Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 92 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL.

Ali Nejat Ölçen

Devlet ve siyaset adamları arasında acaba Mustafa Kemal kadar gerçekçi olan biri var mıdır? TBMM’nin gizli cel-selerinde O’nun her konuşması yalnız ülkenin değil doğanın da, yalnız doğanın değil, bilimin de gerçeklerini yansıttığını görmekteyiz. Belki de düşünsel gücü, kararlarının da doğru ve gerçekçi olmasını sağlamakta.

Nesnel ilişkileri yorumlamak için matematik, fizik, kimya gibi bilim dallarına ne denli gereksinim varsa, bireyler ve toplumlar arası ilişkileri yorumlamak ve gerçekçi çözümlere ulaşmak için de tarihin diyalektiğini kavramış olmaya o denli gereksinim vardır. Mustafa Kemal’in toplumlar ya da uluslararası ilişkilerde gerçekçi çözümlere ulaşmasının gizi buradadır. Tarihin diyalektiğine ilişkin ilişki ya da çelişkileri görebilmektedir.

Konuya girmeden önce O’nun 3 Temmuz 1920 günlü gizli celsede Millet Meclisi’nin Hükümet ile ilişkilerinde yetki farkını nasıl tanımladığını görelim. O’nun sözlerini şimdiki iktidarlar işitmeli ve ne düzeyde olduklarının utancını duymalıdırlar. Şunlar söylemişti Mustafa Kemal:

Bugün bir hükümet mevcut ise, memleketimizi, milletimizi, mukadderatımızı (yazgımızı) idare edecek

kuvvet mevcut ise, o beş on kişiden ibaret insanlardan mürekkep değildir. Evet siz beş on kişiye tevdi-i umur etmiş (işleri teslim etmiş) ve bu suretle siz mesuliyetten muarra (sorumluluktan arınmış) olacak bir vaziyette değilsiniz. Her şeyi siz düşüneceksiniz ve vekillerinizin (Bakanlarınızın) tarzı hareket ve düşünceleri, sizin düşüncelerinize tesir yaparsa onların yerine başkalarını ikame edersiniz. Size hakim olan hiçbir kuvvet yoktur, size hakim olan hiçbir şahıs olamaz (Alkışlar). Onun için efendiler Meclisin ekseriyetini muhafaza etmek hususunu bendeniz mühim görü-yorum.

Bugün güç, TBMM’nde mi? Milletvekilleri Hükümetin önerilerini bilmeden özünü kavramadan ellerini kaldırarak oyluyorlarsa, sahip çıkmaları gereken gücü, yetkiyi ve özgür iradeyi hükümete bağışlamış olmuyorlar mı? Ulusal irade böyle mi temsil edilir? Parlamentoya egemen olan güç, hükümetin ve o hükümetin başındaki kişideyse çok partili siyasal yaşamdan ve de demokrasiden söz edilebilir mi? Ve bir başbakan “söyleyiniz hangi bakanı kapının önüne bırakayım” diyecek kadar başkanı olduğu kabineyi böylesi küçümseyebilir mi? Siyasal ve demokratik kültüre bu denli yabancılaşan bir kişiyi, o TBMMnasıl oluyor da sırtında taşımayı sürdürüyor.

3 Temmuz 1920 günü Millet Meclisinin gizli celsesinde Mustafa Kemal ne diyor: “Güç sizdedir, Size egemen olacak hiç bir güç yoktur”, diyor. Oysa bugün TBMM’de

mebuslara egemen olan bir güç var. Milletvekillerinin ço-ğunluğu o gücün zebunu. AKPiktidarı, beceriksizliği yüzünden ya da “Büyük Orta-doğu Projesi”nin görevlisi olduğu için etnik ve mezhepsel ayrışıma neden olurken, 3 Temmuz 1920 günlü gizli celsede bu konuya Mustafa Kemal’in nasıl baktığını görelim:

Biz haddi zatında gerek Suriye ve gerek Irak’taki insanların müstakil (bağımsız) olmaları esasını kabul etmişizdir. Buna dair bir itirazımız yoktur. Sonra bizim kabul etmiş olduğumuz prensipler, nazarı dikkatten geçirilecek olursa, Rus Sovyet Cumhuriyeti, bazı şeyleri tabii (doğal) buluyor. Mesela Ermenistan’daki insanların kendi mukadderatını kendi reyleriyle tayin ve tespit etmelerini; Erivan Cumhuriyetini tesis ve teşkil eden Ermenilerin müstakil olmalarını ve bu bapta arzuları her ne ise zaten kabul etmişizdir. Fakat Kürdistan, Lazistan vesaire hakkında değil.

Sureti umumiye prensibi (genel ilke) şudur ki hududu milli olarak çizdiğimiz daire dahilinde yaşayan anasırı muhtelifei islamiye; yekdiğerine karşı ırki, muhit (çevre), ahlaki bütün hukukuna riayetkar ( çeşitli İslam unsurlarının ırk, çevre ve ahlak konusundaki hukuk-larına saygılı) özkardeştirler. Binaenaleyh (bu nedenle) onların arzuları hilafında bir şey yapmayı biz arzu etmeyiz. Bizce kat’i olarak muayyen olan şey varsa o da hududu milli dahilin-de,Kürt, Türk, Laz, Çerkez vesaire bütün bu İslam un-surlar müşterekülmenfaadır (çıkar ortaklıdır). Beraber çalışmaya karar vermişlerdir. Yoksa hiçbir vakit başka bir noktai nazar yoktur; arzuyu vicdani ile uhuvvetkarane (kardeşçe vahdet (birlik) vardır. (Bunun dışında başka bir görüş yoktur) Hiç şüphe etmeyiniz ki, reyi sorulduğu zaman bu reyi vereceklerdir.

Oysa siyasal partilerin Demokrat Parti döneminde başla-tılan Vatan Cephesi, Demirel’in milliyetçi cephe hükümetleri, 12 Eylül 1980 sonrası Turgut Özal’ın “Türk-İslam sentezi”ile ve de AKPiktidarında, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün korumaya çalıştıkları ulusal bütünlük ilkesi zedelenmiş ve çözülüşün bir bakıma öncülüğü üstlenilmiştir.

Bu tehlikeli bölünüşün kaynağını 1995’de 17 yıl önce açıklayan ilk kişi, İşçi Partisi genel başkanı Doğu Perinçek’tir. Onun “Kürt Sorununa Acil Kardeşlik Çözümü” konulu özgün çalışması 12x15 cm. boyutunda 45 sayfalık bir broşür ile yayımlandı. Ve de Cumhurbaşkanı Demirel’e sunuldu. Ardaşık bölümde o yayının kısa bir özetini bulacak ve CHP’nin içinde aynı konuda düşün birliği olmayışının ne denli sakıncalar yaratacağını kaygıyla düşünmeye başlayacaksınız. Mustafa Kemal’in 18 Kasım 1922 günlü gizli celsede söyledikleri O’nun nasıl bir devlet düzeni yaratmayı tasarımladığını açıklamaktadır:

Bizim cihan nazarında en büyük kudret ve kuvvetimiz yeni şekil ve mahiyetimizdir (biçim ve özümüzdür). Efendiler yani Makamı Hilafet tahtı esarette olabilir. Halife namını taşıyan kişi İngilizlere iltica edebilir ve onlarla beraber kaçabilir ( kaçmıştı).Efendiler her şeyi yapabilir. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tarzı idaresini (yönetim biçimini) siyasetinin, kudretini, katyen sarsamaz. (Alkışlar). Binaenaleyh aman halifeyi kaçıracaklar, esir edecekler, şöyle olacak, böyle ola-cak, diye biz telaş edecek değiliz. Telaş edecek bütün alem-i İslam olmak lazım gelir. Onlar telaş etsinler. Onlar da bizimle beraber çalışsınlar ki Makamı Hilafet’i kurtaralım. Ve serbest olarak bütün cihana şamil bir Halife’yi oraya oturtalım. Onlar ancak bu suretle bize muavenette (yardımda) bulunurlarsa.

Tekrar edeyim, bütün zihinlerin tenevvür etmesi (aydınlanması) için tekrara lüzum görüyorum. Türkiye halkı bilakaydüşart hakimiyetine sahip olmuştur. Hakimiyet hiç bir renkte, hiçbir şekilde hiçbir mana ve delalette iştirak kabul etmez .(Egemenlik hiçbir renk, hiçbir biçim ve hiçbir anlam ve simgede ortaklık kabul etmez)Halife olsun, ünvanı ne olursa olsun, milletin mukadderatına bir müşareket . (ulusun yazgısına ortaklık) sahibi olamaz. Efendiler, millet buna katiyen mü-saade etmez ve bunu teklif edecek hiçbir Millet Vekili olduğuna kani değilim (Alkışlar)

Mustafa Kemal’in bu sözleri aslında TBMM’nin Genel Kurul Salonu’nun duvarlarına büyük altın harflerle yazıl- malıdır.Bu sözleriyle O’ Türkiye Cumhuriyeti Devletinin secular (ne dinden yana ne dine karşı) niteliğini açık-lamaktadır. Ve ulusun egemenliğine Halife de olsa kimse karışamaz, Din ve devlet, birbirinden ayrı birbirine karış-ma yetkisine sahip olmayan yapıda varlıklarını sürdürecekler.

Acaba, İslam dünyası uykusundan uyanıp ta Mustafa Kemal’in bu sözlerindeki anlamı kavrayabildi mi? Ve bugün Adaletsiz ve Kalkınmasız Parti (AKP) iktidarı İslam dinini siyasetin aracı durumuna indirmesi karşısında Mustafa Kemal’in millet buna müsaade etmez sözüne uygun davranış sergileyebildi mi? Dünyanın neresinde İslam dini kadar kötüye kullanılan bir başka din var? Aslında Mustafa Kemal, dinin kötüye kullanılmasına da karşı çıkmakta ve kötüye kullanılmamasının çözümünü açıklamaktadır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail