Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 90 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SİYASALLAŞAN DİN, DİN OLMAKTAN ÇIKAR

Ali Nejat Ölçen

Islam ülkelerinin tümünde Din ile Devlet iç içe olduğu için, devleti ele geçiren kadrolar, din kisvesi altında kendi siyasal, ekonomik çıkarlarını korumaktadırlar, halkı zulümle yönetmektedirler. Osmanlı devletinin son yıllarında da bu böyle olmuştur.

Bugün Libya’da, Mısırda, Irak’ta, Suriye’de ayaklan-maların tümü iktidarı ele geçiren ailenin (buna otokrasi deniyor) zulmüne, haksızlıklarına bir başkaldırıdır. Halk yığınlarını köle gibi yönetmek tutkusu ile ortaya çıkan sefalet, yoksulluk ve hatta açlıktır bunun nedeni. Em-peryalizm de bu başkaldırıları destekliyor, kendi çıkarları açısından silahla yardımcı oluyor, Islam’ın Islam’a karşı çıkması kitlelerinin bir birlerini boğaz-laması sonucu doğuruyor. Özetle , iktidarların sefahatı ile halkın sefaleti karşı karşıyadır Islam dünyasında.

Din adamları, iktidarların vesayeti altında oldukları için, Kutsal Kitap’taki sefahatı, hırsızlığı, haksızlığı yadsı-yan ayetlerinden söz edemezler. Onlara Kutsal Kitap’ın ceza öngören kurallarından söz etmek kalır sadece. Namaz kılmak, oruç tutmak, Hac’a gitmek türündeki usullere uymayanların hangi günahları işlediklerini anlatırlar. Örneğin, Necm Suresindeki “say’ından (emeğinden) başkası senin değildir” hükmünü koşul gören 39’ncu ayetinden söz edemezler. Hatta din görev-lilerinin çoğunluğu halkın sefaletine, açlığına, uğradığı

zulme yabancıdır. İyi bir öğrenim görmedikleri, kültürleri gelişmemiş olduğu için, dinin yasaklarını ön plana çıkarırlar. Çünkü, Islam, devlet tarafından kötüye kullanılmaktadır.

Bunun en kötü örnekleri, Osmanlı devletinde de yaşandı. Padişah fermanıyla Şeyhülıslamlar katledildi, sürgü-ne gönderildi, Şeyhülislam Fetvasıyla, Padişahlar öldürüldü. Özetle din karşısında en güvenilmez kurum, iktidar’dır. Islam dini iktidardan yararlanırken, iktidarlar tarafından kötüye kullanıldığını fark edememekte.

Kanımca Islam dini emperyalizm ile devlet arasında sıkışıp kalmış gibidir. Oysa çağımızda her din gibi Islam da “bir İnanç kurumu”dur. Çağın karmaşık siyasal, ekonomik ve değişken toplumsal koşulları içinde onun bir yönetim biçimi olması artık olanaklı değildir. 1800’lü yıllarda Osmanlı devleti bunu fark ederek Şeriat hukukunu terk etti ve Mecelle ile yeni bir hukuk sistemini oluşturdu.

AKPiktidarı, yeryüzünde din kurumunu en kötü biçimde kullananların başında gelmektedir. Büyük ço-ğunluğu Islam’ın özüne değil sözüne bağlıdırlar, haksız gelir edinmekten çekinmezler, eleştiriye tahammülleri yoktur, haksızlık ve zulüm kin ve hınç onların yönetim biçimindeki temel araçlardır.

Din ile devlet koalisyonunun en kötü, haksız, insan haklarını hiçe sayan uygulamaları şimdilerde artık ya-dırganmaz olmuştur. Kendilerinden önceki iktidarları karalayarak, ancak o sayede daha iyi oldukları kanaatını uyandırmaya çalışmaktadırlar.

Eğer ülkemizde Islam dini devletten bağımsız, onun gözetim ve denetimi dışında kalabilseydi, şimdi bu denli kötüye kullanılamazdı. Islam sadece siyasete açılmakla yetiniyor sanmayınız. Bütün Islam dünyası, iktidarın vesayetinde olduğu içindir ki, çağın gelişim koşullarına uyum güçlükleri yaşamakta o nedenle Kutsal Kitab’ı amacından saptırarak onu akıl almaz yanlış yorumlarla içinden çıkılmaz duruma indirgemektedir. İşte en yakın örnek:

Suudi Arabistan’da Diyanet İşleri Başkanı Bin Baz, fetvasında “Dünyanın döndüğüne inananların müşrik,mürted” olduğunu açıklamıştır. Ona göre “ dünya dönseydi, batıyı doğuda, doğuyu batıda görürmüşüz” Osmanlı devletinde de dünyanın büyük bir öküzün boynuzları üzerinde durduğu inancı egemendi Çünkü Medreselere henüz pozitif bilim girmemişti.

Osmanlı 1620’lerde Lehistan’ı kuşatırken, Kepler adın-daki bir bilgin, gezegenlerin güneş çevresinde bir birim zamanda kat ettiği mesafeyi güneş merkezine bağlayan üçgen biçimindeki alanın birbirine eşit olduğunu kanıtlamaktaydı. Osmanlı sadece kılıç kullanırken, batı kalem kullanıyor örneğin Galile, Newton adındaki birileri çıkıp taşın ağır olduğu için değil, yer çekimi nedeniyle düştüğünü kanıtlıyor ve hızını hesaplayan formülü keşfediyordu. Onlar bugün uzaya ulaştılar. Biz hala yerdeyiz.

ABD’de ilkokul öğrencileri, Smithsonian Institution ‘daki görkemli müzenin girişinde muhteşem kubbeden sarkan rakkasın gidiş geliş hareketinde büyük bir dairenin çevresindeki yan yana dizili kuklalardan her seferinde birini devirdiğini görerek dünyanın çevresinde döndüğünü öğreniyorlar. Suudi Arabistan’ın Şeyhülıslamı bunu yadsıyor. ABD’nin o küçücük ço-cukları demek ki, mürted, müşrik!

Islam dünyasının din görevlileri bu denli cahil kalmamalıydılar. Kim bunun sorumlusu? Dine egemen olan iktidarlar. Türkiye’de de benzer tehlike baş göstermiştir. İşte Hüdaverdi Eroğlu adındaki bir Prof.’un kita-bındaki bilim dışı bilgi:

Zaman Allahın yarattıklarından biridir…Cinler ışık hızına yakın hareket ettiklerinden 1000-1500 yıl yaşayabilmektedirler. Malazgirt savaşında doğan bir cin hala yaşıyor olabilir.

Oysa Islam’ın Kutsal Kitabı’nda Hicr Suresinin 27. Ayeti “Cinlerin insandan önce nüfuz eden ateşten yaratıldığını” öngörüyor. Buna göre, cinler, doğan,ölen varlıklar değil. Prof. Hüdaverdi Eroğlu, hem bilime hem de Kutsal Kitab’a ters düşüyor. Bilimde ışık hızına yaklaşan nesnelerin ağırlığının sonsuz olduğunun da farkında değil.

Islam’ı bu tür safsatalardan kurtarmanın yolu o dini devletten bağımsız ve özgür yapabilmekle olanaklıdır. Islam’ın ilk yıllarında Camiler, Islam’ın parlamentosuydu. Sadece tapınak değil aynı zamanda Meşveret yuvasıydı ve orada çeşitli konu ve sorunlar özgürce gö-rüşülür kimi sorunlar da karara bağlanırdı. Örneğin Islam dünyasına aydınlık dönemini yaşatan Mutezile akımı Cami’de böyle bir görüşme sonucu doğmuştur.

Oysa bugün camiler, devletlerin gözetim ve denetimi altında atanan imam adındaki görevlilerin yönetimindedir. Cuma günleri “Vaız” olarak işittiklerinizin de ne dinle ve ne de bilimde ilgisini kuramazsınız.

Islam’ı devlet ile emperyalizmin kıskacından kurtarmak için din görevlilerinin kendilerini öz eleştiriden geçir-meleri gerekir. Kurtuluşun tek yolu bu. Yeryüzünde tek dinin (Hıristiyanlığın) eğemenliğinden kurtulmanın görevi İslam ülkelerinin omuzlarındadır. Islam ülkeleri bilimle tanışmalı ve dinsel inanç tercihlerini kişilerin kararına bırakmalıdır. Mustafa Kemal Atatürk bunu başardı. Fakat ne yazık ki 12 Eylül 1980 darbesinin ürünü Turgut Özal iktidarının Türk-Islam sentezi, bu-günün AKPiktidarını ortaya çıkararak “bilime karşı cehalet” süreci gündeme damgasını vurmaya başladı. Bugün Türkiye karanlığın başlangıcında ulusuna, ulusunun devletine, devletinin coğrafyasına, coğrafyasının Misak-ı Milli sınırlarına sahip çıkmanın sorunlarını ya-şamaya başlamıştır. Sevr güncelleşirken aydınlar yığını birbirleriyle anlaşmazlıklar keşfetmenin yarışı içindeler.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail