Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 95 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


KUBİLAY’IN YAZGISI UYARIDIR

Ali Nejat Ölçen,

Genç yurtsever Kubilay’ın yazgısı ulusumuzun geleceği için bir uyarıdır. Islamla bağdaşmayan o hunhar ve alçakça cinayeti işleyen şeriatçı yobazlar güruhunun yazgısına ortak olmayı düşünenler varsa, yaşamlarının güvencesi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetine sahip çıkmayı kabul etmelidirler.

Kubilay’ı hunharca katleden Islam’ın vicdansız çirkinleri, yalnız Cumhuriyetimize değil, Islam’a da karşıydılar ve dini kötüye kullanmaktan utanç duymuyorlardı.Onlar, var olmayan şeriatı kulla-narak Islam’ın kutsal kitabına da ters düşmüşlerdi: “Bir mümini bir başka müminin öldürmesini men eden” Nisa Suresinde o gibilerin ebediyen kalacağı yerin cehennem olacağı yazılı-dır.(Ayet 92,93). Tevbe Suresinin 9’ncu ayetine saygı duymadıkları için “kalplerindeki öfke ve kini yatıştıramamışlardı. ve de Hacc Suresinin 15’nci ayetine göre de “hileleri öfkelerini dindiremediği ” için vicdanlara sığmaz cinayeti işlediler. Araf suresinin 43.ayetine göre “yüreklerindeki kini ve hasedi söküp atamamış”tı Kubilay’ı katleden zebaniler.

Şimdilerde o günlere geri dönmenin özlemini duyanlara iktidar partisinin üyeleri arasında bile kimilerine rastlamaktayız. Ülkemizde bir başbakan “yüreğinizdeki kin’i yitirmeyin“ diyebili-yorsa, ülkemizde sevgi, barış, adalet nasıl sağlanabilir? O, bana kin duyuyorsa benim de ona kin duyma hakkını tanımış olmaz mı başbakan olan kişinin sözü?

Silivri’deki bugünün Kubilay’ları, yürekleri kinle kirlenip kararmadığı için sevginin ışıltılarıyla özgürlüklerinden yoksun yaşamaya çalışıyorlar. Çünkü, onların yürekleri kinle kararmış, kirlenmiş değil.

Kubilay’ı alçakça katledenler aslında onu öldüremediler. Çünkü, O’nun ruhunda ve bilincinde Anadolu’muz, Cumhuriyeti, Cumhuriyetin aydınlığını ve o aydınlığın adaletini yeniden yaşamaya başlayacaktır. AKPiktidarının hukuksuzlaştırdığı hukukumuz yeniden adaletle bütünleşecek ve hukuku siyasetin aracına dönüştüren tüm çarpık yasalar o yasalardaki hükümler karanlığın çöplü-ğüne atılacaktır.

1.Şeriatı Gerilerde Bırakan Mecelle.

Bir tarihsel gerçek apaçık ortadır. Bugün şeriat yanlıları bilmelidirler ki, Osmanlı Devleti 143 yıl önce ( 29 Mart 1869 günü) Mecelle’yi kabul ederek “Şeriat”ı terk etmişti. Mecelle’nin “ge-rekçe metni” olan “Esbab-ı Mucibe Mazbatası” bu gerçeği açıklamaktaydı. O gerekçe, şeriat hukukunun reddine ilişkin en özlü anlatımı içerir:

Fıkıh ilmi, uçsuz bucaksız bir deniz olup, ummandan inci çıkarır gibi bundan lazım olan meseleleri bulup çıkarmak mesele halledebilmek epeyce maharet (hüner) ve melekeye (beceriye) bağlıydı. Bilhassa,Hanefi mezhebi üzre .. bir çok müctehidler ( karar çıkaranlar) gelip pek çok ihtilaf (anlaşmazlık) ortaya çıkarmış ve Hanefi fıkhı,Şafi fıkhı gibi işlemeyip pek geniş ve dağınıklık olmuştu.

Mecelle’yi hazırlayan grubun başkanı Ahmet Cevdet Paşa,“Maruzat”adlı yapıtında:

Mecelle’nin telifinin büyük bir hizmet-i diniye olduğu herkes tarafından tasdik-i itiraf olunduğunu, yazmıştı.

Osmanlı Devleti şeriatı terk ederken hiç kimse “din elden gidiyor” diye ayaklanmaya cesaret edememişti.

2.Mustafa Kemal’in Cumhuriyetine Karşı Çıkanları Tarihin Çöplüğüne Süpürecek Güçtedir ulusumuz.

Mustafa Kemal’in Millet Meclisini kurduğunun ertesi günü (24 Nisan 1920)ilk gizli celsede yaptığı konuşmayı AKPiktidarını yönetenler okumalı ve ulusalcı ulus devletinden başka bir dev-letin ve O’nun Cumhuriyetinden başka bir Cumhuriyetin var olamayacağını görebilmelidirler. 24 Nisan 1920 günlü o gizli celsede ilk sözü alan Mustafa Kemal konuşmasında:

Bütün gayemiz hududu milli dahilindeki milletimizin istirahatını, refahını ve bu hududu milli ile muayyen vatanımızın tamamiyetini masun bulundurmaktan ibarettir, demişti.

Başbakan R.T.Erdoğan, “Misak-ı Milli sınırlarımız içindeki ulusumuzun istirahatını, refahını (kendisinin ve yandaşlarının değil) ve de vatanımızın bütünlüğünü korumakla görevli olduğu bilincinde midir? Eğer Devletimizin bütünlüğünün öznesi olan Cumhuriyetimizi ve de misak-ı milli sınırlarımızın kuşattığı yurdumuzu korumakta acze düşerse, ulusumuz AKP’yi demok-ratik araçlarla iktidardan uzaklaştırmaktaki kararını yürürlüğe koymakta bir an bile tereddüt etmeyecektir.

R.T.Erdoğan ve Cumhurbaşkanı seçilen Abdul-lah Gül olmak üzere AKPiktidarının tüm üyeleri işitmeliler ve ona göre devletimiz ile Cumhuriyetimize, ulusumuz ile toprağımızla birlikte sahip çıkmanın bilincine ulaşmalıdırlar. Özellikle Abdullah Gül, Dışişleri Bakanıyken ABD’ye bağımlılığımızı teslim eden iki sayfa 9 maddelik gizli anlaşmadaki imzası nedeniyle ulusumuzdan özür dilemelidir.

Ulusalcı ulus devletimizin Cumhuriyetini federatif sisteme dönüştüreceğini sanan siyasal iktidarlar ve de kimi etnik gruplar, Mustafa Kemal’in o gizli celsedeki sözlerini işitmelidirler. Şunları söylemişti:

Suriye halkı ve Irak halkı yani Arabistan, 1914 tarihinden evvel ayni hudut dahilinde bulunduğumuz zamanlarda cümlemizce malumdur ki, demişti Mustafa Kemal: Devleti Osmaniye’nin bir uzvu,bir rüknü olmaktan fevkalade müşteki ve mustakil olmak gayesini takip ediyorlardı. Buna karşı çalıştılar, fakat neticeyi istihsal edebilmek için kendi kuvvetine istinadın gayri kâfi olduğunu gördüler ve maatteessüf hepimizi birden imhaya tevessül eden (girişen) düşmanlarımızla teşriki mesai ettiler. İngilizler, Fransızlar kendilerinin hayali olan gayelerini mevkii fiile çıkaracak diye onların eteklerine sarıldılar.

Mustafa Kemal Atatürk, bugün aramızda olabil-seydi bir başbakan, ABD-AB’nin yürürlüğe koy-maya çalıştığı BOP’un eşbaşkanı olduğunu söylemeye cesaret edebilir miydi? NATO’yu Güney Atlantik Paktı’na dönüştürerek Akdeniz’e yerleşmeyi amaç alan ABD-ABortaklığının siyasal rüşvetine güvenerek Ortadoğu bekçiliğini Türkiye’ mizin üstlenmesi bir gün ulusumuz tarafından geri çevrilecek ve sorumluları yargılanacaktır elbet.

Mustafa Kemal, 29 Mayıs 1920 günlü gizli celsede:

Meclis-i Aliniz, kim olursa olsun ben de dahil olduğum halde gaye-i mukaddesenin hilafında hareketini göreceği kimseler hakkında icab eden tedabiri (önlemleri) almakta bittabi tereddüt etmeyecektir,demişti.

Mustafa Kemal’in Devletini, o Devletin Cum-huriyetini, o Cumhuriyetin hukukunu korumaya azmetmiş bütün Kubilaylar, kim olursa olsun ihanete bulaşmışları yargıya teslim etmekle kendilerini görevli sayacaklardır.

12 Eylül 1980 sonrasında Turgut Özal Başbakan iken, kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’ı DPTmüs-teşarı atayarak hazırlanan “Türk-Islam Sentezi” ni (1983) AKPiktidarı “Türk-Kürt-Islam” sente-zine dönüştürme çabasında görünüyor. O aksak çabayı tersine çevirmek tün Kubilayların görevi olacaktır.

O nedenledir ki R.T.Erdoğan “Türkiye Cumhu-riyeti Devleti”nin başbakanı olmanın bilincine ulaşabilmiş ise süre yitirmeden BOP’ın eşbaş-kanlığından istifa ettiğini ve de kendisine hangi görevin kimler tarafından nasıl verildiğini açık-lamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir başbakanına, ancak ulusumuz ve onun temsilcisi TBMMgörev verebilir. Dışardan hiçbir kurum ve kuruluştan görev alan bir kamu görevlisini ulusumuzun sırtında taşıdığının bir örneğine bugüne kadar rastlanmış değildir. Osmanlı devleti hariç.

3.Kendi Gücüne Güvenen Ulus.

29 Mayıs 1920 günlü gizli celsede Mustafa Kemal ulusun, kendi gücüne güvenmesinin gereğini şöyle açıklamıştı:

Kendi kuvvetimizi nazarı dikkate almadan, hariçten şuradan buradan gelecek kuvvetlere istinaden emel takip edersek (yabancı güçlere güvenerek beklentimizi sürdürürsek) o kuvvetten ve o imdattan muavenet (yardım) da gelmezse sukutu hayale uğrarız. Bunun için iptida kendi kuvvetimize ehemmiyet vermeliyiz.

R.T.Erdoğan başbakan olarak devletin ve ulusun gücüne önem verebilseydi BOP’un eşbaşkan lığını üstlenir yurtdışından birilerinin kendisine görev verdiğini açıklayabilir miydi? Bir ülkenin gücünün üç temel boyutu vardır. Birinci boyutu adalet, ikinci boyutu ekonomi, üçüncü boyutu da Ordu. Mustafa Kemal, TBMM’nin gizli celsesinde tasarımladığı devletimizin:

1.Milli sınırlar içinde vatanın bütünlüğünü koru-yan ve ulusun mutluluğu ve refahını sağlamayı görev bilen,
2.Yabancıya değil kendi gücüne güvenen ve
3.İç hainleri cezasız bırakmayan,

devlet olacağını vurgulamıştı. İşte o nedenle, Devletimizi yeniden Mustafa Kemal’in Devleti, Ulusumuzu yeniden Mustafa kemal’in Ulusu ve Çankaya’yı yeniden Mustafa Kemal’in Çankaya’ sı yapacağız.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail