Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 91 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


BİR KİTAP:TÜRK ORDUSU’NUN TASFİYESİ

Yazan: Gökçe Fırat (Türk Solu dergisi yazarı)

Türk Ordusunun Tasfiyesi adlı kitabı ilgiyle okudum. Adalet Ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı’nın ordumuza karşı sergilediği sanal ve dijital suçlamalarla onu gücünden yoksun bırakmasını, Türk Ordusunun Tasfiyesi biçiminde değerlediriyor. Ne var ki, kitapta Osmanlı Yeniçeri ordusunun 15 Haziran 1826 günü Sultan Mahmut II tarafından yok edilişi ile AKPiktidarında Cumhuriyet or-dusunun tasfiyesi arasında benzeyiş görmekte. Kitabın belki de en yadırganacak yanı böylesi benzeyişin kanıtlanmaya çalışılması.

Konuya girmeden önce Mustafa Kemal’in TBMM’de 6 Mart 1338 (1922) günlü gizli celsedeki konuşmasından kısa bir bölümü bilgilerinize sunmaya gereksinim duymaktayım.O gizli celsede Mustafa Kemal,şunları söylemişti:

Cepheler malumunuzdur ki ikiye ayrılabilir. Herkesin malumu olduğu bir tabirle arz edeyim, dahili cephe, zahiri cephe. Dahili cephe asıl olan cephedir, bütün memleketin aynı fikir ve kanaatte olarak yekvücut tesis etmiş oldukları cephedir. Zahiri cephe, doğrudan doğruya ordumuzun düşman karşısında göstermiş olduğu cepheden ibarettir. Bu cephe, ordu cephesinin tezelzül etmesi, tebeddül etmesi,mağlup olması, çözülmesi hiçbir vakitte bir milleti ve bir memleketi mahvedemez. Bunun hiçbir ehemmiyeti yoktur.Haizi ehemmiyet olan ve asıl memleketi yıkan ve halkı esir eden dahili cephenin sukutudur.

Mustafa Kemal, 90 yıl önce bugünleri görmüş gibidir. Bu gün TSK’nın tasfiyesinden çok daha vahim olan ABD-ABkıskacında “dahili cephe”nin, ulusal bütünlüğün çözülüşe uğratılması girişimleridir. Buna karşın, yine de , ulusal birliğimizi ve devlet ile ulus bütünselliğini koruyabilir ya da yeniden yaratabilirsek, TSK’yı tekrar var edebiliriz, Mustafa Kemal’in izinde.

Bu açıklamadan sonra Vaka-i Hayriye olayına değinebilirim: 1800’lü yıllarda Yeniçeri örgütü, başına buyruk, savaş gücünü yitirmiş, tarikat ve ticaretle iç içe çete-leşme sürecine girmişti. Onu artık “Osmanlı ordusu” olarak nitelemek olanaksızdı ve Napolyon Bonapart’ın Mı-sır’ı işgal etmesiyle Osmanlı devleti’nin Avrupa karşısında geri kaldığı gerçeğini gören ve önlem almaya ge-reksinim duyan genç Padişah Sultan Selim III idi.

Vaka-ı Hayriye’yi, bugünün koşulları ve mantığı ile değil, 1800’lü yılların koşulları içinde incelemek, gerekir. O yıllarda, Büyük Fransız Devrimi, Osmanlı devletini de etkileyecekti elbet. Selim III’in en önemli devrimi, o nedenle, Fransızca’dan 400’ü aşkın yapıtı Türkçeye çevrilmesini sağlamak ve Fransa’dan edindiği mühendislerle 800 kişilik topçu müfrezesini kurdurmak olmuştu1. “Nizamı Cedit” adıyla 800 kişilik ordu denemesi Sultan Mahmut tarafından değil Selim III tarafından gerçekleştirildi. Ziya Karamursal da “Osmanlı Mali Tarihi Hakkında Tetkikler adlı kitabında Selim III’ün babası Üçüncü Mustafa tarafından “Nizamı Cedit”in yapılanmasına gereksinim duyulduğunu” yazar.2

O yıl Osmanlı devleti de ekonominin enflasyonist dönemini yaşamaktaydı ve yeniçeri’lere ve vereselerine ödenen ulufeler, hissetleri senetleri gibi dolaşımda işlem gör-meğe başlamıştı. Nizamı Cedit adındaki yeni askerlerin giyim kuşamı ve de donanımı, dışardan getirtildiği için, bunu satan tacirlerin (ki bir bölümü yine Yeniçeri ağaları idi) gelirleri azalışa uğramış3 ve tepkilerin doğmasına ne-den olmuştu. Aynı yıl Rusya ile savaş başlamış, İngiliz Rus birlikteliğindeki donanma (1807) Çanakkale Boğazını geçerek İstanbul önlerine gelmişti. Yeniçeri Ocağı ne yapmaktaydı? Kabakçıoğlu komutunda kazan kaldırarak Selim III’ü öldürmüş yerine Mustafa IV’ü padişah olarak atamıştı. Mahmut ise, Cevriye kalfa tarafından Yeniçerilerin elinden kurtarılarak kaçırıldığı için sağ kalabilmişti.

Yeniçerilerin zorbalığı bir yana ulufe (bahşiş) almadan savaşa bile girişmiyor ya da aç kalmışlarsa, kumandan-ların çadırını basıp yıkıyorlardı. Asıl adı Mustafa olan Naima, Zigetvar savaşındaki olayı şöyle anlatır:

Yiyecek için arbede (çatışma) çıkıp bir ekmek bir altına satılır oldu. Asker gördü ki, Tisza nehrinde yiyecek gemilerinden eser yok. Budin’e gitmek sözü bile asker dilinde bir bahane olup, güçsüz kalan asker galeyana gelip Serdar’ın otağını başına yıkarak, darabatı müteaddide ile başını taşla yarıp, kolunu berelediler, mutfağı anında yağmaladılar. Zabitler erişmese vücudunu parça parça edeceklerinden kuşku yoktu.4

Yeniçeriler devlet’e değil, kendilerinin oluşturduğu “tarikat-ticaret ağalıkları”na bağımlı duruma girmişti. Ocağın azgınlıklarına ilginç bir örnek kuşkusuz 14 Kasım 1808 gecesi ayaklanarak Mahmut II’nin Padişah olmasını sağlayan Alemdar Mustafa Paşa’nın konağını basmaları ve konağın çatısını delerek onu öldürmeye girişmeleri olayıdır. Sadrazam olan Alemdar Mustafa Paşa, damı delmekte olan yeniçerileri görünce, patlamasını sağladığı barut fıçısıyla yaşamını yitirir.Bununla yetinmez Yeniçeri

ler, Sadaret Kethüdası Refik Efendiyi parçalayarak, Padişah olan Mahmut II’yi öldürmek için Saraya saldırırlar. Kadı Abdurrahman Paşa, Sekban-ı Cedit askeriyle Top-kapı sarayını savunur, bozguna uğrayan 3000’den fazla Yeniçeriyi kılıçtan geçirir.Tarikat ve ticaretle iç içe giren başıbozukluk, bu ocağın yarattığı zorbalık, Osmanlı devletinin var oluş sorununa dönüşmüştü.

Başlangıçta, ”aileleri olmayan, evlenme izinleri olmayan, kendilerini sadece Osmanlı’nın yaşamasına adayan fedailer ordusu” birinci yüzyıl dolmadan kendi devletine meydan okumaya başlamıştı. Örneğin Osmanlı tarihini gün yüzüne çıkaran Hammer:

Osmanlı Devletinin kuruluşundan beri ilk kez yeniçeriler,vezirlerin divan odasında toplanmış bulundukları bir sırada, padişahın sarayını kuşatarak Beylerbeyi ile Defterdarın başlarını isterler. Sultan Murat’ın vakit kazanmaya çalışması, yeniçerilerin önüne paralar dökmesi hiçbir fayda sağlamamış (3 Nisan 1589) Beylerbeyi Mehmet Paşa divandan alınıp cellâda teslim edilmiştir, diye yazmaktadır.5

O dönemde Osmanlı devleti, bir yandan başkaldırılar ve İngiltere-Rusya birlikteliğinin Navarin baskınında donanmasının yakılıp yok edilmesi, Mora İsyanı, Mehmet Ali Paşa’nın ayaklanması, Konya’da Serdar-ı Ekrem’i yenil-giye uğratıp esir olması, Sultan Mahmut II’nin önlemleri almaktaki kararını pekiştiren nedenler arasında sayılmalıdır. Örneğin Mora ayaklanmasında Yeniçeri ordusunun hiçbir çaba harcamaması, buna karşın 14 Haziran 1826 akşamı, Et Meydanında toplanarak kazan kaldır maları ve Sadrazam’ın konağını basarak yağmalamaları, Sultan Mahmut II’nin tasarladığı kararı Şeyhülıslamın fetvasına dayanarak uygulamasına neden olmuştu.6

Kanımca onun başardıkları arasında en önemli olanı, daha sonra Resmi Gazete niteliğine dönüşen, “Takvim-i Vakai“ dir. Bugün İkinci Meclisi Mebusan’ın Zabıtlar ceridesine bu sayede sahip olabildik.

Yeniçeri, Osmanlı devletinin ordusu olmaktan çıkmıştı. Joseph von Hammer’in Türkçeye çevrilen yapıtının 2.cildinde Yeniçeri ocağının, Osmanlı’daki Sipahi ocağını da yok ettiğini İstanbul Çemberlitaş karşısındaki ara sokaklara sığınan sipahi ordusundan canlı tek kişinin kal-madığını öykülendirmişti. Yıl 26 Ekim 1648. Üç yıl sonra 1651’in 19 Ağustosunda, vergilerin çok fazla oluşuna karşı halk ayaklanacak ve Şeyhülislamı önlerine katıp Topkapı Sarayına doğru yürüyüşe geçecektir. O gece Yeniçeriler silahlarıyla donatılarak kentin korunmasıyla görevlendirilir ve ilk kez Yeniçeri ocağıyla halk karşı karşıya gelmiştir. Solak Zade Mehmet Çelebi, kitabında bu-nu şöyle anlatır:

Gece vakti Kösem Sultan ile Bostancıbaşı katl olundu. Bu hususta bunlar ile işbirliğinde bulundukları töhmeti ile Hasodabaşıyla içoğlanları kılıç üşürüp parça parça eylediler.7

Bununla yetinildiği sanılmamalı. O gece, Padişah Mehmet IV, ‘den ferman edinerek öldürülen görevlileri, At Meydanında Çınar ağacına astılar ve kaçanları da yakalayıp asmadıkça meydanı terk etmeyeceklerini belirttiler.8

Sadrazam Kara Mustafa Paşa’nın boynundaki kemendi cellat sıkarken, Viyana, Estergon kent ve köylerinde kilise çanları Noel’i kutluyordu. Bu satırları, Alan Palmer’in Türkçe’ye çevrilen “Son Üç Yüz Yılda Osmanlı İmparatorluğu” kitabında okumaktayım. Ve göz yaşartıcı şu bilgiye yer veriyordu o kitap:

Cesedin başı kesildi,başın derisi yüzülerek içi dolduruldu ve emirlerin yerine getirilmiş olduğunun kanıtı olarak IV.Mehmet’e gönderildi. Ama kader, talihsiz Kara Mustafa’yla alay etmekten vazgeçmemişti. Daha sonraki savaşlar sırasında içi doldurulmuş baş, Avusturyalılarının eline geçti..çağın korkunç bir simgesi olarak Historisches Museum’da seyrediliyordu.9 Viyanayı kuşatan Sadrazamın içi ot dolu başıydı seyredilen.

Sy.Gökçe Fırat, kitabında, Osmanlı despotizminden söz ediyor ve bu despotizmin Mahmut II tarafından oluştu-rulduğunu belirtiyor. Osmanlı keşke despotizimle yönetilebilseydi. Zulüm ve şiddeti ve acımazlığı bile gerilerde bırakan cinayetlerle, kardeş kanıyla ve alçaklılarla yönetilmiştir.

O padişah Mehmet III’ün 102 çocuğundan 27’si kız 20’si erkek olarak yaşamaktaydılar. İlk işi 19 kardeşini boğdur-mak oldu. İki şehzadeden hamile kalmış olan 7 cariye de denize atılarak yaşamlarını yitirdiler.10

Kitabın 53’cü sayfasında “Osmanlı’nın toplumsal yapısı genel olarak tarımsal üretime dayanıyordu. Tarımsal üretimi yapan Türk çiftçi genellikle asker olmazdı. Asker olduğu durumlarda ise tımar sistemi sayesinde hem çiftçi hem de asker olurlardı diyor ve “Hıristiyanlardan alınan çocuklarla oluşan Yeniçeri Ordusu” deyimine yer veriyo.. Ardaşık sayfada da, “tarımın çökertilmesi”-ni Yeniçeri Ocağının tasfiyesine bağlamaktadır. Kaynak belirtmediği için, bu birbirini izleyen üç yargı üzerinde çalışma yapmaya gereksinim duydum:

1.Büyük Fransız devrimine kadar emeğin karşılığı ücret ödenmesi gibi bir yöntem henüz doğmamıştı. O nedenle Voltaire, Özgür olacak, emeğinizi en iyi ücretle satacaksınız11

demiş ve Fransız devrimini desteklerken, ilk kez emeğin karşılığının ücret olması gerektiğini savunmuştur. O yöntem Osmanlı devletinde de geçerliydi. Yani tarım’da toprak mülkiyeti söz konusu değildi. O nedenle toprak, Padişah buyruğuyla Tımar’a verilir ve köylü nüfus Tımara ürünün büyük bölümünü teslim etmek zorundaydı. 1600’lü yıllarda bu sistem de yozlaştırıldı ve Tımar varidatı mültezime devredildi. Sultam Mahmut II’nin bir reformu da bu bozuk düzeni tasfiye etmek olmuştur. Osmanlı devletinde “arazi hukuku” incelenmedikçe bu konuda kesin bir hükme varmak olanak dışıdır, çünkü “arazi hukuku” da süreç içinde değişikliklere uğramıştır. O nedenle Doç.Dr.Halil Cin, Tanzimat devrine kadar,Osmanlı Devleti’nde modern anlamda bir kanunlaştırma hareketine rastlanamaz Arazi hakkında müstakil bir kod bulmaya imkan yoktur,diye yazar. 12

Doç.Halil Cin’in verdiği bilgiye göre, Osmanlı devletinde ilk kez “Arazi kanunu” hazırlığı için bir komisyon kurulmuş (yıl 1858) kanunname oluşturulmuştur.Öylelikle ilk kez “ferdi tasarrufa elverişli arazi” kavramı söz konusu olabilmişti.

2.Mahmut II ve Abdulmecit I döneminde tımar ve zeamet sistemi tarihe karışmış olduğu için, tarım gelirlerine sahip bireyler ancak 1859 sonrasında ortaya çıkabilmiştir.. O nedenle, yeniçerilerin aynı zamanda tarımsal ürün yaratabilmesi söz konusu değildi.. Tımar sistemi aslında böyle bir durumu ancak Padişah fermanına bağlaya-biliyordu. Acaba, yeniçeri ağası aynı zamanda tımar olabiliyor muydu? Hayır, çünkü yeniçeri ocağı ve ağaları kentsel alanda Osmanlı’nın ilkel burjuvazisine dönüşmüş, ticaret ve tarikatla iç içeliği tarımı küçümseyici bir anla-yışı getirmişti.

Doç.Dr.Şevket Pamuk ta,

Tımar sisteminin çözülmeye başlamasıyla birlikte ortaya çıkan bir gelişme, devlet mülkiyetindeki miri toprakların denetiminin özel kişilerin eline geçmesi ve bu topraklar üzerinde büyük işletmelerin kurulması olayına değinir.13

Doç.Şevket Pamuk, bir gerçeği de dile getirmektedir:

Nüfusun ezici çoğunluğunun kırsal alanlarda yaşadığı Pazar için üretimin sınırlı kaldığı tüm sanayi öncesi toplumlarda olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da tarım dışı üretim faaliyetlerinin büyük bir bölümü kırsal alanlarda hane halkının kendi tüketimini karşılamak için yapıldığını,belirtir.

3.Bugüne kadar, yeniçerilerin aynı zamanda tımar sayesinde hem asker hem çiftçi olduklarına ilişkin bir bilgi ve belgeye rastlamadım. Zaten, yeniçeriler’in İstanbul dışında örgütleri yoktu ve İstanbul, tarımın değil saltanatın ve de ticaretin merkeziydi.

4.Hıristiyan çocukları devşirildiğinde Enderun’da eğitim görürler ve devlette görev almaları öylelikle sağlanırdı. Onlardan yeniçeri olanlarına rastlamak olanak dışıydı. Yeniçeri örgütünü belki de en gerçekçi biçimde tanımlayan Albert Howe Lybyer’dir. Şöyle yazar:

Barış zamanında aylak kaldığı için, örgütlü ve çok tehlikeli bir güruh olarak harekete geçmeye yatkındılar..Kendi güçlerinin bilincine dayanan “asker ruhla-rı” onları her dönemde korkulan kişiler yapıyordu. Ye-niçeriler, biri fetihleri sınırlandırma, ikincisi tahta kimin çıkcağında söz sahibi olmak yönünden imparatorluğun kaderini belirlemekte etkin rol oynuyorlardı. 14

Gökçe Fırat, kitabının 53.sayfasında “Yeniçeri Ocağı’nın tasfiyesini, aynı zamanda ekonomik sömürgeleştirme pro-jesinin başlangıcı” olduğu düşüncesi de kanıtlanmaya muhtaç bir sav.Aslında Osmanlı devleti ekonomi dışında hükmetmeyi amaç almıştı. Bunu en belirgin biçimde açık-layan Mustafa Akdağ adlı genç tarihçimizdir. Asistanken

1952 yılında yayımladığı makalesinde şunları yazmıştı:

Osmanlı Devletinin batısındaki ülkelerin altını ve gümüşü ile, doğusundaki ülkelerin baharat, ipekli kumaş, kürk türündeki nesnelerin değiş tokuşu Osmanlı topraklarında gerçekleşiyordu. Doğudan gelen batının gereksinimi nesneler Batıya ve Batıdan gelen altın, gümüş te Doğuya aktarılırken, bu aktarım Osmanlı topraklarında gerçekleşiyor ve fakat Osmanlı sadece pay ya da vergi almakla yetiniyordu.15

Durum böyle olunca, Osmanlı ekonomisinin dış etkilere dayanıksız cam gibi kırılgan olduğu anlaşılıyor.

Zaten akçenin değer yitirmesi, yani enflasyon, 1560 yılında başlar. 1 kile buğday 5 akçe iken 1560 yılı sonlarında 12 akçeye yükselmiş ve 1580 yılına kadar enflasyonist baskı sürmüştü. 1607 yılında 1 kile buğday fiyatının 50 akçe olduğunu görüyoruz. Örneğin, 1560’-larda 100 dirhem gümüşten 500 Akçe basılırken “seferlerin takibi mülahazasıyla 100 dirhem gümüşten 2000 adet akçe basılır oldu” diye yazmaktadır Hayrullah Efendi.16

Yeniçeri ocağının açgözlülüğü Osmanlı’nın seferlerde güç yitirmesine neden oluyordu. O nedenle:Osmanlı maliyesinin yaptığı iş, akçenin kenarlarını kırkmak ve ağırlığını azaltmak olmuş bu kez Yeniçeriler, kırkılmış akçeyi almamak için kazan kaldırmıştı. Bu durumu söz konusu kitapta şöyle özetlemiştim: Savaş enflasyonu ve enflasyon da savaşı yaratıyordu.(s.195) Osmanlı gelirlerini aşan giderini “sefer eylemi” ile karşılama sürecinin dışına itilince,bir gün elbette Muharrem Kararnamesine boyun eğecekti Osmanlı Yok oluşun başlangıcı:1881 Muharrem Kararnamesi.

DİP NOTLAR.

1.Tarih Lise III. ,1931,s.89 (Mustafa Kemal’in Lise ders kitabı olarak 2500 adet basımı gerçekleştirilmiştir. Maarif Vekaleti Milli Talim ve Terbiye Dairesi, 28.11.1931 tarih ve 2847 numaralı kararı.
2.a.g.e.s.92-93. Ayrıca: Ziya Karamursal,Osmanlı Devletinin Tarihi Hakkında Tetkikler, T.Tarih Kurumu, 1989,s.74
3.a.g.e,s.93
4.Naima, 1280,cilt 1,s.195. Ayrıca: Ali Nejat Ölçen, Kendini yok eden Osmanlı, İmaj yayınevi, 2.baskı,2008,s.125. Ve: ehard Schweizer,Die Janitscharen,Verlag das Bergland-Buch Salzburg s.18.
5 .Joseph von Hammer, Osmanlı Tarihi,çeviri.Mehmet Ata, Milliyet matbaası, 2.cilt,s.115.
6.htt://tr.wikipedia.org/wiki/Vaka-i Hayriye , Ayrıca bakınız: Mehmet Maruf,Yeniçeriliğin kaldırılışı.Vaka-i Hayriye mi yoksa vaka-i şerriye mi?
7.Solak-Zade Tarihi, Cilt 2,Kültür Bakanlığı Kaynak Eserler dizisi, 34,s.603
8.a.g.e,s.621
9.Alan Palmer, Son Üç Yüz Osmanlı İmparatorluğu, çeviri: Belkis Çorakçı Dişbudak, Türkiye İş Banka-sı,1992,s.30.
10.J.Hammer,a.g.e, cilt 2,s.124.
11.Reinhard Kühnl, Geschichte und Ideologir,roo aktuel, 1973, überbreitete Auflage, 1978,1980,s.25
12.Halil Cin,Osmanlı Toprak Düzeni, Kültür Bakanlığı,yayın 295,1978,s.15.
baskı,1988,s.138.
14.Albert Howe Lybyer, Osmanlı İmparatorluğunun yöneti-i,çeviri:Seçkin Cılızoğlu, Süreç yayı-ılık, 1987,s.93
15.Mustafa Akdağ Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş ve İnkişafı Devrinde İktisadi Vaziyeti, Belleten, sayı 51,s.497.
ve ayrıca: Ali Nejat Ölçen, a.g.e,s.183.
16.Hayrullah Efendi, Devleti Osmaniye Tarihi (eski yazı) cilt 13.s.49

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail