Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 87 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’ NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

23 Nisan 1920 Millet Meclisi’nin açılışının ertesi günü 24 Nisan, yeni devletimizin kuruluşuna ne denli gerçekçi ve toplumsal inançla adım atıldığını ve bu inancı yaratan kişinin Mustafa Kemal olduğunu kanıtlayan bir belgedir. 24 Nisan 1920 günlü gizli celsede Mustafa Kemal ilk kürsüye çıkan kişi olarak şunları söylemiş; emperyalizmin Anadolu’muzu işgal etmesi karşısında bir ger-çeği şöyle açıklamıştı:

Bittabi halk vaziyete vakıf değildi. Pek güzel bilirsiniz ki, İstanbul’un işgalinden ihtimal haberdar değildi ve böyle bir işgal keyfiyetini işitmişse bile mazurdur. Sonra makamı saltanatın, makamı hilafetin vaziyetini idrak edemezlerdi.

İşte bu kadar gaflet içinde ulunan halkımıza her şey sü-hunetle serpilebilir. Maahaza pek nazik bulunduğu için her şeye karşı en büyük ehemmiyeti atfetmek ve her şeye karşı en kat’i ve ciddi tedabiri tatbik etmek lazımdır. Çünkü Allah muhafaza etsin, bir defa inhilal (dağılma, çözülme) vaki olursa yeniden tevlit etmek (ortaya çıkarmak) ve harice karşı bir kuvvet ve kudret halinde arzı mevcudiyet etmek imkânı münselip olurdu (olanağı kaybolurdu).

Aynı gün, 24 Nisan 1920 tarihindeki Millet Meclisinin açık olan celsesinde Mustafa Kemal, ülke sınırı konusundaki konuşmasına açılık getirecek ve şunları söyleyecektir:

Erzurum Kongresi’nin vazettiği esasattan birincisi, harbi umumiyi müteakip vaziyeti umumiye icabı duçar olduğumuz mağlubiyet itibariyle vatanımızın bir çok mühim aksamı düşmanlarımızın istilasına geçmişti. Millet, bütün makasatında (maksatlarında) maddi ve hakiki düşünmek ve ancak kuvvet ve kudretiyle temin edeceği hususat üzerinde yeni bir hudut çizmek üzere idi. İşte Kongre, bu hududu çizmiştir.

90 yıl sonra Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında Dışiş-leri Bakanı Ahmet Davutoğlu adındaki bir kendini bilmezin, Mustafa Kemal’in “Vatanımızın hududu”nun yapay ve geçersiz olduğunu söyleyecek kadar gaflete düşeceğini kim bilebilirdi ki. Dışişleri Bakanı iken o kişinin Mustafa Kemal’in 90 yıl önce Büyük Millet Meclisi’nde ki konuşmasını duymalı ve eğer utanç duygusunu yitirmemişse ağzından çıkan gafletin “derece-i vahametini idrak” ile yüzü kızarmalıdır. 24 Nisan 1920 günlü açık celsede Mustafa Kemal, “hududu milli”mizi şöyle tanımlıyordu:

Bu hudut sırf askeri mülahazat (düşüncelerle) çizilmiş bir hudut değildir; hududu millidir.

Bay Ahmet Davutoğlu Mustafa Kemal’in “hududu milli” sözüyle nasıl bir kavramı betimlediğini acaba anlayabilir mi? Vatan kavramının ne anlama geldiğini eğer idrak edebilmiş ise.. Mustafa Kemal konuşmasını şöyle sürdü-recek ve “hududu milli” tanımına açıklık getirecektir:

Fakat bu hudut dahilinde tasavvur edilmesin ki, anasırı islamiyeden yalnız bir cins millet vardır. Bu hudut dahi-linde Türk vardır, Çerkez vardır, ve anasırı saireyi islamiye vardır. İşte bu hudut memzuç (imtizaç etmiş, kaynaşmış) bir halde yaşayan, bütün maksatlarını bütün manasıyla tevhit etmiş (birleştirmiş) olan kardeş milletlerin hududu millisidir. Bu hudut meselesi tespit edilen maddenin içerisinde büyük bir esas vardır. Fazla olarak da Vatan’ın hududu dahilinde yaşayan anasırı islamiyenin her birinin kendine mahsus muhitine, adatına, ırkına mahsus (özgü) olan imtiyazatı (ayrıcalıkları) bütün samimiyetle ve müteakiben kabul ve tastik olunmuştur.

AKPiktidarının Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, şunu bilmelidir ki, kafasında çöreklenen örümceklerin çizdiği hudut, BOP’un hududu olsa gerek. Mustafa Kemal’in hududu Sakarya Meydan Savaşında kanla çizilmiştir ve kanla çizilen hududu millimiz 70 milyonun kanıyla koru-nacaktır.

Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ertesi günü 24 Nisan 1920’günü o açık celsede konuşurken, “Karahisar-ı Sahib milletvekili soru yöneltir:Paşa hazretleri, der: Bir nokta var, İngiliz Amirali Mister Növel’in (Meclis tutanağında amiralin adı böyle yazılı) iştirakiyunu zikir buyurmadınız (buna nasıl katıldığına değinmediniz a.n.ö)

Mustafa Kemal‘in yanıtı şöyledir:

-Pek doğru. İngilizlerden bahsetmek istemediğim için bu noktayı derc etmedim efendim. Hakikaten İngilizler, daha evvel, bütün Kürdistan’ı iğfal etmek,Türk vesair dindaşlarından ayırmak için tasavvur edebildikleri her şeyi orada tatbikle meşgul idiler. Bu tatbikatta en büyük faaliyeti gösteren yüzbaşı ve bir rivayete göre binbaşı rütbesini haiz biri idi ve buna maatessüf İslamlardan bir kişi muavenet ediyordu.Tam bu esnada Mr.Növil dahi Malatya’ya gelmiş ve Ali Galip Beyle teşriki mesa etmiştir. Sivas istikametine tahriki tasavvur edilen kuvvetlerin başında bulunuyordu.

Kürt kökenli yurttaşlarımızı iğfal ederek (yanıltarak) ken-dilerine bağımlı özerkliği özendirme siyasetini bugün İngilizler yerine ABDüstelenmiştir. PKK’yi destek-lemekte beslemekte ve kullanmaktadır. 100 yıl önceki İngiliz siyasetinin bugünkü uygulayıcısı BOP’un mimarı ABDve onun eşbaşkanı da Türkiye’nin başbakanı R.T.Erdoğan’dır. Şimdi R.T.Edoğan’a düşen görev, 90 yıl öncesinin Ali Galip’i olmadığını kanıtlamak olmalıdır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail