Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 87 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


12 EYLÜL 1980’E GİDEN YOLDA CHP ERİRKEN

Ali Nejat Ölçen

CHP İktidarında (1979) Ayçiçeği

Erdoğan Bakkalbaşı 12 Eylül 1980 öncesi TBMM’nde CHP’nin Senato Grupbaşkan Vekili idi. 1978 yılında Ece-vit hükümeti Adalet Partisinden aktarılan 11 milletvekilleriyle hükümet kurduğu zaman ayçicek üreticilerini korumak amacıyla 4.50 TL olan fiyatını 8.00 TL/kg’a çıkarmış ve fakat sıvı yağın satış fiyatının 24.-TL dola-yında sabit kalmasını öngörmüştü.. Böylesi kararın yanlış olduğunu ilk fark eden kişi Erdoğan Bakkalbaşı idi. Başbakan Bülent Ecevit’e başvurmuş Ticaret Bakanı ile gö-rüşmesi yanıtını almıştı. Ülkenin daha önemli sorunları varken yağ ile mi uğraşacaktı koca Başbakan. CHP’nin Senato Grup başkanvekili, Ticaret Bakanına ulaşamaz. Ülkenin çok ivedi ticaret sorunları varken Ticaret Bakanı Teoman Köprülüler yağ ile mi uğraşacaktı! Bakkalbaşı arkadaşımız Ticaret Bakanlığının müsteşarına konuyu anlatır. Aldığı yanıt: ”halkımıza ucuz yağ yedirmeyi amaçlıyoruz” olacaktı elbet. Sabrı tükenir Bakkalbaşının ”olmayan yağın hangisini ucuz yedireceksiniz” der .

3 kilo ayçiçeğinden ancak 1 litre sıvı yağ üretilebiliyor ve dolayısıyla 1 litre sıvı yağın satış fiyatıyla ancak 3 kilo ayçiçeği alınacak ve üretim için gereken elektrik, işçi üc-reti gibi harcamaları karşılanamayacağı için, yağ üretimi duracak; ayçicek ürünü çiftçinin elinde kalacaktı. Neden? Sıvı yağın üretim maliyeti, satış fiyatının çok üstüne çı-kacak ve yağ üreticileri ayçiçeğine 24.-TL ödedikleri zaman diğer girdileri satın alamayacaklar. Üretim dura-caktı elbet ve halk, ucuz sıvı yağ yiyecekken sıvı yağ bulamayacaktı. Ecevit hükümetine bu gerçeği kabul ettire-memenin hüznünü bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) Erdoğan Bakkalbaşı ile paylaştığı için, sorunu şimdi burada anımsamayı gerekli görmektedir. Neden? Çünkü, sıvı yağ yokluğu bir yana, ayçiçeği satamadığı için çift-çinin elinde kalmıştı tonlarca ayçiçek ürünü. Kısmi Senato ve 5 milletvekili yenileme seçimleri CHP’nin önemli oy kaybıyla sonuçlanmış, ayçiçeği kenti Edirnede’bile seçim yenilgisi yaşanmıştı. Senatodaki CHP’nin üye sayısı 55’lerden 25’e inmiş ve Senato başkanlığı yitirilerek Adalet Partisi eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil Senato Başkanı olmuştu. Süleyman Demir-el’in sağ kolu İhsan Sabri Çağlayangil, Senato Başkanı olduğu için süresi dolan Cumhurbaşkanı Korutürk’ün yerine Çankaya’ya yerleşmiş ve Cumhurbaşkanlığı seçimi Adalet Partisini ilgilendiren konu olmaktan çıkmıştı.

CHP’yi Bitiren Peşin Vergi

1980 öncesi seçimlerde CHP, İstanbul’da, büyük tepkiyle karşılanmış ve bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) tepkinin küçük ve orta boy işletmelerin tümünden gel-diğini görmüştü. Bakkallar, terziler, tüm küçük esnaf ve örgütleri, CHP’yi haklı olarak karşılarına almıştı. Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu, seçimlere bir ay kala bu kesimin 10800.-TL peşin vergi ödemeleri kararını almıştı. Hemen hiç birinin gelir düzeyi bu peşin vergiyi ödeyecek durumda değildi böylesi yanlış karar hukuk bürolarını da kapsamına almıştı.

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) Ankara’da böylesi Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğluna durunu yan-sıtarak en azından kararın ertelenmesini sağlayabicek miydi acaba? Özel Kalem Müdürü, sayın Bakanın toplan-tıda olduğunu söylüyordu. “”Yarın saat 10’da,yine arayacağım, Bakan beyle görüşemezsen, oraya gelip ikinizi de doğduğunuza pişman edeceğim” demeseydi, bakana kavuşması mümkün olmayacaktı. “Benimle görüşmek istiyormuşsunuz sayın Ölçen” diyordu sayın Maliye Bakanı Müezzinoğlu ertesi gün.

“Sayın Müezzinoğlu, 10800 TL. peşin vergi kararınız ve de zamanı çok yanlış. İstanbul’da hiç kimseye bu kararın gereğini ve nedenini anlatamıyoruz. Büyük oy kaybının nedeni olacaktır. Aramızda kısa süren konuşmanın özeti aşağıdaki gibiydi:

-Sayın Ölçen, Bütçenin dengesinin gereğidir bu karar.
-Sayın Müezzinoğlu Bütçenin dengesi şimdi mi aklınıza geldi. CHP sizin yüzünüzden iktidardan uzaklaşınca Büt-çenin dengesi hangi partinin işine yarayacak?

Bütçenin dengesi, CHP’nin seçimlerdeki dengesini alt üst etmiş, Adalet Partisi, Senatoda 33 fazla sandalye kaza-nırken, CHP, 52 Senato üyeliğinden 40’ını yitirmişti. Sadece İstanbul’da 344 bin oy kaybına uğradık. 1977’de 25 ilde aldığımız 2.4 milyon oy, 1.4 milyona inmişti. Kenan Evren’in “geliyorum” demesini ciddiye alan da yoktu. Ve,

Senato’da çoğunluğu AP kazanmış olduğu için İhsan Sabri Çağlayangil’in yerleşmesi Demirel için yeterliydi. Çankaya’ya kendi içinden birini seçerek göndermekten yoksun düşmüştü TBMM.

12 HAZİRAN 2011 SONRASI CHP

12 Haziran 2011 günlü seçim sonuçları karşısında CHP’deki Kılıçdaroğlu karşıtlığını en gerçekçi biçimde yorumlayan Sözcü gazetesinde Emin Çölaşan olmuştur.(21 Haziran 2011) Haklı olarak CHPGenel Başkanını eleştiriyor ve fakat “ona bir süre tanınması” gerektiğini ileri sürüyordu. Eleştiriyi parti içinde iç savaşıma dönüş-türmeme kültürünü yazık ki 1972’ den bu yana CHP göz ardı etmeye başlamıştı..

Bugün genel başkanını eleştiren ve eleştirilerini parti dı-şına aktaranlardan acaba hangisi zamanında uyarı görevini üstlendi? Hiç biri. 12 Haziran 2011seçimlerinde AKP’nin devlet olanaklarını sonuna kadar, kural tanımaksızın “seçim rüşveti” ne dönüştürerek kullanmasına CHP’de hiç kimse değinmeyecek, Yüksek Seçim Kurulu’nun tarafsız davranıp davranmadığını irdelemeyecek, %25.9 oy ora-nını yenilgi kabul ederek başarısızlığı Genel Başkan Kılıçdaroğlunda göreceksiniz.

Parti içi dayanışma ve bütünlüğün korunmasına gerek-sinim duyulduğu bir dönemde böylesi duyarsızlık ve iç hesaplaşma yalnız CHP’ye değil, o partiye güven duyan kitlelere karşı da sorumsuzluktur.Genel Başkan elbette eleştirilir fakat eleştirinin de koşulu, zamanı ve biçimi var.

CHP’nin genel başkanı olduğu günden şimdiye kadar Kılıçdaroğlunun çabalarındaki etkinliğini, toplumla ilişki kurmaktaki başarını hiç kimse yadsıyamaz. CHP’ye yeni bir güç ve umut kazandırmıştır. Fakat ne var ki, kendisini düşünsel ve eylemsel düzeyde CHPmerkez örgütü yalnız bırakmış ve onun hızına ayak uyduramamıştır. Siyasal iktidarın AKPolarak her aracı kullanması ve seçimleri “kalım-dirim” savaşına dönüştürmesi karşısında CHP’nin alabildiği %25.9 oy oranı başarıdır. Bu başarıya katkıda bulunan kitleleri düş kırıklığına uğratmaya CHPiçinde hiç kimsenin hakkı olamaz, olmamalıydı.

Sy.Kılıçdaroğlu’nun toplumla ilişki kurmaktaki başarısına karşın, acaba CHP’nin Türkiye’yi esenliğe ulaştıracak çözümlere ilişkin ne tür tasarımları var, ya da var mı, sorusu sanıyoruz uzun süre açıkta kalacaktır.

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) Sy.Kılıçdaroğlu Genel Başkan oluşunun 15’nci günü, bir yakın akrabası aracılığıyla kendisine üç sayfa tutarında öneri yazısı ilet-miş ve o yazıda Başbakan R.T. Erdoğan ile “çene yarışı”na girmemesini önermişti. Seçim mitingleri süre-sinde R.T.Erdoğan ile çene yarışını sürdürdüğünü ve CHPyerine sürekli kendisini anlatmakla yetindiğini gördük. Bu tutumu oy kaybına neden olmuş olabilir. Fakat bundan daha önemlisi Sy.Kılıçdaroğlu Genel Başkan olduğunda iki program türünün hazırlığına başlamalıydı ya da Genel Merkezin başlamasını sağlamalıydı. Bunlardan biri “Muhalefet Programı”, ötekisi de “İktidar Programı”. Kendisine ilettiğim yazıda bu iki programa neden gereksinim duyulduğunu açıklamıştım. Muhalefet programı, CHPörgütünün “düşün, deyim, söylem ve eylem” bütünlüğünü sağlamak için gerekliydi, bu bütünlük sağlanamadı. İl ve ilçe düzleminde CHP’nin neden iktidar olmak istediğini kimse öğrenemedi. 12 Haziran 2011 öncesindeki sürenin tümü ne yazık ki, “Kılıçdaroğlu-R.T.Erdoğan” kavgasıyla geçip gitti. Serin kanlı, kızmayan, sabırlı, hoşgörülü Kılıç-daroğlu’ nun yerini kavgacı biri almış, Başbakan R.T.Erdoğan’ın “dişlerini sökeceğini” haykırıyordu. Toplumun beklentilerine ters düşen bir Kılıçdaroğlu’na bugün onu eleştirenlerden hangisi uyarı görevinde bulundu? Hiç biri. Emin Çölaşan Sözcü gazetesinin 21 Haziran 2011 günlü yazısında haklı olarak:

Atatürk’ün adını hemen hiç anmayan, aynen Tayip gibi “Türk” sözcüğünü kullanmaktan hoşlanmayan, Hakkari mitinginde birkaç oy uğruna “Güneydoğu’ya özerklikten” dem vuran, Tayyip’in istediği anayasa değişikliği konusunda “kapımız kendisine her zaman açıktır” diyen bir Kılıçdaroğlunu savunmam mümkün değildir. Ancak ona bir “süre” tanınması gerektiğine inanıyorum, demektedir.

Aslında CHP’nin AB-ABDekseninde yeni oluşan em-peryalizme karşı Türkiye’yi nasıl savunacağını, yönetsel, siyasal ve ekonomik bağlamda bunu nasıl uygulayacağını saptaması gerekirdi. CHP,ülkenin ekonomik ve siyasal bağımsızlığını, dış ilişkilere açık kalarak nasıl koruya-cağını bilmelidir. Türkiye’nin ağır iç ve dış borç yükünden nasıl kurtulacağının programını ve hedeflerini saptamaya başlamalıdır. Kamusal kaynakları toplumsal yarar açısından harcamanın özünü ve biçimini; türünü ve sektörünü tayin edecek bir program çalışmasını başlatmalıdır. Toplumsal gönenç ve adalette eşitlik ilkesini yeniden nasıl yapılandıracak? Adaletin hukuk ile bütünlüğünü nasıl sağlayacak. Türkiye Cumhuriyeti Devletini, polis devleti ya da derin devlet olmaktan nasıl arındırılacak ve halkın devletine nasıl dönüştürülecek? Hukuksuzlaşan hukuku nasıl adalettin yoluna yeniden yönlendirecek? Toplumsal gönencin aile sigortası ile sağlanamayacağı gerçeğini görerek, gelir dağılımı adaletini, ekonomik büyümeden yeterince pay edinme olayını nasıl gerçekleştirecek. Ürettiğinden daha çoğunu tüketen devleti ve toplumu nasıl verimli ve üretken işleyişe ulaştıracak? Ekonomik büyümenin itici ve sürükleyici sektörünü nasıl seçecek. Teknoloji tercihinde ya da teknoloji dış alımında, Gümrük Birliği koşullarında ticaret dengesini oluşturmak için nasıl bir strateji saptayacak? İşsizliği giderecek ekonomik büyümeye ve de teknoloji tercihine nasıl bakmaktadır CHP? Bilimi temel alan üniversite sorununa nasıl çare bulacak ve YÖK’ü ortadan kaldırmakla yetinmesi yeterli olacak mı? Büyük Ortadoğu Projesi ve o projenin Türkiye’yi kuşatan kollarına karşı Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı ulus devletini nasıl koruyup bunu uluslararası ilişkilerde savunacak?

Yabancı üretim odaklarına devredilen stratejik sek-törlerdeki üretim tesislerinin yeniden sahipliğini edinmek ve ekonominin olmazsa olmaz koşuluna dönüştürmek için buna engel oluşturacak “Tahkim” yasasını nasıl etkisiz duruma getirecek?

Düşün özgürlüğü ile yayın, basım konusunda ki özgürlüğü yeniden nasıl var edecek ve bu bağlamda Silivri ve Balyoz suçlamalarındaki adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla bağımsız yargı erkini yeniden nasıl yaratacak? Milletvekili seçilen Prof.Haberal, Balbay, General Engin Alan ve hatta Hatip Dicle ve ötekilerin tutukluluk durumlarının sürmesi, bağışlanamaz bir hukuk skandalıdır ve böylesi karar veren yargıçlar eğer batı ülkesinde olsay-dılar kendilerini kapı dışında bulurlardı. Hukuk ulusal iradenin kararını yok sayabilir mi?Haberal ve Balbay’ı TBMM’de görmedikçe yemin etmeyeceğini CHP’nin açıklaması eğer yanlış idiyse, “İrade Beyanı” adındaki anlamsız deyime güvenerek yemin edilmesindeki kararı bundan daha beter yanlışlık, yanlışlıktan öte ilkesizlik’ değil midir?

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail