Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 55 Geri Tavsiye Et Yazdır





ANAYASA KÜLTÜRÜ:HUKUK ver DEMOKRASİ

Coşkun San
Prof.Dr
AÜ.Siyasal Bilgiler Fak.

1.Sorunsal.

Öncelikle saptanması gereken gerçek, her siyasal yapıda kesinkes yetke gücünü sınırlandırmaya yönelik “kurallar”ın bulunduğudur. Söz konusu kuralların çok belirsiz, dağınık olmaları, kaynağını mistik düşüncelerden ya da akılcı yasalardan almaları, bu gerçeği değiştirmez. Bu bağlamda önemli olan, yetke gücünü düzenleyen ve sınırlandıran normların varlığıdır ki, bunlar anayasaların kaynağını ya da doğrudan anayasaları oluştururlar.1

Öyleyse bu aşamadaki herhangi bir toplumda “anayasa kültürü”nün varlığından kuşku duyulamaz ve söz konusu kültür o toplumun din, gelenek, hukuk, siyaset vb. kural-ları ile güzel sanatları ve toplumsal becerilerin toplamı2demek olan temel kültür yapısından ve onun bir parçası olan siyasal kültürden ayrı olacağı düşünülemez. Başka bir deyişle, belli bir ortamdaki anayasa kültürünün çağdaş düzeyde olmadığı gerekçesiyle “yok” sayılması bilimsel değil, tepkisel-duygusal bir irdeleme olur.

İşte tam bu noktada karşımıza, anayasa kültürünün niteliğini değerlendirme sorunu çıkmaktadır. Kuşkusuz anayasa kültürünü çok değişik açılardan ele almak olanaklıdır ama, ölçütlerine odaklanmanın daha işlemsel olacağı ileri sürülebilir.3

2.Anayasa Kültürünün Temel Ögeleri ve Oluşum Koşulları

Tıpkı toplumsal temel kültür gibi onun bir parçası olan anayasa kültürü de, hem evrensel hem de ulusal (yerel) ögeler barındırır. Kültürün evrenselliği, benzer koşulların varlığı nedeniyle, kendiliğinden oluşan bir sürecin sonucunda ortaya çıkar. Kültürün yerelliği (ulusallığı) ise, her toplumun kendine özgü farklı koşul ve gereksinmeleri doğrultusunda oluşur. Eğer bir toplumun değerler bütünü, yerel ögeleri öne çıkarıyor ve evrensel değerlerin dayandığı temel ilkeleri zedeliyor ya da bütünüyle ortadan kaldırıyorsa, o zaman evrensel boyutu çok az ya da hiç bulunmayan bir oluşum söz konusudur ki, bu oluşumu gerçek bir kültür yapısı olarak tanımlayabilmek bile, bilimsel açıdan pek zordur.

Öyleyse, çağdaş bir kültürden söz edebilmek için, evrensel (ulusal) ögelerin belli bir denge çerçevesinde bir ara-da bulunmaları kaçınılmazdır. Kaldı ki, çağımızda giderek gelişen toplumlararası ilişkiler ve bunun sonucunda etkileşimler, yerel kültürler içindeki evrensel ögelerin art-masına neden olmaktadır.4

Anayasa kültürünün oluşum koşullarına ve düzeneğine gelince, öncelikle bir gereksinimin varlığı zorunludur. Da-ha açık bir deyişle, yetke gücünün belli bir süreklilik içinde kullanacağı bir ortam yoksa, anayasa kültürü de oluşamayacaktır. İkinci önemli koşul, birbirine benzer yinelenmelerin yer aldığı bir süreklilik ( zaman) boyu-tudur. Üçüncüsüne gelince, bu süreklilik ögesiyle belli bir gerilim içinde olan çizgisel değişim koşuludur.5 İlk bakışta, kültürün sürekliliği ile değişimi birbiriyle çelişen ögeler gibi algılansa da, aslında söz konusu gerilim ve etkileşim, toplumsal değerler temelinde kültürel değişimin gerçekleşmesini sağlayan en önemli etkendir. Çünkü, kültür, ayrı dönemlerde farklı hızlarda olmakla birlikte, sürekli olarak değişir ve böylece kendini farklı koşul ve gereksinmelere uydurur. Eğer kültürün tutucu yanı, değişimin geçici olarak durmasına ya da fazlasıyla gecikmesine neden olur, böylece çizgisel değişim kesintiye uğrarsa, o zaman ortaya kültürel gecikme çıkar ve bu durum ancak devrimsel yollardan yapılacak bir kültür aktarımı (resepsiyon) ile aşılabilecek nitelik gösterir. Demek ki, kültürel süreklilik çizgisel değişimi de içine alarak devinecek bir süreçtir ve süreklilik ile çizgisel değişim arasındaki bu duyarlı denge kurulamazsa, kültürel gecikme kaçınılmaz olur.6

3.Anayasa Kültürünün Ülkemizdeki Görünümü.

Çağdaş anayasa kültürünün kökleri orta çağa kadar ( İngiliz anayasal belgeleri) uzanmakla birlikte, asıl önemli değişimlerin anayasacılık devinimlerini izleyerek 19.yüz-yıl başlarından günümüze kadar geldikleri söylenebilir.7 Bu açıdan bakılınca, ülkemizdeki anayasa kültürünün temelinde, yazılı kaynaklar, 1808 tarihli Sened-i İttifak, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı, 1856 tarihli İslahat Fermanı, 1876 tarihli Kanun-u Esasi ve bu anayasada 1908-1909 yıllarında yapılan, ileriye yönelik köklü değişiklikler, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye, 1924 tarihli anayasa ile 1961 ve 1982 tarihli Anayasa’lar; çok sayıda Seçim, Siyasal Parti yasaları ile Bakanlık, Yargı Organları kuruluş yasaları; T.B.M.M’ nin anayasa yorumuyla ilgili kararları; Danıştay ve özellikle 1961 Anayasa’sı ile kurulan Anayasa Mahkemesi’nin karar ve içtihatları, ayrıca bilimsel yayınlar bulunmaktadır. Tüm bunlara ek, anayasa metninde bir tek tümce ya da madde ile belirlenen bir ilkenin, ilişkin olduğu alanın özelliğine göre sayfalar, hatta ciltler dolusu yasal işlemlere konu oluşturabileceği düşünülecek olursa 8 , anayasa kültürünün doğrudan ve dolaylı yazılı kaynaklarının ülkemizde sayısal açıdan hiç te küçümsenmeyecek düzeye ulaştığı söylenebilir. Ne var ki, herhangi bir kültür olgusunun değerlendirilmesinde asıl öge, nicelik değil, niteliktir. Anayasa kültürünün niteliğinin ise, başlıca “hukukun üstünlüğü” ve “demokrasi düzeyi” ölçütleri ile sınanması olanaklıdır.

a.Hukukun Üstünlüğü Ölçütü ve Anayasa Kültürü.

Anayasa Mahkememizce, hukuk devleti,“..hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan , Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile kendisini bağlı sayıp, yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde, yasa koyucusunun da bozamayacağı hukuk devleti ilkeleri ve anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir” biçiminde tanımlanmıştır. Oysa 1982 tarihli Anayasa’nın yalnızca geçici 15. maddesi değil, kimi anayasal kurumların iç işlemleri de yargı denetimi dışında tutulmuştur. Böylece, yürürlükteki anayasa ile aykırı anayasa normları, hem 1982 tarihli Anayasa’nın içinde, hem de aykırılıkları yasaklanan diğer yasaların bağrında varlıklarını sürdürmektedir.9

Ülkemizde anayasa kültürünün hukuk üstünlüğü boyutunu zedeleyen asıl ürkütücü gelişme, “anayasaya karşı hile” yönteminin kurumlaşmaya başlamakta oluşudur. Gerçekten de, özellilikle 1983’den sonra anayasaya aykırılığı açıkça ortada olan yasalar ve yasa gücünde kararnameler çıkarılmış, böylece yürürlük ve iptal tarihi arasında anayasaya aykırı “kara delikler”oluşturmuştu., Anayasa kültürünün hukukun üstünlüğü boyutunun dibine konan dinamit, önceki ana yasaya aykırılık kararlarına karşın, yine aynı konularda hemen hemen aynı aykırılıkta yasaların ve yasa gücünde kararnamelerin çıkarılmasıdır.

Bütün bunlara ek olarak, yönetsel yargı organları kararlarının da, Bakanlıklar, Üniversiteler hatta Belediyeler tarafından uygulanmadıkları ya da iptal edilmiş olan işlemin aynen yinelendiği anımsanacak olursa, ülkemizde hukukun üstünlüğü ilkesinin içi boş kavrama dönüştürüldüğü açıkça söylenebilir.10

b.Demokrasi Düzeyi Ölçütü ve Anayasa Kültürü.

Demokrasi düzeyi ölçütü, kuşkusuz hukukun üstünlüğü kavramına oranla daha soyut ve tartışmalara açık nitelik gösterir. Üstelik hukukun bütünlüğü ögesi ile demokrasi düzeyi, bir çok somut olayda iç içe geçtiği için bu iki öge arasındaki sınırların kesinlikle çizilmesi zordur. O nedenle demokrasi düzeyi ölçütünün, ancak her somut olayda yapılacak tek tek irdelemeler sonucunda işlerlik kazana cağını kabul etmekten başka bir umar bulunmadığı söy lenebilir.

Bir ülkedeki demokrasi düzeyinin değerlendirilmesinde ilk çıkış noktası, evrensel demokrasinin o anda ulaştığı yer olmalıdır. Bu yaklaşım, “bize göre demokrasi” çifte standartını tartışma dışına çıkararak, demokrasinin tüm kural ve kurumlarıyla ve belli bir zaman diliminde özünde tek bir siyasal rejim olduğu11gerçeğini dile getirir.

İkinci önemli boyut ise, anayasa ve yasalarda demokrasinin gerçekleştirilmesine ilişkin olarak yer alan ilke ve hükümlerden, bunların uygulamaya ne ölçüde yansıtıldıklarının saptanmasıdır. Gerçekten de, günümüzde demokratik olmadığını açıkça söyleyen bir rejim, hemen hemen yok gibidir ve tüm rejimlerde anayasalar ile yasalar demokrasi ile insan haklarına ilişkin düzenlemelere yer verirler. Ne var ki, demokrasi ve insan açısından asıl önemli olan, onların bir tür vitrin süsü değil, yaşam alanlarında doğrudan kullanılabilir olmalarıdır.12

Ülkemizdeki demokrasi düzeyine gelince, öncelikle 1982 tarihli Anayasa ile öteki yasalar, evrensel demokrasinin çağdaş düzenlemenin oldukça altında yer almaktadır. Ancak asıl umutsuzluk yaratan olgu, uygulamada bu düzenin bile altına düşülmesidir. Daha açık bir deyişle, demokratikliği ve meşruluğu tartışmalı olan 82 Anaya sası13 uygulamaya bu düzeyi ile bile yansıtılmamakta, top lumsal gerçeklikle insan haklarına saygılı bir demokrasi yerine, sık sık dikta rejimlerinde rastlanan işlemler görül mektedir. Demokrasi ve insan haklarına aykırılıklar, yarg ısız infaz, işkence, kötü muamele gibi açık; siyasal iktidar-ların, bürokrasinin, baskı ve çıkar gruplarının, kitle iletişim araçlarının ve özel sektörün gerçekleştirdiği hak engelle meleri gibi kapalı bir biçimde süregelmektedir.14 Köklü bir tutum değişikliği oluşmadıkça, bundan böyle de sürüp gidecekmiş izlenimi bırakmaktadır.

Kısacası ülkemizdeki anayasa kültürü demokrasi düzeyi açısından da, gerek siyasal ve yasal düzenlemeler gerekse bunların uygulamaya yansıması bakımından, çağdaş evrensel düzlemin çok gerisinde bulunmaktadır.

4.Ülkemizdeki Anayasa Kültürünün Niteliği.

Yukarıdaki çıkarsamalar göndermeler birlikte okunduğunda, ülkemizdeki anayasa kültürünün yeterli nicelikte yazılı kaynaklara dayandığı, ancak nitelik açısından yapılan değerlendirmede, hukukun üstünlüğü ve demokrasi düzeyi bakımından, çağdaş evrensel çizginin altında kaldığı görülecektir. Açıkçası ülkemiz anayasa kültürü uygulamada hukukun üstünlüğü ve demokrasi düzeyine değil, hukukun ve demokrasinin ağır ihlallerine dayanmakta, böylece “baskıcı”bir rejimin görünmez izlerini taşımaktadır.

Öte yandan anayasa kültürünün üstünde yer aldığı önemli temellerden biri olan “anayasaya saygı ve bağlılık” ögesinin de özellikle 82 Anayasa’sının yürürlüğü süresince, “anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz” biçimindeki arabesk dünya görüşünün yaygınlık kazanmasıyla, iyiden iyiye sarsıldığı ve etkisini yitirdiği açıkça görünen bir gerçektir.

Böylece 82 Anayasası, ilkeleri çerçevesinde kamuoyunda saygı ve bağlılık yaratma görevini yerine getiremez duruma düşürülmüş, toplumla bütünleşme işlevinden koparılmış, halkın yabancılaşacağı ortamın yaratıcısı olmuştur.15

Ülkemizde anayasa kültürünün nitelik açısından içinde bulunduğu durumdan sorumlu kurumlara gelince: Bu kurumların başında kuşkusuz çağdaş hukuku7n üstünlüğü ve demokrasi düzeyini benimsememekte direnen siyasal partiler gelmektedir. Kendi işleyişinde bile demokratik kuralları çalıştırmayan siyasal partilerden ise, iktidara geldiklerinde demokrasiye saygılı olmaları beklenemez. Bu açıdan bakıldığında demokrasimizin vazgeçilmez ögesi olan siyasal partilerimiz için, demokrasi gereinde vaz geçilebilecek bir rejimden başka bir şey değildir.16

Basın-yayın kuruluşları ile sendika, meslek odaları, vakıf, dernek gibi demokratik kitle örgütlerinin iç İşleyişi inc lendiğinde, siyasal partileri saran “baskıcılık virüsü” nün bu kuruluşlara da bulaştığı görülecektir.17

5. Kısır Döngüden Nasıl Çıkılır?

Toplumumuzun çağdaş demokrasiyi istemede henüz yeter li düzeye ve güce

Ulaşamadığı saptaması doğru ise, geriye tek umar olarak demokrasiyi gerçekleştirmeye kararlı bir “siyasal istenç” in oluşması kalmaktadır. Siyasal istencin atması gereken ilk adım, anayasa kültürünün en temel kaynağı olan anayasayı hukukun üstünlüğü ve çağdaş demokrasiyi tüm anlamıyla gerçekleştirecek bir yeni anayasa ile değişmesi olmalıdır.

Bu bağlamda hukukun üstünlüğü ve çağdaş demokrasiye dayalı bir anayasanın en önemli güvencesinin, etkin bir norm denetimini sağlayacak Anayasa Mahkemesi olduğu unutulmamalıdır. Alman Anayasa Mahkemesinde olduğu gibi, ikinci bir kurul oluşturularak, bu kurulun yalnızca insan hakları ihlallerini incelemesi ülkemizdeki temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ereğiyle mutlaka sağlanmalıdır.18

Anayasa kültürünü çağdaş, evrensel yörüngeye yükseltecek uzun soluklu bir toplum tasarımının ise, ancak toplumun tümünü kucaklayacak birdemokratikleşmeseferberliği ile gerçekleşebileceği hiç akıldan çıkmamalıdır.19

Dip Notlar:

1. San,Coşkun. Toplumsal Gerçeklik ve Anayasal Düzenlemeler,içinde: Ekonomik Yaklaşım, cilt 3, sayı 7,Ankara, 1982,s.2.Gerçeklik ve Anayasal Düzenlemeler, içinde:Ekonomik Yaklaşım, cilt 3,sayı 7,Ankara 1982,s.2
2.Kültür (ekin)kavramı genelde felsefe ile öteki toplumsal bilim dallarını, özelde kültürel antoloji ile kültür sosyolojisini ilgilendiren oldukça karmaşık bir konudur. Burada yapılan kültür tanımı içine teknoloji boyutunun konulmamış olması, kültürün asıl kaynağı olan toplumsal değerlerin ağırlıklı bir biçimde,”inanç”, teknolojinin temelini oluşturan bilginin ise, ağırlıklı biçimde ”akıl” ögesine dayanması nedeniyledir. Bakınız. Tolan, Barlas. Toplum Bilimlerine Giriş, 3.baskı,Ankara, 1991, s.222.vd. Tezcan ,Mahmut.Kültür Antropolojisi, Ankara, 1996,s.3
3.Kaldık ki, bildirinin adı “Anayasa Kültürü ile Hukuk ve Demokrasi Kültürü İlişkisi” dir. Bu başlık ile anlatılmak istenen, anayasa kültürüne başlıca bu iki ölçüt çerçevesinde yaklaşılacağıdır.
4.Söz konusu etkilerin, ekonomik ve kültürel ilişkiler yoluyla daha çok dolaylı, Birleşmiş Milletler gibi tüm dünyayı, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği gibi Avrasya’yı yönlendirmeye çalışan uluslarüstü birlikler aracılığıyla daha doğrudan bir biçimde ortaya çıktıkları bilinen bir gerçektir. Ne var ki, bu etkenlerin irdelenip tartışılması kapsam dışında kaldığı için ayrıntılara girilmemiştir.
5.Çizgisel değişim, uzun erimli ve kökten geriye dönüşlere kapalı, değer yargısı içeren ileriye gidişlere açık bir devinim anlamındadır. Örneğin,temel hak ve özgürlükler bağlamında anayasal düzenlemeler, uzun erimli ve kökten bir biçimde geriye doğru değişiyorsa, burada anayasa kültürünü geliştiren çizgiseldeğişimden sözdilemez.
6.Mühlman, W.E.Kultur, içinde:Wörterbuch der Sozio-logie,2.baskı, Stuttgart, 1969,s.600.vd. San Coşkun. Demokratik Siyasal Kültür ve İnsan Hakları, içinde:İnsan Hakları Yıllığı,cilt 16,Ankara, 1994,s.5.
7 .San,Coşkun. Anayasa Değişiklikleri ve Anayasa Gelişmeleri,1.baskı,Ankara,1974,s.28. klikler i ve Anayasa
.a.g.e.s.93.
9.San,Coşkun.Türke.-E-G.Diskussion im Spiegel der inneren politischen Entwicklungen der Türkei seit 1980.içinde: Türkei un europaische Integration, Köln 1990, s.18-19.

“Anayas ayaaykırı anayasa normları” kuramını ortaya atan ünlü Alman anayasa hukukçusu Otto Bachof, örnek aldığı Nazi Almanyası anayasa uygulamalarının bundan böyle yinelenemeyeceği gerekçesiyle, zaman zaman ağır eleştirilere uğramıştı. Oysa “anayasaya aykırı anayasa normlar” nın bile var olabileceğinin , ne yazık ki 1982 tarihli Anayasa oluşturmakradır.r.
10.Benzer eğilimlerin, adi yargıda da ortaya çıkmaya baş ladığı gözden kaçmamaktadır. Gerçekten de kimi yasalar ya hiç uygulanmamakta makta ya da kimi kişilere “farklı” biçimde uygulanmaktadır. Tüm bunlar, ülkemizin koyu bir yargı bunalımı içine düşürüldüğünün açık belirtileridir.
11.San,Coşkun. Toplumda Demokratikleşme Alanları ,içinde:Anayasa Yargısı,cilt 10,Ankara,1994,s.428. ve s.6
12.a.g.e.s.413-414
13. San,Coşklun. Türkiye’de Demokrasi ve İnsan Hakları Sorunları: Avrupa Birliği ile Bütünleşme Önündeki Tek Engel Mi? İçinde: Ankara Üni, SBF Dergisi, cilt 53, No.1-4, Ankara 1998, s.268-269.
14.San Coşkun.İnsan Hakları Çerçevesinde Kimi Güncel Sorunlar,içinde:A.Ü.Siyasal Bilgiler Fak.Dergisi,cilt 49,No.3-4,s.380
15.a.g.e,Anayasa Değişiklikleri,s.141
16.a.g.e,Türkiye’de Demokrasi, s.271
17.Ülkemizde, özellikle “Susurluk Kazası” sonrasında filizlenmeye başlayan “yurttaş girişimleri”, demokrasi gereksiniminin yavaş yavaş tabana yayılmaya başlaması bakımından umut verici gelişmeler olmakla birlikte, henüz yeterli güce ulaşılamamışlardır. Öte yandan siyasal iktidarların bu ve benzeri demokratik gösterileri, kimi diğerlerinden farklı olarak, coplu-tekmeli şiddet ile bastırmada ne denli hevesli davrandıkları da yaşanan bir gerçektir. San,Türkiye’de Demokrasi..,s.268.
18.Gören, Zafer.Anayasa Mahkemesine Kişisel Başvuru (Anayasa Şikayeti) içinde:Anyasa Yargısı,cilt 11,Ankara 1995,s.132
19. San, Coşkun Toplumda Demokratikleşme Alanları,Anayasa Yargısı,cilt 10,Ankara 1994,s.411-428..

***

Prof.San’ın bu makalesi kitap dizimize iki yıl önce eşi Prof.İnci San tarafından ricamız üzerine iletilmişti. Türkiye’nin koşullarında bu çözümsel yazıya daha sonra gereksinim olacağı izlenimiyle bu sayımıza kadar beklettik. Anayasa kültürünün siyasal iktidarlar tarafından her geçen gün daha da fazla dışlanacağı ve günün birinde bu kültüre mollaların cüppesinin giydirilmek isteneceği belirginlik kazanmaya başlamıştı. Prof.San’ın bu yazısı bugün her zamankinden daha çok güncel ve daha çok öğretici ve ülkenin geleceği açısından daha çok kaygı vericidir ve çözüm arayıcı olmayı gerektiriyor. Şu konu da tartışmaya açık görünüyor: Toplumun anayasal kültürü mü yoksa onu yönetme savında olanların mı anayasal kültürü eksik, yetersiz? Bu sorunun yanıtını okuyucularımıza bırakıyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail