Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 88 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TÜM DEVRİMLER DİKEY OLMAK ZORUNDADIR:Sy.HİKMET GENÇ’E YANIT

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk’ün diktatör olduğu zannıyla kimi yazılar AKP iktidarında boy göstermeye başladı. Bu yazılardan birine ilettiğimiz eleştiriyi aşağıdaki sayfalarda bulacaksınız

Abraham Lincoln genç bir hukukçu iken ABDbaşkanlığına adaylığını koyar ve ilk konuşmasını üç tümce ile sonuçlandırır. Başarısız bir konuşma yaptığını sanmasına karşın, o üç tümcenin tarihe geçeceğini fark edebilmiş de-ğildi.

“Ne yapacaksam, halk için hakla birlikte halka rağmen yapacağım, demişti.

O tümce bir önemli gerçeği anımsatmaktaydı. Uygarlığın gelişmesinde hiçbir devrim halka danışılarak, halkın kara-rıyla yapılmamış halka rağmen gerçekleşmiştir. Ve hiçbir ülkede halk devrimlerden yana da olamamış fakat, sonuç-larına boyun eğmiştir. Son 300 yıl içinde uygarlık tarihi önemli üç devrime tanık oldu. 1789-99 Fransız Büyük Devrimi, 1917 Bolşevik Devrimi, 1923 Mustafa Kemal’in çağdaşlaşma devrimi. Bu üç devrim içinde halkın tep-kisiyle karşılaşmayan kan dökülmeden gerçekleşen tek devrim vardır, Mustafa Kemal’in köhnemiş Osmanlı Devletinin emperyalizme terk ettiği Anadolu’muzdaki ulusalcı çağdaşlık devrimi.

Devrimlerin tümü dikey olmaz zorundadır. Şimdilerde, AKP’nin karşıt devrimi de dikey değil midir?. Gece yarısı konutları basılarak hapse tıkılan ve yıllardan beri ne ile suçlandıklarını bilmeyen, seçkin aydınlarımız, köşe yazarları, siyasal parti genel başkanı, öğretim üyeleri, üst düzey komutanlar, generaller, AKP’nin uygulamakta olduğu BOP’a bağımlı karşı devrimin tutsakları değil midirler? Milletvekili seçildikleri halde tutukluluğun devamı, demokrasi, adalet ve hukuk kavramlarıyla bağdaşabilir mi? AKP’nin despotik yönetimine karşı çıkmanın suç sayıldığı bir dönemi yaşadığımız yadsınabilir mi ? Yadsıyan olursa, kendisine öneririz. AKP’yi eleştir, ba-şına neler geleceğini görürsün.

Bu kısa açıklamadan sonra, sy.Hikmet Genç’in e-mail iletisindeki kimi yanılgılarına değinebiliriz.

1.Cumhuriyet, dikey devrimlerle kurulmuştur,diyor, sy. Hikmet Genç. Ne denli yanlış. Aslında, 29 Ekim 1923 günü ilan edilmeden önce, Teşkilatı Esasiye Kanununun bi-rinci ve ikinci maddelerinde Cumhuriyet betimlenmişti. TBMM’nin 20 Aralık 1921 günlü oturumunda yani iki yıl önce, o Anayasa’nın birinci ve ikinci maddeleri egemenliğin koşulsuz ulusa ait olduğu ve yürütme ve yasama yetkilerinin ulusun yegane ve gerçek temsilcisi TBMM de oluşacağı” hükmü oy birliğiyle kabul edilmişti. Bu iki madde, gerçek anlamda Cumhuriyet’in tanımı değil mi-dir? TBMM, dikey mi oluştu ki, kabul ettiği Cumhuriyet dikey oluşmuş olsun..

2.Sy.Hikmet Genç, “Sabah kalktığınızda bir de bakıyorsunuz ki, ülkenin neredeyse tamamı okuma yazma bilmiyor!... Neden? Çünkü “harf devrimi” olmuş. Me-ğer,halka sorulmalıymış. Nüfusun yarıdan fazlasının okuma yazma bilmediği bir ülkede acaba halka hangi yöntemle sorulacaktı? Sy.Hikmet Genç, bu yöntemin nasıl olacağını açıklayabilir mi?Nasıl olduğunu biz açıklayalım: İzmir’de toplanan İktisat kongresinde (1923) bu konuda bir üyenin sorusu gündeme girmişti. Divan başkanı General Kazım Karabekir’in işte verdiği yanıt:

Maalesef içimizde tebaa sadıka diye asırlarca yaşayan herifler tarafından zerk edilen ve şeytankerane olan fikirler, bizi seven ve ırkımızla temasa geçen ecnebilerce de şayanı kabul görülmektedir. Acaba bu Latince kabul edilebilir mi? Bu kabul edildiği gün memleket hercümerce girer. (alt üst olur) Avrupa’nın eline güzel bir silah verilmiş olacak. Bunlar, alem-i islama karşı diyecekler ki, Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler hıristiyan olmuşlardır. İşte düşmanlarımızın şeytanca fikri budur.

Görüyor musunuz halka sorulmadan önce, okuma yazması olan General Kazım Karabekir Paşa nasıl yanıt veriyor. Latin harfleri kabul edilince hıristiyan olacakmışız. Böy-lesi yanlış bir mantığı bir general, zihninde taşırken, halk acaba ne tür safsatalarla kandırılacaktı. Dünyanın nere-sinde referandumla devrim yapılmıştır? Sy.Hikmet Genç bunun bir örneğini gösterebilir mi?

3. Sy.Hikmet Genç, soruyor: “Halk’a sorulmuş mu, kafanıza ne takmak istersiniz,diye” Kendisi, şu tarihsel ger-çeğin farkında mıdır,bilemiyoruz. Sultan Mahmut II, devrimci bir padişah idi. Ve devrim sayılabilecek yenilikleri kan dökerek gerçekleştirmekten çekinmemişti..Yunan başlığı olan kepi “Fes” biçiminde uygulamaya koyduğu zaman mollalardan kimileri din elden gidiyor diye karşı çıkmıştı.Mustafa Kemal'in fes yerine şapkayı kendi başına geçirip Kastamonu’da “buna şapka denir” dediğinde, böylesi bir soruya karşı çıkan oldu mu?

4.Mustafa Kemal Atatürk döneminde “Tek partili rejim uygun görülmüştür” diyor, sy.Hikmet Genç. Her halde yakın tarihimizi inceleme fırsatı bulamamış. Fethi Ok-yar’ın kurduğu ve kısa sürede ayaklanmaya dönüştürülen “Serbest Cumhuriyet Fırkası” deneyimi, Mustafa Kemal Atatürk’te düş kırıklığı yaratmıştı. Çok partili siyasal yaşamın bir belli kültür düzeyine gereksinimi olduğu gerçeğini Türkiye’miz, o yıllarda ve ne yazık ki şimdi-lerde de hala kavrayabilmiş değil. Bugünün despotik AKPiktidarının, aslında tek partili siyasal yaşamı bile aratan haksızlıkların, baskıcı karar ve söylemlerin kaynağı, demokrasi kültürüne uzakta kalış değil de nedir.?

Sy.Hikmet Genç’e Uriel Heyd’in “The Otoman Ulema and Westernization in the time of Selim III and Mahmud II” adlı kitabını okumasını öneriyoruz. Selim III ve Mahmut II zamanında “ulema ve batılılaşma” konusunu inceliyor Uriel Heyd, kitabının 64.sayfasında ilginç bir bilgiye yer vermekte:

Osmanlı sultanlarının çağdaşlaşma reformları üst düzey ulema ile işbirliği içinde gerçekleşmişti. Örne-ğin, 1727 ‘de şeyhülislam’ın bir fetvasının,Avrupa bu-luşlarından yararlanılmasına izin tanıdığına, değinmektedir.

Böylesi bir akım (modernizasyon) şeriatı da kapsamına almış ve onun yerine Mecelle adında yeni bir hukuk sistemi yaratılmıştı. (1860’lı yıllar) Aslında Mustafa Kemal, devrimleri yaratmamış, devrmler gereksinimi Mustafa Kemal’i yaratmıştır, diyebiliriz.

5.Sy.Hikmet Genç’in önemli iki konudaki yanılgısına değinmenin zamanı gelmiştir.

İstiklal Mahkemelerinde 2800 kişinin diğer mahkemelerde de (Menemen ve Dersim olayları ile ilgili olarak) 150 bin kişinin idam edildiğini iler sürüyor. Önce Sy.Hikmet Genç’in şunu bilmesi gerekir ki, İstiklal Mahkemeleri 11 Eylül 1920 günü kurulduğu zaman Mustafa Kemal Paşa, TBMM tarafından henüz başkomutan olarak görevlendirilmemişti. İstiklal Mahkemeleri savaşta firar eden askerler ile vatana ihanet eden, düşmanla işbirliğinde bu-lunanların yargılanmasını öngörüyordu ve ülke işgal al-tındayken, yer yer isyanlar çıkmıştı, ülke tam bir karmaşa içinde idi. Firar edenler, isyana kalkışanlar, düşmanla işbirliğinde bulunanlar yargılanmasaydı kurtuluş savaşı nasıl kazanılacaktı? Bu konuda en güvenilir kaynak, Prof. Dr.Ergün Aybars’ın İstiklal Mahkemeleri adındaki yapıtıdır. Sy.Hikmet Genç’in o kitabı incelemediği anlaşılıyor. Çünkü, 2827 kişinin idam ile yargılandığı ve fakat fiilen idam edildiklerini belirten bir rakamdır o.. 1920’nin Ocak ayında kurulan mahkemeleri 1922’nin Mayısında kapatılmıştı. İdama mahkum olanların sayısı 1054’dür.

Sy.Hikmet Genç, Dersim ve Menemen olaylarında da 150 bin kişinin idam edildiğini ileri sürmekte. Bu abartılı rakamı hangi kaynaktan edindiğini bilemiyoruz.Belirt-miyor! 1940 yılında Tunceli nüfusu tüm ilçeleriyle birlikte 94 639 kişi olarak bulunur muydu eğer 150 bin kişi idam edilse idi..1950 seçimlerinde CHP oyların ülke düzeyinde % 39’unu alırken bu oran Tunceli’nde % 41’e yükselir miydi? Eğer böyle bir soykırım uygulansaydı,1950 seçim-

lerinde, Demokrat Parti 13089 oy alırken CHP9209 oy alabilir miydi.?

6.Eğer bir ülkede demokrasi varsa her konu ve her kişi tartışılabilmelidir. Şimdi soruyoruz. Despotik AKPiktidarı, kendisine ilişkin konuların tartışılmasını izin veriyor mu? Ve soruyoruz: Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerinin hangisinde, seçkin yazar, öğretim üyesi, siyasal parti başkanı ve yöneticileri, ordunun yetkin general ve komutanlarından bir tek kişi gece yarısı konutları basılarak tutuklanmış mıdır? Böylesi bir hu-kuksuzluk o dönemde yaşandı mı?.

Milletvekili seçildiği halde hapiste alıkonulan bir tek kişiye Mustafa Kemal-İsmet İnönü döneminde rastlayan olmuş mudur? Ülkemiz bugünlerin despotik yönetiminin benzerini 1920’ler öncesinde Osmanlı döneminde yaşamıştı. “Meşrutiyet” savıyla iktidara gelen İttihat ve Terak-ki iktidarında, mebus olan Rıza Nur, hapse tıkılmış ve üç ay süreyle kimseyle görüştürülmemişti. Yazar demokrat Mustafa’nın tırnakları sökülmüştü. Gümilcine mebusu İs-mail Bey’in 18 Kanunevvel (Aralık) 1326 (1911) günlü celsedeki eleştirisini sy.Hikmet Genç merak ediyorsa kendisine iletebilirim. Ya da bundan sonraki e-mail ile-tisinde o celsedeki görüşmeleri ilgililerin bilgilerine sunabilirim.

Meşrutiyet savıyla iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti, demokrasi savıyla iktidara gelen Demokrat Parti, Adalet ve Kalkınma savıyla iktidara yerleşen AKP, acaba adaleti, demokrasiyi, meşrutiyeti yerle bir eden uygulamalardan uzakta kalabildiler mi? Birbirinin devamı ve siyasal genleri özdeş olan bu üç parti, aslında hak, hukuk, demokrasi kavramlarından ne denli uzakta kaldıklarının örneklerini sergilediler. İlk ikisi tarihin karan-lığına gömüldü. Şimdi sıra, AKP’de mi?

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail