Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 89 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

MİSAKI MİLLİYE İHANET
Ali Nejat Ölçen

MİSAKI MİLLİ’YE İHANET

Ali Nejat Ölçen

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında şirazesinden çıkarılan hukuk, aslında “Misakı Milli”ye karşı

ihanetin hukukudur. Misakı Milliye sahip çıkarak onu korumanın kültürü ve inancıyla yetişmiş kadroların sanal, dijital suçlar üretilerek özgürlüklerinin gasp edilmesi, hücrelere tıkılması, aslında Misakı Milliye ihanetin görüngeleridir.

Misakı Milli’nin nasıl doğduğunu ve nasıl karara bağlandığını okuyucularımıza anımsatmaya gereksinim duymaktayız. Mustafa Kemal Atatürk, NUTUK’da Erzurum Kongresi’ne değinirken (1938 birinci basım,s.258) şu bilgiye yer veriyor:

Efendiler, milletin mal ve makasıdını da kısa bir prog-rama esas olacak surette toplu bir tarzda ifadesi de görüşüldü, diyor; Misakı milli ünvanı verilen bu prog-ramın ilk müsvetteleri de bir fikir vermek üzere kaleme alındı. İstanbul Meclisinde bu esaslar toplu bir surette tahrir ve tespit olunmuştur.

1.Ulusalcılık bilincinin doğuşu.

Osmanlı’nın ikinci Meclisi Mebusan’ı, 28 Ocak 1920 günü toplanarak aldığı kararı 12 Şubat günü açıklamıştır. O kararın ilk maddesi, ulusal bütünlüğü şöyle açıklamaktaydı.. O gün Padişah ve Halife olan hain Vahidüddin (Meclis tutanaklarında adı böyle yazılı) efendi tarafından Meclisi Mebusan kapatılır. Bildirinin birinci maddesinin son bendini birlikte okuyalım:

Dinen,irfanen, emelen birleşmiş ve yekdiğerine kar-şılıklı hürmet ve fedakarlık hissiyatıyla dolu ve ırki ve toplumsal hakları ile çevre şartlarına tamamiyle ria-yetkar Osmanlı İslam çoğunluğuyla meskun bulunan kısımların tamamı hakikaten veya hükmen hiçbir ayrılma kabul etmez bir bütündür.

Bugün AKPiktidarının denetimi ve egemenliği altındaki TBMM, 82 yıl öncesinin Meclisi Mebusan’ından çok daha gerilere düşmüş ve ulusal bütünlüğü tahrip eden kararların çıkmasına tepki göstermemiş hatta uy-gun bulmuştur. Alt kimlik üst kimlik ile ulusal bütünlük altüst edilmiştir. Kürt açılımı olarak başlayan demokratik açılıma dönüşen söylemin içinde nelerin olduğu hala açıklanmamış ve Mısakı Milli’yi yadsıyan bir Anayasa hazırlığına girişilmiştir. Misakı Milli, Vatan olarak sınırları kanla çizilen toprağımıza sahip çıkmanın andıdır. 28 Ocak 1920’de açıklanan bildiride bir 6’ncı madde vardı ki, bugün o madde de yok ediliş sürecine sürüklenmektedir. Bakınız, 6’ncı madde hangi ilkeyi koşul görüyor:

Milli ve iktisadi gelişmemiz imkan dairesine girmek ve daha asri bir muntazam daire şeklinde işleri yürütmeye muvaffak olabilmek için, her devlet gibi bizim de gelişme vasıtalarımızın temininde tam bağımsızlık ve serbestiye mazhar olmamız, hayat ve bekamızın temelidir. Bu sebeple, siyasi, milli, adli, mali ve diğer gelişmemizi engelleyen kayıtlara muhalifiz.Tahakkuk edecek borçlarımızın ödenme şartları da bu esaslara muhalif olmayacaktır.

Meclisi Mebusan’ın bu açıklamasında imzası olanlar eğer bugün AKPiktidarında yaşamakta olsalardı kendilerini Silivri’deki hücrelerde bulurlardı.

Misakı Milliye ihanet, en vahim, en sakıncalı olanıdır. Çünkü o ihanet, Mustafa Kemal Atatürk’ün, ulusalcı ulus devletini federatif ılımlı İslam devletine dönüş-türecek Anadolu’nun büyük bölümünün emperyalizmin işgaline uğrama sonucunu doğuracak, alt üst kimlik savaşımına neden olacak, bütüncül devlet yapısı çökme sakıncasıyla karşı karşıya kalacaktır. Hazırlanmasına girişilen yeni Anayasa’nın, Mısakı Milliye karşı ihanetin anayasası olmamasını sağlayacak savaşıma katılmak yurtseverliğin gereğidir.

Mustafa Kemal’in Misakı Milli’ye ters düşen Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’i Nutkunda bakınız nasıl eleş-tiriyor ve onu görevden alıyor (s.444):

Heyeti Murahhasımız Reisi, bundan bahsetmemiş ise, verdiğimiz talimat ve selahiyet dairesinde hareket et-memiş demektir. Hatta irtikap etmiştir. Bu hata yüzün-den Avrupa ve bilhassa Fransa efkarı umumiyesinde (kamu oyunda) makus tesirler hasıl olduğu görülüyor. Bekir Sami Bey gittiği yoldan hareket edersek aynı veçhile hata etmiş oluruz. Avrupa’nın Misakı Milli’den haberi yoktur, Misakı Milli tabirini öğrenmemiş olabilir.

2.Avrupa Birliği Karşısında Kendini Korumayan ülke

ABkarşısında AKPiktidarı, yalnız ülkemizin çıkarını değil, toprak güvenliğini de sağlamakta çekinser dav-ranmaktadır. Örneğin, AB’nin Türkiye’mize ilişkin 2004 yılındaki gelişme raporu’na ek restricted kaydıyla 6 Ekim 2004 tarihinde yayımlanan belgede:

Ortadoğu’da su, gelecek yıllarda stratejik sorun olacak ve Türkiye’nin AB’ye girmesiyle, su kaynaklarının ve yapı yatırımlarının ..”İsrail ile komşu ülkeler arasında sınır su birlikleri dahil uluslararası yönetime devri söz konusu olacak?

O tarihte Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül’den ve Başbakan R.T.Erdoğan’dan hiçbir tepki gelmedi. Oysa bu koşul, düpedüz, açıkça Misakı Milli’nin reddi demektir ve bu ret karşısında suskun kalmak Misakı Milli’ye ihanetle eş anlamlıdır. Ülkemizin güneyinde sadece iki komşumuz ülke vardır, Irak ve Suriye. İsrail, Suriye’nin güneyinde ülkemizden 640 kilometre uzakta. Fırat ve Dicle ırmaklarındaki su kaynağı:

1.Nasıl olur da AB, küstahlaşarak ırmaklarımızın ulus-lararası bir kurulun yönetime verilmesini önerebilir? Ve nasıl olur da Türkiye’deki siyasal iktidarın sesi çıkmaz?
2.Öylesi akıl almaz bir uluslararası kurulda İsrail’in ne işi var?
3.Türkiye kendi ulusal iradesine böylesi ipotek konmak istenmesine karşı çıkmayacak kadar, gaflet ve dalalet derekesine nasıl düşebilir?

Böylesi utanç verici, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kü-çümseyici tasarım karşısında, Başbakan R.T.Erdoğan, yoksullaşan bireyimize “al ananı git” diyeceği yerde nasıl olur da suskun kalır, üstelik bir yıl sonra AB ile görüşmeler başlayacağı kararının kahramanı gibi bö-bürlenir, yurt içinde törenler düzenlenecek kadar, onur-dan, ulusal istençten yoksunlaşırsa ulus, elbette bir gün Graham Fuller adında bir zibidi ortaya çıkacak:

Irak’ın kuzeyindeki ikinci İsrail diye tanımlanan yapının Türkiye’ye doğru genişlemesi planı’nı açıklayacak ve yine kimsenin sesi çıkmayacaktır.

Süleyman Demirel’ G.A.P’gaptırmam demişti. Bunlar G.A.P’ı gaptıracaklar. G.A.P’ı gaptırırken kendilerini de birlikte gaptıracaklar,farkında değiller.

Gelecek yıllarda, İsrail,Türkiye’nin sınır komşusu mu olacak? ABD’nin Ortadoğu Projesi bunu mu öngörüyor? AB,neden bu programda İsrail ile Türkiye’nin su birikimleri varlığına değiniyor? Bu soruları 2005 Mart ayında yayımladığımız Türkiye Sorunları kitap dizisinin 58.sayısında sormuş, kimseden yanıt almamıştık. Uykuya dalmış bir ülkenin ihanetle çizilen yazgısına tanık olmanın utancıyla düş kırıklığına uğramıştık. Ve o gün, 29 Nisan 1923 günü, Büyük Millet Meclisinde konuşan İzmit Milletvekili Hamdi Namık olmaya karar verdik.

Ve o, R.T.Erdoğan adındaki Başbakan, 16 Şubat 2004 günü Kanal D’de yayımlanan “TEKE TEK”proramında “Büyük Ortadoğu Proje”sinde Diyarbakır bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım” diyebilmişti! Hangi hak ve yetkiyle?

Geleceğin Yazgısı.

Emperyalizmin temel stratejisi, hangi ülkeye göz koymuş sa, satılık siyasetçi, satılık yazar, satılık öğretim üyesi bulmakta güçlük çekmemiştir. Hizmet arz edenler arasından uşaklık yeteneği en gelişmiş olanını seçme şansı vardır emperyalizmin.

Şimdi soracaksınız, emperyalizmin uyguladığı yöntem ne menem şeydir? “Corruption”.. Osmanlı’da bu tekni-ğin adı “bahşiş” Cumhuriyetimizdeki adı “hediye” olan rüşvet. Rüşvetin varsıl ettiği siyasetçiler, yazarlar, öğretim üyeleri, önce “çok genel” bir kavramı öğrenir ve öğretirler:Azınlıklar kavramı. AB’nin Türkiye’ye ilişkin gelişme raporlarında (hiçbir ülke için böylesi buyruk verici raporlar düzenlemeden onları üye olarak kabul etmiştir AB) “azınlık kavramı, azınlıkların hakları” konusu öylesine insancıl, öylesine evrensel ve öylesine geneldir ki, 1999 yılından 2004’e kadar, Türkiye kamu oyu “azınlık” ve “azınlık hakları” konusunda öylesine bilinçlenir ki, kendisini bile azınlıkmış gibi görmeye başlar. Başlangıçta ham olan bu meyva yenip yutu-lacak kadar olgunlaşmış ve dalından koparılacak duru-ma gelmişse Türkiye azınlıkların kimler olduğunu öğrenecektir. Bu arada devreye yeni bir kavram girmeli ki kuramsal yapı tümleşebilsin: ”Alt kimlik,üst kimlik”. Bunu da Başbakan üstlenecektir. AB’nin 2004 yılına ilişkin raporunda, azınlıkların Kürt ve Alevi yurttaşlarımız olduğunu böylece öğrenmemizin zamanı gelmiş olur. Hatta tümce,küstahça ve azarlayıcı biçimle yazılır. Şöyle:

Alevis are stil not recognized as muslim minorities

(Aleviler hala Müslüman azınlıklar olarak tanınmıyor).

Ne büyük bir kusur!.Her halde 2013’sonrasında yeni bir dünya doğarken,Türkiye’miz, içerde zalim dışarıda mazlum, içerde hakim dışarıda mahkum, içerde kaplan dışarıda kedi türü yönetim biçiminden kendisini kurtaracaktır. Kurtarmak zorundadır.

3.Devletimizin onuruna ihanet: AB Çerçeve Belgesi.

Bu belge aslında Misakı Milli’yi yadsımakta, ülkemizin ulusal bütünlüğünü imhayı amaçlamaktadır. Cumhuriyetimizin temel özelliği, halkçı, laik, tam bağımsız, ulusalcı olmasını, ulusun devletiyle bölünmez bütünlüğünü zorunlu koşul kabul etmesidir.

Ne var ki, yer yüzünde AB’ye üye olmadan onun eko-nomik kıskacına giren ilk devlet de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. O kıskaç, Gümrük Birliği olarak, bugünlerin giderek artan dış ticaret açığından ve dış borç yükünden kendisini kurtaramayan çarpık ekonomiyi yaratmıştır. Köpek mamasını, kaldırım taşlarını, akasya ağaçlarını artık bu Birlikten satın alıyoruz. O Birliğin açık pazarına dönüştü ülkemiz. Tam bağımsızlık, dış borç yükü altında unutuldu ve dış politikamız ABD-AB ekseninden yönetilir, oradan buyruk alınır duruma dönüştürüldü. ABD-ABemperyalizmi, güler yüzlüdür, kibardır, buruklarını rica ederek bildirir. Kimi zaman bir parmak işaretiyle Dışişleri bakanını yanına çağırır. Büyük Elçimizi bacakları kesik oturak üstüne oturtur.

AB’nin 3 Ekim 2005 tarihinde dayattığı ve AKP iktidarının boyun eğerek kabul ettiği “Çerçeve Belgesi”nde nelerin kabul edildiğini düşündünüz mü?İşte birkaç örnek:

O belgede Türkiye için onur kırıcı “performans kriterleri” öngörülmüş: AB’ye girip giremeyeceğimizin öl-çütü olarak “performans kriterleri”. Öylelikle, AB, Türkiye’nin ileri sürülen koşulları ne ölçüde uyguladığını ölçen sınıf geçme notudur bu. Örneğin Çerçeve Belgesinin 18’nci maddesinde bakınız neler yazılı:

Komisyon, Türkiye’nin katılıma ilişkin düzenli gelişme raporları özellikle AB muktesebatına uyumun sağlanıp sağlanmadığını ortaya çıkaracak olan “tarama” esnasında elde ettiği bulgulara göre görüşmelerin geçici olarak kapatılmasına karar verebilecektir

Bununla yetinildiği sanılmamalı. Çerçeve Belgesinin 3’ncü maddesi görüşmelerin askıya alınması durumunda üyelerinin üçte birinin isteği üzerine yeniden başlaması için yeni koşullar ileri sürebilecek. Hatta görüşmelerin süresi uzarsa, bu performans kriterleri güncelleştirile-cek. AB küstahça, kedinin fareyle oynayışı gibi Mustafa Kemal’in Devletiyle oynuyor. AB’ye haddini bildirecek Mustafa Kemal Atatürk neredesin?

Konuyu rezilleştiren bu Çerçeve Belgesi, Türkiye’yi AB’ye demirliyor. İngilizcesi şöyle: Turkey is fully anchored in the European structures. Avrupa yapılarına demirlenen bir Türkiye, düşünebiliyor musunuz? AKPiktidarı buna nasıl boyun eğebildi? Daha doğrusu AKP iktidarı Mustafa Kemal’in onurlu Devletinin boyun eğmesine nasıl razı olabildi?

Çerçeve Belgesinin meş’um (uğursuz) 18’nci maddesine geri dönelim: Türkiye’nin sınıfta kalıp kalmayacağını ölçen bu “performans kriterleri”, pazar ekonomisindeki başarımızı da, hukuk ve yönetimin kapasitesini de ölçecek. Nasıl mı? Pazar ekonomisinin AB’nin koşulla-rına uygun olarak onun üye ülkelerinden yeterince köpek maması ithal ediyor mu? Devlet dairelerimizde ne-den bu denli çok Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafları var? Kemalizm, AB’ye üye olmamızın başta gelen engeli değil mi?

Çerçeve Belgesinin 2’nci maddesi de ilginç. “Din özgülüğü” koşulunu ileri sürüyor. Ne demek din özgürlüğü? Türbeler, zaviyeler açılmalı,rahipler okulu da hortlamalı.

Ya 4’ncü madde! Kıbrıs sorununu da çözmek Tür-kiye’nin görevi olmalı. Madde şöyle:

AB’nin tüm üyeleriyle Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesini geliştirmek ve geniş kapsamlı karar-lar için en uygun iklime katkıda bulunmaya adım at-mak, Birliğin ilkeleri doğrultusunda ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde Kıbrıs sorununun çözümüne yöne-lik Türkiye’nin çaba harcaması.

Ya 11.madde! Türkiye’nin AB’ye üye olabilmesine 2004 yılından sonraki mali çerçevenin ortaya çıkması (yani AB’nin bütçesinde yeterli kaynağın bulunması koşulunda) mali reformların olası sonuçları belirdiğinde karar verilecektir.

Hele bir 7’nci madde var ki: Birliğin Türkiye’yi hazmetme kapasitesi görüşmeler süresince izlenecek, ucu açık bu görüşmelerde AB,Türkiye’yi hazmedemiyorsa (ne yapacak kusaçak mı? Hayır) AB’nin midesine oturursak, Komisyon hayır diyecek.

Böylesi, aşağılayıcı, ülkemizi böylesi küçümseyici ko-şullarına AKP’den başka hangi siyasal iktidar boyun eğebilirdi? Asıl sorun burada.

Bir ülke ancak kendi onurunu ve ulusal yararını bu denli hafife alabilir. Ve bir halk ancak bu denli kendisinin ulus olduğunu unutabilir. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ancak bu denli söylemesi ayıp kendisini emper-yalizme teslim edebilir, övünçle, coşkuyla.

Basındaki aymazlık

Basında çıkan yazılar TV’de kimi öğretim üyelerinin yaptığı konuşmalar, ülke adına utanç vericiydi. Türkiye Sorunları kitap dizisinin 61.sayısında (Kasım 2005) yeterince yer vermiştik. Kısaca anımsatalım:

1.Hürriyet gazetesi 3 Ekim günü ilk sayfa da 5 cm. büyüklüğünde harflerle “Bugün Milat” başlığını kullanmıştı.

Fatih Altaylı’dan boşalan köşede yazılarına başlayan Mehmet Y.Yılmaz da, Bunlara Ulusalcı Demekten Vaz geçelim başlıklı yazısında:

Ulusalcı olmak, Avrupa Birliği’ne karşı olmak, de-mokratik hakların genişlemesine karşı olmak,Kıbrıs’ta çözüme karşı olmak..Çağdaş uygarlığın parçası olmaya karşı olmak şeklinde tezahür,ediyor diye yaza-caktır.

2.Milliyet Gazetesi 4 cm. büyüklüğündeki harflerle ilk sayfasında “Yeni Avrupa,Yeni Türkiye” deyimiyle duyuracak “İlk kez Müslüman bir ülke, masaya oturan Avrupa’da küresel güç olma yolunda hayati adım attı”diye yazacaktır. Aynı gazetede Meral Tamer de “Başbakan’a ABiçin teşekkür edilmesini” önere-cektir elbet. Öteki gazeteler neler yazmıştı,kısaca baka-lım:

3.Vatan gazetesi “Uzun İnce Yolda Dev Bir Adım” başlığını kullanmıştı. Bununla da yetinmemiş “Kıran kırana pazarlıktan Türkiye Belgeye onay verdi, AB kapıyı açtı ve medeniyetler kucaklaştı, müzakere başlıyor” diye yazmıştı. Cumhuriyet gazetesinde Oral Çalışlar adındaki yazar da, aynı övgü kervanına katılacak “Cümle Batı basını, yıllarca uğraşıp ta beceremediğimiz, milyar döksek duyuramayacağımız övgü içindeler” biçiminde kutlayacaktır elbet.

4.Ve de bir öğretim üyesi Prof.Hüseyin Bağlı mı Bağcı mı adını anımsamadığım kişi Türkiye’nin güvenliği, AB’ nin güvenliğidir,Avrupanın tarihi Türkiye’nin tarihi dir diyebilecekti TV’de gözümüze baka baka.

Bu kişilerin hiç birisi Çerçeve Belgesinde neler yazılı olduğunu okumuş ta değillerdi. O belgenin 5’nci maddesi bakınız Türkiye Cumhuriyeti Devletine nasıl bir görev veriyordu:

Türkiye, katılıma kadar geçen süre içinde,ABve onun üye devletleri tarafından (Yunanistan dahil.a.n.ö) özümsenen politikalara, üçüncü ülkelere yönelik poli-tikalarını ve uluslararası örgütlerdeki tutumlarını uyumlu duruma getirecektir.

5.Art niyetli AB’nin sözcüsü (veya gözcüsü) Olli Rehm, Ankara’ya gelerek ülkesine pamuk ipliğiyle bağlı Orhan Pamuk’ la birlikte çay içerken: Çerçeve Belgesinin Türkiye’mize verdiği ev ödevlerinden birini açıkla-yacaktı elbette:AB ile görüşmelerin “Türbülansa (çal-kantıya) girmemesi için hava ve deniz limanlarınızı Rum gemilerine açmalısınız”, diyecek

31 Aralık 2006 da AB görüşmeleri askıya alınınca,Ve R.T.Erdoğan da Rum kesimine liman açmamızın ola-nağından söz edecektir elbet. Finlandiya dönem başkanı Matti Vanhonen de:”Bu karar Ankara protokolü’nün tü-

müyle uygulandığı anlamına gelmez diyecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başkanı seçilen Talat efendi sessiz kalır mı “Doğru bir karar” diyecektir el-bet. (9.Aralık 2006) Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye dayatmalarının sona ereceğini düşünecek kadar aptal iseniz AB’nin “Çözüm değil fakat önemli bir adım” dediğini duymazdan geleceksiniz.(8 Aralık 2006)

6.Bunlar olup biterken ve AB’den gelen aşağılayıcı istekler buyruk gibi kabul edilirken Batıda Economist dergisinin eski yayın yönetmeni Bill Emmott, İstanbul Sanayi Odası’nın 5.Sanayi kongresinde:

AB’siz ikiye katlanırsınız ,diyecektir.

ABile görüşmelerin askıya alınmasına tepki göstermeyen ve bunu aşağılanma olarak kabul etmeyen devlet adamlarımız acaba 8 Aralık 2006 günü İngiltere Lordlar Kamarasının 6 üyesinin Daily Telegraph gazetesine verdikleri demeci okudular mı, okuyan varsa yüzü kızardı mı?

Şöyleydi gazeteye ilettikleri mektuptaki bir tümce:

Türkiye’nin ABile müzakerelerini kısmen askıya al-ması önerisi Türk halkına hakarettir. Laik devlet olan Türkiye, Avrupa’dan uzaklaşıp köktenciliğe itiliyor.

5.AB varlığına ilişkin kaygılar.

Bizimkilerin ABkarşısında iki büklüm olmalarına karşın, İngiltere, ulusal paramız Sterling’dir diyerek ABparasına sırtını çevirirken Başbakan Thatcher, yayım-lanan kitabında “Avrupa Birliği batmaya mahkumdur” diyecek o girişimi “klasik ütopyacı bir proje “olarak niteleyecektir. (Cumhuriyet,21 Mart 2002)

Şimdi bu satırları yazan kişi olarak ben de soruyorum:

Ey Avrupa Birliği,1993’de Vertrag (Sözleşme-Mua-hede) olarak karara bağladığınız Maastricht’in K.1 maddesinin 9’ncu bendi gereğince “terörizm ve yasa-dışı uyuşturucu ticaretine karşı korunma ve savaşım için polis işbirliği” koşulu devam ediyor mu?O koşu-lun Almanca anlatımı şöyle:

Die polizeiliche Zusammenarbeit zur Verhütung und Bekaempfung des Terrorismus, des illagalen Drogen handels und..(Kaynak:Thomas Laeuter,Presse und Informationsamt der Bundesregierung,1993,s.183)

Şimdi soruyoruz, PKK’nın uyuşturucu ticaretine göz yummak uğruna bu koşuldan vaz mı geçtiniz?

Aslında bu tür soruları Başbakanlığa bağlı AB Müsteşarlığı ya da Dışişleri Bakanlığı sorumlular başta Davutoğlu olmak üzere sormalılar. Eğer ülkemizin yara-rını korumanın bilincine ulaşmışlarsa.

Çerçeve Belgesi’ne geri dönelim. Bir 23’ncü madde var ki, yenilir yutulur gibi değildi. Şöyle:

Görüşmeler askıya alınsa ve geçici olarak kapatılsa bile, AB’nin denetimi sürecektir.

Çerçeve Belgesine ilişkin övgüye elbette TRT’de katılacak ve Cengiz Akat adındaki kişi

AB’de artık Kürt sorunu, Ermeni sorunu konuşulmayacak, artık siyasal atışmalar değil, hem içerde, hem dışarıda başka temel konuşulacak.Tarım gibi.

Bir ulus, ancak basın yoluyla ancak böyle kandırılabilir, basın yoluyla gerçekleri görmekten uzaklara ancak böyle iteklenebilir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail