Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 87 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE İSMET İNÖNÜ

Ali Nejat Ölçen

Anadolu insanımızın bir özelliğini yadsıyacak biçimde, ulusal yarara katkıda bulunan ve tarihte izler bırakan ünlülerimize yeterince sahip çıkmamasını ve hatta kimilerin onlarda kusur aramaya çalışmasını ön gören bir süreç başlatılmıştır.

500 yılı aşkın süre şeyhülislam ile padişah çaprazında yaşayan Anadolu insanı, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü sonrasında özellikle 12 Eylül 1980’i izleyen iktidarlar döneminde, bu kez AB-ABDçaprazında yaşamaya oradan medet ummaya alıştırılmaktadır. Oysa doğal kaynakları ve işgücü varlığıyla hiçbir yabancı devletin yardımına gereksinim duymadan kendi kendine yeterli siyaseti, yönetimi ve bunların özeti olan hukuku ve ekonomiyi yaratmayı sürdürebilirdi. Bilinçsiz dışa açılma siyaseti, özellikle 12 Eylül 1980 sonrasında, kendi kendine yeterli olma ilkesinden vazgeçme alışkanlığını siyasal iktidarların yakasına yapıştırdı.

Bugün AKPiktidarı, eğer 2023 gibi bir hedefi özüm-sediğini ve bunu amaç aldığını açıklıyorsa, şimdilik 2023’ün yanına 29 Ekim tarihini yazmaya cesaret edemeyişi nedeniyle sadece 2023’ü hedef olarak göstermektedir. 2023 Mustafa Kemal Atatürk’ün sekular, ulusalcı ulus devletinin Cumhuriyetiyle birlikte tarihe gömüleceğinin “miladı” olarak zihinlerindeki açmazın açıklamadır bu.

Mustafa Kemal’in Cumhuriyetinin yetiştirdiği bu kadrolar yığının Cumhuriyete hasım olmalarının sosyo psikolojik nedenleri arasında, emperyalizme yandaşlık ve hatta yataklık etmelerinin nedenleri de yer almaktadır.

İlk fırsatta Mustafa Kemal’in en yakın dava arkadaşı İsmet İnönü’yü yadsıyan onu hatta Hitler’e benzeten ikinci dünya savaşında “tüketim nesnelerinin “karne” ile hakça kullanımını bile kötüleyen bugünkü siyasal iktidarın başındaki kişiyi kınamak için sözcük bulabilmek oldukça zordur. Bugün o büyük insanı kötülemeye yeltenen bir siyaset adamına dünyanın neresinde rastlanır? Elbette Türkiye’de rastlanacaktır. Ve de Başbakan olan biri tara-fından kötülenerek, Hitlere benzetilerek.

İsmet İnönü tek partili sistemden çok partili sisteme geçmeyi sağlamışken, Recep Tayip Erdoğan, ise, başbakan olarak çok partili düzeni, tek parti hegemonyasına dönüş-türmüştür. İsmet İnönü döneminde neyle suçlandığını bilmeyen yıllarca tutukevlerine tıkılan bir tek yurttaşa rastlayamazsınız. Onun kurmaya uğraştığı demokrasi bugün öylesine hukuk dışı uygulamalarla amacından ve yörüngesinden saptırılmıştır ki, henüz basılmamış kitap bile polisler tarafından basılarak yazarı tutukevine tıkılmıştır. Aslında İnönü’yü Hitlere benzeten kişi Hitlerin SS’ lerini Türkiye’de yürürlüğe sokan kişidir. Adı Recep Tayyip Erdoğan olan Başbakan bilmelidir ki; 1940’ların İkinci Dünya Savaşındaki karne sistemi uygulanmasaydı, sadece parası olanların beslenmesi söz konusu olurdu ve yoksullar kitlesel olarak yaşamlarını yitirirlerdi. Eğer bugün Recep Tayip Erdoğan doğabilmiş ve annebaba ocağında yetişebilmişse İsmet İnönü’nün uyguladığı “karne” sayesindedir. Recep Tayyip Erdoğan’ın anne ve babası, şimdiki oğulları kadar varlıklı olmadıkları için, yaşamlarını o karne sayesinde sürdürebildiler. Recep Tayyip Erdoğan’ın o dönemi tarih sayfalarında incelemediği anlaşılıyor. Savaş dışında kalmış İsviçre ‘de de karne sistemini uygulanmıştır. Yalnız Türkiye’de değil. Savaş koşulları, tüketim planlamasını zorunlu duruma getirmişti.

TBMM’nin 3 Temmuz 1336 (1920) günlü gizli celsesin-de İsmet Paşa’nın konuşmasını anımsatmaya gereksinim duymaktayız.

Bugün İsmet İnönü’nün kendi adını taşıyan utkusunu (zaferini) Yunan ordusunun güçsüzlüğünden kaynaklanan bir şans biçiminde ki yorumları görünce TBMM’nin açılı-şından tam 63 gün sonra, Erkanı Harbiye-i Umumiye Vekili İsmet Bey’in Kurtuluş Savaşı öncesinde ülkenin dört bir yanında ortaya çıkan başkaldırılar karşısında onu eleştirmeye yeltenenler olsaydı ne yapabilirlerdi. Örneğin, TBMM’nin 3 Temmuz 1920 günlü gizli celsesindeki şu konuşmayı yapabilirler miydi? Onun bilgi düzeyine şimdi bile ulaşmış oldukları söylenebilir mi? Onun yüreğindeki kıvılcımın ayırtındamı dırlar? Bir ulus tarihe adını yazdırdığı büyüklerine sahip çıkmazsa o ulusu ancak küçükler yönetirler. Ve buna da mustahak olur o ulus.

Ulusların çöküntüsünün kaynağında ne ekonomik bunalımlar, ne kanlı eylem ne başkaldırılar ve hatta ne de düşman işgali önemli olmayabilir eğer bir ulus kendisini ve yetiştirdiği büyüklerini yadsımaya başlarsa, küçükler tarafından yönetilmeye boyun eğmek zorunda kalırsa.

3 Temmuz 1920’nin gizli celsesinde 36 yaşındaki genç bir adam, bir akıllı yiğit insan Edirne’den milletvekili olarak Meclis’e gönderilen ve o genç yaşta Kurtuluş Savaşının en güvenilir insanı İsmet Bey bakınız neler söylüyor. Kimileri bugünü anlatıyor gibi bir kanıya ulaşabilir:

29 Mayıs 1336’da (1920) arz ettiğim gibi Düzce ve Bolu harekatı başlamıştı. Elimizde bir çok kuvvetler bulunduğunu arz etmiştim. Bu vaziyet, fen noktai nazarından düşmanlarca malum idi. Bundan sonra Yunan ve münafık kuvvetlerin harekatında daha ziyade kuvvet peyda oldu ve henüz Yenihan ve Zile civarında basıl-mamış olan isyanı daha ziyade körükledi. Memleketimizde ve vesaiti nakliyesi kısmen mahdut bir mıntıkada olan bu vasi ateş etrafa, Yozgat’a kadar sirayet etti. Her tarafta Yunan menfaatine çıkarılan fetvalar etrafında usata (asiler) takım takım birleştiler. Bundan maada (başka) İzmit’te de kuvai inzibatiye denilen ayrıca bir kuvvet; teşkilat mevcut idi, mühim bir kuvvet, İngilizler tarafından ihraç edildi.

İsmet Bey’in bu sözleri hangi gerçeği açıklıyor: İç isyanları destekleyen İngiliz güçleriyle işbirliği içinde olan “molla” ve onların yayınladığı fetvalar. Erkanı Harbiyei Umumiye Vekili İsmet Bey konuşmasını sürdürüyor:

Gerek dahilde ve gerek İzmitte, bu nifak teşkilatına (bugün de böyle bir nifak teşkilatı yok mu? a.n.ö) karşı her ihtiyaca takdimen derhal tedabir-i kat’iye ittihazına mecbur (kesin önlemler almaya zorunlu) olduk. İzmit’te İngiliz ordugâhlarının ilerisinde yeni-den faaliyete geçmek üzere ihzar edilen harekat, mukabil faaliyetimizle iptal edildi; İngilizler tarafından kendi kendilerine Trakya’ya sevk olundu Trakya’ya yani Meclis-i Alinizin irşadatından (aydınlatıcı yön-lendirmelerinden) kuvvet alan Anadolu ya değil de Trakya’ya. Her tarafta muvasalası kesilmiş olan Trakya içinde merkezi fesat olan İngilizlerin gerçi kuvvetleri azalmıştır, yoktur. Fakat, harici kuvvetten son derece muannittirler. (inatçıdırlar). İzmit’te bu teşebbüsü iptal ettiğimiz gibi dahilde de tedabiri katiye aldık. Ve celbettiğimiz kuvvetleri Yozgat isyanı tarzında bir sureti mahsusada telakki ettiğimiz bir noktaya gönderdik. 22 Hazirandan itibaren Yunanlılar da taarruza başlamışlardı. Binaenaleyh gerek harekatı dahiliyeyi ve gerekse Yunan ordusunu bir merkezden sevk ve idare edenler; harekatı dahiliyenin Yunan harekatını derecei kafiyede ihzar ettiğine kani olarak ileri harekat emrini vermişlerdir. Bu vaziyet bizim Yunanlılarla 21 hazirandan itibaren uğraştığımız.. dört ay sonra bir az araz kaybetmeye mecbur olduğumuzu izah etmek için söylemiştik.Onun için müttehit bulunan cephe karşısında.. mühim kuvvetimizi usat (asiler) üzerine sevk etmek mercburiye-tinde kaldık.

23 Nisan 1920 günü TBMM’nin kuruluşuyla yalnız emperyalizmin işgalci güçleriyle değil, isyana kalkışan molla takımı hainlerle de savaşmak zorunluluğunun kanıtıdır İsmet Paşa’nın bu konuşması.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail