Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 87 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


AKEPE’LEŞEN HUKUK

Ali Nejat Ölçen

1.2023 Hedefi Şimdiden Gerçekleşiyor.

Hangi siyasal iktidar, dünyanın neresinde ülkenin tüm katmanlarını karşısına alarak egemenliğini sürdürebilir? Hangi ülkede siyasal iktidar, kendi yarattığı sorunları çözmekte bu denli beceriksiz olabilir? Anadolu insanı bu denli duyarsız olduğu dönemi Osmanlının egemenliği altında bile yaşamadı. Bir toplum, geleceğini bu denli olumsuzluklara sürükleyen kadroları hala sırtında taşımayı sürdürüyorsa, o toplumu esenliğe kavuşturacak güçleri kimse var edemez. Adalet, eğitim, sağlık ve hatta din ve ahlak gibi temel kurumlar, akepe’leştikçe..

TBMM’nin duvarlarında kaldımı bilemiyoruz yeniden yazılması gereken tümce şu olmalıdır:
Egemenlik bilakaydı şart iktidarındır.

Yargı salonlarının duvarlarında kaldı mı bileniyoruz yer alması gereken tümce artık şöyle olmalıdır:
Adalet mülk edinmenin temelidir.

Üniversitelerin duvarlarında kaldı mı bilemiyoruz. Yer alması gereken özdeyiş artık şöyle olmalıdır:
İtikad en gerçek yol göstericidir.

Türkiye Sorunları kitap dizimizin 77.sayısında (Mayıs 2009) hukuksuzluğun hukukunun yaratılmakta olduğunu ileri sürmüştük. Hangi çağdaş hukukta dijital CD’ler suç kanıtı olabilir, gizli tanık suç tanımında kulanılabilir?Yargı hangi çağdaş hukukta, bir biriyle çelişen kararlar verelir. Bugün, adaletten koparak hukuksuzlaşan hukukun en çirkin örneklerini yaşamaya başladık. Hukukun hukuksuzaşmasını yani hukuksuzluğun hukuklaşmasını yaratan Adalet ve Kalkınma Partisini o nedenle adaletsiz ve kalkınmasız parti olarak nitelemiştik yıllar önce.

2.Seçilen kişi milletvekilidir, dokunulmazlık zırhına bürünmüştür. Dokunulmazlığı yok sayılamaz,Meclis kararı olmadıkça.

Bir kişi milletvekili seçildiği an, “dokunulmaz”dır. Dola-yısıyla Anayasa’nın “yasalar önünde herkesin eşit olduğu ilkesi” bugün milletvekili seçilen seçkin bireyler için geçerli değildir. O nedenle Ağır Ceza Mahkemesi, millet-vekili seçilip te hala tutukluluğunun devamındaki gerek-çesinde Anayasa’mızdaki “eşitlik” ilkesini kullanamaz kullanması hukukun dışına çıkması sonucunu doğurur. Neden, çünkü tüm yurttaşların dokunulmazlığı yokken milletvekillerine dokunulmazlık ayrıcalığı tanınmıştır. Örneğin yargı kararı olmadan, Cumhuriyet Savcılığının bilgisi dışında ilgili merciin (Hukuk böyle yozlaştırıldı) buyruğuyla güvenlik güçleri, kuşku duyduğu kişinin evine gece yarısı girip onu gözaltına alabilmektedir. Çağdaş hukukta böyle bir garabete rastlanır mı? Bunu öngören yasa, aslında hukuksuzluğun hukukunu yaratan yasadır ve AKPiktidarının hukukuna uygundur. Çünkü o partinin çoğunluğu, “biad” kültürünün üyeleridirler. Onların hu-kuku, Parti Genel Başkanının dudakları arasında oluşur. Ülkemizde de hukuk, güvenlik güçlerinin kararlarında oluşmaktadır! O yüzden hukuksuzlaşan hukuk dönemini yaşamaktayız. Hukuk, suç yaratma makinesine dönüş-türüldü.

Böylesi çarpıklaşan hukukun bile uygulanamayacağı kişi sadece milletvekilidir. Hiçbir güvenlik gücü bir milletvekilinin gece yarısı evini basarak eşyalarını aramak gibi bir yetkiyi kullanmaz onu alıp götüremez. Yani burada milletvekili olanla olmayan arasındaki eşitlik ilkesi geçerli değildir. Ağır Ceza Mahkemesi (sayısı 13 veya 14) mil-letvekili seçilen kişilerin tutukluluk kararında bu eşitlik ilkesini uygulamakla hukuk dışına çıkmış, kendisini huku-

kun üstünde yetkiyle donanımlı olduğu yanılgısına kaptırmıştır.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “ya Ogün Samast, Da-nıştay saldırısını yapan Alparslan Arslan seçilirse” biçimindeki kaygısının hukukta yeri yoktur; eğer o hukuk yargıç olan üyeler tarafından korunuyor ve ciddiye alınıyorsa. Yani YSK, eğer görevini ciddiye almaz ve Danış-tay baskınının failinin seçilme talebini ret etmez, o da seçilirse, elbette seçilmiş olur. Seçildiği anda milletvekili olarak bugün yürürlükte olan dokunulmazlık zırhına bürünür. Onun seçilmesinden kendisi artık sorumlu değildir. Onun seçilmesini zamanında önlemeyen kurum sorumludur. İşte pozitif hukuk budur. Adalet Bakanı böylesi hukuka ters düştüğünün ayırtında değil. Çünkü o kendi kafasındaki hukuku hukuk sanmakta..

3.Çatışmalı Demokrasi. 12 Haziran Seçimlerine Düşen Gölge

12 Haziran 2011 seçimlerine gölge düşüren kurumların başında gelmektedir Yüksek Seçim Kurulu. Hatip Dic-le’yi beğenirsiniz, beğenmezsiniz onu ülke için zararlı görürsünüz ya da görmezsiniz bu ayrı bir konu. YSK eğer onun seçilebileceğine karar vermiş ve aday olmasını önleyici karar almamışsa, seçildikten sonra onun seçilmemiş olmasına da karar veremez, eğer o kurum hukuka saygı duyuyor ve kendi çelişkisinin zararını milletvekili seçilen kişinin omzuna yüklemiyorsa. Hatip Dicle seçildiği anda milletvekilidir. Onu seçen kitlenin oylarını çöpe atma hakkı ve yetkisi YSK’ya tanınmış değildir.

General Engin Alan, yazar Balbay, Prof. Haberal millet-vekilidirler hiçbir yargıç onların TBMM’inde görev yapmasına engel olmaz. Demokratik bir ülkede Başbakan olan kişi seçimlerden önce, o seçkin bireylerin, seçilseler bile kararı hukukun vereceğini söyleme yetkisine sahip ola-az. Bunu söyleyen bir başbakan, demokrasinin geçerli olduğu bir ülkede bu sözünün bedelini o makamdan düşerek öder.

Bugünün çarpık hukukundan onu yaratan bugünkü siya-sal iktidarın yarın (belki yarından da yakın bir zamanda) kendilerinin de zarar görmeyeceğini kim ileri sürebilir? İşte en yakın örnek.

4.Ağabeyi Tutuklanan Bir Bakan ve Kaçak Şarap Üreten Bir Eski Başbakan:Tansu Çiller.

Hukuku hukuksuzlaştıranların bir gün hukuka gerek-sinim duymayacaklarını kim ileri sürebilir? İşte iki örnek:

Devlet Bakanı Faruk Çelik, “Ben devletin bakanıyım” diyor.”Ağabeyim de bu suçu işlemediği halde çıkıp zimmetine para geçirdi diyorsunuz. Ağabeyim 5 gün tutuklu kaldı. Bunu nasıl temizleyeceksiniz? Bir çamur atılsın, gidilsin olur mu?”

Olur elbet, kendi yarattığın hukuksuzluğun hukukunda bunlar olacak, şimdi sıra sana gelince mi, devletin bakanı olduğunu anımsıyorsun? Balbay 1000 gün içerde, Prof. Haberal iki yılı aşkın tutuklu, generaller, ordunun komutanları, İşçi Partisinin Genel Başkanı, kitabı basıladan odası basılan yazarlar, seçkin öğretim üyeleri yıllarca içerdeyken sesin çıkmıyor de sıra ağabeyine gelince mi, “cıyaklayacaksın”? Hukuksuzluğu hukuka dönüştürmek artık kolay mı sanıyorsun? Başbakanın bakanı olduğunu unutarak kendini nasıl “devletin bakanı” sanabilirsin. Baş-bakan “bakanlarımı kapının önüne koyarım” dediği zaman devletin bakanı olduğun neden aklına gelmedi? Devletin bakanı olduğunu ağabeyin tutuklanınca mı anımsayacak-sın?

5.Sahipsiz Kalan Devlet. Ya da Devletsiz Devlet

Hükümetin bir bakanına “has-tir” diyen Diyabakır belediye başkanını Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül ma-amında ziyaret ederse, devletimiz, sahipsiz diyebiliriz elbet Mustafa Kemal’in Çankaya’sındaki, devleti yete-rince koruyor mu devletimizi?. Korusaydı, “sorunlarımızı çözemezsek birileri gelir çözer” diyebilir miydi Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül? Birilerinin gelmesi bu denli kolay mı. Geldikleri gibi giderler gerçeğini Çan-kaya’mız Mustafa Kemal’den hala öğrenemedi mi? Ey Başbakanın bakanı Faruk Çelik hukuksuzluğun hukuku sizlerin de başına çullanınca mı devleti anımsayacaksınız? İşte bir başka örnek: Bayan eski başbakan Çiller kaçak şarap üreticisi.

İzinsiz, ruhsatsız. bandrolsuz 7500 şise şarap üreten eski başbakan Tansu Çiller. Meğer ikram için şarap üretiyor muş ta kimsenin haberi olmamış. İyi ki gece yarısı evinden alınıp sandalya üzerinde on saat sorguya çekilmedi!

Kararlarımızın yasalara değil, dinimize uygun olup olmadığına bakacağız diyen bayan başbakan “şarap” üreticisi! Hem de evinde ve de kaçak olarak! Şimdi onun tutuklan-ası gerekmez mi. Eğer ülkemizde hukukun eşitliği varsa.

Ağabeyi beş gün gözaltında kalınca hukuku anımsayan devletin bakanı ey Faruk Çelik, kaçak şarap üreticisi ey bayan Başbakan anımsar mısınız; Mustafa Kemal’in ulusalcı ulus devletinin temel özelliği idi Cumhuriyet. Ve o Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesiydi. Bugün O’nun Cumhuriyetinin kimin kimsesi olduğunu hiç düşündünüz

mü, kaçak şarap üretirken?

6.Hukuk nerede, HSYK nerede?

Hukuku adaletle bütünleştirecek tek kurum, Anayasa Mahkemesinden önce HSYKolmalıydı. Bir başka deyimle; bu kurul, siyaset dışında kalması gereken kurum arın başında yer almalı ve yargıç ile savcıların hukuk dışına kaymalarını önleyen ölçütlerini “hukuk”u korumanın koşullarına göre saptamalıydı. Eğer saptamışlarsa, uygulamalıdır ya da uygulamalıydılar..

Fakat ne yazık ki, yetisini yitirmiştir.. YSK’nın suskunluğunun ve işlevsizliğinin açık ve acı bir örneğini sizlerle paylaşmaya gereksinim duymaktayım. 5 Temmuz 2011 günlü Cumhuriyet gazetesinde Milletvekili Mustafa Balbay’ın köşe yazısından bir bölümü kanıt olarak bilgi-lerinize sunuyorum.

7.Milletvekili Mustafa Balbay’ın Seslenisi

Mustafa Balbay’ın yazım biçimini “zerafet” denilen niteliği ile özetleyebiliriz. 5 Temmuz 2011 günlü yazısı, bu özelliği o dayanılmaz güç koşullarda bile yitirmediğini kanıtlıyor. Bakınız TBMM’ndeki seçilmişlere nasıl ses-leniyor:

Gelin benim karşı karşıya kaldığım duruma, Mustafa Balbay’ın başına gelenler diye bakmayın. Halkın oylarıyla seçilmiş kişilerin başına gelenler diye bakın.Eğer ülkesinde siyaset yapmak isteyen, parlamenter sistemin kalbi olan Meclis’te yer almak isteyen bir kişiye yargıçlar,”bu adam yurt dışına kaçabilir, ben güvenmiyorum” diyebiliyorsa..Bu yönde hiçbir kanıt gösteremiyorsa, bir düşünün..

Bir düşünün, diyor Balbay. Kim, hangi kurum, hangi kuruluş, hangi kurul düşünecek? İlk düşünmesi gereken HSYKdeğil mi? Düşünüyor mu? O yüzden haklı olarak soruyoruz: HSYKnerede, hukuk nerede?

Milletvekili seçilenlerin tutukluluğu hala sürüyorsa bu sorunun çözüm yeri TBMMdeğildir. Yargı, yanlış kara-rından dönmeyi bilmelidir Ya da o yanlış kararın doğrusunu ortaya koyacak bir üst mahkeme sadece hukukun koruyucusu olabilmelidir. Açıkçası, sorunu TBMM yaratmıştır yarattığı sorunu çözemez. Çünkü TBMM, AKPiktidarının egemenliği altındadır,işgale uğramıştır. CHPile MHP, söz üretme aracına dönüştüler.

O nedenle, böylesi yanlış, haksız, kanıtsız, subjektif karar veren yargıçlar için yaptırım gerekir ve o yaptırımın kaynağı, TBMM’den önce HSYK’olmalıdır. Bugün hukuk, AKEPE’leştiği için devlet ile ulus arasındaki güven bağı her geçen gün erimektedir. Anadolumuz’da Mustafa Kemal Atatürk’ün devletini ve onun ulusunu tanınmaz duruma getiren tüm siyasal partilerin tarihin çöplüğünde kaybolup gittiğini görmek için çok gerilere bakmak gerekmiyor. Düne bakmak yeterli. Karanlığa gömnülen dünün siyasal partilerinden birini özlemle anımsayan var mı?

8.BOP’u yadsıyan İktidar Gereği.

ABD-ABeksenine yapışık bir siyasal iktidar, BOP’u yadsımadıkça Mustafa Kemal Atatürk’ün emanet ettiği Cumhuriyeti ve onun ulusalcı ulus devletini koruyabilir mi?

Şimdi BOP’un 2023 Türkiye’sine ilişkin tasarımını bulutların arasından gözlemleyebiliriz.

1.2023’ün Türkiye’si federatif yapıya ulaşmış olacaktır. Federatif devletin ulusalcı olmasına gerek kalmayacak ve eyaletlerin özerkliği Osmanlı devletinin 1881’deki yapısını özümseyen sistemde ümmet bilinci yaratılmış olacaktır.

2.Ümmet bilinci ancak Ilımlı İslam devletini özümseyen yapı içinde Ortadoğu’daki istikrarı sağlayabilir. Bu istikrarın sürekliliği ise ABD’nin öngöreceği koşullarda güvenceye alınacaktır.

3.Bu güvencenin iki boyutuyla Ortadoğu’nun bekçisi olan Ilımlı İslam Cumhuriyeti ekonomik ve yönetsel bağlamda ABD’nin stratejik ortağı olmayı sürdürecektir..(Zaten şimdiden bu stratejik ortaklık kavram olarak ülkenin kamusal yönetimine sindirilmiştir.)

4.ABD, Anadolu’yu içine alan daha geniş coğrafya içinde (Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nn da açıkça belirttiği gibi, Mustafa Kemal’in misakı milli sınırlarını aşacağı için) daha geniş coğrafyada ABDnimetlerinden yararlan-mak kolaylaşacaktır.

5.Ulus,ulusalcılık türündeki kavramlar, geçerliliğini yitirdiği için, özerklik tanımı uyarınca ümmet, itikat, iman gibi ortak temel değerler güncelleşecek, eğitim sistemi buna göre yeniden biçimlenecektir. Her eyalet kendisine özgü güvenlik gücünü oluşturacak, kendi özerk yönetiminin gereği, yasal koşullarını kendisini betimleyecek ve kendi bayrağı, kendi parlamentosu, kendi kültürü ve diliyle merkezi yönetim erkine bağlı varlığını sürdürecektir.

6.TSK’ya gerek ve gereksinim kalmayacağı için, ortak savunma stratejisini güvenceye alan Pentagon, gerekti-ğinde Ilımlı İslam Cumhuriyetini korumak ve kollamakla görevli olacaktır. TSK harcamalarından kurtulan federas-yonun tasarruf edilen kaynakları topluma, yaşam sigortası olarak dağıtılacak ve bireysel gönenç artışı sağlanmış olacaktır.

BOP’un bu tasarımı nasıl ters yüz edilir? Temel sorun budur gerisi ayrıntı.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail