Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 83 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


KAHRAMANMARAŞTA SOYKIRIM YA DA İÇ SAVAŞ MIYDI?

Ali Nejat Ölçen

Kahramanmaraş’ta 32 yıl önceki olayları anımsamak, o dönemin sorgulanmasının ötesinde, ulusal bütünlüğe bugün her zamankinden daha fazla gereksinim duymamızı dile getirmek içindir. Geçmişimiz bugüne ders olabilmeli.

Demirel hükümetinde Başbakan Yardımcısı ve Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı Alpaslan Türkeş’in 12 Nisan 1976 günü basına yansıyan sözleri, o dönemdeki olayları tetikleyen kıvılcım olmuştu:

Milliyetçi gençler çekilse, devlete komünistler hakim olur.

Bu düşünceyi, faşizmin açıklanışı olarak yorumlamak yad-sınamaz. Bir başbakan yardımcısı bilmeliydi ki: Devleti ancak devletin kendisi korur ve koruma görevini yasal kurum-ların dışında hiçbir kuruluş üstlenemez. Eğer “Milliyetçi Gençler” adında bir grup oluşur ve devleti korumayı üst-lenirse, tepki olarak başka kuruluşların doğması da doğaldır ve bu, ulusal bütünlüğe zarar verecek yolun açılma-sıyla sonuçlanır.

Böylesi iç çatışmalarının sadece mezhep ve inanç farlılı-ğından kaynaklandığını düşünmek yanlış olur, yanıltıcı sonuçlar ortaya çıkarır. Olayların kökeninde çıkar çatışma-sının da var olduğunu unutmamıza yol açar. Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) olayları izleyen günlerde, Kah-ramanmaraş’a ve de Çorum’a gitmemiş olsaydı belki de böyle bir sonuca ulaşamayacaktı. Daima çıkar çatışmasını mezhep ve inanç farklılıkları izlemiştir. Kahramanmaraş’ta da bu böyle olmuştu. Mezhep ve inanç farklılığı neden değil, olayın sonucu ve sürükleyicisi olagelmiştir.

Kahramanmaraş’ta çıkar çelişkileri 1975 yılına girerken kendini göstermeye başlamıştı: Pişkinler adında geniş bir aile, MHP’yi, örgütlemeyi üstlenmiş, sahibi oldukları doku-ma fabrikasını grevsiz ve sendikasız yöneterek kazanç maksimizasyonunu sağlamayı amaçlamışlardı. İlde yeni canlanmaya başlayan sanayi ve ticaret burjuvazisini örgütleyerek MİSK’i kurdular. Ne var ki, sahneye biri, umu-madık zamanda çıkmış, DİSK’in şubesini ve sendikasını kurarak başkanı seçilmişti. Bu kişi, 1948-49 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde matematik doçenti Feyyaz hocayı öldüren ve cezasını çektikten sonra Kahramanmaraş’a yerleşen Mehmet Taşkesen’den başkası değildi. Pişkinler ailesinin işçi olarak fabrikaya aldığı yaklaşık 400 kişinin çoğunluğu da DİSK’in yan kuruluşu sendikaya üye olmuş ve çıkar dengesi bir anda tersine dönmüştü. Madem ki, ülkücü gençler Kahramanmaraş’ta boy göstermeyince, kente ko-münistler egemen olacaktı; o halde, “Büyük Ülkü Derneği” harekete geçmeliydi! Bu sorunu çözecek güçteydi, devlet içinde devletti sanki! Başbakan Yardımcısı MHP Genel Başkanı da,

Bu mucadelede her hangi bir sebeple ben düşersem bayrağı kapın, daha ileriye gidin. Geriye dönersem vurun. Davaya katılıp geriye dönen herkesi vurun,

dememiş miydi (1976). Devlet Dergisi’nin 230.sayısında MHP’nin başbuğu bu sözlerinin ötesinde:

Artık Türkiye’de sağ,sol çatışması değil, Türk olanla Türk olmayanın çatışması var

dememişmiydi. Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu da bu sözü demeç halinde ülkücü gençlere şöyle yansıtmaktaydı:

Vatansever olanla vatansever olmayanların çatışması..

Kahramanmaraş’ta hükümeti, Türk olmayan ve vatansever sayılmayanlara karşı korumanın zamanı gelmişti! Her ne kadar, ülkücü genç Mustafa Kahraman, bomba yaparken (9 Ekim 1977)elinde patlamışsa da, onu başkaları izleyecekti elbet. 23 Aralık 1978 günü saat 9 hatta 9’a 5 kala Belediye hoparlörü ile MHPİl Başkanlığı yayın yapmaya başlar:

Kızıl komünistler iki milliyetçi arkadaşımızı öldürdüler. Allah için Hat Boyun’da buluşalım.

Aynı duyuru iki kez yinelenir ve Ulucami minarelerinden de tekrar edilir. TRT muhabiri MHP yanlısı Zülkadiroğlu 22 Aralık 1978 günü 2030 haberlerinde olayı çarpıtarak:

Cenaze törenine katılanların halkı tahrik edici konumaları üzerine olayların başladığı,

biçiminde duyurur. Oysa 4 gün önce Çiçek sinemasında tahrip gücü az ve fakat sesi yüksek bomba patlatılır. 21 Aralık 1978 günü saat 17’de sol eğilimli iki öğretmenin (Endüstri Meslek Lisesi öğretmeni Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun) öldürüldüğü olayı kente yayılır. Cena-zeleri morgdan alınıp, 2000 kişinin katıldığı törenle Kıbrıs Meydanı izlenerek Hükümet Konağı Meydanından geçilip Kabristana gidilecekken, eski yıkık belediye binasında gizlenen yaklaşık 300 kişinin silahlı saldırısına uğrar. Askerlerden biri saldırıyı önlemek amacıyla havaya ateş etmek isterken MHPyanlısı olduğu anlaşılan Jandarma Yüzbaşısı tarafından etkisiz duruma getirilir. Halktan biri de Yüzbaşı’nın kafasına odunla vurarak bu kez onu etkisiz duruma sokacaktır. Yüzbaşı hastaneye kaldırılır ve cenaze gerisin geri morga götürülüp teslim edilir. MHP’nin çağrısına uyan binlerce kişi “Komünist ve Alevilerin cenaze namazları kılınmaz” diye bağırmaktadır. O gece sağ eğilimli olduğu tahmin edilen 3 kişi öldürülür. Cenazeye katılan halk, Yörükselim mahallesine çekilerek olay kapanır. Ne var ki, 23 Cumartesi günü saat 18’i geçe, POLDER binası tahrip edilecek, Çavuşoğlu oteline saldırılacak, “Müslüman Türkiye” haykırışıyla 700 kişi Belli Oteline doğru yürüyüşe geçecektir. Otelin camları kırılacak ve Mehmet Taşkesen’in başkanı olduğu DİSK’in şube binası tahrip edilecektir. O gece Adana ve Gaziantep’ten 10 GMC asker gelerek kente egemen olacaktır.

23 Aralık 1978 günü kente yayılan gruplar, Şeyh Adil cad-desinde 300’e yakın yurttaşın işyerlerini, CHP’li Orhan Sezal’ın bürosunu, Hürriyet gazetesi muhabiri Şeref Tur-han’ın “Işık” matbaasını tahrip etmeye başlamışlardı. O çatışmalarsa 30 kişi yaşamını yitirmiş sokağa çıkma yasağı-na karşın, saldırılar devam etmiş, CHP, TİKP binaları, Kıbrıs Meydanındaki Acak Pasajı, hatta Sağlık Müdürlüğü bi-nası da saldırıya uğramaktan mahrum bırakılmadılar.

Olayların İç Savaş’a Yönelimi.

Kentte sokağa çıkma yasağı kararı alınmasına karşın, can güvenliği korkusuyla Valilik binasına sığınmaya çalışan kitleler belirmiş, Vali Tahsin Soylu da iki eşi ve 6 yaşında-ki oğluyla Vali Konağını terk ederek Vilayete sığınmıştı. 24 Aralık 1978 Pazar günü, saat 11 dolayında ellerinde yağlı sopaları ateşleyerek evleri yakmalarına engel olan etfaiye ekipleriyle de çatışmaya giriştiler. Alevi yurttaşlarımızın yoğun olduğu Yörükselim mahallesi saldırılarını soykırıma dönüştürmekten çekinmediler. Hastaneye saldırarak yaralı olanları da öldürmeye giriştikleri görülmüştür. Saldırganlar, Yol Su Elektrik (YSE) binasını da işgal etmişler askerin engel olmaya çalıştığı sırada silahlı ça-tışmaya dönüşen olayda bir er yaşamını yitirmiştir. Ertesi gün saldırgan yığınlar, Adliye binasını da işgal etmeye girişmiş ve güvenlik güçleriyle çatışma çıkmıştır.

CHP Meclis Grup Toplantısında Kahramanmaraş Olay-ları.

25 Aralık 1978 Pazar günü CHP Meclis Grubu toplantısını açış konuşmasında Başbakan Ecevit, herhangi bir açıklama yapmaksızın Kahramanmaraş’a giden Bakanların açıklama yapmalarını oya sunmakla yetinidi ve dışarıda bekleyen Sağlık Bakanı Dr.Mete Tan’ı kendisi gidip içeri aldı. Dr.-Mete Tan gözlemlerini şu sözlerle dile getirmişti:

Olayları öğrenir öğrenmez, 2 ton sağlık malzemesi ve 8 hekim ile Kahramanmaraş’ ulaştım. Orada sanki bir iç savaş vardı. Sokaklarda kimse yoktu. Cadde ve köşe başları askerlerle tutulmuştu. Fakat henüz duruma ha-kim olamamıştı. Örneğin, ben hastanedeyken, binaya arkadan hücum edildi. Doktorlar, beyaz gömleklerini çıkararak saldıranlara göstermek suretiyle hücumu durdurabildiler. İki genç kan vermek için Hastaneye gelmişti. Çıkıp evine doğru giderken kurşunla vuruldular ve cesetleri geri döndü. Bu sabahki bilgilere göre 80 yaralı Hastanede, 500 yaralı da redavi edilerek gön-derilmiştir. 15 ağır yaralı Gaziantep’e nakledilmiş bun-lardan 5’i yolda yaşamını yitirmiştir. Halen 90 ölüm olayı söz konudur; bu sayı her an artmaktadır. Ölülerden 70’inin 9 mm.lik mermiyle yaşamlarını yitirdiğini gördük. Kurşun yaraları çoğunlukla alın ve burun çevresindedir.

Sağlık Bakanı Dr.Mete Tan’dan sonra Milli Eğitim Bakanı kürsüye çıkarak şu açıklamada bulundu:

Pazar günü (24 Aralık 1978) Adalet Bakanı Sy.Mehmet Can ,Devlet Bakanı Salih Yıldız ile Kahramanmaraş’a gittik. Pazar günün öncesi olaylar hakkında nın bir sinemada patladığını öğrendik. Ertesi gün (23 Aralık) iki öğretmen öldürülmüştür. Cuma günü (22 Aralık) iki öğretmenin cenaze namazında 2000 kişi cami avlusunda zaman zaman slogan atarak tahminen 1000 kişilik öteki grupta önceleri sessizlik varken, gelen bir haber üzerine bunlar “Cami içindekiler için Peygamberin Piçleri biçiminde söz söylendiği çatışma çıkmasının nedeni oldu. Cami dışında mevzilenen sağ görüşlü gruptan 3 kişi yaşamını yitirdi. Olaylar bundan sonra başlamıştır. Cumartsi günü. (23 Aralık)

Maraşta gelenek, ölülerin omuzda ilahiler söyleyerek kaldırılmasıdır. İlk güçlük burada başladı. Ölülerin arabayla taşınması için mahalle muhtarının halkı ikna etmesi gerekiyordu. Adalet Partili milletvekilleri de gel-mişti, onlar da üzüntülüydüler. Ağlıyorlar, halkı teskin etmeye çalışıyorlardı. CHP’li parlamenterlerle ortaklaşa bir bildiri hazırlandı ve ev ev dolaşarak okumaya başladılar. AP ve CHP farkı gözetilmeksizin Belediye’nin hoparlöründen bu bildiriyi okuyorlardı. Sokağa çıkma yasağı konmasaydı da kimse sokağa çıkmıyordu. Fakat, kentin kıyı semtlerinde uzaktan far edilen bir hareket, toplantılar, dağılıp öbek öbek birikimler ilgi çekiciydi. Polisler, kent merkezinden çekilmişti. Zaten 3 polis yaralanmıştı. Polisin suçluları yakalama olanağı yoktu. Asker de suçluları yakalayamazdı. Askeri birlik, garnizon içinde güvenceye alınmıştı. Ne var ki, o noktaya o gün hücum edildi. Asker ve halk çatışmaya başladı. Hücum edenlerden 8 kişi ayaklarından vuru-larak bu hücum önlendi. Bugün bile (25 Aralık 1978) çatışmalar sürüyor.

Gözlemlerime göre, idare zayıftır. Etkin değildir. Kamu görevlileri sorumluluk taşımaktan çekinmektedirler. Yetkilerini kullanmamayı tercih ediyorlar. İyi kumaştan kamu görevlileri ise, görevlerini bırakıp kaçıyorlar. Valisi, daire müdürleri böyleBiz oradayken, Vilayet binasının ön cephesinde asker vardı fakat, bir kalabalık grup arka cepheden Vilayete hücuma kalkınca, binadaki tüm görevlilerin panik içinde oluşu ibret vericiydi. Şu an İçişleri Bakanı’nın da yaşamı tehlikededir. Hangi valiyi oraya atarsak atayalım, durum değişmez. (Bir soru üzerine) Vali beceriksiz, demedim.

İstihbarat örgütü mü? İç istihbarat örgütü 40 yıl önceki gelişmezlik içindedir. Haber alma becerisi kısıtlı ve başarısızdır. Teknik olanaklardan yoksundur. Doğru teşhis te koyamıyorlar. Çok eskiden kalma istihbarat yöntemleri kullanılmakta.

***

Kahramanmaraş olayları bir gerçeğin ortaya çıkması bakımından bugüne ders olabilir. Devlet aygıtı, anarşik olaylara müdahele becerisine göre kendisini hazırla-mamış. Bugün de toplum en küçük bir tahrik sonucu bölünmeye ve iç çatışmaya girme eğilimindedir .

AKP iktidar, toplumsal ayrışmayı körükleyen davranışı siyaset olarak mı uyguluyor ya da yapısı mı böyle bilemiyoruz. Aslında her zamankinden daha fazla ulusal bütünlüğe gereksinmemiz olduğu bir dönemde Başbakan R.T.Erdoğa’ın İsmet İnönü’nün 90 yıl önce, 3 Temmuz 1920 günü TBMM’nin gizli celsesinde belirttiği gibi, olayları, “heyecansız ve halecansız mütalaa etmeyi” becerememesi yüzünden toplum giderek daha çok gerginleşmektedir.

Üstüne üstlük, referandum denilen bir araçla Cumhuriyetin hukuku siyasal erkin etki alanına sokulmuştur. Ergenekon ve Balyoz denilen operasyon sonucu tutuklanan seçkin yurttaşlarımız, hala neyle, niçin suçlandıklarını bilmemekte ve savcılar kendilerine iletilen ihbarları incelemeden yürürlüğe sokabilmekteler. Hukuka güvenini yitiren bir ulustan, ülkesine sahip çıkma coşkusu beklenebilir mi? Toplumsal psikolojinin şizofrenik koşullara itildiği gerçeği bugün Türkiye’den başka hangi ülkede yaşanmaktadır? Yalnız ekonomisi değil, toplumunun da kırılganlaştığı bir dönemi yaşamakta olduğumuzu siyaset ve devlet adamları artık görebil-melidirler. Bugün dünden daha ağır koşullar altındadır ülkemiz.AB-ABDeksenindeki dış politika, ulusal bütünlüğümüzü bozmanın yolunu ve yöntemini rahatça bulabilmekte ve AKPiktidarı bunu önlemenin siyasal araçlarını kullanmaya yönelmemektedir. Başbakan R.T.Erdoğan, kendisini BOP’un eşbaşkanı olarak görüyorsa, elbette etkin rol üstlenmekten uzakta kalacaktır. O nedenle, siyasal iktidar ya kendisini değiştirmeli ya da ulusumuz bu siyasal iktidarı değiştirmelidir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail