Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 81 Geri Tavsiye Et Yazdır


Kitap Tanıtımı:TİLGARİMO

Yazarı: Zeki Büyüktanır
Can Yayınlar,1.basım 1995; 3.basım 2009

Sy.Zeki Büyüktanır’ı “Madımak Çığlığı” kitabıyla tanıdım. Sivas’ta 33 seçkin yurttaşımızı diri diri yakabilme vahşetini göze alan gözü dönmüş canilerin kıyamından nasıl kurtulduğunu anlatıyordu. O anlatım aslında o seçkin kişileri kapsamına alan Cumhuriyet karşıtlığı bir baş-kaldırıydı aynı zamanda: İslam dinini kan gölüne dönüştüren o gözü dönmüş caniler daha önce Sivas’ta (1993) Cumhuriyetin kurumlarına nasıl saldırdıklarını Sy.Zeki Büyüktanır’ın “Madımak Çığlığı” adlı kitabından dinleye-lim:

Canavar kalabalık, bilinçsiz, kandırılmış binlerce kişi, Kültür Müdürlüğü’ne gitmiş oranın camını çerçevesini kırmışlar. Dünkü törende açılışı yapılan Pir Sultan Abdal adına dikilen tunçtan anıtı yıkıp, kamyonun arkasında sürükleyerek, Valilik binasının önüne getirmişler. Valiliğin camlarını taşlarla parçalamışlar. Sonra basından öğrendik. Vali:”Ben koktum” diyordu. Öfke şiddete dönüşmüştü.

Kan dökücü bu azgın canavar kitlesini kim eyleme geçirmiş, bir gün önce Madımak otelinin önünde kaldırım taşlarını sökerek yığmalarına seyirci kalan kişi kimdi biliyor musunuz. Temel Karamollaoğlu adındaki Belediye Başkanı.. Eşi bir İngiliz. Olabilir, yadırgamıyor, doğal kabul ediyoruz. Oysa, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin kurucusu Prof. Türkan Şaylan’a dil uzatırken yobazlar yığını bunu niçin görmezden geliyor?

İslam dini adına kan dökmenin o dinle bağdaşmayacağını bu yığınlara kimler öğretebilir, bilemiyoruz.

Asıl konumuz bu değil. Sy.Zeki Büyüktanır’ın çok nüyük bir başarıya imza attığını söyleyelim ve onun “Tilgarimo” destanını nasıl şiirleştirdiğini anlatmaya çalışalım. Aslında onun yazım biçimi de şiirseldir. İşte bakınız Anadolu’muzu şiirsel bir tanımla nasıl anlatıyor:

Beş bin yıl önceleri dünyada ilk bilimsel uyanış ve ilk aydınlanma, Mezapotamya’dan İonya kıyılarına uzanan Anadolu Yarımadası’nda başlamıştır.İnsanların en çok dikkatını, yaşamsal bir yönü de bulunan gök küremizdeki cisimler, “Güneş-Ay-Yıldızlar”. Bunların uzun süre

araştırarak buldukları 12 Takım Yıldızı, yani 12 burç, günümüz yaşamını da etkilemektedir. Bundan esinlenerek ilk kez Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattuşa’ya 12 Tanrı yontusunu kazımışlardır. Bu görüşle, Orta Asya’da Türkler, Doğu’da Çinliler 12 hayvan takvimini yaratmışlar, “Alevi-Bektaşi” kültüründe 12 İmamın yüceltilmesi 12 sayısı ile kültürümüzdeki yeri önemlidir.,

O gün Tilgarimo’daki coşkulu törenli toplantıda çalınan, söylenen ezgiler bugün aynı topraklarda yineleniyor daha içli daha duygusal. Boşuna mı Anadolu’daki Türkmenler’de, Alevi Bektaşi törenlerinde, Cem evlerinde yapılan semahlar , dönüşler..

Anadolu’nun uygarlıklar birikiminden doğan kültürünü Sy.Zeki Büyüktanır’ın bu yorumu ortaya çıkarmıyor mu? Şimdi o kültürü tek boyutlu çizgiye çekmenin yanlışlı-ğını kimler, ne zaman fark edecekler?

İşte Zeki Büyüktanır’ın Tilgarimo’ya girişteki dizelerin-den bir bölümü:

Tilgarimo
destan destan yaşamak
doya doya yaşamak
Yaşamak
bu toprağı
onuruyla geçmişi,
umutla geleceği.

***

Zeki Büyüktanır’ın bugünki hüznü:

CAN DAVASI

Zeki Büyüktanır

Ülkemizde terör ve kargaşa ortamını aratan en kanlı ve ilginç baskın, kardeşin, kardeşi aynı soydan gelenlerin birbirini yok etme eyleminin gerçeklemesidir. Bilge köyündeki baskın, içlerinde bir de 14 yaşındaki çocuğun bile dayı, amca, teyze demeden kan davası, berdel gibi çağdışı cinayete katılması. Hiçbir görgü tanığı bırakmamacasına hepsini öldürme hıncı. Aslında bu sorunu yaratan, silahla camileri basıp, evleri kundaklayarak aileleri bir bireyi bırakmamacasına yok etmeye çalışan sadece Bilge köyündeki bu on kişi değil. Onları kandıran, onlara silah verenler de değil. Asıl sorunu yaratanlar yarım yüzyıl gerilerden gelen yönetim biçimi, bu ülkeyi aydınlık yol-dan saptırıp, halkı değil, kendi çıkarını gözetenlerdir, asıl sorumlu olanlar.

1923 Anadolu aydınlanması ve kalkınması, dünyayı hayran bırakan bir coşkuyla Avrupa’nın 500 yılda yapabildiğini 15 gibi çok kısa süreç içinde başarabilmiştir. 15 yıl gibi çok kısa bir sürede Anadolu’da Osmanlının kul-köle döneminden Cumhuriyetin “birey-yuttaş” dönemine geçilmişti. Ancak, bu gelişim, bir evin odasından öteki oda-ya geçmek gibi hemen gerçekleşmeyecekti. Zamana gereksinim vardı. Bunun alt yapısının, eğitimde, kültürde, sağlıkta, ekonomik düzeyin yükselmesinde, yaratılan katma değerin adil dağılımında söz konusu karmaşık sorunların çözülmesi gerekliydi. En başta, çağdaş, büyük bir sorun olan toprak reformunun gerçekleşmesi ve özellikle Doğu Anadolu’da feodal kalıntıların ve zorbalığın tasfiyesi gerekiyordu.

Gerçekleştirdiği devrimlerin yanında bu sorunun da bilincinde olan Mustafa Kemal Atatürk, her yıl TBMM’nin açılış söylevinde konuyu gündeme getirerek:

Büyük Kamutay’dan bu konudaki yasaların bir an önce gerçekleştirilmesini ve çözüme bağlanmasını bek-lerim

diyordu. Aslında “Yurttaşlık Yasası” nı bir günde ve hiçbir devrimcinin göze alamayacağı “Yazı Devrimi”ni üç ayda, Cumhuriyetin ilanına giden yoldaki Anayasa’yı bir gecede oluşturmuştu. Fakat, toprak sorununu çözmek bir bir kadro işiydi. Ne var ki, konu bir türlü gündeme gelmi-yordu. Çünkü TBMM,toprak ağalarının meclisine dönü-vermişti. Nitekim 1945’e gelince CHP içinden “dörtlü takrir” ile dört kişi kazan kaldırıp yandaşlarıyla birlikte: Yeni bir parti kurmaya karar verdiler. Demokrat Parti adıyla iktidara geldiklerinde amaçlarının demokrasiye işlerlik kazandırmak olmadığı anlaşıldı. Toprak sorunu bir kez olsun gündeme girmedi. Devrimlerin çağdaş kültürünün öncüsü olan Halkevleri kapatıldı, Köyenstitüleri ortaöğrenime bağlanarak kara tahta eğitimine dönüştürüldü, CHPde sözde halka yaranmak için Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) yasasını delerek, İlahiyat Fakültesi, İmam Hatip Okulu, Kur’an kurslarının açılışında sağla-makta sakınca görmedi DP’nin izlediği yolda, “kul ümmet” dönemine dönüşün ilk adımları atılmaktaydı.. Ne Medeni Yasa işliyordu ve ne de yazı devriminin yararları görünüyordu. Ne kan davaları durdu, ne de berdel. Doğu Anadolu, yazgısına terk edilmişti. İşsizlik, Batı kentlerine yönelen iç göçün doğuşuna yol açtı ve kentlerin çevresinde gecekondular oluşmaya başladı. Devlet adamı geçinip te 50 yılın sorumluğunu üstlenmesi gerekenlerin ülkemizi ne durmalara sürüklediğini anımsayalım:

“Kara Cüppeliler” diye öğretim üyelerini küçümseyen, sıkışınca “siz isterseniz hilafeti bile getirisiniz” diyen Menderesler, “Üs yok tesis var, yollar yürümekle aşınmaz” diyen, suçu olmayan üç gencimizi Meclis’teki ço-ğunluğuyla astıran Demireller “Asmayıp ta besleyelim mi” diyen, yüzlerce gencimizi işkenceyle canından bezdiren Kenan Paşalar, “Anayasa bir kez delinmekle bir şey olmaz, benim memurum işini bilir” diyen Turgut Özallar ,”Ezan, Kur’an, İman “ adına ülkeyi IMF’ye ipotek eden Tansu Çillerler,”Kanlı mı, kansız mı olacak” diyerek 28 Şubat’ta hak ettiği yanıtı bulan Erbakanlar, elbette, ”Minareler süngümüz” diyen Erdoğanları iktidar yapacaklardı. Asıl suçlular bu adlarını andıklarımız.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail