Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 94 Geri Tavsiye Et Yazdır


SİYASAL İKTİDAR İNSANLIK SUÇU İŞLEMEKTE

Ahmet Saltık
Prof.Dr.

Türk Tabipleri Birliği, tarihsel önem ve nitelikte bir basın açıklaması yaptı. Tümüyle katılarak bu kritik "metni-çağrı"yı sunuyoruz. Eklemelerimiz olacak: “Polis Vazife ve Selahiyetleri Yasası’nın pek çok hükmü başta olmak üzere Anayasal can ve mal güvenliği hakkı” iktidar tarafından ayaklar altına alınmıştır. Bu davranış Anayasamızı çiğneme suçudur ve İktidarın meşruiyetini yitirmesi anlamına gelmektedir. Devletimizin bir numaralı görevi yurttaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Bu görevin yerine getirilmesi, hukukumuzda kusursuz sorumluluk bağlamında tanımlanmıştır. Açıkçası, Devletin hiçbir özrü, bahanesi, gerekçesi dikkate alınmadan tüm yurttaşların can ve mal güvenliği sağlanmalıdır. Devlet öncelikle bunun için vardır. Devlete vergi verilmekte, askerlik görevi yerine getirilmekte ve sadakatla bağlı bulunmaktayız.

İki yüzyıldır J.J. Rousseau’dan bu yana yurttaş ile devlet arasındaki Sosyal Sözleşme’nin 3 maddesi yukarıda açıkladığımız koşulları içerir. AKPiktidarı o nedenle yasal dayanağını yitirmiş ve meşruiyet dışına düşmüştür. Hükümetten çekilmesi, el çektirilmesi gerekmektedir. Bunu yapacak Anayasal kurumların başında Çankaya gelmektedir. Çankaya’da A .Gül’e bu sorumluluğu anımsatmayı yurttaşlık görevi sayıyoruz.

İkincisi, Hükümetin Parlamento eliyle denetimidir. TBMMBaşkanı Cemil Çiçek’in de partili ol-duğunu biliyor ve tıpkı Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden A.Gül gibi kendisine de ağır ta-rihsel sorumluluğunu anımsatmayı yurttaşlık görevi sayıyoruz. Ortada, suç işlemedikleri halde yaşamlarını yitiren masum yurttaşlarımız vardır. Kaldı ki, suç işleseler bile hukuk devletinde “ya-kalama ve adalete teslim” söz konusudur. Şimdi soruyoruz:

1. Türk polisi cinayet şebekesi midir?
2. Türk polisi yurttaş katili midir?
3. Türk polisi iktidarın suç işleme-adam öldürme örgütü müdür?

Çok sayıda polisin intihar ettiğini “Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tablosu içinde olduğunu bir hekim olarak biliyoruz. Bu arkadaşlarımız ruh ve beden sağlığını yitirmekte, rehabili-tasyon olanağı bulamamakta ve bir bölümü de erken emekli edilmektedir.

Erdoğan hükümeti ülkeyi iyi yönetmek şöyle dur-sun, iç savaşın eşiğine taşımaktadır. O nedenle, parlamenter demokratik rejimlerde siyasal iktidarlardan da hesap sorulabildiğine, sorulması gerektiğine göre, görevini yapması gereken üç kurum; Çankaya, TBMM,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığıyerine halk meşru direnme hakkını kullanmaya başlamış ve Cumhuriyetin temel kazanımlarını canı pahasına savunmayı üstlenmiştir. Bu uğurda ellerinde Türk Bayrağı ve Atatürk Posterleri ile dileklerini içeren yazıtlarla şiddete başvurmadan “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası”nı çiğnemeden protesto eylemlerini sergilemektedir. Buna karşılık ağır kafatası yaralanması, gözünü yitirme nedeni olan hedef gözeten biber gazı kapsülleri atışına rastlanmakta, insanlarımıza kısa mesafeden basınçlı su sıkılmaktadır. Böylesi ölçüsüz vahşetten salt buyruk verenler değil, yasaya aykırı o buyruğu uygulayanlar da sorumludurlar. Anayasamızın 137. maddesi:

“Kamu hizmetinde herhangi bir sıfat ve surette çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir...

Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emri yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu durumda emri yerine getiren sorumlu olmaz.

Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir surette yerine getirilmez; yerine getiren kimse so-rumluluktan kurtulamaz.

Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır..Son günlerde yaşanan olaylarda, Anayasanın bu mad-desinin son bendi bağlamında herhangi bir ayrıksılık (istisna) söz konusu değildir. Kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen ayrıksılar kapsamına girecek hiçbir toplumsal eylem sergilenmemiştir. Bir bölüm kışkırtıcı (provo-katif) kişiler MOBESE kameraları ile açıklanmalıdır. Bu kişilerin bir bölümünün “sivil polis” oldukları savı ise dehşet vericidir ve çok sayıda görüntü kaydı bunu ortaya çıkarmıştır. Devletin gelişmiş olanakları ile basının, yurttaşların, yansız gözlemcilerin çektikleri fotoğraflardan “yüz tanıma” sistemiyle bu kışkırtıcıların kimliği açıklanmalıdır. Sürüp giden insanlık dışı vahşetin sorumluları, insanlığa karşı suç işlemektedirler. Er ya da geç, yargı önünde mutlaka hesap vereceklerdir. Bu arada Türkiye Barolar Birliği’nin suç duyurusunun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca ne yönde işleme alınacağını da dikkatle izleyeceğiz Tıpkı, uygar dünyanın (sözümüz ona) küreselleşmiş ve de küreselleşerek sözde demokrasiye, barışa, insan haklarına kavuşmuş olduğu yanılsaması içindeki ki sözcülerini de izleyeceğimiz gibi. Ve “yetmez ama evet”çi aydın taslaklarını, bir kısım “akil” sakilleri de.

Sonuç: unca sefaletin üstünde hiçbir şey sürdürülebilir değildir. Ana muhalefet CHPve MHP,adında “Demokrasi”sözcüğü olan BDPne ölçüde katılır;

-TBMM’de siyasal denetim çalıştırılmalı,gensoru verilmeli,
-TBMM Araştırma Komisyonu kurulmalı ve sonuç alınıncaya dek, Hükümet istifa edene ve erken seçim kararı alınana dek, gerekirse TBMM çalışmaları boykot edilmelidir. Son söz de AKP’ nin giderek eriyen,asla %50 olmayan “bilinçli-bilinçsiz” yandaşlarına:

Kitabım insan, Kabem sevgi,tapınağım gönül.
Mevlana Celalettin Rumi

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail