Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 81 Geri Tavsiye Et Yazdır


KAPALI DEMOKRASİ - KRİZLERE AÇIK EKONOMİ

1950-2010

Bu yazı, ABD’de uzun yıllar kalmasına karşın yüreği Türkiye için, Türkiye’de çarpan bir İnşaat Y.Mühendisin e-mail iletisi olarak bizlere ulaştı. Adını belirtmeye gereksinim duymamamızı istediği için kendisine teşekkür etmekle yetiniyor, araştırmasını okuyucularımıza sunuyo-ruz.

****

Bir parti Türkiye’nin idaresine talip oluyorsa, Türkiye’nin aşağıdaki sorunlarının yanıtlarını bilmesi gerekmez mi? Eski ve yeni; büyük ve küçük tüm siyasal partilerin, Türkiye’nin sorunlarının kökenini bile bilmedikleri kanısında-yım Bilselerdi; sorunların ve hastalık nedenleri şunlardır, diyebilirlerdi.

Once, herkesin konuştuğu, fakat aslını bilmediği eko-nomik krizden söz etmeliyim. Aslında bu kriz, gelişmiş ülkelerin krizidir. Küreselleşen dünyada aç gözlü firmalar, o kadar ürettiler ki, bu ufak ve yoksulaşan dünyada satacak yer kalmadı. Satılmayanları stok edecek yer de kalmadı. O yüzden, üretim duraksadı. Fabrikalar kapandı; işsizlik arttı. Onların krizi aşırı üretimden kaynaklandı..

ABD’deki krizin perde arkasında, bugün 8 trilyon dolar olarak hesaplanan zehirli tahvil yani karşılığı olamayan borç para bulunuyor. Aslında hatalar zinciri 2000’li yıllarda başladı. Örneğin ABDKongresi, bankaların karşılık bulundurma oranını yüzde 30’dan 12’ye düşürdü. Borç verme kuralları gevşetildi. Dönemin FEDbaşkanı Alan Greenspan, faiz oranlarını uzun süre düşük tuttu. Emlak fiyatları tırmanışa geçti.. Wall Street’te, kredi alanın sicili dikkate alınmadan yani, geri ödeyip ödemeyeceğine bakılmadan, musluklar açıldı. Piyasaya ölçüsüz şekilde para pompalandı. Bu yolla sırf 2004-2005 yılları arasında 1.9 trilyon dolar borç verildi. Borçlar, kar topu gibi büyüdü. Mortgage (ipotek) piyasasında riskli borçların oranı yüzde 1’den, %20’ye çıktı.

ABD’de bunlar olurken, Türkiye’nin büyümeye geçmesi için ürününü satması, dışsatıma dayalı ekonomiyi harekete geçirmesi gerekirdi. Oysa tersi oldu.. Dışsatım (ihracat) artışı unutulup yabancı borç alımı önemsendi. Türkiye’deki kriz, üretim daralmasından ve de gelişmiş ülke-lerin ürünlerini borçlanarak satın almaktan kaynaklandı.. Dışalım firmalarına ödenen primlerin de etkisi oldu. Gelişmiş ülkelerde kriz doğmasaydı, Türkiye gene de bu krizi yaşamaya başlayacaktı. Bütün siyasiler (eski ve yeni) ulusa karşı yıllarca işledikleri yanlışı örtmek için birleştiler.. Halka ne yapalım, bu dünyadan bize yansıyan kriz mazeretine sarıldılar.

Türkiye’de kriz doğmayabilirdi, çünkü Türkiye dünyada kendi kendine yeten çok az ülkeden biriydi. Ne yazık ki, ithalat (dışalım) ile beslenen ekonomiye özenildi. Niçin? 30 yıldan beri 1980 askeri darbesiyle durdurulan ithalat-çıya prim sistemi, 1988 yıllarında yeniden başladı. Köylü ile Türk imalatçılarını kazançlarından alınan (dövizlerin-den kesilen) paralar için yüksek faiz, düşük kur oyunu kriz yaratan nedenler arasına girdi. Bu gerçekler için sayısız bilgiler varken hiç bir parti, olanları ulusumuza açıklamadılar? Sustular

Bu oyunun bir diğer parçasına dönelim:

Bu kısa yazımızda da sizlere bu konuda Türkiye’nin en önemli tüm sorunlarının kaynağı olan parasızlığını anlatmak istiyorum.
Her gün Türkiye’de, sabah ve akşam, döviz kurları açık-anarak, görsel ve yazılı basında yer alıyor:

Bu döviz kurlarının bir gün:

1$ = 1.75 T.L. veya 1$ = 1.50 T.L. veya 1$ = 1.80 T.L. tekrar 1$ = 1.30 T.L. olduğunu görüyoruz.

Aynı biçimde döviz kurları, Euro, Sterlin v.s. olarak ta bil-diriliyor. Ne var ki bu rakamlar sadece Türkiye içindir. Dünya fiyatları ile hiçbir ilgisi yoktur. Diyorlar ki, fiyatlar serbest piyasada oluşuyor. Hangi serbest piyasada? Istanbul’daki Tahtakale piyasası mı yoksa bankalar üstü bir kaç bilenlerin kararı mı? Sormak gerekir, dünyada geçerli olmayan çıpalı bu uydurma kuru kimler, kimlerin kazançları icin nasıl belirleyip açıklıyor ve de o saygı değer (!) kâhinlerin kararı ile o gün bankalar milyonlarca dövizi satıyor veya alabiliyor. Bu açıklanan Kur’u, açıklanmadan önce, kimilerin öğrenmesi önlenebilir mi? Internette o günün döviz alış satış miktarlarına göre otomatik olarak döviz fiyatlarının oluştuğunu söylüyorlar. Kağıtta yazılı sanal olan bu paralar ile hangi oyunla oluştuğu belirsiz internete giren ya da Türkiye piyasasına girmeyen dövizin, Türkiye dış ticaret açıklarına hiç bir faydası olmadığı gibi; tersine Türkiye’nin birikimlerini de dışarıya aktarıyor.

Size gazetelerin kimi küçük haberlerini hatırlatalım. Zaman zaman Türkiye’ye dış kaynaklı büyük dolar girişleri olduğunu, bankaların dolar ile dolup taştığını yazarlar. Oysa bu gelen blok dövizler, teröristin bombalarından daha tehlikelidir; enflasyonu yaratır, döviz değerini düşürür. Değeri düşen dolar, dış kaynaklı hesaplar için satın alınıp yine aynı bankalar tarafından dışarıya transfer edilince, döviz yükselir. Yükselen dövizi satan kazanır. Tekrar döviz yüksek fiyattan gelir gider, dolar iner çıkar. kimileri hep kazanır. Fakat, Türkiye, daima kaybeder.

Aslında bütün bu olaylar sanal âlemde yapılır. Gerçekte, ne dolar gelir, ne dolar gider. Gelen giden banka kayıt-larındaki yazılardır. Bu talan, gelişmiş ülkelerde olamaz çünkü, orada gelen döviz, ülkedeki banka kayıtlarına dolar, sterlin, euro, gibi kendi adlarıyla girer, derhal o gelişmiş ülkenin parasına dönüştürülür, yani, hesaplara kendi ülkesinin parası olarak geçer, ortada (piyasada) döviz kalmaz.

Türkiye’mize bu sanal dolarlar gerekli değil, Türkiye’ye getirdiği Dolar’ı, ya da Euro’yu harcayacak turist dövizi gerekli..Türk üretimini satın alıp götürecek tüccarın dövizi gerekli. Bize sanal banka kağıdında yazılıp silinen dolar gerekli değil, sakıncalı da. Türkiye’de para harcayan yabancının reel dövizi, Türk ulusunun çalışıp hakettiği emeğinin üretip dışa sattığının dövizi gerekli.. Bunun çaresi sanal paranın tekrar yurt dışına çıkışını önlemek; bununda gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yabancı paraya ilişkin döviz hesabı açılmasının önlenmesidir. O takdir de Türki-ye’ye döviz gelmez derler; evet, sanal döviz gelmez fakat geçerli olanı gelir. Örneğin, Türkiye’ye gelen turistin, dö-vizine gerçek değeri verildiği o döviz sokağa çıkar, satın alma (iştira) gücüne dönüşür

Özetle, eğer herkes dilediği kadar döviz getirip götüre-bilecekse, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, banka da yerli paraya yani o yabancı parayı T.L. ye çevrilip, hesap sahi-bine T.L. yazılı cüzdanın verilmesi gerekir. Faiz, yabancı para için değil yalnız T.L için söz konusu olmalı. Ulusuna güveni olmayan siyasal iktidarlar bu reformu yapabilir mi, bilemiyoruz..

55 yıldır dışalımcıya prim ödedik, dünyada böyle bir ülke var mıdır? Yoktur. Tersine dışsatım desteklenmeli. Bi-razda ihracatçının hakkını vermeliyiz.. Türk ulusuna kendi malını kullanmayı öğretmeliyiz.

Türkiye’nin Avrupa’da bir çok banka şubesi mevcut. Bu bankalar, T.L. ile işlem yapamıyorsa, Avrupa’da ne işleri var? Parası döviz bürolarında adı yazılmayan hiç bir bankanın AB’de şubesi yoktur. Fakat, bizim bankalarımızın şubeleri var. Neden? AB’de paralı 8 milyon Türk yaşıyor. Türk bankası gerekli, fakat paramız hiç bir yerde geçmiyor. 1950’den sonra oluşan bu durumu siyasilerimiz neden bilmezden geliyor ya da bilmiyorlar (mı?)

Türkiye’nin neyi eksik? Her şeyi var fakat, kredibiletisi yok. Neden.Çünkü parası kabul görmüyor. Cünkü, değeri yüksek tutulduğu için kabul görmüyor. Dışarıdan borç alınan kağıt paralar yüzünden koca bir ülke bu duruma düşürülür mü? Atatürk’ün 36 Mart 1922’yılındaki Meclis konuşmasını okuyabilseydiniz AB’ye bağlanıp bugünlere gelmezdik.

I.1950’den sonra, dışalımda (ithalatta) dış baskı grup-larının etkisiyle yüksek prim ödendi.. $1 = 9.08 T.L. iken Atamızın bıraktığı dolarlar yandaşlara ve dışalımcıya $1 = 6.85 T.L.’ den satıldı. Sözde vatandaş ucuz dışalım malı alacakmış. Yandaş ya da dışalımcı, 9.08 T.L. olan doları, 2.85 T.L.’ ye devletten ithalat lisans kotası olarak aldı ve 9.00 T.L.’ye sattı. O günlerde gazetelerde kotalar alınıp satılır diye ilanlar vardı. Böylece bir günde $100,000’lık kotadan: 900.000-285.000="615.000" T.L. kazandılar. Bu oyun, ticaret rejimleri, tahsisli mallar, bedelsiz ithalat gibi kararlar ile yıllarca devam etti. Bu talan bütün hükümetlerde devam etti. Arada ihtilaller ile durdurulsa da gelen yeni demokrasiyle tekrar başladı. Bu soygunları durdurmaya çalışanlar, demokrasinin günah keçisi oldular. Fakat IMF’yi getiren demokrasi kahraman sayıldı.. sonunda, $1 = 1.160.000 T.L. ile, devlet bitti ve AKP, iktidara geldi. Oyun değişti, bugünün çıpalı, sözde serbest kur politikası gündeme girdi.. Fakat Türkiye’nin soygun derdi bitmedi. Halk ve devlet soyularak, birikimler siyasetçilerin eline geçti.

Bir örnek verelim:

2002 yılında $1 = 623.000 T.L. oldu. O günkü hükümet 623.000 T.L’ye $1 bulamıyordu. Dolara daha çok para verirsek, döviz bulabileceklerini düşünerek, 1 doları iki kat arttırarak, $1 = 1.222.000 T.L. yapmayı kabul ettiler. Bu işin içinde olan bazı siyasetçiler, 623.000 T.L.’den dolar alıp, devalüasyondan sonra 1.222.000 T.L. olan dolarları satma ticaretini düşündü. Halk olacaklardan habersizdi. Halkın elindeki T.L.’ye yüksek faizi verileceği haberi duyuruldu. Birçok kimse yüksek faiz için dolarlarını T.L.’ye çevirdi. Bu dolarları bankalardan T.L. kredisi ile alan siyasetin yandaşları, 623.000 T.L.’ye halkın sattığı dolarları toplayarak, devalüasyondan sonra 1.222.000 T.L.’ye satarak aldıkları krediyi ödedikten sonra bir o kadar da kazanç sağladılar.. Halk ise elindeki dolarların yarısını bir gece de kaybedip, devalüasyona sövmekle yetindi. Arka-dan $1="1.760.000" T.L. oldu. Dünyada, 1 dolar için 1.760.000 Tl.olarak kendi parasını satan ya da satın alan bir devlet görülmemişti.. Bugünlere böyle geldik. 1923’te Atamızın kurduğu o tertemiz Cumhuriyetimizi sevgili demokrasimiz sayesinde bugünlere getirdik. Işte bunları bilen ve ulusumuzu bir daha böyle yapılmayacağına inandıran yeni bir siyasal parti var mı?

Dünya’da ülkeler ikiye ayrılır.

1) Ilerlemiş (parası olan) ülkeler
2) Geri kalmış (parası olmayan) ülkeler

Türkiye 1923-1950 arasında, yani parası dış ticarette geçerli iken, 1954-1984 ve 1990-2009 dış ticaret işlemlerinde geçerliliğini yitirerek, Türkiye geri kalmış ülkeler grubuna girdi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bu döviz alış ve rişine (yani para borsa oyununa) ne miktarda katılabiliyor. Bu oyun ile kur kararı açıklayan kimileri (!) tarafından sızdırılan bilgiler ile ucuz döviz alıp, pahalı olduğu gün satarak edindikleri bu haksız kazançlarına karşın, vergi ödüyorlar mı? Bu kazançlardan kim kaybeder, kimler kazanır düşünüyor musunuz?

Türkiye’ye hiç bir katma değer kazandırmadan kazanılan bu büyük pazarda Merkez Bankası blok satış yapmasa bile ne kazanır, ne kaybeder? Düşük kur daima kaybeder, kaybeden oyuna yardım edendir. Dünya’da, gelişmiş ülkelerde böyle bir başka merkez bankası var mı?

II. Dünya’da bazı şartlarla oluşan piyasa ile gelişmiş (yani Dünya’da geçerliliği olan) paralar için bütün uluslararası piyasalarda fiyatlar serbest kurla gelişirken, Türkiye gibi parası yalnız kendi ülkesinde geçen T.L. gibi çıpalı denen kurlar için özel piyasa oluştuğuna göre, böyle bir oyunun Türkiye’de kimlerin emir veya telkini ile uygulandığı aranmaz mı?

Böyle bir ekonominin var olduğunun nedenlerini acaba düşünenlerimiz var mı?

1933’den 1939’a kadar Mustafa Kemal ‘in ekonomisinde 1 ABD doları için resmi kur 1.82 TL. olarak saptanmış iken 1933 yılında 1 dolar 1.66 TL üzerinden işlem görü-yordu. Dış ticaret dengesinin açık vermemesi nedeniyle 1935’de 1$="1.26" TL düzeyinde idi ve bu düzeydeki değerini 1934-1939 yılları arasında korudu. Çünkü 1946 yılına kadar dışalım hiçbir zaman dışsatımın üzerine çık-madı ve cari açık veren bir ekonomi koşulu yaşanmadı.. Örneğin 1933 yılında dışalım 40 milyar dolar iken Tür-kiye’nin dış satımı 50 milyar dolardı. 1939’da dışalımı 64 milyar dolar olan Türkiye’nin dış satımı % 8 fazlasıyla 69 milyar dolara çıktı. idi. 1946 yılında, 121 milyar dolara ulaşan Türkiye’nin dışsatımı (ihracatı) artarak ardaşık yıl sonunda iki katına yani, 233 milyar dolara yükselmişti. Çünkü Mustafa Kemal’in yarattığı planlı ekonomik siyaseti devam ediyor ve sanayileşme devrimi üretim fazlasını dışsatıma dönüştüren dinamikleri geliştirmesini biliyordu.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail