Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 83 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TÜRKİYE EKONOMİSİNİN ÜÇ KIRILMA NOKTASI

Ali Nejat Ölçen

Konuya girmeden önce, 1960’lı yıllarda yürürlüğe giren planlı ekonomide onar yıl arayla üç kırılış noktasından söz etmemiz gerekecek. Her üç kırılış, Turgut Özal’ın DPTMüsteşarı, 1980 sonrası Başbakan ve 1990’lı yıllarda da Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerdeki kararları sonucunda ortaya çıkmıştır. Çizelge 1 incelenecek olursa, ilk kırılma noktasının, 10 Haziran 1970 günü yürürlüğe sokulan ve TL’nin %66.6 oranında değer yitirmesine (yani devalüe edilmesine) ilişkin kararla ortaya çıktığını görürüz. Neden yerli paranın % 66.6 oranında değer yitirmesine karar verildiğini bugüne kadar hiç kimse öğrenemedi. Böyle bir kararın sözlü ya da yazılı gerekçesi de ortaya konmadı.

15 Mart 1968 Cuma günü, DPT’de danışman olarak görevli Dr.Gill, ABD’den gelen üç kişinin Müsteşar Turgut Özal’ı ziyaretinden duyduğu kuşkuyu şu sözlerle alenen açıklamış-tı:

Hindistan’da bizim Başbakanın da çevresinde dolaşmıştı bu üç AB’li. Hindistan parası %50 oranında devalüe edildi. Korkarım bu adamlar şimdi, sizin paranızın deva-lüasyonunu sağlamak için buralardadır.

Bir buçuk yıl sonra gerçekten TL, %66.6 oranında devalüe edildi. O tarihe kadar yıllık enflasyon %4’ün üzerine çıkmamıştı. 1970 sonunda genel fiyat artışı %11’e yükseldi.

1971’de %18.3, 1972’de %15.6 ve 1973’de %.23, 1977’de de %31.8’e ulaştı. Verdiğimiz bu rakamlar Gayri Safi Milli Hasıla’ya ilişkin (deflatör adını alan) genel fiyat artış oranlarıdır.

Ekonominin ikinci kırılma noktası, Turgut Özal’ın, Başbakan yardımcısı olduğu 1980 yılındaki “24 Ocak Kararları” nın yürürlüğe girmesiyle ortaya çıktı. O yıl GSMHbazındaki fiyat artışı % 104’e ulaştı. Ekonomide dengelerin kırıldığı, banker faciasının yaşandığı dönemin başlangıcıdır o kararlar.

Üçüncü kırılma Turgut Özal’ın ABD’nin Körfez savaşına destek verdiği 1991 yılına rastlar, fiyat artışı %123’lere tırmanmıştı.TL’nin yabancı paralarla ”değiş-tokuşu”, hukuk-sal alt yapısı oluşturulmadan sermaye piyasasına geçiş, dış borçlanmanın hızla artışı, ekonominin deyim yerindeyse belinin büküldüğü yıllar olarak anılacaktır.

Turgut Özal’ın Başbakan ve kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’ın Devlet Planlama Müsteşarı olduğu dönemde hazırlanan “Milli Kültür” raporu İslam’ın resmi ideolojiye dönüştürül-düğü dönemin başlangıcı olarak nitelenmelidir. Çünkü o raporda, Devlete “din haritasının çıkarılması görevi verilmesi” temel alınırken,.

İnsanı ve onun manevi ihtiyaçlarını merkez alan bir kültür yaratılması (s.542) öngörülüyor ve,çoğu zaman yanlış yaklaşımla yorumlanan ve dine hayat hakkı tanımama şeklinde anlaşılıp anlatılmaya çalışılan laiklik anlayışının sonucu.. tavır almayı beceremez hale gelen Türk toplumu'na neden olarak Cumhuriyetimiz suçlanıyor ve bununla da yetinilmeyip İstiklal Savaşını da Osmanlı Devletinin kazan-dığı ileri sürülüyordu:

Birinci Cihan Harbinin sonunda artık kesinlikle ortadan kaldırıldığı sanılan Osmanlı devleti, dinin birleştirici ve dağılmayı engelleyici rolü sayesinde İstiklal Savaşını kazanarak yeni bir devletin Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna imkan vermiştir (s.519)

Bugün iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin doğuşunu hazırlayan bir belgedir DPT’de hazırlanan Milli Kültür Raporunun dayandığı Türk-İslam Sentezi. Bir farkla ki o sentezin içine Demokratik Açılım adı altında Kürt kavminin yerleşmesi ABD-ABekseninde gündeme sokuldu.

1983 yılında DPT’de hazırlanan Milli Kültür raporu, AKP’nin düşünsel (ideolojik) alt yapısına, zemin hazırlamıştır. O dönem, Türkiye’nin ekonomisinin, siyasetinin ve hatta kamusal yönetiminin daha çok ABD’nin etkisi altına girdiği dönemdir. Örneğin 24 Ocak kararları 12 Eylül 1980 öncesinde TBMM’nin, bu satırları yazan kişinin (Ali Nejat Ölçen’in Bütçe-Plan komisyonundaki eleştirisi üzerine) gündem dışına itilmişken12 Eylül sonrası o tasarı, alternatifi olmayan model olarak sunulmuş ve Kenan Evren iktida-rında yasalaşmıştır.Aslında 24 Ocak kararları, monetarizm-in ülkemize yan yollardan girişini, reel ekonominin geri plana itilişini yürürlüğe sokan sakıncaların başında gelir.

Çizelge 1’nin hazırlanmasında, DPT’nin Ekonomik Gös-tergeler kitaplarında yer alan Yurt İçi Gayri Safi Hasıla’nın cari ve sabit fiyatlarla verilen değerleri arasındaki oranlar . kullanıldı. Bu oranlar, ekonominin tümünü kapsayan ortalama fiyat artışı anlamına gelir ve “deflatör” adıyla anılır.

Çizelge 1. Ekonominin Üç Kırılma Noktası.

...........................Deflatör..................Enflasyon

1965................ 0.853......................... 3.9
1966................ 0.910......................... 6.7
1967................. 0.964........................ 5.9
1968................ 1.000......................... 9.9
1969................. 1.048........................ 4.8
1970.............. 1.167 .....................11.4….( % 66.6 devalüasyon:Özal)
1971................. 1.374..................... 18.3
1972................. 1.588.................... 15.6
1973................. 1.968..................... 23.9
1974................. 2.539..................... 29.0
1975................. 2.926.................... 15.2
1976................. 3.304.................... 12.9
1977................. 4.357.................... 31.8
1978................. 6.243.................... 43.3
1979............... 10.634................... 70.3
1980............... 21.739................ 104.4….(24 Ocak 1980 Kararları:Özal)
1981............... 30.845................. 41.9
1982............... 39.572................. 28.2
1983............... 51.001................... 28.8
1984............... 77.141................... 51.2
1985..............108.946.................. 41.2
1986............. 141.997................. 30.3
1987.............. 197.700................. 39.2
1988.............. 326.950.................. 65.3
1990.............. 826.430................. 53.6
1991............ 1848.101........ ........23.6…(ABD Körfez krizi:Özal)
1992...............2991.19................. 61.8

1.KİT’lerin Yok Oluşu

AKPiktidarında özelleştirmenin aşırılıkla ve ulusal yarar ölçütü göz ardı edilerek, ekonominin omurgasını oluşturan KİT’lerin yok bahasına satılması sonucunda, sabit sermaye yatırımları içinde ağırlığının hangi düzeylere indiği görü-lecektir. 2001 yılında sabit sermaye yatırımları içinde KİT’lerin payı, %5.5 iken 2008 yılın’da % 2.2’ye inmiştir. İşsizliğin artışının temel nedenlerinden biri budur ve bu neden aynı zamanda yurt içi talebin dışalımla karşılanması sonucunu doğurmuş; dış borçların geri ödenmesi güçleşen hatta olanaksızlaşan düzeylere tırmanmasına neden olmuştur. Aşağıda çizelgede, KİT’lerin Sermaye yatırımla-rındaki ağırlığı, cari fiyatlar temel alınarak hesaplandı.

Çizelge 2, KİT’lerin Sabit Sermaye yatırım içindeki ağırlığı. (milyon TL)

Yıllar ..................KİT’ler........... Toplam.................. Oran

2001.............. 1811............ 33470.................. %5.5
2002.............. 3185............ 47482..................... 6.7
2003.............. 2489............ 57423..................... 4.3
2004.............. 2488............ 78782..................... 3.2
2005.............. 3593........... 138815.................... 2.5
2006.............. 3672........... 171520.................... 2.1
2007.............. 3518........... 186915................... 1.8
2008.............. 4165........... 191815.................... 2.2

Stratejik önemdeki kamusal üretim kuruluşlarının geri alınmasını sağlayacak bir siyasal iktidar anlayışına gereksinim duyulacağı pek uzaklarda görünmüyor. Bunun sağlanabilmesi için ekonominin önündeki en önemli engel “Tahkim Yasası” dır. Aslında o yasanın yürürlükten kaldırılması gerekir. AB standartlarına uyum adı altındaki girişimlerin ve de alınan kararların pek çoğu gözden geçirilmeli, top-lumsal zarara neden olanlardan geri dönülmelidir.

2.Yatırımların duraksaması

Bu açıklamadan sonra Türkiye ekonomisinde iki temel soruna değinebiliriz. Bunlardan biri ve en önemlisi son on yılda dramatik biçimde ortaya çıkan “sabit sermaye yatırımlarındaki duraksama”dır. Çizelge 3 bu olayı açıklıyor. 1994 yılı dışlanırsa 2000’e kadar, GSMH içinde sabit sermaye yatırımları ağırlığının % 25 dolayında olduğu görülür

GSMH içinde Sabit Sermaye yatırımları 2008 yılında % 19.6’ya inmiştir. İşsizliğin artışının temel nedeni budur ve yurt içi talebin dışalımla karşılanması sonucunu doğurmuş ve dış borçlanmayı geri ödenmesi güçleşen hatta olanaksızlaşan düzeylere tırmanmasına neden olmuştur.Bu yanlış ve zararlı sürecin nasıl oluştuğunu çizelge 3, ortaya çıkarıyor.

Aynı zamanda ulus ve devlet te, ürettiğinden daha çoğunu borçlanarak tüketme sürecine sürüklenmiştir. Bunu durduracak, üretim fazlası yaratacak ve üretim fazlasını dış-satımda değerlendirecek bir yeni ekonomi anlayışının ya-ratılması gerekecektir.

Sabit sermaye yatırımlarının duraksaması, sanayi sektöründeki gelişmeyi olumsuz yönde etkilemiştir. Örneğin 1980-2000 yılları arasında Sanayi sektörünün ağırlığı, Gayri Safi Milli Hasıla içinde % 25 iken, 2000 yılı sonrasında % 19’ların üzerine çıkamamıştır. Örneğin 2005 yılında %15.1; 2007’de %19 dolaylarında kalmıştır.

Çizelge 3.GSMHiçinde Sabit Sermaye Yatırımlarının dağılımı.(Cari fiyatlarla milyon TL)

Yıllar............ GSMH.................. S.Sermaye Yatırımı .............GSMH içindeki %

1995............. 7855................................ 1822.......................................... %23.2
1996............14978............................... 3758.............................................. 25.1
1997........... 29398............................... 7728............................................. 26.3
1998.......... 53518............................. 13034............................................. 24.4
1999.......... 78283............................ 17262............................................. 22.1
2000......... 125596........................... 28574............................................. 22.5
2001......... 175484........................... 33470............................................. 19.0
2002......... 275032.......................... 47482...............................................17.2
2003......... 356681........................... 57423.............................................. 22.1
2004......... 428932.............................78762 .............................................23.0
2005........ 486401............................. 97647............................................. 23.4
2004........ 559033............................. 78762..............................................14.0
2005........ 648931............................. 97647............................................. 15.1
2006........ 758390......................... 171520.............................................. 22.6
2007........ 843178......................... 186915............................................... 22.1
2008........ 973709......................... 191815.............................................. 19.6

3.Dış Borca dayanan kırılgan ekonomi

Tasarrufu özendiren ve Gümrük Birliği ile koşulları görüşme masasına getiren yeni ekonomik politikalara gereksinim var. Ulusumuz ve de devletimiz ürettiğinden daha fazlasını borçlanarak tüketen bir sürecin içine sürüklemiş-tir.

Çizelge 4, 2002 sonrasında Türkiye’nin dış ticaret açığındaki dramı sergilemektedir. 1993-2002 yılları arasında dış satımın yılık ortalama artışı % 11.3 dolayında iken 2002 sonrasında iki katına yakın artışa uğramış ve bunun olumlu bir gelişme olmasını , dışalım büyümesi engellemiştir..

Çizelge 4. Türkiye’nin dış açık süreci ( Milyar ABD doları)

Yıllar................. DIŞSATIM...................... DIŞALIM .................................DIŞ AÇIK
....................Toplam........... AB.... ..... Toplam......... AB................ Toplam............ AB

1993....... 13345........... 7598....... .. 29428....... 13875............ 16083......... 6277
1994 ......18106........... 8635....... ... 23270...... 10915............... 5164............. 2280
1995....... 21636 ........11071....... ... 35710 ......16861............ 14074 ............3003
1996 .......23224 ........11548 .. ........43627 .......23138 ...........20403 .........11590
1997 .......26261 ........12247 ... ......48559 .......24869............ 22298 ..........12622
1998....... 26974...... ..13498 .... ......45921 ......24075............ 18974 .........10577
1999........ 26587 .......14348 ......... ..40667 ......21410 ............14080 ............7058
2000........ 27324 .......14352 ....... ....53983 ......26388............ 26659 .........12307
2001...... 31334..... 16118......... 41399.... 18280......... 10065............. 2162
Artış ........ %11.3 ..... % 9.8 ........... %4.5 ........ %7.0

2002......... 36059 ....18458 .... ........51533 ........23321........... 15474............... 4863
2003..........47253..... 25898.. .......... 68808....... 31495............ 21555.............. 5597
2004......... 63167...... 36581.... ....... 97539......... 8103............. 34372 ...........11522
2005 ........73476 ......41935 ..........116775 .......52695 ............43299 ............10760
2006......... 85535..... 47935............139576....... 59401............ 54041 ..............6106
2007...... 107213..... 60405 ..........170063........6589.............. 62844............. 8184
2008...... 132003..... 63408..............21963..... 74768.............. 69960 ...........11360
Artış .....-... %24.0 .--%22.8 .......... %25.6 ...... %21.4

Örneğin 1993-2001 döneminde yılda ortalama %4.5 artarken, bu artış dışalım savurganlığı nedeniyle (ki Gümrük Birliğine girmenin de sonucudur) 5 katı artarak % 25’e çıkmıştır. Türkiye kaldırım taşı ve de İtalya’dan ağaç ithal eden bir ülke olmamalıydı. Dışalım savurganlığının doğal sonucu olarak dış borç yükü geri ödenmesi zorlaşan düzeylere çıkmıştır. Bugün IMFdış borçların geri ödenmesini koşul görerek ertemese, “arz-talep” dengesi öylesine bozulur ve üretim duraksaması öylesine daralışa uğrar ki, hiçbir siyasal iktidar, toplumsal tepkilerin üstesinden gelemez

Geri ödenmesi güçleşen dış borç stoku, siyasal kararların da ABDve de ABtarafından etkilenmesi sonucunu doğurmak-tadır. Örneğin dış kredi gereksinimi karşılanmadığı ya da geri ödeme süresinde erteme kararı alınmadığı zaman, Türkiye petrol krizini yaşamaktadır. İktidarların değişiminin bu süreçlerde olması rastlantı değildir. 1978’in sonlarında Türkiye’nin siyasası, bunun en olumsuz örneğini yaşamıştı.

Çizelge 4’ün açıkladığı gerçek, 2002 sonrasında ekonominin artan hızla dış borç yükü altına sürüklendiği görülüyor. Özellikle. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) nin iktidara geldiği yıl dış açığın daha fazla büyüdüğü ve borçlanmanın daha çok arttığı yıllar olmuştur. Örneğin, 2002 yılında dış ticaretteki açık 15.4 miyar dolar iken 2008’de ortalama %27 oranında artarak 69.9 milyar dolara yükselmiştir. AB karşınıdaki dış ticaret açığı da 2002 yılında, 4.8 milyar dolardan 2008 yılında 11.4 milyar dolara çıkarak 2.5 katı artışa uğradı.

4.Dış borç altında kırılgan ekonomi

Çizelge 5, dış borç yükünün ne denli arttığını kanıtlamaktadır. Bu çizelgede, dış borç stokunun AKP iktidarıyla birlikte ne denli artışa uğradığı görülüyor. Örneğin 1995-2001 yılları arasında dış borç yükü yılda % 7.5 oranında artarken (bu bile çok büyük bir artış idi) 2002 yılı son-rasında yıllık artış oranı % 13.4’e yükseldi..

Ekonomimiz, dış borç yükü altında geri ödeme güçlüklerini yaşamaya başladı. Bu sakıncalı durum siyasal bağım-sızlığımızı da zedeleyen koşulları taşımaya başlamıştır. Ekonominin ağır dış borç yükü, üretimin cari açıkları kapatamaz duruma gelmesinden de kaynaklanmaktadır

Çizelge 5. Dış borç yükü (milyar ABDdoları)

Yıllar................. Dış borç Stoku

1995........................ 73.3
1996........................ 79.8
1997........................ 84.2
1998 ........................96.4
1999 ......................102.9
2000 ......................118.7
2001 ................113.3
Yılda artış.......... % 7.5

2002..................... 130.9
2004..................... 160.8
2005..................... 168.8
2006 ......................207.7
2007..................... 249.4
2008...................... 278.1
Yılda artış....... % 13.4

Küreselleşmenin ekonomik boyutuna karşı gelmek söz konu su olmayabilir. Onun ürünü olan teknolojik gelişme süreci içinde Türkiye’de yerini almalıdır. 70 milyon nüfusu olan bir ülke, 90 milyon cep telefonu kullanıyorsa, o küçük araçları üretecek teknolojiye kamu sektörü neden öncülük etmediği sorusuna yanıt aranmalıdır. Yanıtı, teknolojik gelişmelere öncülük eden KİT’lerin yok edilişinde aramak gerekiyor.

Küreselleşmenin siyasal boyutuna karşı çıkmanın yolları aranmalıdır ve aranırsa kuşkusuz bulunacaktır. Avrupa Birliğine üye olma tutkusunun ekonomimizi ve bunun yanında ulusal onurumuzu ne denli örselediğini gören kadroları yetiştiren bir eğitim sistemine gereksinimi, ulusalcı siyasal partiler üstlenebilir. Ulusalcı öğretiyi yadsır görünen Batının tüm ülkeleri alabildiğine ulusalcıdırlar. AB’ye girmenin engelini Kemalizmde gören ABsözcüleri kendi ülkelerinin kahramanlarına sahip çıkmıyorlar mı?

5.Adaletsiz hukuk, adaletsiz vergi.

Vergi adaletini toplam vergi gelirleri içinde, dolaylı vergilerin nasıl bir pay taşıdığına bakarak tanımlayabiliriz.1961-1980 döneminde fiyatların içinde gizlenerek topluma yüklenen dolaylı vergilerin toplam içindeki ağırlı arttıkça, vergi adaletinden uzaklaşıldığı anlaşılmalıdır. Çizelge 6. 2002’li yıllar sonrasında vergi adaletinin önceki yıllara göre hızla yitirildiğini kanıtlıyor. AKPiktidarı, 2000 sonrasında, kazanç vergilerini GSMHiçindeki payını önemli ölçüde düşürürken, tersine fiyatlar içine yerleştirdiği dolaylı vergileri topluma ödetme yolunu tercih etmiştir. Çizelge 6’dan da görüldüğü gibi, 1999-2001 döneminde toplam vergi gelirleri içinde kazanç vergisi gibi dolaysız olanların ağırlığı %10’larda iken. 2007’de %7’lere inmiş buna karşın, toplumun dolaysız vergi yükünün GSMHiçindeki ağırlığı 1999’da % 12.6’dan 2007’lere doğru % 17.2’e çıkarılmıştır.

Çizelge 6 Vergi adaletinden uzaklaşma.(GSMH içinde

vergilerin ağırlığı)

Yıllar ..................Toplam.................. Dolaysız...................... Dolaylı

1999............... % 22.1....................... %.9.1 ........................% 12.6
2000.................... 24.9............................. 9.3 ...............................15.1
2001.................... 27.2.......................... 10.5 ...............................16.3
2002.................... 24.2 .............................8.1............................... 15.6
2003................... 25.6............................. 7.8................................ 16.9
2004................... 23.4............................. 7.1................................ 15.7
2005................... 24.8............................ 7.4.................................. 16.7
2006.............. 24.9............................. 6.8 .................................17.2
2007................... 26.5............................ 7.1 ..................................17.5
Kaynak:DPT,Temel Ekonomik Göstergeler

Anayasamızda sosyal hukuk devleti olduğumuz yazılı olma-sına karşın, devletimizde ne hukuk kalmış ve ne de sosyal nitelik. Sosyal hukuk devletinde hiç kimse gizli tanığın gerçek olup olmadığı belirsiz ifadesiyle göz altına alınamaz ve göz altına alındığında da suçunun ne olduğunu bilmekten yoksun bırakılarak aylar boyu tutukevinde yaşamaya zorlanamaz.

Devletimiz eğer sosyal nitelikte olsaydı, kurucusu olduğum Zihinsel Yetersiz Çocukları Koruma ve Yetiştirme Vakfının, iş eğitim atölyesi Maliye Bakanlığının bir tebliğiyle “İktisadi İşletme” olarak vergiye bağlanamaz ve Bakanlar Kurulunun sağladığı vergi bağışıklığı bir tebliğle yok sayılamaz. O eğitim atölyesini bütün makine ve donanımıyla Almanya Büyük Elçiliği inşa etmişti. Şimdi o eğitim atölyesi kapandı. Zihinsel yetersiz çocukların el becerisi kazanması olanağı, cimri bir Maliye Bakanlığının tebliğiyle önlenmiş oldu. O bakanlığın yanı sıra Milli Eğitim Bakanlığı da devreye girerek, Vakfın Gölbaşındaki eğitim ve rehabilitasyon tesislerinde, kapı ve de pencerelerin soldan sağa doğru mu, sağdan sola doğru mu açıldığını denetleye-rek tüm kapı ve pencereler sökülerek yönleri değiştirildi.

6.Ekonominin Tasarrufa Çekilmesi

Tasarrufların yatırıma dönüşmesinin temeldeki engeli, monetarizm ve onun çok yanlış doğrultuda uygulanmasıdır. Başta devlet ve toplum, tasarruf bilincine kavuşmalı ve ürettiğinden daha çoğunu borçlanarak tüketen toplum ve devlet yapısı bir öz eleştiriden geçebilmelidir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail