yabancılarca da) ma-lumdur.

Millet Meclisi’nin açılışının ikinci günündeki bu gizli celsedeki konuşması, tüm üyeleri büyülemiş olmalıydı. Konuşmasını şu sözleriyle bitirmişti:

Yalnız ve yalnız bir şey düşünmeye mecburuz; o da memleketin.(kurtuluşu) halasıdır (alkışlar).Binaenaleyh, bütün hakayika vuzuhuyla vakıf olarak (tüm olanları açıklığıyla bilerek) isabetle kararlarınızı vermenizi, maruzatı salifemde (eskiden beri arz ettiğim gibi) te-menni ederim. Millete istiklal temin edileceği güne kadar bir fert olarak bütün mevcudiyetimle çalışmaya mukaddesatım namına söz vermişimdir. Bu sözü burada tekrar ermekte kesbi şeref duyarım. (alkışlar)

O tarihi konuşmasında şunları söylemişti:

Ferit Paşa kabinesinin kabul ettiği şeyi kabul etmek şerefimizi, hayatımızı, her şeyimizi bırakmak yani, İngiliz- lere esir olmaktır. O zaman yapılacak mesele yoktur. Yok, bu milleti millet olarak, insan olarak namus ve şerefiyle yaşatmak istiyorsak kabul edeceğimiz nokta ve esas, mevcut bilcümle kuvvet ve vesaitimizi (araçla-rımızı) icabına göre istimal ederek, bizi imhaya çalışan düşmanların düşmanca olan emellerini kırmaktır ve ben şahsen katiyen şüphe etmem ki, bütün arkadaşlarımız ancak böyle hissi ulvi ile buraya gelmişler ve ifa ede-cekleri vazifei tarihiyenin düşmanın resmen ve fiilen tahtı işgalinde, derecei azametini ve nezaket ve ehem-miyetini bütün vuzuhiyle (açıklığıyla) müdrik bulunuyorlar. Merkezle anlaşmak meselesi hakkında, merkez demek makamı saltanat ve hilafet olan İstanbul demektir. Bugün İstanbul, düşmanın resmen ve fiilen tahtı işgalindedir. Bugün İstanbul demekle Londra demek arasında hiçbir fark yoktur.

Bugünün devlet ve siyaset adamları, O’nun bu sözlerini duyumsamalı ve kendi düzeylerinin ne konumda olduğunu görmelidirler. Bugünün Ankara’sı, Woshington D.C demektir sözüne inanmaya ulusal vicdanımız el vermiyor. Ne var ki, bugünün Çankaya’sındaki kişinin kendi sorunlarını kendi iradesiyle çözemeyen devletler, başkalarının istismarına açıktır, demesine de ulusal bilincimiz razı olmuyor. Böylesi bir düşünce, ulusal iradeyi yadsımakla eş anlamlıdır. Mustafa Kemal’in Çankaya’sına gereksinim duymamızın gereğidir bu.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail