Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 91 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


ATATÜRKÇÜLER YENİLDİ KİTABINDAKİ KASITLI YANLIŞLAR:

Ali Nejat Ölçen

Yılmaz Dikbaş’ın “Atatürkçüler Yenildi” kitabına konulan ad yanlış. Mustafa Kemal Atatürk yenilmedi ki, O’nun izinden giden Atatürkçüler yenilsin?

29 Ekim ve 10 Kasım 2012 coşkusu, ülkemizin her karış toprağında Atatürkçülerin yenilmezliğini bir kez daha kanıtladı. O yenilmezliğin kaynağında Mustafa Kemal Ata-türk’ün kendisi ve de yarattığı devrimlerin çağdaşlığı, gerekliliği ve kararmayacak aydınlığı vardır. O aydınlığın kaynağını bilimselliğin engellenemez kısıtlanamaz sınır-sız özgürlüğü yaratmıştı. Mustafa Kemal Atatürk artık kişi olmaktan çıkmıştır. O dünyaya geleceğin aydınlı-ğının özgürlüklerde olduğunu kanıtlayan öğretinin adıdır.

İşte 29 Ekim 10 Kasım, Türkiye’mizde kendi sınıfının bilincindeki gerçek aydınları, kendiliğinden aynı düşün ve duygularla aynı gereksinim ve tarihsel bilincin özüyle, eşitlik, özgürlük hak ve hukuk tanımayan gericiliğe karşı kültürel bir başkaldırıyı yarattılar. Onlar Mustafa Kemal Atatürk’ün emanet ettiği Cumhuriyeti koruyacak olan yegane varlığımızdır.Geleceğimizin aydınlığıdır onlar. Mustafa Kemal Atatürk yüreğindeki coşkuyu, bilincindeki özgürlüğü, zihnindeki bilimselliği, doğaya ve insana saygıyı milyonların yüreğinde yeniden yaşattı. Gericiliğin ve

bağnazlığın, eşitsizliğin, hukuksuzluğun, tarihin çöplüğünde yok olacağının, dirilemeyeceğinin ulusal bilinçteki kanıtıydı 29 Ekim 10Kasım, “Atatürkçüler Yenildi” diyenlerin yenilgisiydi. Ve de Cumhuriyet karşıtlarının sonu, deliğe süpürülmelerinin başlangıcı..

1.Kitap ve Adı niçin yanlış?
Aslında kitap Atatürkçülerin değil Türkiye’nin yenildiğini kanıtlıyor ve yenilginin kusurunu Atatürkçülere yükle-meye çalışıyor. Kitaptaki temel yanlışlık bu. “Son altmış yıldır Türkiye’yi Türkler yönetmedi” demekte (s.21) fakat, bunun sorumluluğunu dönemin siyasal iktidarlarına değil Atatürkçülere yüklemektedir. Türkiye’nin dışarıdan yönetilmesinin doruk noktasına ulaştığı AKPiktidarını “mazur” gösterme çabası var. Kitabın “Giriş” bölümünde Kendilerini ulusalcı, milliyetçi, vatansever, yurtsever, laik,sosyal demokrat, aydın, ılımlı solcu (neyin nesi? olarak tanımlayanları“Atatürkçüler”üst başlığı altında topladım,diyor (s.17).Tümcede vatansever ile yurtsever birbi-

rinden ayrı farklı iki deyim midir? Bu denli geniş tanım içine girenlerin tümünü Atatürkçü olarak nitelemek kendi kafasında oluşan eleştirilere haklılık kazandırmak için olsa gerek. Ona göre Atatürkçülerin:

.Çoğunluğu Atatürk’ün Nutuk (söylev) ini bile okumamış,
.İnkilap yerine devrim demekten korkarlar(mış)
.İlkelerin değil kişilerin arkasından giderler.Sevdikleri beğendikleri kişileri putlaştırırlar(mış)!
.Eleştiri ,hele özeleştiri kültüründen yoksun’muşlar.
.Ulusalcı olduklarını söylerler dil elden gidince ortada ulus kalmayacağını bilmezler,Türkçeye sahip çıkmazlar’mış.

Türkçemizde güzel bir deyim var. Dam üstünde saksağan,vur beline kazmayı.

2.Dikbaş’ın eğik başı:
Atatürkçüler Yenildi kitabının yayınlanmasına eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu’nun,
çok büyük emeği geçtiğiiçin kendisine saygılarıyla teşekkürü borç biliyor, Dikbaş, başını eğerek. (s.13). Kimdir İsmail Müftüoğlu? Milli Selamet Partisi milletve-kili iken Süleyman Demirel’in ikinci Cephe Hükümetinde (3.3.1975-21.6.1977) Adalet Bakanı olmuştu.

Öğrenci olaylarını sağ-sol çatışması değil, Türk dev-letini yıkmaya çalışan vatan hainleri ile ülkenin var-lığını korumaya kararlı memleket severlerin müca-delesi,

olduğunu söyleyen kişiydi o. 1976’nın Şubat ayında, CHPGrup başkanvekili olarak TBMM’nin 26.2.1976 günlü 0turumunda, ona “Adalet tevzi eden bakan bu sözleri söyle-miş midir, eğer söylememişse Adalet Bakanına iftira eden TRThakkında ne işlem yapmayı düşünüyor” sorusunu yö-neltmiştim. Ne yanıt verdiğini mi merak ediyorsunuz. İşte yanıtı:

Halk Partili arkadaşlarım illa ve illa bunun üzerinde duruyorlar.Yoksa kendileri şu tavsif ettiğim kişilere “vatansever” dememi mi bekliyorlar. Bu mümkün değil.(TBMMTutanak Dergisi, devre 4,toplantı 3,cilt 17, s.159)

İsmail Müftüoğlu adındaki 1975’lerin Adalet Bakanı, AKP’nin şimdilerdeki adaletsiz Adalet Bakanı’nın bir ben-

zeridir, “Atatürkçüler Yenildi” kitabında Yılmaz Dikbaş, bu kişi için “saygılarıyla teşekkürü borç bilmekte!

Yılmaz Dikbaş ile aramızda uzun süren tartışmalar söz konusu oldu. Onun e-mail adresi:

yilmaz108@hotmail.co.uk, idi. Yadırgamıştım. Kendisine e-mail aracılığıyla sordum:

e-mail adresinde Türkiye’nin kısaltılmış simgesi “tr”i kullanmaktan utanıyormusunuz ki Britanya Krallı-ğı (United Kingdom’un) kısaltılmış simgesini kullan-maktasınız.

O gün elektronik posta adresini değiştirdi.

3.Suriye Çıkmazına karşı nerede Dik Baş?
Kitapta anlatıldığına göre CIA,tüm kamusal kurumla-rımızı ele geçirmiş: MİT,CIA’nin denetimi altına girmiş, NATO’ya bağlılık nedeniyle CIAajanları ordumuzun içinde istedikleri gibi rahatça örgütlenmişler. Ordumuzun en küçük birimlerine kadar giren CIAajanları, subaylarımızdan kendilerine ajanlar devşirmişler (s.20). Bu ağır eleştirinin kanıtı yok.

Medyaya, üniversitelere İşçi sendikalarına, belediyelere ve sivil toplum örgütlerine kanser gibi yayılmışlar. Kitapta bunlar yazılı. Kendisine sormak gerekir: Ülkemiz böylesi aymazlıkla bağımsızlığından yoksun düşerken, Atatürkçüler mi iktidardaydı?

“Atatürkçüler Yenildi” kitabında bugünkü siyasal iktidarı nedense bir tek tümceyle olsun kınamamakta. Örneğin, Suriye’ye bir grupla birlikte yaptığı geziden söz et-mektedir kitabında. Orada Ankara’da büyükelçi olarak görev yapmış bir Hintli bireyle tanışmış,onun kendisine söylediklerini kitabında şöyle açıklamakta:

Ben Türkleri seviyorum. Türklerden yanayım. Ama eğer ABD’nin emriyle Suriye’ye saldırırsanız bundan yalnız Suriye ve Orta Doğu değil, Türkler de çok zarar görür! Tam felaket olur’ demiş Hintli eski büyükelçi:(s.551)

Onun bu haklı uyarısına Yılmaz Dikbaş kısaca: Bu görüşünüze katılıyorum,demekle yetiniyor.

Kitabının 566.sayfasında şunları yazıyor:Recep Tayyip Erdoğan’ın AKPhükümeti, bir süredir kendisine karşı açık ve sert muhalefet yürüttüğü Beşar Esat’ın Suriye ordusu tarafından darbeyle yıkılmasına yardımcı ola-cak mıdır? Türkiye’de her fırsatta “artık darbeler dev-ri bitmiştir” diye fetva verenler, komşu ve kardeş ülke Suriye’de halkın ezici çoğunluğu tarafından sevilip desteklenen Beşar Esat’a karşı askeri darbe düzen-lenmesine yardım ve yandaşlık yapmaktadır, diyor.

Suriye’ye askeri saldırı yetkisini TBMM’nden “talep eden” fakat yeterli oyu alamayan R.T.Erdoğan’ın AKP hükümetini, uysalca eleştiriyor,kınama yok.

Ülkemizde bir başbakan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) un eş başkanı olduğunu açıklar ve “bize bir görev veril-di”derse, Suriye Devlet Başkanı Esat ile birlikte Bod-rum’da dostça tatil geçirdikten bir yarım yıl sonra ona düşmanca tavır sergiler, savaş hazırlıklarını başlatırsa, ülkeyi felakete sürükleyecek böylesi girişimler karşısında Dikbaş’ın niçin sesi çıkmaz? Sadece :

ABD, Suriye’ye saldırmayı kafasına koymuş. Olası böyle bir saldırıda Türkiye, ABD’nin yanında mı yer alacak? Türk ordusunun Suriye’ye askeri saldırıda bulunacağını hiç sanmıyorum,demekle yetinir.(s.551)

Sormak gerekir: Suriye sınırında silah yığınağı ve de Tank dizileri ne arıyor? Şu sırada CHPiktidarda olsa ve Suriye’ye karşı düşmanca tutum sergilese, sınırda böylesi yığınaklara girişseydi acaba o partiyi hangi sözcüklerle kınamaya girişirdi?

4.AKP’nin seçim rüşvetine karşı eğik baş.
AKP iktidarının kimi yörede fasulya,bulgur,kömür dağıtmasını yadırgayanları ve kınayanları bakınız nasıl eleştiriyor:

Kendileriyle görüşü paylaşmayan, dindar yanı (dinci demesini beklerdim) ağır basan halkımızı, din sömü-rüsü yaparak iktidar olmakla suçladıkları (sanki din sömürüsü yapmıyormuş gibi) AKP’ye oy verdikleri için sürekli olarak aşağıladılar. 12 Haziran 2011 genel seçimleri sonuçlarına göre AKP’ye oy vermiş 21 milyondan fazla insanımızı “kendilerine bir paket makarna, bir çuval kömüre satmış” kişiler olarak gösterip hakaretler yağdırırlar.

AKPnerede kimlere ne dağıtacağını bilmektedir. Nasıl bilmektedir? 12 Eylül 1980 Kenan Evren darbesi sonrası Başbakan olan Turgut Özal, kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’ı Devlet Planlama Teşkilatı Müşteşarı atayarak birlikte Milli Kültür Raporu”nun hazırlanmasını sağladılar. (1983)

Bu rapor kamu kuruluşlarına yönerge olarak dağıtıldı. Görevi uzun vadeli ekonomik kalkınma plan ve prog-ramlarını hazırlamak olan bu örgüt nasıl olur da devlete din planı hazırlaması görevini verebilir? Söz konusu raporda (s.545):

Vakit yitirmeden Türkiye’nin din haritasının çıka-rılması için devlete düşen görev ve her türlü tedbir alınmalıdır,deniyor.

Din haritası nasıl, niçin, ne amaçla hazırlanır? Devleti ilgilendirir mi kimin hangi inançta olduğu? Türkiye’nin din haritasının kimin elinde olduğunu bilen varda bu AKP’den başkası olamaz.

Fasulya, bulgur, kömür ve (su şebekesi olmayan yörelerde) çamaşır makinesi dağıtmak, seçim rüşveti değil de nedir? Demokrasiye, ahlaka ve İslam’ın kutsal kitabına aykırıdır.Sosyal adalet böyle sağlanmaz.Adil gelir dağılımıyla sağlanır. İstihdam yaratarak, dış borç altında ezil-meyen denk bütçeyi temel alan milli tasarrufun artışıyla, planlı ekonomiyle sağlanabilir.Yılmaz Dikbaş bunları bilmiyor mu? Biliyorsa niçin yazmıyor?

5.Yeni bir dünya kurulur Türkiye yerini bulur .
Cumhuriyet karşıtı, gerici kadrolar, yakın tarihimizi çarpıtarak Osmanlılığa yapay gerekçe üretirken Yılmaz Dikbaş farklı bir yöntem uyguluyor. Olayın sadece bir bölümünü ele alıyor,bütününü görmezden geliyor. Örneğin kitabının 280.sayfasında, ABDbaşkanı Johnson’un 5 Haziran 1964 günlü Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdiği yazısından söz ederek:

İnönü’nün altta kalmadığı, Başbakan Johnson’a şöyle cevap vermiş olduğu haberi yayıldıdiyor :Yeni bir dünya kurulur.Türkiye orada yerini bulur.
İnönü gerçekten hodri meydan anlamında böyle bir cevap vermiş miydi?

Mektupta bir karşı çıkış,bir dik duruş var mı?..Yeni bir dünya kurulur,
Türkiye orada yerini bulur,ibaresi nerede,diyor.

Dikbaş’ın bu sorusu, olayın bütününü görmek istemediğinin kanıtı. Çünkü, 80 yaşındaki Başbakan İnönü, bunu Johnson’un mektubundan çok önce söylememişti. (Cum-huriyet,17 Nisan 1964). Batı ittifakının Kıbrıs konusunda Yunanistan’dan yana tavır almasına karşın,

Müttefikler tutumunu değiştirmezse,Batı ittifakı yıkılır. Yeni şartlarla yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini bulur,demiştir.

ABDbaşkanı Johnson’un mektubu 5 Haziran 1964 tarih-lidir; oysa Başbakan İnönü’nün bu demecine ilişkin 16 Nisan 1964 de Time dergisinde, 17 Nisan günü New York Times’ dergisinde bilgiler var. Örneğin, Baskın Oran bu demecin Türkiye Dış Politikası adlı kitabında 16 Nisan’ da Time dergisine, Burcu Bostancıoğlu da New York Times dergisine 17 Nisan’da demeç verildiğini “Türkiye-

ABD İlişkileri”adlıkitabında belirtir. O nedenle New York Times dergisinin Nisan yayımlarını İnternet’te araştır-maya giriştik ve ABDbaşkanı Johnson’un ne denli küfür-baz olduğunu gördük. İşte onun Yunan Elçisine söyledikleri:

6.ABDBaşkanının Yunanistan Washington büyükelçisine küfrü:
Başkan Lyndon Johnson telefonla Yunanistan Washington Elçisi

Alexandros Matsas’ı Acheson planının kabul edilmesi için uyardığında,Matsas, Yunanistan parla-mentosunun böyle bir planı kabul etmeyeceğini ve Yunanistan anayasasının her hangi bir Yunan hükümetinin adayı teslim etmesine izin vermeyeceğini ,söylemesi üzerine, ardaşık söyleşi sözkonusu olur:

Johnsom:-Beni dinle bay Elçi. Senin parlamentonu siktir ederim. Ve senin anayasanı da. Amerika bir fildir,Kıbrıs bir pire ve Yunanistan da bir pire. Eğer bu iki pire, fili kaşırlarsa, fil tarafından parçalanıp yutulabilir,İyi yutulur.

Matsas:-Bu görüşünüzü başbakana iletirim.Fakat ben Yunanistan’ın sorumluluğundan eminim. Yuna-

nistan demokrasinde, başbakan parlamentonun iste-mini hiç bir zaman aşamaz.

Johnson:-Bay Elçi, eğer başbakan’ın bana demok-rasiden, parlamentodan ve anayasadan söz ederse, onu ve onun parlamentosu ve anayasası, uzun ömürlü olmaz.

ABDBaşkanı Johnson’un hışımla Yunanistan Elçisini azarlamasının İngilizcesi şöyle:

Johnson called in Greece’s ambassador to Washington, Alexsandros Matsas, and insisted that Greece accept the Acheson plan;Matsas said that no Greek parliament would ever accept such a plan and that the Greek constitution does not permit for any Greek government to hand over a Greek’s island.

Then came folloving exchange:

Johnson:-Then listen to me Mr.Ambassador. Fuck your parliament and fuck your constitution. America is an elephant. Cyprus is a flea.And Greece is a flea. If this two fleas continue itching the elephant, they may just get whacked by the elephant’s trunk, whacked good.

Matsas:-I’ll pass on your views to the prime minis-ter.But I’m certain of what Greec’s response will be Greece is demokracy and prime minister cannot override parliament’s wishes.

Johnson:- Mr.Ambassador, if your prime minister give me talk about demokracy, parlament and costitution, he,his parliament and his constitution may not last very long.

(Kaynak:Hellenicantidate.blogspot.com: Ayrıca: en.wikipedia.org/wiki/Fuck)

ABDbaşkanı Johnson, Yunanistan elçisine bunları söylerken, 21 Haziran 1964 günü özel uçağını göndererek Türkiye’nin Başbakanı İsmet İnönü’yü ABD’ye davet eder ve Beyaz Saraydaki bir akşam yemeğinde Kıbrıs sorununu görüşürler. Yılmaz Dikbaş, İnönü’nün R.T.Erdoğan gibi içi boş kabadayılık sergilemesini bekliyordu?

6.NATOyagirişimiz
Söz konusu kitapta NATO’ya girişimizi eleştirirken bir yanlışlığa imza atmaktadır Dikbaş. Kitabının 20.sayfasın-

da Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun 20-25 Şubat 1952 tarihlerinde Lizbon’da yapılan NATOKonseyi Zirvesinde:

Karşınızda büyük bir istekle ve kayıtsız şartsız işbirliği zihniyetiyle hareket etmeyi ilke edinen bir Türkiye bulacaksınız,dediğini yazmakta. Oysa. Fatin Rüştü Zorlu’nun o toplantıya Dışişleri Bakanı olarak katılması olanaksız. Çünkü kendisi ilk kez 29 Temmuz 1955 günü Başbakan Yardımcısı olmuştu. Başbakan Adnan Menderes’in 17 Mayıs 1954 günü TBMM’ ne sunduğu Hükümet Programını Dikbaş’ın incelemediği anlaşılıyor. O programda Menderes NATO’ya girişimizi övünç duyarak şöyle açıklamıştı:

İktidara geldiğimiz zaman,dünyanın yegane müşterek emniyet teşkilatı olan Atatürk Paktı dışında bıra-kılmış bulunan memleketimiz, iki yıldan az bir zaman zarfında bu teşkilat içinde yer almış ve böylece kendi emniyetini ve müdafaa imkanlarını çok geniş nispette sağlamakla beraber NATOya da mühim bir kuvvet unsuru temin etmiştir.Halbuki bizden evvelki iktidar, bu hususta sarfettiği mesai hiçbir netice vermeyince, Türkiye için bu pakta girmek imkanı olmadığını son başvekilin lisanı ile itiraf zorunda kalmıştı.

Oysa NATO, ülkemizin savunulmasını kabul etmemiş ve 5.nci madde kapsamı dışında bırakmıştı. Böylesi aksak koşullarda NATO’ya üye olmak yanlıştı ve sonuçları bakımından da “savunma sanayimiz’i”yok oluşa sürüklemiştir. Demokrat Parti öncesindeki Günaltay Hükümetinin bu koşulda NATO’ya üye olması elbette düşülemezdi.

Aslında kendisini koruyarak dış dünyaya açık bir Türkiye’yi yaratmak gerekir: Ülkenin uzun erimli çıkarlarını savunan, tek yanlı ödünlere boyun eğmeyen tam bağımsız Türkiye için. Mustafa Kemal bu ilkeyi TBMM’ni oluşturduğunun ertesi günü (24 Nisan 1920) gizli celsesinde şöyle açıklamıştı:

Hiçbir kimsenin hiçbir milletin adat veahlaki hususiyetlerine (özelliklerine) ve milliyet esaslarına mu-arız (karşı) değiliz.Yalnız istibdada ve emperyalizme ıdüşmanız. Biz Avrupalıların Bolşevizmden korktuklarını ve bizim Bolşeviklerle tevhidi efkar (düşün bir-liği) ve hareket edeceğimizden daima kuşkulanmakta olduklarını nazarı dikkate alıyor daima düşünüyorduk ki, böyle bir şeye mecbur olmaksızın amali milliyemiz (ulusal işlerimiz) dahilinde muayyen bir hudutta (belli bir sınırda) bizim şeraiti hayatiyemiz (yaşam koşullarımız),şeraiti istiklalimiz (bağımsızlık koşulumuz) temin olunursa (sağlanırsa)..

7. Sivas Kongresine İlişkin Yanlışlık
Yılmaz Dikbaş kitabının 680.sayfasında “ya istiklal ya ölüm” söyleminin Sivas Kongresi’ne damgasını vurduğunu yazmakta. Atatürkçüler bu ilkeyi terk etmişler (miş). Ne denli yanlış. Sivas Kongresinde “ya istiklal ya ölüm” söylemi karara bağlanmamıştır. Alınan kararlar arasında böyle bir söyleme rastlanmaz. Aslında Mustafa Kemal NUTUK’da ya “istiklal ya ölüm” kararıyla yola çıktığını açıklar.Ulusal Varoluş ilkesinin yaratıcısı Mustafa Kemal’dir ve Kongreleri bu amaç doğrultusunda yarat-mıştır tek başına. Atatürkçülerin NUTKUokumadığını söylerken kendisinin de yeteri kadar incelemediği anlaşı-lıyor. Ulusal bağımsızlığımızı zedeleyen, vatanın bölünüp parçalanmasına yol açan karar ve girişimleri eleştirmemektedir. Kişiye sormazlar mı: O karar ve uygulamalara niçin karşı çıkmıyorsun? Federal ılımlı Islam devleti modeline geçiş sürecine neden tepkisiz kalıyorsun? Ne var ki, “devlet-ulus” birlikteliğini zedeleyen bölünmeye yol açan politikalara karşı çıkmazken, Atatürkçülere saldırma-yı tercih ediyor:

Atatürkçüler 93 yıl önce haykırılan “ya bağımsızlık ya ölüm” diye haykırsalardı, ABDvesayetine karşı çıkar,(siyasal iktidarlar.a.n.ö) mandacı olamazlar(mış) mandacılarının yönetimi altına girmezler (miş).

Gerilerde kusur ararken bugüne niçin bakmaz, Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül’ün, 2 sayfa 9 maddelik “biat” sözleşmesini imzalamasını niçin unutur eleştirmez Dikbaş? İnönü döneminde ikili gizli anlaşma imzaladığı savı, gerçek dışıdır, yalancılığınım ürünüdür. Söz konusun iki anlaşma TBMM’nin kararıyla yasallaşmıştır. Bugünün utanç verici gizliliğine eleştiri yöneltmeye cesareti olmayanlar, 90 yıl öncesine teleskopla bakmaktalar..

Ülkenin ABD-ABçaprazında bağımsızlığını yitirmesine neden olan kararları uygulayan siyasal iktidarlara bugün karşı çıkanların gece yarısı evleri, iş yerleri basılarak dijital suçlamalarla ya da gizli tanıkların uyduruk söylemleriyle tutuklanıp hücrelere tıkıldıklarının farkında mı değil? Hukukun vahşete dönüşüne karşı niçin sessiz kalıyor,eğik başlar?

8.Yurtsever aydınlarda kusur arama
Yılmaz Dikbaş’a sormak gerekir. AKPiktidarını eleştiren, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetine sahip çıkmaya çalışan seçkinlerimiz neredeler? Emperyalizme karşı hay-kırdıkları için Silivri’deler. Emperyalizme boyun eğen siyasal iktidar yalakaları baş köşedeler. Mandacı yönetimi uygulayan siyasal iktidarlara ilişkin kitapta tek bir tümce ile eleştirisi yok Dikbaş’ın. Bakınız Atatürk’ün devrim-lerini savunan kimi seçkinlerimizde nasıl sanal kusurlar buluyor. Örneğin ona göre:

.Atatürkçü Turgut Özakman,Atatürk döneminde nasıl işler başarıldığı çocuklarımıza öğretilmediği sorusunun yanıtını bal gibi biliyor,ama Amerika’yı,Amerikalılarla yapılmış olan “Eğitim Anlaşması”nı işaret etmekten çekiniyor.

.Atatürkçü Turgut Özakman,ulusalcı görüntü verme çabasını sürdürüyor. ABD’den gelmiş bir profesör var; kanal kanal dolaşıyor,isim vermek istemiyorum, diyor… örüyor musunuz? Sıkı Atatürkçü olarak bilinen Turgut Özakman ağır biçimde eleştirdiği hatta suçladığı Amerika’dan gelen profesörün adını vermekten çekiniyor.

Yılmaz Dikbaş Anayasa Hukuk Profesörü Server Tanilli’ i de eleştiriyor:

Türkiye’de egemen sınıflar gençlerin uyanmasını is-temiyorlar, diyor..

Burada sormamız gerekir. Peki, kimmiş bu egemen sınıflar? Server Tanilli bir ipucu bile vermiyor. Gençlerimizin gözüne perde çekenlerin kimliklerini açıklamıyor.

Dikbaşın eleştirisi dışında kalmamalı Atatürkçü Gazeteci Yazar Ali Sirmen:

.Ali Sirmen Galatasaray Üniversitesi birinci sınıf öğren-cilerine hilafetin kaldırılması konusunda Kemal Tahir-’in düşümcelerini tartışmayı önerdiğinde, Kemal Tahir’i 2 kişinin bildiğini açıklıyor…Neden Kemal Tahir’i bilmedikleri üzerinde hiç durmuyor.

Sıra Atatürkçü Yazar CHPMilletvekili Kemal Anadol’a gelmelidir. Onun “Büyük Ayrılık”adlı romanında toplu-mun tarih bilinci yok bu yüzden demokrasi bilincinin yerleşmesi mümkün değil sözüne değinerek bunun nedenine dair tek bir söz etmiyor,diyor Dikbaş.

Sormak gerekir, kendisi ülkemizin kapılarını emperyalizme açan gerici ve Cumhuriyet karşıtı iktidarlara eleştirel tek bir söz işitiyor musunuz başı eğik Dikbaş’tan?

9.AKP’ye eğikbaş Dikbaş’ın görmezden geldikleri
1.Başbakan R.T.Erdoğan’ın “bize bir görev verildi ”sözüne Dikbaş’ın “size kim görev verdi, ne tür görev aldınız hangi hak ve yetkiyle BOPeşbaşkanı olduğunuz türündeki bir eleştiriye kitabında rastlayamazsınız.
2.Cumurbaşkanı seçilmeden önce Dışişleri Bakanı iken Abdullah Gül’ün ABDDışişleri Bakanı Colin Powell ile imza ettiği gizli 9 maddelik teslimiyet ve biat sözleşesini görmezden gelmektedir. O sözleşmenin bir maddesi:

Türk Silahlı Kuvvetleri ABDaskeri makamlarına bilgi vermeden PKK-KADEK’e karşı harekat yapacak olursa, Kürt halkına karşın şiddet kullanıldığı ve sokırım uygulandığı için uyarıda bulunma hakkını kullanacak” ABD.

Dikbaş’ın kendi kendisine şunu sorması gerekmez miydi: PKKve KADEK,Kürt halkının kendisimi yoksa eli kanlı terör örgütü mü?Ve de bir Dışişleri Bakanı nasıl olurda TBMM’nin yetkilerine el koyarak böylesi “gaflet ve dalalet belgesi” gizli anlaşmaya kabul eder?.

Eğer, öyle bir sözleşmeyi CHP’nin bir Dışişleri Bakanı imzalasaydı acaba o bakanı nasıl suçlayacak ABDmandacısı olduğuna ilişkin neler yazacaktı? Biat sözleşmesinde 6’ncı maddeye de Dikbaş’ın başını eğdiğini de görmekteyiz. Madde Şöyle:

Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun bulduğu sayı ve kabiliyete indirilecek,özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecekvs.

Ordumuzun komutanlarının sanal suçlamalarla hapse ne-den tıkıldıkları anlaşılmıyor mu? Böyle bir koşul Osmanlının kapitülasyon hükümlerinde bile yer almamıştı. Vahidüddin‘in Osmanlı ordusunu İngiliz generali Harringtona teslim etmesinin bir benzeri.

Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı olarak ABDhegemonyasını kabul etme yetkisini kimden aldığı sorusu neden Dikbaş’ın aklına gelmez. Böylesi maddeyi kabul edince Türkiye’yi Türkler mı yönetiyor yoksa ABDmi sorusunu sormaz;ben soruyorum: Son 60 yıl Atatürkçüler mi iktidardaydı? Demokrat Partiyi, Adalet Partisini, ANAP’ı, AKP’yi Atatürkçüler mi kurdu. Dik-baş’ın bir yöntemi var: Cumhuriyete ve kazanımlarına ters düşen iktidarları göz ardı edip, eleştiri oklarını yurtsever aydınlara yöneltiyor.Ülkeyi sorunlar batağına sürük-

yenler sorumlu değil o iktidarları yeterince eleştirmeyenler kusurlu. Eleştiriler sanki siyasal iktidarları uyarıyor yanlıştan uzaklaştırıyormuş gibi! Eleştirenlerin hapislere tıkıldıklarını görmezden geliyor.

3.Ülkemizi, ulusumuzu devleti, coğrafyasıyla bölmeyi öngören Anayasa değişikliği, kitlesel cani Apdullah Öcalanla görüşüldüğünü ileri süren parti Başkanını şerefsiz olarak suçlayan Başbakan R.T.Erdoğan’ın bir süre sonra kendisinin Oslo’da bu görüşmeyi düzenlediği açıkladığında Dikbaş acaba neden kitabında böylesi menfur bir olayı yadırgamaz ve kınamaz. Ülkeyi kanlı kargaşanın içine sürükleyen AKP iktidarına ve de sorumlularına yöne-lik tek bir eleştiri notuna rastlanmaz kitabında. Niçin?

4.Devletimizin ulusu ile bütünlüğünün yok oluşuna yol açan karar ve hatta yasaların, temel stratejik sektörlerdeki Kamu İktisadi Kuruluşlarının özelleştirme adı altında elden çıkarılışını bir tek tümceyle eleştirildiğine kitabında rastlanamaz.

5.Mustafa Kemal Atatürk’ün adının Tarih kitaplarından ve ulusal eğitim programlarından silinmesi de Eğikbaş’ı ilgilendirmemektedir. Kim olduğu bilinmeyen gizli tanık-ların sözlerinin, imzasız mektuplardaki ihbarların, bigisayara yapıştırılan iletilerin suç kanıtı sayıldığı hukuk-suzluğun hukukunu Eğikbaş’ın bir tek satırla olsun eleştirdiğine, yadırgadığına tanık olamazsınız kitabında.

Milletvekili seçildiği halde hala tutukevlerinde insanca yaşama haklarından yoksun bırakılan yurtseverlerimizi savunucu ve AKPiktidarını kınayıcı bir tek tümcesine rastlayamazsınız. Oysa Mustafa Kemal Atatürk Büyük Millet Meclisi’nin 9 Mayıs 1920 günlün gizli celsesinde:

Hiçbir vakitte millet tarafından mebus intihap edilen (seçilen) zevatın kadir ve kıymetini tenzil etmek (küçült mek) tenkis etmek (kısmak) taraftarı değiliz.

sözlerini temel alarak AKP’ye eleştiri yönelttiğini ne kitabında görmüş ve de işitmiş olamazsınız. Ve nihayet:

6.Başbakan R.T.Erdoğan ile Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül’ün Suudi Kralından aldıkları armağanları yadırgadığını ve de eleştirdiğini de göremezsiniz kitabında. Deniz Feneri yolsuzluğuna da değindiğine tanık olamazsınız. Kendisinin Kemalist olduğunu söyleyen hiç kimse AKP’ nin Cumhuriyetimizi tersine çevirmeyi amaçlayan karar ve eylemlerine sesiz kalamaz, sessiz kalıyorsa Kemalist olamaz.

7.Yılmaz Dikbaş, Türkiye Sorunları kitap dizimizde Mart 2005’de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e ilettiği yazısını yayımlanmasını rica etmişti. Kitap dizisinin 58. sayısında o mektuba yer verdim. Bu bilgiyi okuyucu-larımız şunun için anımsatıyorum: 58’nici sayıda “Sö-mürgeleşme Sürecinde Türkiye” konulu yazımızla ülke-mizin hangi karar, kanun ve anlaşmalarla ABD-AB kıskacı içine çekildiğini belgeleriyle kanıtlamış ve de AB’in 2004 yılında ki Türkiye’ye ilişkin gelişme raporunun 9.sayfasında “Eyalet Sistemi” nin önerildiği eleştirisine yer ver-miştim. Örneğin, Iğdır, Kars ve Ardahan’ın Ağrı eyaleti ve Malatya, Bingöl,Elazığ’ın Malatya eyaleti olarak ta-nımlandı ğını,AKP’nin hazırladığı ve TBMM’ne sunduğu Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile AB’nin bu meşum önerisi gerçekleşecek. Yılmaz Dikbaş’tan ses yok. Mus-tafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetini “Türk-Kürt Ilımlı İslam Federasyonu”na dönüştürmeyi amaç alan dış dayatmalı bölücü ve ölümcül uygulamalara karşı bir tek eleştiriye rastlayamazsınız kitabında. Kemalizme hasım olan AKPiktidarına eleştiri yönelmeden nasıl Kemalist olunur? Dikbaş’a bunu sormak gerekir. Çıksın ortaya, ey AKPiktidarı, ülkeyi bölüyor, parçalıyor BOP’un güdümünde Cumhuriyet Türkiye’sini tahrip ediyorsun, desin.

Altı yıl aradan sonra Türkiye’yi eyaletlere bölecek olan yasa tasarısı TBMM’den geçecekti, geçti. AB, Türkiye’yi ne zaman nasıl nereye götüreceğini yıllık gelişme ra-porlarında AB açıklıyor. Şimdi soruyorum. “Atatürkçüler Yenildi” adlı kitabında bu meşum tasarımı Yılmaz Dikbaş neden görmezden gelmiştir?Bilgim yoktu diyemez çünkü, Ahmet Necdet Sezer’e ait yazısının yer aldığı 58.sayıyı kendisine iletmiş ve aynı zamanda www.olcen.net site-sinde de yer vermiştim. Şimdi soruyorum:Atatürkçüler mi yenilerek ülkemizin eyaletlere bölünmesini öngören tasa-rıyı hazırladı ve TBMM’de yasalaşması için boyunlarını eğerek oy verdiler?

Özetle:Yukarıda 7 maddede görmezliğe geldiğini ileri sür düğüm siyasal yanlışlıkların ülkemizin onarılamayacak kargaşaya sürükleyeceği ve ulus-devlet bütünlüğünü coğrafyası ile birlikte koruyamamanın sorunlarını yaşamaya başlayacağımızı , bunun sorumlusunun AKPiktidarı olduğunu açıklamaya davet ediyorum.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail