Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 80 Geri Tavsiye Et Yazdır


DEMOKRASİ,TERÖR ve KÜRT SORUNU

Güngör Aydın ,Merkez Valisi
15 Haziran 1992.

Çağdaş, insancıl ve o ölçüde Kemalizmi özümsemiş değerli valilerimizden biridir Sy.Güngör Aydın. Kendisinin bundan 18 yıl önce ülkemizde demokrasiye, terör olayına ve Kürt sorununa nasıl baktığını bugün anımsamamıza gereksinim olduğu için bu alandaki sorunların bir başka yönünü, onun aşağıya aktaracağımız çalışmasının bir bölümünde bulucaksınız.

Böylece, Kürt kökenli yurttaşlarımızın, Türkiye Sorunları kitap dizisinin 79.sayısında belirttiğimiz Ağa ve Şeyh despotizmi ile, Sy.Güngör Aydın’ın çalışmasında belirttiği “devlet despotizmi” kıskacındaki çaresizliği ortaya çıkmış olacaktır. Yani sorun iki boyutludur, Güneydoğu illerimizde yerleşik Kürt kökenli yurttaşlarımızın yazgısı, feodal güçler ile devlet gücü arasında sıkışıp kalmıştır. Bir başka deyişle, ya devlet gücünden ya da feodalitenin silahlı ordusu olan ABD’nin desteğindeki PKK gücünden yana olacaktır. Kürt kökenli yurttaşlarımızın çıkmazı buradaydı, şimdi de buradadır.

Türkiye Sorunları kitap dizisinin 79 ve 80.sayıları bu ko-nuda bir bütün oluşturmaktadır. Mustafa Kemal’in Dev-leti, sonraki iktidarların Güneydoğudaki hatalarının bede-lini ödemeye başlamı görünüyor. Sözü Sy.Güngör Aydın’a bırakıyoruz. Bakınız devletimizin nasıl bir devlet olması gerektiğini anlatarak sorunu nasıl yorumluyor:

Bireysel ya da toplumsal şiddet, terör ve saldırganlık olaylarında, bir yandan önlem ve uygulamalarında hukuk ve yasaların dışına çıkılmasına asla izin vermeyen, kesin kararlı ve ödünsüz bir yol izleneceğini ortaya koyarken, bir yandan da bu önlem ve uygulamalarının her aşamasında suça, şiddete ve saldırganlığa itici, tuzakçı olmayan, önleyici, caydırıcı ve topluma kazandırıcılığı ön planda tutan, her zaman hukuka ve kurallara bağlı, insan haklarına saygılı, diyaloğa açık, bu yöntemleri sonuna dek kullanan, kullanacağını ortaya koyan herkese güven veren kararlı bir yol izlenmelidir. Sanıklara, suç işleyenlere, gözaltına alınanlara, tutuklu ve hükümlülere, yakalama ve özgürlüğünden yoksun bırakma dışında ve hukukun dışına çıkarak aşağılayıcı ve insanlık dışı işlem ve uygulamalara, özgürlüğünden yoksun bırakılan insanların saldırıya en açık bu yaşam kesitlerine yönelik insan hakları ihlallerine izin verilmemeli.

Böylesi demokrasiler, güçlerini ve saygınlıklarını hak ve hukuku koruyup kollamaktan, adalet üretmekten, insan haklarına saygıdan, bu evrensel olumlu değerleri ve yaşamları tüm ülkede egemen kılmaktan, insan-yurttaşı yönetimin odağına yerleştirmekten ve insanlık onurunu yüceltmekten alır.

Ülkemizin içinden geçmekte olduğu Cumhuriyet tarihinin bu en kritik yönetim sürecinde, gerçek bir demokrasiye geçişin, yönetimde despotik yöntemler yerine demokratik yaklaşımları egemen kılmanın, Cumhuriyet yönetiminin gelişip güçlenmesi ve uygar çağdaş bir devlet düzeyine ulaşılması için başarılması gerekli bu zorunlu ulusal ilk hedeflerin, birlik ve bütünlük içinde gerçekleştirilmesinin çözümünü en öne çıkardığı sorun, Kürt sorunudur. Oysa devlet, konuya hep yanlış yaklaşmış, Kürt halkının varlığını, kimliğini kabule yanaşmamıştır. Ancak bu red yaklaşımı ve yadsıma, Türk ve Kürt her kökenden ülkemiz in-sanına acı ve bunalım, Cumhuriyet yönetimimize sorun ve tehlikeden başka bir şey getirmemiştir. Bugün ülkesini seven, akılcı düşünen, barış ve bütünlük içinde birlikte yaşama isteyen çağdaş bir yönetim arzulayan her uygar yurttaş artık bunun bilincindedir.

Sorun, temelde bir kökensel kimlik ve hak arayış sorunudur. Aynı bir devletin ve ulusun, aynı dinden ancak ayrı etnik kökenden olan ve bu kimliğini, kendi kökenini özgürce ortaya koyup ifade edebilen, bunun gereklerini yerine getirebilen özgür ve eşit yurttaş olma istemi ve arayışıdır; bunun çabasıdır. Çünkü hiç kimseden kendi kökenini, kimliğini inkar ve reddetmesi istenemez, beklenemez. Kimsenin kimliği ve kökeni red ve inkar edilerek, dışlanarak bir ülkenin yurttaşlığından doyum sağlama, kendini özgür ve eşit bir birey olarak hiisetmesi sağlanamaz, beklenemez, gerçekleştirilemez., İnsan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan, baskıcı, şoven ve militarist yönetim felsefesi , doğuda tam bir devlet terörüne dönüşmüş, bölge halkı üzerinde yoğun ve yaygın insan hakları ihlaline yol açmış, Kürt’lere yönelik baskıya, ayırımcılığa dayalı sistemli asimilasyon politikasının yoğunlaşmasını da beraberinde getirmiştir...

12 Eylül 1980 askersel darbeyle birlikte yürürlüğe konulan demokrasi dışı, insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan baskıcı, şoven ve militarist felsefesi, Doğu’da tam bir devlet terörüne dönüşmüş, bölge halkı üzerinde yoğun ve yaygın insan hakları ihlaline yol açmıştır.

2935 sayılı Olağanüstü Hal Yasası’nın bölgede üçüncü yılına girerken uygulaması, Yasanın 1982 Anayasası çerçevesini çok aşan, yargıya müdahaleyi olanaklı kılan, silah kullanma yetkisiyle yaşam hakkını sürekli tehdit altında bulunduran, yeni suçlar üreten, halka güvensizlikten ve devleti insanlara karşı korumaktan yola çıkan, temel hakların çiğnenmesine olanak tanıyan, daha bir çok olağanüstü yetkiler içeren, antidemokratik hükümlere dayanarak, bölgede korku ve terör üreten bunaltıcı bir mekanizmaya dönüşmüştür. Bu yasadan ve yönetimin genel yaklaşımından güç alarak bölge halkı yerlerini terke, köylerini boşaltmaya, toplu göçlere, güvenlik operasyonlarına katılmaya zorlanmakta, zorunlu yoldan silahlandırılmakta vb. zor ve baskılara maruz bırakılmaktadır. Bu baskı ve yasaklar, 1982 Anayasası’nın 26,28,42 maddeleri ile 2932 sayılı yasaya dayandırılmaktadır.Yönetimin soruna yaklaşımı yanlış ve tehlikelidir Uygulanan politikalarla Türkiye bir bölünme ve iç savaş ortamına sürüklemektedir.

***

Sy.Güngör Aydın, bundan 18 yıl önce, bugünleri görmüş ve Güneydoğu’da uygulanan politikaların baskıcı olmaktan uzaklaşmasını demokrasiyi içererek bölge halkının güveninin kazanılmasını önermekteydi.. Kanımızca, bölgenin kökleşmiş feodal ağalarının egemenliği ile devletin egemenliği örtüşüyor.Öylelikle, bölge halkını özelikle Kürt kökenli yurttaşlarımızı bir çıkmazın içine sürüklü-yordu. 12 Eylül sonrası baskı rejimi sadece Güneydo-ğu’ya mı yönelikti? Hayır, tüm Türkiye’yi, üniversiteleri, siyasal partileri ve MEDYA’sı ile devlet terörizminin baskısı altına almış, tutuklamalar, görevden almalar, işkenceler birbirini izlemişti. Önemli bölümlerini okuyu-cularımıza ulaştırdığımız bu çalışmasında Sy.Güngör Ay-dın, bu günleri önceden ve uzaktan gören ve tehlikeyi vukuundan önce haber veren sezgi ve düşüncesinde şu satırlar, kanımızca çok önemliydi):

Tüm bu uygulamalar, bölge halkının devlete karşı güvenini yitirmesi, devletin olağan yönetsel düzeninin işler-liğinin önemli oranlarda bozulup rayından çıkması, böl-gede devletten beklenen olağan etkinlik ve işlevlerin azalıp sarsılması, kamu hizmetlerinin yer yer yürütülemez hale gelmesi, devlet-yurttaş ilişkilerinin ağır biçimde zedelenmesine yol açmakta, kısacası, devletin etkinliğini, güvenilirliğini, topuma ve yurttaşlarına karşı yerine getirmekle yükümlü bulunduğu ödevler dahil tüm yönetsel niteliklerini bütünüyle yitirmekte olan bir görünüme düşürülmesi/sokulması sonucunu doğurmuştur. Daha önemli olarak ve özetle diyebiliriz ki, Doğu bölgesinde uygulanan politikalarla Türkiye, bir toplu kırımlar, bölünme ve iç savaş ortamına sürüklenmektedir.

Bugün (15 Haziran 1992) gelinen noktayı görüp ortaya koyan bu saptama ve rapor bir basın toplantısıyla açık-lanıp iletilmiş olmasına karşın, basında tek bir kelimeyle yer verilmiyordu. Yönetim ise geleneksel yanlış bakışını bu konuda izlediği yanlış yaklaşım ve yöntemlerini değiştirmek bir yana, başını içine gömdüğü kumdan çıkar-mıyor, konunun tartışılmasına bile izin vermiyordu. Her geçen gün vahametini arttıran, giderek çözümsüzlüğe dönüşen ve geri dönülemez noktalara ulaşan yaşamsal nitelikteki bu ulusal sorunu tartışmaya açmak, olabildiğince daha az sakıncalı barışçı yollardan sorunun çözümünü isteyen, bunu öngören girişimleri, bunu savunan her kökten yurtsever aydınları her zamanki gibi suçlayıp, etkisizleştirmeye çalışıyordu.

(12 Eylül 1980 askersel darbenin ürünü olan “Olağanüstü Hal Uygulaması”na ilişkin Sy..Güngör Aydın’ın eleştirel nitelemesi özetle aşağıdaki gibidir ve bugün çözümsüzlüğe ulaşan Güneydoğu sorununun ve ulusal bütünlük kavramının tahribi sonucunu yaratması bakımından ibretle sorgulanması gereken yanlışlıklar dizgesinin ilk kırılma noktasıdır.)

-Olağanüstü Hak Uygulaması, 12 Eylül felsefesinin ve güçlerinin ülkedeki egemenliğini kalıcılaştırmanın etkili bir aracı, manivelası olarak getirilmiştir.

-Ayırımcılığın, bölücü ırkçılığın somut göstergesidir.

-Karşı ırkçı oluşun,tavır ve örgütlenmenin doğal bir nedeni ve kaynağıdır.

-Şiddete,silaha sarılmanın, terörün, ayrılıkçı oluşum ve yaklaşımların, bölünme ve iç savaşa yol açacak tehlikenin nedeni ve kaynağı olmuştur.

-Ülkemizde dış karışmaların (müdahalelerin) bir anlamda doğal bir nedeni ve gerekçesini oluşturmaktadır.

-Öncelikle Güneydoğu bölgemizde huzurun ve barışın sağlanması, Kürt halkıyla bin yıldır sürdürülen güven ve barış içinde birlikte yaşama açısından yanlış bir yaklaşımı ve uygulamayı getirmiştir.

-Sivil yönetimin ve hukukun üstünlüğünü sağlayıcı değil, buna aykırı bir yönetim yaklaşımıdır.

-Kürt sorununun demokrasi içinde ve barış yolundan çözümünü sağlayıcı olmak bir yana, çözümsüzlüğe, şiddete, teröre, aykırı ırkçılığa yol açtığı, sonu bölünmeye ve iç savaşa varacak tohumları attığı, bütün olumsuzlukların neden ve gereklerini yarattığı için tehlikeli bir uygulamadır.

.***

Merkez Valisi iken Sy.Güngör Aydın 1992 yılında “Olanğanüstü Hal Uygulaması”nı gerçekçi biçimde yüreklice eleştirmektedir.

12 Eylül 1980 asker darbesini izleyen dönemde Olağanüstü Hal Uygulanması’nın Kürt kökenli yurttaşlarımızı devlet ile toprak ağaları kıskacı içine sürüklemesi gerçeğini günü gününe dile getirmişti. Merkez Valisi iken Sy.Güngör Aydın. Ne var ki, ABD ile AB’nin birlikte Anadolu’yu da içine alan Büyük Orta Doğu Projesine (BOP’a) uygun bir Kürt devletinin kurulması, o yıllarda açık biçimde ifade edilmiyordu. Fakat şimdi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Demokratik Toplum Partisi’nin yerine geçen Barış ve Demokrasi Partisi’nin amacının açıkça misakı milli sınırlarımız içinde bağımsız, özerk bir Kürt devletinin kurulması ve bunun için Cumhuriyet Türkiye’sinin federatif sisteme kaydırılması artık açıkça ortaya çıkmıştır. Pentagon’un kucağında ve Beyaz Saray’ın buyruğunda bir Kürt devletinin, Kürt kökenli yurttaşlarımızı mutlu edecek mi? Onlar bugünün Türkiye’sini aramayacaklar mı? Kitlesel cinayetlerin baş sorumlusu Abdullah Öcalan adındaki cani, kendisini İmralı’da bulabilecek mi?

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail