Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 90 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


YAPAY KAHRAMANLAR ÜLKESİ:TÜRKİYE.

Ali Nejat Ölçen

1950 yılından bu yana Türkiye’mizin yapay kahramanların iktidarıyla yönetildiğini düşündünüz mü? Sırasıyla o yapay iktidarları hangi darbelerin yarattığını gözten geçirirseniz, şimdiki sivil darbenin de yapay kahraman yaratması türünde yeni bir tehlikeyle karşılaşacağımızı tahmin edebilirsiniz.

1.İlk yapay kahramanın doğuşu.

1950, aslında ilk sivil darbe yıldır, ona yanlışlıkla halk hareketi denildi. Aslında büyük toprak ağalarının İnö-nü’nün “Köylüye Toprak Dağıtımı” tasarımına uyanan tepkilerden doğmuştu Demokrat parti. Toplumsal tepkileri uyaran ve yönlendiren olgunun başında kuşkusuz ikinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu ekonomik darboğaz ve kıtlık ekonomisinin yarattığı açlık sını-rındaki toplumsal sıkıntılar da etkili olmuştu.O sıkıntılar ustalıkla araç olarak kullanıldı ve 1945-50 nin koşulları ülkemizde Adnan Menderes adındaki yapay kahramanı yarattı. Adı demokrat olarak konulan partinin demokrasiyi nasıl alt üst ettiğinin acılarını yaşayanlar aramızdadırlar sanırım.

Şükrü Saraçoğlu’nun kurduğu Hükümet’e 29 Mayıs 1945 günü TBMM’inde Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan, Emin Sazak, Hikmet Bayur (ki bizlerin Devrim Tarihi öğretmenimizdi) ile birlikte ret oyu veren Recep Peker bile, sonraları Adnan Menderes’i “psikopat” olarak niteleyecektir.

Adnan Menderes, İstanbul’da Beyazıt meydanını nasıl mahvetmişse Ankara’da Kavaklıdere’den Ulus Tren garına kadar uzanan ana caddedeki refüjü kaplayan çam ormanını kestirip yok ettirdiyse, demokrasiyi de öyle tahrip etmiş ve kendisine iktidar yolunu açan İnönü’nün Himmetdede’de taşlanması karşısında tepki gösterme zahmetine bile katlanmamıştı.Bırakın böyle bir ilgiyi, İnönü’yü “Sağır Sultan” olarak niteleme saygısızlığını bile göze almıştı.Çok partili siyasal yaşamda tek parti iktidarını yaratan ve Tahkikat Ko-misyonu ile yasama organının aynı zamanda yargılama erki olmasını sağlayan odur. Kara cüppelilerin çanına ot tıkayacağım dediği günlerde Eskişehir ovasında kaçarken yakalandı.

2.İkinci yapay kahraman’ı yaratan 27 Mayıs 1960.

Demokrat Parti’nin kongrelerini yapmadığı ortaya çıkmıştı. Bir yurtdaşın açtığı dava sonucu kapatılması, Adalet Partisi’nin doğuşuna yol açmış ve o parti de kendi yapay kahramanını yaratmakta gecikmemişti. O yapay kahraman Süleyman Demirel idi. Devlet Su işleri Genel Müdürü olarak çok ta başarılı olan Süleyman Demirel’in, 12 Eylül 1980’in askeri darbesine ortam hatırlayan koşullara neden olması en önemli yanlışlığıdır. Birinci ve ikinci Milliyetçi Cephe Hükümetlerini kurarak kanlı gençlik olaylarının doğuşuna neden olmutu.

Milli Selamet Partisi (MSP) milletvekili İsmail Müftüoğlu ikinci MC Hükümetinde Adalet Bakanı olduğu zaman kanlı gençlik olaylarını “Vatan sever ile vatan sever olmayanların mücadelesi” biçiminde yorumlarken, Süleyman Demirel’in Abdi İpekçi ile yaptığı söyleşide “Sağ eğilimli gençlerin adam öldürdüğünü bana söyletemezsiniz” diyebilmesi devlet yönetimindeki aksak mantığın ürünüydü.

Onun döneminde ülkemizin 72 cent’e muhtaç olduğunu söyleyen de kendisidir. 10 Haziran 1970’de Türk Lirasının % 66.6 oranında değer yitirmesine neden olan o gereksiz devalüasyon kararı,% 5’lerde seyreden enflasyonun çift rakamlara sıçrayarak ekonomiyi tahrip etmesi sonucunu doğurmuştu. Açık bütçeler onun yönetiminin sonuçlarıdır.

3.Üçüncü yapay kahramanı yaratan 12 Mart 1971 darbesi.

12 Eylül 1971 darbesinin kendisine yönelik olduğu savıyla genel sekreterlikten istifa eden Bülent Ecevit o darbenin yarattığı üçüncü yapay kahramanımızdır. İnönü’nün “ortanın solu” deyimini, köy köy dolaşarak adını dağa taşa yazdırmasını bilmiş ve 1972’nin sonlarında CHP’nin Genel Başkanı olarak İnönü’nün kol-tuğuna oturmuştu. Ne var ki, ortanın solunun sadece sloganlarla, şiirsel deyimlerle gerekleştirilemiyeceğini kavrayamamış, toplumun bilgi ve kültür sığlığında birden Karaoğlan oluvermişti.

Ortanın solunu nesnel öğretiye dönüştürecek kişileri (bunlardan biri de Ali Nejat Ölçen idi) çevresine toplamış, “Halk sektörü, Köykentler, Özyönetim, uydu kentler” türündeki kavramları sonraları Akgünlere Bildirgesinden çıkartarak bir daha anımsamaya bile gerek duymamıştı. Bizler de dışlanarak bir kıyıya itilivermiştik.

Burada bir gerçek apaçık ortadır. 1978’in Ocak ayında Adalet Partisinden devşirilen 11 milletvekiliyle ödünç Hükümeti kurduğunda ABD’ye giderek Başkan Carter ile görüşme yapmaya, bir bakıma icazet almaya gerekinim duymuştu. Dönüşünde CHP grubuna ilettiği bir bilginin Grup’ta ayakta alkışlandığını şaşkınlık içinde izleyen iki kişiden bir bendim. Diğeri sy.Şeref Bakşık idi.Şöyle demişti “Karaoğlan”;

-Mr.Carter’den iç işlerimize karışılmamasını rica ettim, kabul ettiler.

Onun CHP’den istifa ederek DSP’yi kurması da hazin bir olaydır. Ve 720 sayfalık “Avrupa Muktesebatını Üstlenme Kararnamesi” üçüncü Başbakanlığı döne-minde yürürlüğe girmişti. Anadolumuzun muktesebatı AB’ye teslim edilmiş oradan gelen buyruklar ile Kapitülasyon-

lar hukukunun benzeri “Tahkim Yasası” hazırlanmıştı. O yüzden özelleştirilen stratejik sektörlerdeki tesislere devletin sahip çıkabilmesi olanağı yitirilmiştir.

4.Dördüncü yapay kahramanı yaratan 12 Eylül 1980 darbesi.

12 Eylül 1980 darbesi “our boys” tarafından gerçekleştirildiğine göre, 12 Mart 1971’deki gibi Dünya Bankasında çalışan birinin getirilerek ülke ekonomisinin ona teslim edilmesi gerekiyordu. Bu kişi vaktiyle Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarı olarak özel sektöre teşvik uygulanmasının mucidi Turgut Özal olmalıydı. Ülke gün gelecek ona teslim edilecekti. Elektrik Etüd İdaresi başkanı olması sakıncalı görülse de Cumhurbaşkanı olmasında hiçbir sakınca söz konusu olmayacaktı elbet.

1983 Yılında kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’ı DPT müsteşarı olarak atayacak ve birlikte “Milli Kültür Raporu”nu hazırlayarak “Tük-Islam Sentezi” nin temelleri atılacaktır. Bu rapor kamu kuruluşlarına yönerge olarak iletilmiş ve de devlete “Din Haritası Çıkarılması” görevini vermişti!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Mustafa Kemal kurmamış! O raporun 519’ncu sayfasında böylesi yanlış, gerçek dışı düşünceye yer verildiğini görüyoruz:

Birinci Cihan Harbi’nin sonunda yıkıla-rak artık kesinlikle ortadan kalktığı sa-nılan Osmanlı Devleti dinin bütünleştiri-ci ve dağılmayı önleyici rolü sayesinde, İstiklal Savaşı’nı kazanarak yeni bir devletin Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna imkan vermiştir.

Osmanlı Devletinin padişahı Vahidüddin Efendi (Mec-lis tutanaklarında adı böyle yazılı), ülkeyi işgal eden İngiliz ordusunun savaş gemisine sığınarak firar etmemiş ve mollalar tarafından “Yunan ordusunun hilafeti kur-tarmak için Anadolu’ya girdiğini” açıklayan beyana-meler dağıtılmamış gibi.

“Görüldüğü yerde katledilmesine fetva veri-len Mutsafa Kemal Kurtuluş Savaşı’nı kazanabilir miydi! Bunlar kendi dindarlıklarını kindarlıkla nasıl bağdaştırabiliyor-lar anlamak olanaksız. Araf suresinin 43’ncü ayetine ters düşerek “göğüslerindeki kinden ne varsa” henüz atmamışlar:

Darbenin mimarı Orgeneral Kenan Evren sık sık olur olmaz yerde Mustafa Kemal Atatürk’ten söz ederken onun Başbakanı Turgut Özal, Mustafa Kemal’i yadsımaktaydı.Gün gelecek “Türk-Islam Sentezi”nin “Türk-Kürt-Islam Sentezi”ne dönüşeceğini, yeni Osmanlılık akımına yol açarak Adalet ve Kalkınma Partisini doğu-acağını o yıllarda kim bilebilirdi?

İşini bilen memurların Hayali İhracat olanaklarını yara-tacağını, Banker Firmalarının türeyeceğini ve devlet bankaları özeleştirilirken, özel bankaların devletleşti-rileceğini, kim bilebilirdi. Bu satırları yazan kişi hariç. (Gereksinim duyanlara bunun belgesini sunabilirim)

5.Şimdiki sivil darbenin yaratacağı yapay kahraman kim olacak?

Bugünkü en temel sorun budur.Türkiye’nin yazgısın-daki karanlık sürecek mi, bunu zaman gösterecek. Toplumun değer yargısında en üst köşeyi “mağduriyet” işgal ettiği sürece ülkemiz acaba yapay kahramanların iktidarından kurtulabilir mi?Şimdilik iyi uykular diliyorum uyanıklara.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail