Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 81 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI , AVRUPA ADALET DİVANI KARARI
ve
UYUYAN DIŞ SİYASETİMİZ

Ali Nejat Ölçen

Avrupa Birliğinde yuvalanan Ermeni lobisi, soykırım savını sürekli canlı tutarken ve Avrupa Parlamentosunda Osmanlı Devletindeki Ermeni Tehcir olayını soykırım olarak karara bağlatırken, Türkiye her zaman olduğu gibi kendisiyle didişmeyi sürdüğü içindir ki, sadece alınan ka-rar ve eylemler karşısında, hayıflanmakla yetinmektedir.

20 Temmuz 1987 tarihinde Avrupa Parlamentosunun C-190 esas sayılı kararıyla Türkiye’nin Birliğe üye olabil-mesini, “Ermenilere soykırım uyguladığını kabul etmesi ve tazminat ödemeyi üstlenmesi” koşuluna bağlamıştı. Bırakınız Medya’mızı Dışişleri Bakanlığından da tepki gelmemişti. Herhangi bir köşe yazarından o karara karşı eleştiri yönelten bir yazısını da anımsamıyoruz. Bizler birbirimize, Ermeni soykırımı yapılmadığını kanıtlamanın kolaycılığı dışına çıkabilmiş değiliz.

Yeminli Çevirmen aynı zamanda Neumünster CDU Meclis Üyesi Y.Mühendis Refik Mor’un e-mail iletisi, çok önemli bir gerçeği gözler önüne sermektedir. İletisinde diyor ki:

Yıl 1999. AB ile Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Sy.Bülent Ecevit Türkiye’nin AB’ne üyeliği için aday olup olmayacağı konusunda restleşmekteydiler. Başbakan Ecevit, Avrupa’nın restini görür ve “bizi istemeyeni biz de istemeyiz” der. Ertesi gün apar topar Helsinki’ye davet edilerek Türkiye’nin üyeliğe adaylık kararı verilir.Bu karar üzerine adeta çileden çıkan Ermeni diasporası:

20 Temmuz 1987 tarihli Avrupa Parlamentosunun C-190 esas numaralı kararına dayanarak “Türkiye, önce Ermenilere yaptığı soykırımı kabul etsin, ondan sonra üyeliğe adaylık statüsü verirsiniz, aksi taktirde AB akit dışı, sorumluluğunu zedelemiş olur” diyerek:

-Avrupa Parlamentosu’na,
-Avrupa Birliği Konseyi’ne, karşı
Avrupa Adalet Divanı’nda (AAD’de) dava açar.

Sy.Refik Mor’un verdiği bu bilgiye göre acaba sonuç ne oldu. AAD, nasıl bir karar verdi, diye merak etmek başta Dışişleri Bakanlığı’nın görevi olmalıydı, değil mi?Nede-nini de Sy. Mor şöyle açıklıyor:

AAD, Avrupa Birliği üyesi ülkeleri arasında AB hukukunu ilgilendiren konularda son sözü söyleyen kurum-dur. Görevi, Avrupa Antlaşması’nın yasaya uygun biçimde yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamak. Üye devletlerin anlaşmalarda öngörülen yükümlülükleri yerine getirip getirmediğine karar vermek, ulusal mahkemelerin başvurusu üzerine topluluk hukukuna ilişkin çeşitli konuların yorumlanması ya da geçerliliği hakında ön karar almak yetkileri arasındadır.

Hukuksal açıdan tartışmalı bir konu doğması duru-munda, ulusal mahkemelerden herhangi biri, Avrupa Adalet Divanı’ndan ön karar isteyebilir. Ancak, bunun yapılabilmesi için üye devlette daha yüksek bir temyiz merciinin bulunmaması gerekiyor. Ve AADkararı bağ-layıcı oluyor.

AAD, merkezi Strasburg’da olan ve Avrupa Konseyi’nin bir kurumu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve merkezi Lahey’de olan Uluslararası Adalet Divanı ile karıştırılmamalı.

Şimdi, merak ediyoruz AAD, Ermeni diasporasının başvurusuna karşı nasıl bir karar verdi? Dışişleri Bakanlığında meraklı biri, internet sitesine girerse AAD’nin bakınız nasıl bir karar aldığını görecektir:

AAD, 17.12.2003 gün T-346/03 Esas numaralı kararıyla Ermeni örgütünün isteğini red eder ve Ermenidiasporası AAD’ nin bu kararını Temyiz’e götürür oradan da amaç-ladığı sonucu alamaz. Temyiz’in 17 Nisan 2004 günlü kararıyla istekleri tümden red edilir.

İsveç, ABD, İsviçre dahil hangi ülkenin parlamentosu 1915’de Osmanlı Devleti tarafından Ermeni soykırımı uygulandığına ilişkin bir ya da bir kaç oy farkıyla karar almış olsa da, AAD’nin kararı karşısında yürürlüğe sokulamaz. Neden? Çünkü o ülkelerin tümü AAD’nin kararına uymak zorundadır. AB üyesi olmakla bu koşulu kabul etmiş durumdadırlar. Ya da AAD’nin kararı AB üyeleri için bağlayıcıdır; öteki üyeler için de emsal karar olabilir. Yukarıda sözünü ettiğimiz AAD’nin Temyiz tarafından onaylanan T-346/03, C-18/04 P Esas Sayı’lı kararının gerekçesinde şöyle denilmektedir:

Davacılar, kendilerinin gerçekte, somut olarak zarar görüp görmedikleri hakkında mahkemenin hüküm vermesi için yeterli bilgi vermemişlerdir.

Durum böyle olunca, Başbakanın celallenip Büyükelçi-mizi ABD’den geri çağırmasına, ülkemizde kaçak 100 bin Ermeninin bulunduğu gerekirse sınırdışı edileceğini söyle-mesine ne gerek var. Aslında eğer o ülkelerin parlamentolarını kınayacaksa şunları söylemekle yetinmesi gerek-mez miydi:

Tarihsel gerçekler, bir gün bu karar yönünde oy kullananların mahcup olmalarını sağlayacaktır. Ermeni diasporasının kendi arşivlerini bizim gibi açmaya çağırıyoruz. Savaş içindeki Osmanlı devletini arkadan vurmaya çalışan silahlı Ermeni çetelerini etkisiz duruma getirmek için tehcir kararı almaya zorlamamaları gerekirdi. Bunun sorumlusu,o dönemde Ermeni kökenli yurttaşlarımızı yanlış yola sürükleyen silahlı Ermeni örgütlerdir. Hangi ülke savaşırken böylesi ihanete uğrasaydı benzer kararı almazmıydı? O karardan hoşlan-mamak diasporanın şimdi mi akıllarına geldi?

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşında, kendisini sırtından vurmaya girişen Ermeni çetelerini sınır dışına gönderirken, hiçbir yaşlının, kadın ve çocuğun burnu bile kanammış tersine Türk toplumu tarafından korumaya alınmışlardır. Tarihsel gerçeklerin siyasal karar-larla çarpıtamayacağını bir gün böylesi yapay karalar alan ülkelerin parlamentoları anlayacak ve kendi tarih-lerinin kurşun kalemle değil kanla ve soykırımla yazıl-dığının utancını duyacaklardır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Başbakanından buna benzer bir karşılık beklenirdi. “One minute” türü kısa zaman aralığında siyaset yapılamayacağının ne zaman anlaşılacağını henüz bilemiyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail