Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 55 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

İMAM BAYILDILI SİYASET.

İMAM BAYILDILI SİYASET ve BİR SAHTECİLİK OLAYI,

Ali Nejat Ölçen

“İmam Hatip Lisesinden mezun olmak üniversiteye girme

yi engellememelidir, böylesi eşitsizlik ortadan kalkmalıdır” türündeki söylemin inandırıcı olamayacağı açık. İmam Hatip Lisesini bitirenlerin üniversitelere girmesine yol açan girişimler yeni değil. Devlet Planlama Teşkilatına Başbakan Demirel tarafından 1967 yılında Müsteşar olarak atanan ve basında takunyalı biraderler adıyla anılan Turgut Özal ve şürekası tarafından ilk kez ileri sürülmüştü. Hem de Yüksek Planlama Kurulunda alınan karar bir gece yarısı değiştirilerek. Eski deyimiyle tahrif edilerek. İslamcı kadroların bu dine en küçük ölçüde saygı duyduklarını sanmıyoruz. Onlar için İslam, iktidarlarına kapı açan bir anahtardır. Ve o anahtarı ahlaksal ilkeleri alt üst ederek kullanmaktan da geri kalmıyorlar.

Türkiye’nin imamı bol ülke olmasına imam bayıldı yemeğini seven siyasetçilerimiz sağ ya da sol yelpazede olsun, çok düşkün. Çünkü onların sağda olanları, kendilerinin başta kalmalarını ancak imam kılıklı üniversite bitirmişlerin aracılığıyla sağlayabilecekleri kanısındadırlar. Oysa bir gerçeği göz ardı ediyorlar. Gericiliğin geriye doğru sınırı yoktur. Yakın tarihimizde bunun en belirgin örneğini 3 Kasım 2003 genel seçimde Refah partisi yaşadı. Kendi arka bahçesini, daha kurnazca kullanan AKP’ye kaptırdı. AKP’de imam kılıklı kitlelerin desteğini bir başka gerici partiye kaptıracaktır. Ve bunun gerçek-leşeceği zaman çok ta uzakta değil.

Şimdi İmam Hatip liselerine yüksek öğrenimin kapılarını açmak için, Yüksek Planlama Kurulunun kararında bir gece yarısı nasıl Turgut Özal’ın gözetiminde sahtekarlık yapıldığını göreceksiniz

Bu satırları yazan kişi, Devlet Planlama Teşkilatın’da İslamcılığın en çirkin örneklerine tanık olmuştur.. İkinci Beş Yıllık Kalkınma planında ”yaratılan katma değer” sözcüğü, yaratmak Allaha mahsustur mantığıyla çıkarılmıştı. DPT’nin tüm lavaboları kırılarak, kısa boylu Turgut Özal’ın abdest alması için daha aşağı düzeye indirildi. Tüm WC’ler tünerek dışkının gönderildiği delikli taşlarla döşendi. ve güzelim bina Suudi Arabistandaki WC’lere benzetildi. Bunlar DPT uzmanlarının gözleri önünde ve ülkenin en önemli sorunuymuş gibi öncelikle ele alındı. O zamanki görevlilerin hiç birisi İmam Hatip Lisesini bitirmiş değillerdi ve fakat kafalarının içinde örümcek ağları vardı.

Turgut Özal Müsteşar olarak ilk sırada apdest alır ve o gelmedikçe de daha düşük rütbeliler, çorabını çıkarıp ayağını suyun altına tutmazdı. Apdest almanın hiyerarşisi kendiliğinden oluşuvermişti. Sıra birlikte namaz kılmaya geliyordu. Toplantı ne denli önemli olursa olsun, ülkenin ekonomik kararları bekleyebilirdi fakat namaz vakti geçmemeliydi, cehennemde yanmaya hiç birisi razı değildi.

Şimdi anlatacağımız olay İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planının Yüksek Planlama Kurulu üyelerine dağıtılan 81.sayfada nasıl sahtekarlık yapıldığıyla ilgili. 1996 yılında yayımlanan Devlet Yokuşu adlı kitabımızdan akta rıyoruz:

8l.sayfanın Türkiye’ geleceğinde bu denli etkili olacağını önceden hiç kimse tahmin edemezdi. 81.sayfa bir gecede altıncı Müsteşar Turgut Özal’ın denetiminde örgüte yeni atanan Muammer Dolmacı tarafından ( bu kişi mühendisti, Süleyman Demirel’in Ereğli Demir Çelik Tesisleri lojmanlarının yapımını üstlendiğinde şantiye mühendisi olarak çalışmış ve 1976’ yılında da Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan tarafından Bayındırlık Müsteşarı olarak atanmıştı. a.n.ö) sayfalar jiletle diplerinden kesilmişti. Sayfaların kesilmesindeki bu başarı, İkinci Beş Yıllık Kal kınma Planının öteki sayfalarına da artık gönül rahat- lığıyla uygulanabilirdi. Topu topu 40 nüshaydı hepsi.

Mayısın 16’sında T.B.M.M’nin Bütçe Plan Karma Komisyonu üyelerine dağıtılacaktı. Neydi bu 81.sayfanın kusuru. Eksik mi, yanlış mı yazılmıştı? Yüksek Planlama Kurulu onaylamıştı ama, işte bu 81.sayfalar diplerinden jiletle kesiliyor ve yerine yenileri ekleniyordu. Altıncı Müsteşar Turgut Özal!ın tuvaletlerdeki yeniden düzenleme eyleminden sonra, şimdi bu, Islama yönelik ikinci yeniden düzenleme operasyonuydu. Müsteşar olarak atanalı daha üç ay dolmamıştı, ama Muammer Dolmacı ile birlikte operasyonu başarıyla yürütmüştü.

Arkasına yaslandı ve “Muammer” dedi.” Yarın bunları

Parla-mentoya götürüp sen teslim et”.

Kısa süre sonra 81.sayfanın gizini öğrendik. Yüksek Planlama Kurulunda onaylanan metinde imam-hatip okulları dahil, teknik ve mesleki okullardan mezun olanlara yüksek öğrenim olanağı tanınmıştı ama, yüksek öğrenime ancak kendi alanlarında devam etmeleri koşulu getirilmişti. Altıncı Müsteşar bu tümcenin içine bir parentez açıp “imam-hatip okulları hariç” deyimini ekle-yerek, imam-hatip’lilere büyük bir ayrıcalık getirmiş oldu, kendi kişisel isteğini Yüksek Planlama Kurulu kararından üstün görerek.

Parlamentoda (2.7.1967) Tokat milletvekili İrfan Solmazer’in verdiği önerge kaybolmasaydı, 81.sayfadaki bu değişiklikten kimsenin haberi olmayacaktı. Eğitimde fırsat eşitliğini yok eden sadece imam-hatip okullarından mezun olanlara yüksek öğrenimin tüm kapılarını açık tutan böyle bir ilkenin kalkınma planından çıkarılmasını öngören bu önerge, Plan Karma Komisyonu Başkanı İsmet Sezgin’e ulaştığı zaman, onu yanında oturan Turgut Özal’a vermiş, o da önergeyi alıp kulise çıkarak kimi parlamenterlerle ret oyu için görüşmeler yapmaya başlamıştı. İrfan Solmazer’in önergesinin oya sunulması o gün unutuldu. Aynı nitelikte bir başka önerge daha vardı. Edirne milletvekili Türkan Seçkin’in önergesi. O da imam-hatip okullarını bitirenlere yüksek öğrenimin her dalında sağlanacak olanağın öteki meslek okullarını bitirenlerden de esirgenmesini eleştirerek böylesi sakat bir ilkenin plandan çıkarılmasını öneriyordu. Ona göre, imam-hatip okullarının din adamı yetiştirmek amacı ortadan kalkıyor, Türk eğitiminin temel ilkesi tersyüz ediliyordu. Önerge oya sunulacakken, İrfan Solmazer , “benim de o anlamda bir önergem vardı” diye yerinden müdahele etmiş, oturumu yöneten başkan, önergeyi bulamamıştı Oturuma on dakika ara verildi. Komisyon Baş-kanı İsmet Sezgin, görüşmeleri Meclisteki odasından izl-eyen Başbakan Demirel’e giderek durumu anlatacak ve 81. sayfadaki değişikliğin kendi talimatıyla yapılıp yapıl-madığınısoracaktır.“Hayır” der Başbakan.“Yüksek PlanPlanlama Kurulundaki ses ban-dlarını dinleyiniz”.

Bandlar dinlenir ve söz konusu değişikliğin sonradan ya-pıldığı ortaya çıkar. O zaman hiç kimse 81. sayfayı tahrif eden zihniyetin bir gün devleti ele geçireceğini tahmin etmemişti. O gece radyoda sadece Başbakan Demirel’in devlet memurlarının Meclis kulisine girerek parlamen-terlerle görüşme yapmamalarını tembihleyen duyurusu yayımlandı o kadar.

Türkiye Kamu Yönetimi Temel Yasa Tasarısı, İmam-Hatip Liselerine alan dışında her dalda yüksek öğrenim olanağının sağlanması, Anayasa’ya getirilecek olan değişikliklerin tümü çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin sırtına imam cüpbesi giydirmeyi amaçlamaktadır. Ne yazık ki, kimi köşe yazarları da örneğin Hürriyet Gazetesinde Hadi Uluengin, Cüneyt Ülsever gibileri, ya bilerek ya da bilmeyerek İmam-Hatip Liseler’inin her alanda yüksek öğrenim görmelerini fırsat eşitliği gibi algılayabilmekte-dirler.

Örneğin Hadi Uluengin, laiklik dersi vermeye kalkışarak ”birey serbesttir, kurumsal eğitim dahil istediği tercihi yapabilir” diye yazmaktadır. (Hürriyet 15.5.2004).

Hayır, belli koşullara uymadıkça birey Türkiye bir yana, Batının hiçbir ülkesinde kurumsal eğitim dahil istediği tercihi yapamaz. Bırakınız eğitimi, bağlı olduğu meslek örgütünün iznini almadan berber dükkanı bile açamaz. Hatta sormak gerekir, o ülkelerde imam-hatip benzeri liseler var mıdır? Göksel dinlerin hangisinde Türkiye hariç, böylesi garabet içinde lise eğitimi vardır? Musevi ya da Hıristiyan, hatip olmaya gereksinim duyar mı ve onları hatip olarak yetiştirecek okullar var mıdır? Yoktur. İslam dininde bir tane okul gösterilebilir mi ki, Türkiye dışında genç kızlar böylesi okullara imam ya da hatip olmak için gitsinlergitsinler?

“ Serbest kurumlara negatif ayrımcılık” diyor Hadi Ulu-engin. Aslında bu deyimin tersi doğru: Negatif özgür lük.

Demokrat Parti iktidara gelinceye kadar liseyi bitiren hiçbir öğrenci, Bakalorya sınavını kazanmadıkça yüksek öğ renim hakkını elde edemezdi. Ve en doğru olanı da buydu. Bugün yüksek öğrenim kurumlarının kapısında biriken milyonların içinde ne değerli meslek sahipleri yetişebilir di, eğer sanat okulları kapatılmış olmasaydı. Teknik okullar, üniversitelere dönüştürülmüş olmasydı.

Aynı günlü Hürriyet Gazetesinde Cüneyt Ülsever de “bazı hataların düzeltilmesidir yapılan” diyor. YÖK’e dokunma cesareti gösterdiği için de AKP’yi kutluyor. YÖK’e dokunan bu yürekli iktidar, acaba dokunulmaz-lığa dokunabiliyor mu. Eli yanacağı için dokunamıyor.

Ve üstüne üstlük bir de öngörüde bulunuyor Ülsever:

”Ben imam hatiplerin imam yetiştiren meslek okullar olmadığını, bazı vatandaşların din ağırlıklı eğitim talebini karşılamaya yönelik olduğunu ısrarla söylüyorum”

diyor. Anayasanın 42. maddesini anımsatarak kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılmaacağını ilgililerin dikkatine sunuyor. O maddenin ikinci bendini görmezden gelerek. Oysa bakınız aynı maddenin ikinci bendi ne diyor: Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir diyor. Bu düzenleme 1739 sayılı yasa ile yapıldı ve İmam-Hatip Liselerinin dini hizmetleri yerine getirilmesi amacıyla açıldığını hükme bağlandı. Aklı başında din adamı yetiştirmek için açıldı bu liseler. Çünkü herkes biliyor ki, çok cahil hocaların elindedir Türkiye’de İslam dini. Ve onların elinde bu din korku salan, günahlar dizgesine dönüştürülmüştür. Milli Eğitim Temel Yasasının temel ilkesi olan bu hüküm, AKP iktidarınca hükümsüz duruma getirilmiş oluyor. Anayasa Mahkemesi Cumhuriyete sahip çıkacaksa bu gerici yasayı yok sayan kararı almalıdır..

Anayasanın 42.maddesinde Ülsever’in görmezden geldiği bir hüküm daha var:

Eğitim ve öğrenim, Atatürk ilkeleri ve İnkilapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz

Demek ki eğitim ve öğrenim özgürlüğünün de sınırı var ve bu sınır Atatürk ilke ve devrim karşıtlığına izin verme-mektedir. Şimdi sormak gerekir, İmam-Hatip Liselerinde evrim teorisi okutuluyor mu. Bırakınız Teoloji denilen bilim dalından ve dinler tarihinden söz ediliyor mu? İmam-Hatip Liselerinin öğretmenlerinden Atatürk ilke ve devrimlerinden yana olanların oranı acaba ne düzeydedir?.

AKP’nin dümen suyunda giden köşe yazarlarının gerçekleri saptırmaktan nasıl vaz geçeceklerini doğrusu merak ediyo-ruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail