Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 92 Geri Tavsiye Et Yazdır


ATÜRKÇÜLER YENİLDİ KİTABI’NIN
DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Hüsnü Merdanoğlu

Sy. Yılmaz Dikbaş, yeni yayımlanan kitabının adı, Ata-türkçüler Yenildi.1Yenilmiş” olarak söz bir kesimden söz edebilmek için o kesimin bir yarışmada, uğraşta ya da savaş sonucunda başarısızlığa uğramış olması gerekir. Ya-zarın kimi tespitlerini katılmamakla birlikte2, söz konusu kitapta da vurgulandığı üzere “yenilgi” içine düşenler Ke-malistler olmadığına, değinilecektir. Önce Atatürkçülük ile Kemalizm arasındaki farka değinelim.

Kemalizm mi? Atatürkçülük mü?
Emperyalizme karşı Anadolu’da Ulusal Kurtuluş ve kuruluş savaşını başlatan Kemalistleri, emperyalistler önceleri küçümsediler fakat, zamanla, Atatürk’ün öncülüğünde gerçekleştirilen devrimler karşısında hayrete düştüler. Süreç içinde Batılı düşünürler Kemalizm’in bir ideoloji olduğunu kabul etmişlerdir.İdeolojileri olgunlaştıran liderlerin adı ile anılması yaklaşımıyla, Mustafa Kemal’in dünya görüşü ve devlet yönteminin “Sosyalizm, Faşizm ve Kapitalizm”den farklı olduğunu vurgulamak için, “Kemalizm” adı vermişlerdir.

Kemalizm deyiminin kullanıldığı belgeler içinde en anlamlı olanı ise Atatürk’ün kendi el yazılarıdır. Atatürk 1935 CHPprogramı üzerinde çalışırken kendi el yazısı ile “Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kamâlizm Prensip-leridir” vurgusunu yaptığı gibi “Cumhuriyet Halk parti-sinin programına temel olan ana fikirler, Türk Devriminin başlangıcından bu güne kadar yapmış olan işler, yalın olarak ortaya konmuştur.”3saptamasını da yapmıştır.

Atatürk’ün, kendi el yazısı ile Kemalizm deyimini kul-lanmış olması anlamlı olduğu kadar, bu deyimi soyadı verilmesinden sonra kullanmış olması ayarı bir anlam taşımaktadır. Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı, 19342te kabul olunan soyadı yasası ile verilmiştir.4Atatürk, “Ka-malizm” deyimini bu tarihten sonra kullanmayı sürdür-müştür. Dolayısı ile Atatürk, “Atatürkçülük” yerine “Ke-malizm”i yeğlemiştir.

Öte yandan; “Kemalizm” sözcüğünün Atatürk tarafından bizzat kendi el yazısı ile “Kamâlizm” olarak yazılması, Kemalist Büyük Türk Devriminin özleşme ve öze dönme çalışmaları içeriğinde olan öz Türkçenin yaygınlaştırılması bağlamında, “kamâl” sözcüğünün Arapça olmayıp, “ordu ve kale” anlamını gelen Türkçe sözcük olduğun-dandır.5

Emperyalizmi yenmesi ve emperyalizme karşı kesin kararlılık içinde olması nedeniyle Kemalizm, her zaman emperyalistlerin hedefinde yer almış, yok etmek, hede-finden saptırmak için fırsatlar aranmış, işbirlikçilerden yararlanılmıştır. Kemalist Türk Devriminin tüm kurum ve kuruluşları ile devlet yönetimine yansıtılmadan, başka bir anlatımla; Kemalizm tamamlanmadan 6 önce Atatürk’ün ölmesi (belki de Atatürk’ün planlı bir şekilde öldürülmesi) sonrasında, Kemalizm’e yönelik örtülü ve açık saldırlar daha da yoğunlaşmıştır.

Öncelikle siyasi işbirlikçilerin yardımı ile “Kemalizm”, “Atatürkçülük”e dönüştürülerek, Kemalizm’in yarattığı rahatsızlıktan kurtulmaya çalışılmıştır.“Mustafa Kemal Paşa’ya Atatürk soyadı verilmesinden önce de Kemalizm kuramı vardı. İsmet Paşa ve mason lobileri marifetiyle ‘Atatürkçülük’ gibi bir uydurma kavram icat edil-miştir.1938 (Kasım) yılından sonra da koskoca bir ideo-loji indirgenerek parçalanmış ve içeriği boşatılmıştır.” 7

CHP'nin 1951'deki kongresinde ise Kemalizm terimi yerine "Atatürk yolu" terimi programa geçirilmiştir.81954 yılı genel seçim sürecinde Atatürk’ün sağlığında hiç kullanmadığı “Atatürkçülük” deyimi öne çıkarılmıştır9

İzleyen yıllarda ve özellikle 12 Eylül sürecinde (1980 sonrasında) Kemalizm’in kullanılmamasına ayrı bir özen gösterilmiştir. Bu süreçte; basılı ve görsel yayın organlarında köşeleri tutan II. Cumhuriyetçiler; Kemalizm’in eskidiği, Kemalizm’in dönemini tamamladığı gibi çarpıt-maları gündemde tutarak, biryandan yalan bir yandan da tarihi saptırmalarla Kemalizm’e yönelik örtülü ve açık düşmanlıkları ile emperyalizmin örtülü ya da açık uşak-lığına soyunmuşlardır.

Kavramların yedekleri kullanılarak orijinal kavramları gözden düşüren zihniyet ile;

a-Marksizm’i, Sosyalizm ile yıktılar,
b-Liberalizm’i, Neo-liberalizm ile vurdular,
c-Ekolizm’i, ‘çevrecilik’ adı altında uyduruk bir söylemle gözden düşürdüler.
d-İdeolojileri ‘doktrin’ olarak algıladılar (algılattılar).
e-Boş içeriklerini, biçimsel arayışlar ve kibar üsluplarıyla (!) örtmeye kalktılar. Esası biçimle boğdular
f-Şimdi de, Kemalizm ideolojisini ‘Atatürkçülük’ adı altında biçimsel bir manzumeyle baltalamaya çalışıyorlar. Kemalizm’in bir ideoloji olmadığını söyleyerek ve de aynı zamanda bir ideolojiye saldırmanın verdiği dayanılmaz pişkinlikle!”10

Kemalizm; emperyalizme karşı tam bağımsızlığı hedef-leyen, akıl öncülüğünde insancıl, yenilikçi, işgalden, geri-cilikten ve fakirlikten kurtuluş, evrensel değerlere göre yeniden kuruluşa yönelik devrimci, sosyal, ekonomik ve kültürel yönden çağdaş, dolayısıyla laik ve demokratik bir yönetimi öngören ideolojinin adıdır. Bu bağlamda Kema-

lizm; Türkiye Cumhuriyetini kurup coğrafi ve stratejik koşular dikkate alınarak devleti, ulusal ve üniter devlet bütünlüğü içinde yapılandıran, yürürlüğe konulan ve uygulanan yasalar ile insan sevgisini ve halkçılığı yaygınlaştıran, satın alınarak, yenileri yapılarak ya da milli-leştirilerek sayıları çoğaltılan Kamu İktisadi Kuruluşları ve devletçi yaklaşımlarla ekonomik bağımsızlığın temel-leri atılan, ulusal ve evrensel içerikli eğitim programları ile yüzyıllardan beri kula kul olma alışkanlığında olanlara yurdunda yurttaş olma bilinci aşılanan, gericiliğe ve irticaya ödünler verilmeyen, uluslararası anlaşmalarda her zaman Türkiye’nin çıkarını gözeten, uygulanan iç ve dış siyaset sayesinde Türkiye’yi dünyanın en saygın ülkelerinden birisi durumuna yükselten yönetimin adıdır.

Atatürkçülük ise; Atatürk’ün ölümünden sonra uluslar-arası çeşitli anlaşmalar ile tam bağımsızlıktan ve laiklikten ödünlerin verildiği, verilen ödünler ve Kema-lizm’den uzaklaşması sonrasında çeşitli yol ve yöntem-lerle ülkeye emperyalizmin yerleştiği, yurduna yurttaş olma bilinci aşılayan eğitim sisteminin yozlaştırıldığı, böl-geciliğin, mezhepçiliğin, tarikat ve cemaat odaklarının şımartıldığı, devrimcilikten çok şekilcilik, taklitçilik ve Kemalizm’in tam tersine teslimiyetçilik eğilimlidir. Nitekim Kemalizm sonrasında ve “Atatürkçü” görünümün sergilendiği süreçte Atatürk’ün tam bağımsızlık ve çağdaşlaşma hedefi Atatürkçülükler döneminde; NATOve IMFgibi kuruluşlar aracılığı ile ABD’ye, Gümrük Birliği gibi anlaşmalarla Avrupa Birliğine teslim olmak şekline dö-nüştürülmüştür.

Kemalizm ile Atatürkçülük arasındaki bu farklılığa rağmen (çoğu kez, ağız ve yazma alışkanlığı olarak) bu iki kavram aynı anlamda kullanılmaktadırlar.

CIA, MİT’in İçinde ise..

CIACentral Intelligence Agency (Merkezi İstihbarat Teşkilatı), ABD’için ABDdışı ülkelerle ilgili istihba-rat bilgilerini toplayan kurumdur. MİT(Millî İstihbarat Teşkilâtı); “Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, anayasal düzenine, varlığına, bağımız-

lığına, güvenliğine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan gelecek mevcut ve muhtemel tehditler hakkında bilgi topla-mak, önlem almak, gerekli durumlarda ilgili makamları uyarmakla görevli teşkilâttır.Yazarın tespitine göre (s. 113); “1950’li yıllardan başlayarak CIA; hem ordumuzun içine girip yuvalanmış, hem de devletin tüm bakanlıklarındaki birimlerine girmiş, yuvalanmış tüm denetimi ele almış.”

Başka bir anlatımla CIAtarafından MİTve Türkiye kuşatılmıştır. Öyle ki, MİT’in “eğitimi, gelişmesi ve donatılmasını” (s.118) CIAsağlamaktadır. Ülkemizde Cumhurbaşkanlığına vekalet edecek kadar, Dış İşleri Bakanlığı da dahil birçok üst düzey görevlerde bulunmuş olan İhsan Sabri Çağlayangil (ki yazar Çağlayangil’in “mason” olduğunu da belirtiyor).(s. 301) bu kuşatmayı “zina”ya benzetmiş (s.113) ve “ABD altımızı oymuş” (s.120) diye bilmiş ise bu tür kuşatmalar karşısında yenilenler; benzeri kuşatma-lara zemin ve ortam hazırlayandır..“Ne zaman MİTadı geçse, CIA diye algılanıyor”(s.136) ise, MİTper-soneli yabancı bir kuruluş olan CIA’ye hizmet etmiş”(s.118) ve “MİT’in müsteşar ve başkanlarının büyük çoğunluğumason” (s.119) ise bir “yenilgi” değil de bile bile teslimiyet söz konusudur. Teslim eden ve olanlar ise CIA’nın güdümüne girenlerdir.”

1950’lerden günümüze, yüksek komutanlarımız CIA’ nın ordunun içine girip yuvalandığını, denetimi ele geçirdiğini çok iyi biliyorlar”, Devletimizi yöneten ler de, bakanlıkların tüm birimlerinin içine sızarak değil, resmen, açıkça çöreklenmiş CIAajanlarından ve bunların faaliyetlerinden haberdar” (s. 117) iseler, Atatürk’ten sonra Türkiye Kemalist yönetimden uzak laştırılmış ise, Atatürkçülerden değil, Atatürkçü görünümü sergileyerek ülkeyi, ABDemperyalizmine teslim etmişler demektir.

Siyaset Kuşatılmış ise ..
Amerika’nın istihbarat servisi CIA, ana muhalefet par-tisinin içine de girmiş ve bazı kişileri devşirmiş” ise (s. 123), döneminin başbakanı milletvekillere yönelik yaptığı konuşmada; “Siz isterseniz, hilafeti bile getirebilirsiniz” (s. 184) diyebilmiş ise,

Yakın tarihimizde Türk siyasetinde ve devlet yönetiminin en üstlerinde görev üstlenmiş olan Süleyman Demirel; “çok uluslu dev ABDşirketlerinin bir dünya devleti kurma ve yönetme amacıyla”oluştudukları Bilderberg üyesi (s. 297) ise,

Yakın tarihimizin saygın isimlerinden birisi olarak bilinen Hasan Esat Işık, “Amerika bizi mahveder” (s. 337) çekin-cesi ile karar almaktan kaçınacak durumlara düşmüş, İngiliz Dışişleri Bakanı James Callaghan, Türk dış siya-setinde onurlu davranışlarda bulunduğu sanılan Dışişleri Bakanı Turan Güneş’e, (Henry Kıssinger’in güdümünde olduğunu ima etmek için); “Ben bir bakanla konuştuğumu sanıyordum, oysa siz bir telefon ahizesiymişsiniz”(s. 342) demek durumunda kalmış ise, tüm bu savların kanıtlan-ması gerekir.

Başbakanlık yapmış olan Nihat Erim, CIAajanı (s.309), 12 Eylül yönetimince siyasi parti kurdurulan ve des-teklenen üst düzey komutanlıklarda bulunmuş Turgut Sunalp CIAajanı (s.301) ise,

Yıllarca “Karaoğlan” ve “Kıbrıs Fatihi”, “dürüst siyaset-çi” olarak tanınan dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit’i, yönlendiren “nasıl davran-ması gerektiğini ona dayatan” (s. 339) ABDDışişleri Bakanı ve Siyonist Henry Kıssinger ise, CHPAtatürk’ün partisi olmaktan uzaklaşmış kuşatılmış demektir.

Yine “AB’nin ulusal kimliği ortadan kaldırmaya yönelik” (s. 449) eğitim ve öğretim programlarını uygulamaya koymuş, “Ulusal Egemenliğin Hıristiyan Avrupa Birli-ğine teslim işlemleri adım adım” Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan yardımcısı “mason” (s. 449) Hüsamettin Öz-kan döneminde gerçekleşmiş ise,

“Terör örgütü PKK’nın siyasi kanadı olan BDP’nin eşbaş-kanı” Genelkurmay Başkanına “bizim nazarımızda zerre kadar değerin, yok” (s.123) diyebiliyor ise adı geçen eş-başkan “ABD ve ABdestekli CIAajanlarının yönlendir-mesi ile böyle“ konuşuyor ise böylesi çığırından çıkmış, yozlaşmış bir siyasi ortamda yenilenler, siyaseti yozlaş-tıranlar ve emperyalizmin güdümüne girenlerdir.

Önemli Mevkilere Sızılmış ise..
Türkiye’ye gelen Richard Podol adındaki ABDajanı, ülkesine; “önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da İktisadi Kamu Kuruluşu hemen hemen kalmamıştır. Bu kimseler bulun-dukları örgütte ‘ileri güç’ niteliği taşımaktadırlar… Türk idarecilerinin beyinlerini yıkayıp devşirmek gerekir..Amaç bunlara yeni davranışlar kazandırmaktır”(s.350) içeriğinde rapor gönderecek güce erişmiş ise,
Milliyetçi Parti kurcusu Alparslan Türkeş; “ABD’ye teslim” (s. 37) olmuş ise, Batı Cephesi Komutanlığı da yapmış olan Başbakan İsmet İnönü, “devlet içine girmiş uzman denilen ajanlardan” (s.91) sadece yakınmakla yetinmiş ise,
ülkemizin ekonomik, sosyal, siyasal, bölgesel durumunu tespit için ABD’den gelen “Barış Gönüllüleri” adındaki CIAajanı 7 yıl boyunca mezhepsel, dinsel ve etnik ayrımcılık için veriler toplamalarına, İsmet İnönü hükü-meti göz yummuş (s. 71) ise,daha sonraları Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaş-kanlığı koltuğuna oturacak olan “tarikatçı” (s. 363) Turgut Özal, Başbakanlık Müsteşarı iken; “IMF’ye gönüllü ajanlık yapmış” (s. 363) ise,
Jandarma Genel Komutanına “benim emrimde bir hizmetçi” diyen Anayasa Mahkemesi gibi üst düzey bir yargı organında raportörlük yapmış Osman CanCIAajanı“(s. 124) ise, yenilgiden daha çok, değer yıkımlarını gerçekleştirenler karşısında duyarsızlık var demektir. (bu sav-ların kanıtlanması gerekir. a.n.ö)

Medya Başka Devletlere Hizmet Ediyor ise …
Toplumumuzu yönlendiren etkenlerin başında gelen ve “hükümet kuran”, “bakan tayin eden” güçte olan “med-ya” olarak anılan, basın ve yayın organlarının tamamında “CIAajanları var” ve “CIAajanı olarak, Amerika’ya hizmet ediyor” (s. 137-138), ise,

“Cengiz Çandar, Güneri Civaoğlu, Mini Kırıkkanat, Reha Muhtar, Haluk Şahin, Oktay Gönensin, Bilal Çetin, Ali Bayramoğlu, Murat Birsel, Erdal Şimşek, Avni Özgürel, Harun Odabaşı, Haluk Girti, Önder Şuşoğlu, Kamuran Akkuş, Mehmet Güç, Necdet Açar” gibi basında ve tele-vizyonlarda köşe başı tutmuş yazarlar “CIAajanları” (s.145) ise,

Uzun yıllar Türk siyasetinde söz sahibi olmuş İsmet İnönü’ye damat olmayı başararak Köşk’te yer buluna Metin Toker CIAajanı (s.311), “Tuncay Özkan, Osman Arolat, Doğan Hızlan” Mossad Ajanları” (s. 145),

“Can Dündar, Ruşen Çakır, Oral Çalışlar”, BNDajanları
ise, (s.145) “Ahmet Altan, Orhan Pamuk, Hakkı Devrim,
Orhan Tahsin, Hadi Uluengin “yabancı istihbarat örgütü ajanı” (s.146) ise,
Can Ataklı, Ruhat Mengü, Hikmet Çetinkaya, Nilgün Cerrahoğlu, Ahmet Taşgetiren, Selahattin Sadıkoğlu, Mehmet Ocaktan, Abdullah Muradoğlu, Nurdan Bernard
“Mossad ajanları” (s. 145) ise,
Mehmet Ali Birand, Şahin Alpay, Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Metin Münir, Murat Yetkin, Cüneyt Ülsever,Oral
Çalışlar, Ahmet Sever, Lale Sarıibrahimoğlu, Ferai Tınç, Sami Kohen, Semih İdiz, Zeynep Göğüş, Miftah Melen, Mim Kemal, Emine Uşaklıgil, Özgen Acar”Türkiye’nin “baş casusuKoren Fogg’e para karşılığı hizmet etmişler (s. 146) ise,
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı kimliği taşıyan bu gaze-teciler ABve ABDsiyaseti konusunda para karşılığında Türk kamuoyunu yanıltıyorlar ve “Yatağa Atılmış Gaze-teciler” (s. 579) olarak anılıyorlar ise, bu durumda olanlar için, yenilgiden daha vahim durumlar var demektir.11

Atatürk’ün Hedefinden Sapılmış ise …
Atatürk’ün hedefi, Ulusal Kurtuluş ve Kuruluş Savaşı günlerinden beri belli olan tam bağımsızlıktır. Ya ba-ğımsızlık ya ölüm” diyerek yoluna devam eden Atatürk tarafından; “Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir” biçiminde dile getirilmiştir. Öte yandan, Atatürk’ün; Ordu, Türk Ordusu, İşte bütün milletin göğsünü güven, gurur duygusuyla kabartan şanlı ad12olarak övdüğü, güvendiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin dayanağı olan Türk Ordusunun, en üst kademesine yükselmiş bir kişi yakın bir zamanda; “Birinci orduda her şeyimizi çaldırmışız. Her şeyimizi! Seminerle ilgili neyimiz var neyimiz yok çaldırmışız! Yetkisiz kişilere ulaşmış konuş-malarımız dahi! Esas rezalet bu! ”(s.150) diyebilecek du-ruma düşmüş ise,

“Türk ordusunun denetimi yönetimi NATO’ya teslim”edilmiş (s.78) ise, Amerika; “Türk Genel Kurmayından izin almadıkları gibi haber de” vermeden (s. 193), Balı-kesir ve Adana hava alanlarını kullanarak Lübnan’a deniz piyadesi indirebiliyor ise,

“Türk Ordusunun yüksek komutanları, 50 yıldan fazladır Siyonist İsrail’in yanlısı olmuşlar”ise (s. 205),
27 Mayıs askeri Müdahalesinin lideri Cemal Gürsel “ABD Büyükelçisinden yalvar yakar para“ istemiş (s. 47) ise,
Çağına göre çok iyi donanımlı emperyalist güçlerini sınırlı donanımı ve yalın ayakla yenerek, “çarıkla, kamyonu yenme” başarısını tarihe yazan Türk Ordusu temsilcile-rinin başına çuval geçirme cesareti gösterilebilmiş ve bunun intikamı alınmamış ise, yenilgiden öte; Atatürk anlaşılmamıştır ve , Atatürk’ün amaç ve hedefinden uzak-laşma söz konusudur.

Askeri müdahalelerin gerisinde CIAajanları var ve 12 Ey-lül Askeri müdahalesini CIATürkiye İstasyon Şefi Paul Henze, raporunda;“Bizim oğlanlar yaptı”(s.365)diye ABD yerapor etti ise,

Yasalara ve anayasaya aykırı olarak (s. 399) Başbakan Tansu Çiler döneminde, Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, 23 Şubat 1996 günü Tel’Aviv’de gizli bir an-laşmaya imza atmış ise,

Bu tür davranışları Atatürkçülüğe yakıştırmak doğru ol-ayacağı gibi yenilgiden söz etmek de hafif kalmaktadır.

Milliyetçi Olmayanlar Etkin ise.. Bilindiği üzere Atatürk sağ iken anayasa hükmü duru-muna getirilen altı ilkeden birisi “milliyetçiliktir.” Kema-list bağlamda Milliyetçilik; ırk, köken ve bölgesel ayı-rımcılıktan kaçınılarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin her türlü çıkarları için çalışmak, milli sınırları içinde yurduna ve milletine bağlık olarak yararlı hizmetler üretmektir. Bu bağlamda;

.Uluslararası kardeşliği hedefleyen “milliyetçi olma-yan”, “milliyetçilik duygularını öldürmek davasında” olan,

.“Emperyalist ve büyük sermayeli milletlerin elinde bir işgal ve bir soygunculuk aracı” ve “Siyonist Yahudilerin intikam aleti” olan,(s. 163-64)

masonlar, 1950’den sonra hemen tüm hükümetlerde etkili olmuşlar ve “milliyetçi olmayan” bu örgüt üyelerinin 119’u en üst kademeleri de dahil Türk Ordusunda etkili ve yetkili görevlerde (s. 462-78) ise,

“Milliyetçi” olarak bilinen siyasi parti de dahil olmak üzere siyasi partilerin içinde 44 mason milletvekili (s. 479-80) var ise,

Bunlardan 33’ü, yasamanın ve yürütmenin yasal dene-timini yaparak, Cumhuriyetin temeli olan demokrasinin güvencesi olması gereken yargı içende (s. 482) ise,

Devlet hizmetini yurttaşlara sunarak, devlet-yurttaş bütün-leşmesini sağlamakla görevli kamu yönetiminin en üst makamlarında 103’ü (s. 483-86) köşeleri tutmuş ise, Geleceğimizin güvencesi olan, aldıkları eğitim sayesinde Cumhuriyeti “muasır medeniyetler seviyesine” taşımakla görevli gençlerimizi eğiten yüksek eğitim kurumalarında 73 Mason (s. 487-90) var ise,

Bu denli etkin Masonlar, milliyetçilikten uzak bir dünya görüşüne sahipler ise, yenilgi değil de kuşatılmışlık var demektir.

Eğitimi Yabancılar Planlıyorlar ise..
Osmanlı yönetiminin; kanını, canını, gelirini sömürdüğü tekke ve medreselerde çürüterek dünya nimetlerinden mahurum bıraktığı, kulu kul olma alışkanlığı aşılayarak karanlıklar içine ittiği Anadolu halkına, insanca yaşama alışkanlığı veren, kula kul olmaktan kurtaran, mezhepsel bölgesel ve etnik ayrıcalıklar yerine yurduna, ulusuna ve insanlığa hizmet etme becerisi kazandıran yurttaşları yetiştirecek öğretmenlerin yetiştirilmesi için Köy Ensti-tüleri kurulmuştu.

Bu okullarda yetişecek öğretmenler; “köylere hem düzenli eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazan-dıracak hem de çağdaş ve bilimsel teknikleri öğretecek-lerdi”(s.185)“Eğitimi içinde üretim, üretim içinde eğitim esasına göre hizmet üreten gittikleri yeri aydınlatan bu ku-ruluşlardan mezun olan öğretmenlerin sayıları çoğaldıkça, yüzyıllardan beri güçlülerle işbirliği içinde güçlerine güç katarak halkı kullaştıran toprak ağalarının da etkinliği azalmakta iken, Cumhuriyetimizin geleceği için yaşamsal önem taşıyan böylesi bir kuruluş; ABD’ den Turumun Doktrini kapsamında yardım almak için ABD’nin dayat-ması ile kapatılmış (s. 186) ise,

“Mason” olan Cevdet Sunay, Cumhurbaşkanlılığı koltu-ğuna oturarak; “laik okullarda yetişen gençlere memleket idaresi teslim edilemez” diye bildirmiş ise (s. 297),

“27 Aralık 1949 tarihinden beri, Türk çocuklarının neler okuyup öğreneceğine, yeni ders ‘müfredatlarına’ Ame-rikalılar karar”veriyorlar (s. 588) ise yenilenler Atatürk-çüler değil, Türkiye’yi Atatürk’ün ilkelerinden saptıran-lardır.

Atatürkçüler Yenildiler ise Kemalistler Kazanmalıdır
Atatürkçülük (daha doğru tanımlama ile Kemalizm) slo-gan atmak, Atatürk rozeti takmak, oraya buraya Atatürk heykeli kondurmak değildir. Atatürk’ün Harp Okuluna öğrenci olarak girdiği 16 Mart 1899 gününü anmak için, Harp Okulu öğrencilerinin “içimizde” demeleri Atatürk’-ten yana olmak anlamına hiç gelmez. Atatürk’ten yana olmanın ve Atatürk’ü doğru anlamanın, başka bir anlatımla Kemalist olmanın ölçüsü; antiemperyalist ve tam bağımsızlıktır. Emperyalizm karşıtı olmak ise, salt söz ve söylemle kanıtlanamaz. Emperyalizme karşı olan bir kişi ve yönetim, ülkesinin emperyalizm tarafından kuşatılmaması için, emperyalizm karşısında güçlü olacak önlemleri almaya çaba harcar ve bunu başarmaya kendini görevli saymalıdır. “Atatürkçüler yenildi” kitabının yazarı Atatürkçüleri özetle:

-Çok okumayan,
-Bilgiçlik taslayan,
-Bağımsızlık Savaşı konusundaki bilgileri kulaktan dolma,
-Atatürk’ün Söylevi’ni bile okumamış olan,
-İnkılâp yerine “devrim” demekten çekinen,
-İlkelerin ardından gitmeyen,
-Putlaştırmaktan yana olan,
-Özeleştiri kültüründen yoksun,
-Türkçe’ye sahip çıkmayan,

Amerika ve Avrupa hayranı (s.17-19), kişiler olarak tanımlamaktadır.
Bu özeliklere sahip kişiler Kemalizm bağlamında “Ata-türkçü” olamayacakları gibi yine yazara göre son altmış yıldır (Atatürk’ün ölümünden sonra da denebilir) Devletin en üst düzeyde görev yapmış olan asker ve sivil yöne-ticilerin “Türk devleti ile olan bağlılıkları sadece kimlikle rindeki bu resmi ifadeyle sınırlıdır.Onların asıl bağlılık-ları yabancı bir devlete, yabancı devletlerin gizli istihbarat servislerine ve yarı-gizli uluslararası kuruluşlarıydı.

Durum bu iken; Tam bağımsızlığı hedefleyerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ün;.. “hangi İstiklal var-dır ki; ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir13sözleri karşısında yenilme değil, teslimiyet söz konusudur. Teslim olanlar ise; Atatürk’ü anlamamış, Ulusal Kurtuluş ve Kuruluş Sa-vaşı’nı kavrayamamış emperyalizm işbirlikçileridir.

Atatürk’ün Söylev’ini okumamış, İslam dini14ve Ba-ğımsızlık Savaşı konusunda yeterli bilgisi olmadan kulak-tan dolma bilgi kırıntıları ile kendilerini ve çevrelerini oyalayanlar, Kemalizm anlamında Atatürkçü olamaya-cakları gibi, CHP’ye oy vermek,ADD’ye üye olmak ta Atatürkçü olma ölçüsü değildir. Atatürk’ün, çok zor koşullarda kazandığı savaş sonrasında, tam bağımsızlık ilkesine dayalı olarak kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni savaşmadan emperyalizme teslim edenleri Atatürkçü olarak vurgulamak, en hafif tanımı ile psikolojik savaşa hizmet etmektir.

Öte yandan, son yıllarda başlatılan “Ergenekon, “Bal-yoz”,“Poyrazköy” gibi davalar nedeniyle tutuklanan 300’e yakın komutan “esir alındı”, “teslim oldu”ise (s.30), bu komutanların en gençlerinden birisi; “adam olan yeminine sadık kalır. Ben askerlik yeminine sadık olarak bu dünyadan göçeceğim” (s. 156) dileyebiliyorsa bütünü ile bir teslimiyetten, yok olmuşluktan ve kaybetmişlikten de söz etmek doğru değildir.

Kuvayı Milliyeyi kuran, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yürüten, kağnının kamyonu yenmesini sağlayan, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak 15 yıl gibi devlet yaşamında ol-dukça kısa bir süre içinde yeryüzünün en saygın ülke-lerinden biri konumuna yükselten, Balkan Paktı ve Sadabat Paktı ile ülkemizin barış odağına oturtarak gü-venliğini sağlayan, dış borç almadan Kamu İktisadi Ku-ruluşlarını yaygınlaştırarak ekonomik bağımsızlığı gü-venceye alan, ulusal ve evrensel eğitim kuruluşları ile ulus ve yurttaş bilincini gelişmesinin temelini atan Kemalist kadrodur.

İkili anlaşmaları yaparak borçlanmayı başlatarak bağım-sızlığı zedeleyen, Türk Ordusunu NATO’ya teslim eden, Marshall yardımı karşılığında Köy Enstitüleri gibi yur-duna yurttaş yetiştirecek öğretmenlerin kuruluşu kapatan, ülkeyi IMFve Dünya Bankası’na teslim eden, KİTve Demiryolu ulusal siyasetini yozlaştıran, özeleştirme süre-cini başlatan, 12 Mart ve 12 Eylül gibi Atatürk’ü istismar eden, ABDgüdümlü askeri müdahalelerde bulunan, dini is

tismar eden, cemaatleri güçlendiren, teröre ödün veren, Ülkemizin bağımsızlığını Avrupa devletlerine teslim etmek için ABprojelerine gönüllü katılan, Gümrük Bir-liğini imzalayan, Ülkemizde Barış Gönüllerini ve Çekiç Gücün çalışmasına göz yuman, sözde Atatürkçülerdir, halka şirin gözükmek için, Atatürkçü geçinen, Atatürk’ü “Oya” çevirmeye çalışan çevrelerdir.

Yazarın saptamasına göre:

-Kemalist olmayan komutanlar, onurlu ve yiğit bir durum sergileyemezler!(s.104)ise, “Atatürkçüler, Kemalist olma-dıkları için” yenilmişlerdir (s. 695). Dolayısıyla yenilenler Kemalist değildirler. Ülkesini emperyalizme temsil eden-leri (Kemalizm bağlamından) Atatürkçü olarak değer-lendirmek doğru bir yaklaşım olamaz.

Üstelik son altmış yıldır Türkiye Cumhuriyeti’ni yöne-tenler Kemalistler değildir. Yenilenler (daha doğru tanım-lama ile teslimiyetçiler) “Atatürkçü” görünümlü ayarlı kişiler ve yönetenlerdir. Esas olan Atatürk’ün ardılları olan Kemalistlerin yenilmemeleridir. Atatürk ise yüzyıl sonra bile güncelliğini koruyan düşünceler üretmiş, ilkeler yürürlüğe koymuştur. Kemalistler, ulusal olduğu kadar evrensel içerikte olan Atatürk ilkelerini yeniden Türkiye yönetimine yansıtarak kazanmalıdırlar ki, hem ülkemiz, hem bölgemiz hem de dünyamız barış ve insan onuruna yaraşır düzeyde olabilsin. Kemalistlerin, ülke yönetimin-de söz sahibi olabilmeleri ise; aynen Kuvayı Milliye günlerinde olduğu gibi amaç ve inanç birliğinde güç bir-liği oluşturmalarına bağlıdır.

DİP NOTLAR:
1.Yılmaz Dikbaş, Atatürkçüler Yenildi,Enki,İstanbul,2012 .
2.Suphi Gürsoytrak’ın ABD’ye teslim olmuş komutanlardan olduğunu belirten görüşünüze katılmadığımız gibi.
3. Altını çizerek vurguladığımız üzere;Atatürk kendi el yazısı ile kaydettiği notlarda hem öz Türkçe kullanılmasına özen göster-miş hem de inkilap yerine “devrim” deyimini kullanmıştır.
4.21.6.1934 tarihli Soyadı Kanunu, 2.7.1934 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
.Aktaran:Doğu Perinçek, Kemalizmin Felsefesi ve Kaynakları, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2006,s.12
6.Türkiye; Ekonomik, kültürel, askeri tam bağımsızlığın kazanılmadığı, çağdaş dünya devletleri düzeyine yükseltmediği, laikliğin gerçek anlamıyla uygulanmadığı (insanların inançları yüzünden ötekileştirilmediği) sürece, Kemalizm hedefine ulaşmış olmayacaktır. Bu nedenle Kemalizm sürekli gelişme anlamında içermektedir.
7.Tahir Çalgüner, Ekolojide Kemale Ermek “Kemalist ekoloji”,Sokak Kitapları, İstanbul, 2012, s.49
8.Feroz Akmad, Demokrasi Sürecinde Türkiye (1945-1980) Çeviri: Ahmet Fethi, Hil Yayınları, İstanbul, 1994,s.21
9.Irkçı birisi olan Arın Engin, 1954 yılında “Atatürkçülükte Dil ve Din”i “Atatürkçülük, Moskofluk ve Türklük Savaşları” adın-da kitapları ile bu konuda öncü olmuştur. (Sinan Meydan, Akl-ı Kemal, 1.cilt, İnkilap Yayınları, İstanbul, 2012,s.19
10.Tahir Çalgünert,a.g.e,s.54
11.Ayrıca;yazar kitabının ilgili bölümlerinde bir çok yazar, akademisyen, hukukçu, asker ve gazetecinin “mason” ya da çeşitli ülkenin “ajanı” olduklarını belirtmekte iken, bu ajanlar içinde Rus,Fransız,İran ve İngiliz ajanlarınıa hiç yer vermemiş olması kitapta eksik kalmış bir husus olarak görünmektedir. Öte yandan Çengiz Çandar, Oral Çalışlar, gibi “ajan” oldukları vurgulanan kişilerin Cumhuriyet gazetesinin eski yazarları oldukları ve Hikmet Çetinkaya’nın halen adıgeçen gazetede yazar olduğu dikkat çekicidir.
12.Atatürk’ün Söylev ve demeçleri .I, s.87
13.Atatürk’ün TBMM’deki 8 Mart 1922 günlü konuşması
14.Kemalist insan, aydın insan demektir. Her aydın,içinde yaşadığı toplumun değerlerini çok iyi bilmek durumundadır ki, din konusunda da çevresini aydınlatarak aydın olmanın sorumluluğunu yerine getirmiş olsun.

***
Sy.Hüsnü Merdanoğlu, haklı olarak “Atatürkçüler Yenildi” kitabında kimi kurum ve kişilerin önemli suçlamalarla yer aldığına değinirken, o tür suçlamaların kanıtlanması bel-gelenmesini koşul görüyor. Kanımca bunun kadar önemli olanı o kişi ve kurumların, suçlamalara yanıt vermeleridir. Aslında kitabın adı yanlış. Yenilen Atatürkçüler değil, 1950 sonrası ülkeyi yöneten sağ siyasal iktidarlardır. a.n.ö

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail