Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 80 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Yer yüzünde bireysel gücünü toplumsal yarar uğruna feda edercesine kullanan bir siyaset ve devlet adamı varsa, O, Mustafa Kemal Atatürk’ten başkası değildir. O’nun bir benzerine Tarih tanık olmamıştır. TBMM’nin gizli celselerinde bunun sayısız örneklerini aynı zamanda yaşam biçiminde de görüyoruz, Onun gücü, toplum haksızlığa uğradığı zaman direnmeyi bilmesindeydi. Onun gücü, yapamayacağını vaat etmemesinden, vaat ettiğini de yapabilmesinden kaynaklanıyordu. Onun gücü, kendisine ve ulusuna güvenmesinden kaynaklanıyordu ve O’nun gücü haksızlığa tepkisinin sonucuydu. Toplumsal yarar ile gücün senteziydi O. Hiçbir zaman kişilere kızmamış, kişilerin kafasındaki toplumsal yararı yok eden düşünce ve kararlara kızmış ve kızmakla yetinmemiş o karar ve düşünceleri tersine çevirmeyi bilmiştir. Tarihin diyalektiğini çok iyi kavradığı ve tarihsel bilincin zihnindeki izdüşümünü çok iyi programladığı içindir ki, kızma fiili onun elinde bir araç idi. Şimdikilerden farkı da buydu. Şimdikilerin kızması, kendi beceriksizliklerinin psikolojilerindeki girdabın ürünüdür. Düşünceleri ve kararları hemen her zaman yanlıştır ve yanlışlıklarına tahammülleri yoktur. Yanlıştan dönmeye güçleri yetmediği için güç kullanırlar.

Aslında bir devlet nasıl yönetilir, yönetilirken nasıl davra-nılır ve devletin onuru ile yararı nasıl korunur, bugünün siyaset ve devlet adamları bunu Mustafa Kemal’den öğrenmeleri gerekmekte. O’nun devletinde bir Büyükelçimiz, İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı karşısında küçük düşürülmeye tahammül edebilir miydi? Razı olduğu zaman Ankara’ya nasıl çağrılır ve kendisinin emekliye sevk edildiğini nasıl öğrenir di? Ve O’nun Devletinde bir Başbakan, bir başka devletin Başkanına “one minute” diyebilir miydi? Dediği zaman hükümetin başında kalabilir miydi? Ve Onun ordusunda ABD’nin Yankee’leri askerlerimizin başına çuval geçirebilir miydi?

TBMM’nin gizli celseleri O’nun Devletinin ve kendisinin niteliğini kanıtlayan belgeler topluluğudur. O gizli celselerdeki konuşmaları, gerçekleştirdiği devrimlerin de tarihidir. Bugün yok edilmesi düşünülen EMASYAproto-kolunun bir benzeri, TBMM’nin 29 Ekim 1921 günlü gizli celsesinde görüşülmüştü. EMASYAprotokolu TSKile İçişleri Bakanlığı arasında “bir veya birden fazla ilde çıka-cak ya da çıkabilecek olaylarla ilgili olarak valilerin isteği üzerine askeri birlik tahsis edilmesi durumunda, güven-liğin, asayiş ve kamu düzeninin sağlanması ve terörle mücadelede, askeri birlikler ile kolluk kuvvetleri arasında kuvvet kullanılması, kuvvet kaydırılması, emir komuta ilişkileri, işbirliği ve koordinasyonu, gerekli görülen diğer hususları belirlemek, uygulanacak yöntem ve alınacak tedbirleri, ortaya koymak” hükme bağlanmıştı.

AKP,7 yıldan bu yana iktidarda iken bu protokolu yok etmeye gereksinim duymamışken, acaba şimdi neden hükümsüz kılınmasını gündeme taşımıştır?

Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulların günün birinde böyle bir protokola gereksinim duyulmayacağını bugün hiç kimse ileri süremez. HEPARGenel Başkanı E.Tümge-neral Osman Pamukoğlu’nun EMASYA’nın iptal edilme-sine karşı çıkmaktaki gerekçesi, bir önemli gerçeğin ifadesidir:”Madımak faciasının nedeni EMASYA protokolun uygulanmamasıdır .Protokol kaldırılırsa çok Madımaklar yaşanır, diyor. (Hürriyet, 5.2.2010 Yalçin Bayer köşesi). Belki kimi maddelerini günün koşullarına göre yeniden düzenlemek söz konusu olabilmeliydi.

AKPiktidarı’nın TSK’yı gözden düşürme ve toplum karşınında saygınlığını ve güvenilirliğini zedeleme eylemlerine seyirci kalması yanı sıra aynı zamanda tetikleyici rol üstlenmesinin bir nedeni olmalıdır. Polisi ağır silahlarla donatma projesinin yürürlüğe konulmasına böylesi bir protokolun engel olacağı mı düşünüldü, bilemiyoruz.

TBMM’nin 29 ‘Ekim 1921 günlü gizli celsesinde. Mustafa Kemal neden aşağıdaki gibi bir konuşma yapmaya gereksinim duymuştu. Şunları söylemişti o gün:

Efendiler mevzuu bahs olan zat bir kumandan olmak dolayısıyla(Nurettin Paşa’yı kastediyor) Heyeti Vekileyi ne derce alakadar ederse, Başkumandanı da o derece alakadar eder. Bu hususta biz söz söylemeden evvel, şu noktayı hatırlatmak isterim ki, onların hakkında yapılan tahkikat için Dahiliye Vekaleti’nde evrak vardır. Bu evrak tetkik olunuyor. Yalnız efendiler, bu ihtilaf (anlaşmazlık), Dahiliye Vekiliyle Ordu kumandanlığı vazifesinde tahaddüs ettiği (ortaya çıktığı) için bunu halletmek Erkanı Harbiye Reisi ile bana aittir. Nurettin Paşa, diger kumandanlar gibi bir ordu kumandanıdır. Fakat Heyeti Vekile’nin intihabına ait olan kanunda bir nokta vardır. Bu kanunun bu noktası zannederim ki, Meclisi Milli’de ilk defa mevzuu bahs oluyor. O da vasi isyanlar için bittabi kuvveti askeriyeye müracaat edilmek lazımdır deniyor.(1997’nin EMASYA’sı 1921’in yani 76 yıl öncesinin yasadaki ifadesidir) Nurettin Paşa’nın merkez mıntıkasında bu işe müdahale etmesi bu sebepten neşet etmiştir. Nurettin Paşa’nın gayri kanuni ef’al ve harekatta bulunduğuna dair ihbaratta bulunuldu. Pek nazik zamanlarda tesadüf eden hadisattan dolayı ordu kumandanlarının tebdili kanaatı bende hasıl olmamıştır...

Şükrü Bey (Karahisar)-56 kişiyi şehirbent etmesi (şehirde alıkonulması) azli için kafi değil midir? Yani kanunun fev-kinde yapılan bir fiilden dolayı bu azil emirle yapılabilirdi.

Reis-Müzakerenin kifayetine dair takrirler var. Müzakerenin kafi olduğunu kabul edenler ellerini kaldırsın. Kafi görülmüştür.

Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan olarak, Nurettin Pa-şa’nın görevden alınmasına ilişkin bir kanıya o günlerde sahip değildi. Bir süre beklemeyi uygun görmüş Nurettin Paşayı eski deyiyle “tarassut altına” almıştı.

2.5 ay sonra TBMM’nin 16 Ocak 1921 günlü gizli celsesinde Nurettin Paşa görüşme konusu olarak yeniden ele alınacak ve Mustafa kemal o gizli celsede ilk konuşmayı yaparak şunları söyleyecektir: Siyasetin önemli bir özelliğinin sabır olduğunu ve gerçek ve sağlıklı kanıtlara ulaşılmadıkca karar verilemeyeceğini kanıtlayan bir öğretmen gibiydi:

Efendim hatırı alinizdir ki, sabık Merkez Ordusu kumandanı Nurettin Paşa, Samsun’da bazı zevatın seyahatlerini takyit etmiş olduğundan, bazı arkadaşlardan birinin bir takriri vardı. Aynı zamanda Nurettin Paşa’nın bu hareketini gayri kanuni gördüğü için oradan alınmasını Dahiliye Vekaleti tebliğ etmişti. Bu merkez ordusunun icraatı umumiyesi tadat olundu. Bazı mesmuat (duyumlar) ve istihbarat söylendi. Bu mes-muat ve istihbarat Heyeti Celilenizce malum olduktan sonra Nurettin Paşa hakkında bir ceza tertip tayinini tensip (uygun) buyurdunuz ve verilmiş olan karar da kendisinin tahtı muhakemeye alınmasına dairdi. Kararı aliniz Hükümetçe tamamen ifa edilmiştir. Kendisi işten el çektirilmiştir ve berayı muhakeme merkeze celb olunmuştur. Kendisi buraya muvasalat ettikten sonra Başkumandan sıfatıyla bendenize müracaatı vardır. Diyor ki: Meclisi Alinin hakkımda vermiş olduğu karara burada tamamen muttali oldum. Ancak bunun esbabı hakkında tamamen tenevvür etmedim. Rica ederim bunun esbabı hakkında beni tenvir edin.

Heyeti Celilenizce dermeyan edilmiş olan esbabı ve mutealatın hülasası (nedeni ve düşüncelerin özeti), mehakim Şubesine tevdi edilmiştir. Bu tevdi olunan hususatı bendeniz telhis ettirdim. Heyeti Celilenize karar verdiren 10 muhtelif sebeb vardır. Bir tanesi, Samsun’da bazı zevatın seyyahatını takyittir.

Nurettin Paşa bu 10 maddeye birer birer mufassalan malumat, izahat ve cevap veriyor.. Uzun bir rapor yazmış bendenize de göndermiş. Baştan nihayete okudum. Heyeti Vekileye takdim ettim. Onlar da baştan nihayete kadar okudular. Bendenizde hasıl olan kanaat şudur: Heyeti Celilenizce verilmiş olan bu karar biraz ağır bir karar olmuştur.

O gizli celsede Nurettin Paşa hakkındaki görüşmelere değinmemizin bir nedeni var. Şimdiki gibi Türk Ordusu suçlanmıyor, ordunun tüzel kişiliği söz konusu olmuyor bir ordu komutanı hakkında karar alınıyor ve kararı da Meclis alıyor. Gene aynı Meclise Mustafa Kemal, aldıkları kararın ağır bir karar olduğunu açıklıyor. Bugün o dönemi diktatörlükle suçlayan Cumhuriyet karşıtı bücürlere sormak gerekir. Bugünün yozlaştırılan demokrasi 1920’lerin Türkiye’sini gerilerine kaydırılmadı mı? AKP’nin iktidarının karşısına almadığı bir tek kurum kaldı mı? Hak ve hukukun zerresi var mı sokakta, devlette hatta yargı da. Yargının da siyasallaşmasının sı-kıntılarını ve acılarını çekmiyor muyuz?

Mustafa Kemal, o gün o gizli celsede:

Heyeti celilenizce verilmiş olan karar biraz ağır bir karar olmuştur,diyor ve devam ediyor: Nurettin Paşa vazifeden infisal ettirilmiştir,bütün kararlarınız tatbik edilmiştir. Bunu adilane bir surette tadil etmek yine Heyeti Aliyelerinin elindedir. Münasip görürseniz öyle yaparsınız.

Hak ve hukuka saygı duyan bir devlet adamı ancak böyle yapar, böyle konuşur ve Meclis’e hatasını böyle incelikle arz eder.

Bugünün devlet ve siyaset adamları O’nun bu davranışını örnek alabilmelidirler.

Dr.Hüseyin Pekin’in hukukta “insaft” ilkesini öngören yazısını okuduğunuzda, Mustafa Kemal’in Nurettin Paşa hakkındaki kararda “nefaset” ilkesinin gözetilmediğini Meclis ’e anımsattığını görüyoruz. 80 yıl sonra bugünkü hukukumuzun “nefaset”e ne denli yabancılaştığı acı bir gerçek değil mi?

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail