Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 80 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE GÜÇ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

-Sokrates, ne zaman zihnimizde oluşan bir soruya yanıt bulamazsak, sana geliyor, düşüncelerimizdeki karışıklığa çözüm buluyoruz. Şimdilerde ülkemizin içinde bulunduğu umarsız koşular, zihnimizi zedelemeye başladı. Bireylerin kendi doğalarındaki gücü kötüye kullanmalarından söz etmek istemiyoruz. Gücün bireysel kullanımını çok ta sa-kıncalı bulanlardan değiliz. Çünkü onu önlemenin kuralları ortaya konmuştur. Kullanılmasını önleyen kurallar ve de o kuralları uygulayacak olan kurumlar oluşturulmuştur.

Bizleri umutsuzluğa düşüren, güç kullanımının toplumsallaşması ya da siyasallaşmasıdır. Asıl yakındığımız budur ve ülkemiz gücün siyasallaşmasından kaynaklanan sıkıntıları, kaygıları ve çaresizlikleri yaşamaya başlamıştır. Bizleri yönetenlerin, ele geçirdikleri gücü bu denli kötüye kullandıklarına daha önceleri de tanık olmuştuk. Hak hukuk kavramlarına bürünmemiş, hukukun, adaletin ve toplumsal huzurun gereğiymiş gibi kullanılmamıştı güç denilen zorbalık. Hukukun zorbalığı öngördüğü bir dönemi şimdiye kadar yaşamamıştık. Söyler misin bize, siyasallaşan gücü yeniden adaletin, hukukun, eşitliğin ve insanca yaşama haklarının içine nasıl çekebiliriz?

Sokrates.
Bugüne değin yanıt vermekte zorlanacağım böyle bir soruyla karşılaşmamıştım. Toplumu yöneten kadroların hukuk dışı güç kullanmasının kaynağı üzerinde düşünmeye başlarsak bunun birbirinden çok farklı türleriyle karşılaşabiliriz. Ülkenizdeki yönetim biçimi hakkında asıl benim kimi sorular yöneltmem gerekiyor gerçekçi yanıt verebilmem için. İlk sorum şu: Siz, bir kral, bir despot hükümdar, ya da kendi tarihinizde ad verdiğiniz sultan ya da padişah tarafından mı yönetiliyorsunuz? Bnu bilmek isterim. Onların iki dudağı arasından çıkan sözcüğün yasa olduğu dönemi mi hala yaşamaktasınız?

-Hayır Sokrates, Tanrı’nın yer yüzündeki vekili olan Halife ve de Padişah olan Sultanın dönemini yaşamıyoruz. O dönem çok gerilerde kaldı. Şimdi bizler, sizlerin 2000 yıl önce kurumlaştırdığınız demokrasiye geçiş dönemini yaşamaktayız. Mustafa Kemal adında bir devrimci kahraman’nın kurduğu Cumhuriyet içindeyiz.

Sokrates:
Zihnimi bu yanıtınızla daha çok karıştırdınız. Doğru mu anladım, hem demokrasiye geçip hem de Cumhuriyet içindesiniz ve sizleri yönetenlerin elindeki gücü, dilediği gibi, hukuk dışında, hak ve adalet ilkelerini hiçe sayarak kullanmasından yakınıyorsunuz. Nasıl olur bu? Demokrasi ve Cumhuriyet ile zorbalığı bir arada nasıl yaşıyor ve buna neden karşı çıkmıyor ve sizleri yönetenlerin elinden bu gücü neden geri almıyorsunuz. Bilmiyor musunuz ki, yönetim gücünün kaynağı sizlersiniz. Sizlerin gücünü tersine çevirecek bir başka güç yoktur demokraside ve cumhuriyette.

-Haklısınız Sokrates, bizim de çözemediğimiz, nedenini bilemediğimiz bilincimizde biçimlendiremediğimiz dar boğazımız bu. Gücün sahibi bizler neden böyle güçsüzleştik, neden böyle miskinleştik ve neden böyle boyun eğen zavallılığın pençesine düştük? Çözemediğimiz sorun bu.

Sokrates:
Anlıyorum. Sizler bağımsızlığınızı yitirmek üzeresiniz. Bağımsızlığınıza eğer sahip çıkamazsanız, erdemden de uzaklaşırsınız. Erdemsizleştiğiniz zaman, insan olmanın onurunu da yitirirsiniz. Demokrasinin ve Cumhuriyetin böylesi sorunların yaratıcısı değil tersine çözeni, ortadan kaldıranı olduğunu nasıl oluyor da unutmuş görünüyorsunuz. Size güç uygulayan kadroların kaynağı sizlerin güçsüzlüğüdür öyleyse.

-Haklısın Sokrates, bugüne kadar bu acı gerçeği yüzümüze karşı söyleyen olmamıştı. Aslında bizleri yönetenlerin gücü, onların güçsüzlüklerinden kaynaklanıyor. Çaresizliğe, başarısızlığa, beceriksizliğe uğrayan yönetimler, daima hukukun dışına kaymış, zorbalığı araç olarak kullanmaya başlamış, güçsüzlüğünü güç kullanarak gizlemeye çalışmış, toplumu sindirmekle kendi başarısızlıklarını görünmez sanmışlardır. Bunu mu söylemek istiyorsunuz?

Sokrates:
Madem ki, söylediklerimi bu denli anlamlı ve doğru biçimde özetlediniz, o halde çözüm, avuçlarınızın içindedir. Adaleti yok eden, eşitliği ve insan onurunu ortadan kaldıran gücü, yönetimden uzaklaştırmanın, bir hak ve görev olduğu bilincini toplumsallaştırmanız gerekir. Toplumsallaşan adaletsiz gücün karşısına toplumsallaşan adaletin gücü ile çıkmalısınız. Çünkü adalet, demokrasinin öteki biçimidir. Demokrasi bunun için vardır;adalet için, eşitlik için, demokrasi bu hakkı size kazandırmıştır. Demokrasi sadece hak, hukuk eşitlik değildir bunların sentezidir. Birbirinden kopmayan iki kavramın bir aradaki bütünlüğüdür. Hak olmadan eşitlik, eşitlik olmadan hak var olamaz. Ve her iki kavram gücün kötüye kullanımını önler, önlemelidir. Uygarlığın temeli de budur. Demokrasi, kararları sorgulama gücüdür. Bireysel ve toplumsal zararı yönetimin hegemonyasına bırakmama gücüdür. Bunun için bir araya gelme, örgütlenme kültürünün kendisidir demokrasi. Sizlerin Cumhuriyetinizi ve o Cumhuriyetin demokrasisini koruma göreviniz topluma karşı sorumluluğunuzun kendisidir.

-Şimdi anladık Sokrates. Gücümüzün nasıl güçsüzleştirildiğini. Bir araya gelemeyen, bir araya gelince de anlaşmazlık konuları keşfeden bireyler olduğumuz içindir ki, bizleri güçsüzler kadrosu, sanal güçlerini kullanarak, miskinleştiriyorlar. İçinde bulunduğumuz yönetim biçimi, insan onuruyla bağdaşmamaktadır. İnsanın erdemini, ahlakını, toplumsal yarar kültürünü yok ederken, aslında ülkemizin toplumuyla birlikte emperyalizmin güdümüne sürüklendiğini görüyoruz. Evet Sokrates, ülkemize dönünce, bir başka birey olarak, daha bilinçli ve bilgece davranarak, demokratik gücün sahibi olduğumuz düşünce ve kararının toplumsallaşması için uğraş vereceğiz. Ant olsun.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail