Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 55 Geri Tavsiye Et Yazdır


DEVRİMCİ SUPHİ AĞABEY

Tahir Hatipoğlu
Prof.Dr.
Gazi Üni. Tıp Fak.

27 Mayıs Devrimi olduğunda Denizli Lisesi orta kısmında öğrenci idim. Devrimi gerçekleştirenleri bir köylü çocuğu olarak, neler olduğunu pek anlayamadan” izledim. Babamın coşkusunu ve DP dönemini anlatan şiirini ise dün dibi anımsıyorum. Bütün köy (Denizli Tavas ilçesi Nikfer köyü) davul, zurna eşliğinde elimizde bayraklarla çevre köyleri dolaşmıştık.

Devrimi gerçekleştirenleri büyük adamlar olarak algı-lıyordum ve yıllar sonra onlarla dost olacağımı düşüne-miyordum. Bir köylü çocuğu için zaten bu inanılamaz bir düş idi.

Suphi Karaman, gerçek bir devrimciydi. Öyle olduğu için, kızına ve torununa “devrim” adlarını koymuştu. 27 Mayıs Devrimcileri içinde sesi göklere çıkan, konuşan, var gücüyle devrime inanan bir insandı. 27 Mayıs Devrimcilerinin yazarının da Haydar Tunçkanat olduğunu unutmamak gerekir.

Son on yılda O’nunla çok yakın dost olduk. Bu yakınlık beni mutlu ediyordu. Birlikte mahkemelere koşuştuk. Birleşmiş Milletler Türk Derneği’nden Başkan Rahmi Kumaş’ın üyelikten uzaklaştırdığı Osman Olcay, Veli Devecioğlu, Mesut Gülmez, Kadir Aydoğan, Mustafa Coş-turoğlu, Mehmet Aldan gibi değerler arasında, ne yazık ki Suphi Karaman da vardı.. Kendisiyle pek çok ortak anılarım oldu. Her anının sonunda “Suphi Ağabey, bunları yaz” derdim. Olur derdi. Yazamadan, aramızdan ayrıldı gitti.

O anılardan ikisini yazmak isterim. Türkiye’nin içine sürüklendiği kötü durumdan yakınırken, bir arkadaşımız, “Bir Atatürk gerekli” demişti. Suphi Ağabey, büyük bir coşkuyla: “O Atatürk ben olurdum ama yaşım geçti” diye yanıt verdi O’nun bu sözleri Atatürk devrimlerine bağlılığını, coşkusunu, duyarlılığını ve hayranlığını gösteriyordu. O, bu sözünü bir büyüklük duygusuyla söylüyor değildi. Tersine alabildiğine alçak gönüllü ve insancıl idi. Keşke genç olsaydı da ikinci Atatürk olarak karşımıza çıksaydı. Çünkü, karanlıkçı,” sabıkalı zihniyet”in egemen olduğu son elli yılın gerçekten bir Mustafa Kemal Atatürk’ e gereksinim vardı. Eyüboğlu’nun:

Bir Mustafa Kemal yetmedi bre şahin
Bir Mustafa Kemal daha..
dizelerindeki gibi bir Mustafa Kemal daha gerekiyor.

Bir gün Prof.Dr.Cahit Talas (2003) hocamızın eşinin cenazesinden dönüyorduk. Suphi Ağabey, arabanın ön koltuğunda oturuyordu. Her zamanki gibi ülke sorunlarını konuşuyorduk. Kendisine “ bizleri bu duruma düşüren sizin askerleriniz değil mi?” dedim.

Onlar benim askerim değil, diye yanıtladı sorumu. Bu yanıtıyla kuşkusuz 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini yapan asker meslektaşlarını eleştiriyordu.

1960 Devrimini gerçekleştirenler temiz ve içtenlikli idiler. Eleştiriye açıktılar. Kendilerini protesto eden rektörleri bile görevden almayı düşünmemişlerdi. Tersine ODTÜ rektörü Turan Feyzioğlu’nu Milli Eğitim Bakanı yapmışlardı. Üniversiteden uzaklaştırdıkları kimi öğretim üyelerini Kurucu Meclis’e üye olarak seçtiler.

27 Mayıs devrimcilerinin hiç biri para kazanıp köşeyi dönmeyi akıllarından geçirmeyen idealist idiler. Tümü aylıklarıyla geçiniyorlar. Daha sonra kara devrim yapanlar köşeyi döndüler. Zırhlı araçlarda yüzlerce korumayla gezebilmekteler. Suphi Karaman:

Bizler de Amerika’nın emperyalist olduğunu 1960’lardan sonra, Türkkaya Ataöv’ün, Haydar Tunçkanat’ın yazdıklarından öğrendik,

diyecek kadar içten ve temiz yürekli insandı. 27 Mayıs, bizim de, ABD’nin de gözünü açtı , diyen oydu. ABD de zaten ondan sonradır ki, işi ciddiye almıştı.

27 Mayıs Devrimcileri, 147 öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştırdıklarına her zaman çok üzülmüşlerdir. Bunun bir iç çekişmeden kaynaklandığını da “ima” ederlerdi. Haydar Tunçkanat, yazdığı kitapta, bu yanlışın karşılığında üniversite özerkliğini genişleten yasayı anımsatmaktan kaçınmıştır. Üniversite yönetimine asistan ve öğrenci temsilcilerinin katılımını sağlayan yasa o dönemin ürünüdür.

Müşerref Hekimoğlu: Son soluğuna kadar devrimci kişiliğini yansıttı, solda yaşanan tüm olaylarda yer aldı, soluk verdi, soluğu tükenmedi, tanımını yapmıştı. Bu sözlerde en ufak abartı yoktur. Fikret Otyam’ın bilge asker demesi de o denli doğrudur. Arada bir Cumhuriyet Gazetesi’nde yazardı. O yazıların her biri dersle doluydu. Bir yazısında 12 Mart’ın işkenceci başısı Orgeneral Faik Türün ‘ü Tümgenerallikte bir tarikata girdiğini, Erenköy’de şeyhin huzuruna dizleri üzerinde yürüyerek çıktığını duyduğumda şaşkına döndüm, diye tanımlamış ve yüreğimize su serpmişti. 12 Eylül darbeci Kenan Evren’in Doğramacı’nın armağan ettiği “Ayet-ül Kürsi” yi yıllarca boynunda taşıdığını duyunca, ben de Suphi Ağabey gibi generaller adına üzüldüm ve şaşkına döndüm.

Suphi Ağabey, 84 yıllık ömrünü 15 Nisan 2004 günü noktaladı. Bu ömür az değil. Fakat O, bu yılları dolu dolu yaşadı. Hep konuştu, hep aydınlattı. O, Şeyh Edebali’nin dediği gibi Şafak vakti doğup akşam ezanında ölen olmadı.O’nu hep söyledikleriyle ve yaptıklarıyla anacağız. Işıklar içinde yatsın.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail