Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 96 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

23 Nisan 1920 Millet Meclisinin kurulduğundan bir gün sonraki gizli celsede (24 Nisan 1920) ülkenin durumunu tüm ayrıntılarıyla ve gerçekçilik içinde anlatan bir tek kişi vardı, o da Mustafa Kemal’den başkası değildi.Zaten hiç bir milletvekili ne soru yöneltmiş ve ne de kürsüye çı-kıp konuşmaya gereksinim duymuştu.Emperyalist devletlerinin ordularıyla işgal edilen ülkemizin içinde bulunduğu karmaşayı, koşulları anlatmakla yetinmiyor, ne yapmak, neleri nasıl düşünmemiz gerektiğini de açıklıyordu. Örneğin, konuşmasının başında yabancıların en çok korktukları, ürktükleri İslamiyet siyaseti deyiminden özenle kaçınmayı zorunlu gördüğünü bakı-nız o gizli celsede nasıl açıklamıştı:

Ecnebilerin en çok korktukları fevkalade mü-tevahhiş oldukları ( ürktükler) İslamiyet siya-setinin dahi alenen ifadesinden mümkün oldu-ğu kadar mücanebete (uzak durmaya) kendimi-zi mecbur gördük.

Millet Meclisinin o ilk gizli celsesinde önemli, çok önemli bir gerçeğin altını çizmekteydi. Bugün bile o düşüncenin ne denli gerçek olduğu-

nu ve bu gerçeği sezinleyemeyen İslam dün-yası’nın empeyalizmin kucağında iç şavaşla bir-birlerini nasıl vahşice öldürdüklerini televizyon ekranlarında görmekteyiz.Emperyalizmin olağan-

üstü savaş donanımı (teknolojisi) karşısında İs-lam dünyasının zavallılığını, çaresizliğini, güç-süzlüğünü görmezden gelerek cihad yaygarasına başvurmanın bedelini kanlarıyla ödemektedir-ler,hem de emperyalizmin silahları, zehirli gaz-larıyla.Mustafa Kemal’in“İslam Siyayaseti” gü-dülmemesine ilişkin düşüncesi ne denli doğru ve gerçekçiydi. Çünkü, Mustafa Kemal’in savaşının bir tek amacı vardı, sonunda Batı emperyalizmi bu amaca boyun eğecekti: Ülkeyi işgalden kur-tarmak.Bunu Batı’nın işgalci devletlerine kabul ettirip bütünleşmelerini,Haçlılar Ordusu”kurmalarını önleyebilmişti. Yine 24 Nisan 1920 günlü gizli celsede bir ger-çeği yansıtan düşüncesini konuşmasının başında şöyle açıklamıştı:

Turanizm politikasını kendi arzumuzla takip etmek istemedik. Çünkü, maddi ve manevi bütün kuvvetlerimizi muayyen olan varanımız dahilinde tecelli ermesini arzu ettik.

Ne denli doğru, ne denli gerçekçi ve ne denli yararlı bu iki tümceyle açıklanan düşünce.İşgalci

güçlerin bütünleşmesini önlemek ve savaş gücünü dağıtmamak sadece ülkeyi işgalden kurtar-mak amacıyla kullanmak amacı başka nasıl ger-çekleşebilirdi? “vatanımız dahilinde” maddi ve manevi gücün yoğunlaşması gerektiğini savunu-yordu Mustafa Kemal.

Bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP’nin) ve onun yandaşlarının, Mustafa Kemal’in bu gerekli stratejisini yadsıyarak, ahmakça BOP‘un peşine takılmasının, bir taraftan Ordumuzu savaş gücünden yoksun bırakmasının, öte yandan kom-şu ülke Suriye’ye karşı savaş hazırlığına girişmesinin ilerde ihanet olarak tarihe geçecek so-nuçlar doğurmayacağını kim ileri sürebilir?

Büyük Miller Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan 1920 günü ülke ne durumdaydı? Mustafa Kemal karşıtı dindar geçinen kindar yobazlar yığınına, ülkenin ne durumda olduğuna ilişkin O’nun sözlerini anımsatmamız gerekir. Mustafa Kemal’in 24 Nisan 1920 günlü o ilk gizli celsesinde bakınız Ha-life olan padişah Vahidüddin’i nasıl anlatıyor:

Efendimiz Hazretleri edayı salât için Camiye gittikleri zaman kendilerini muhafaza eden kıtaatı askeriye İslam askeri değildir. İngiliz askeridir.Bu şeraiti elimî’ye duçar olmuş olan Padişahmızla hususi temas dahi mümkün olamaz.

Neden çünkü Halife tutsaktır.Beş ay sonra Millet Meclisinin 25 Eylül 1920 günlü gizli celsesinde Mustafa Kemal:

Bugün Hilafet makamını işgal eden zat bu millet ve memleket için hain bir adamdır (Alkışlar) Müsaade buyurunuz beyim hain bir adamdır.(Alkışlar,bravo sesler)

diyecek,alkışlarla karşılanacaktır sözleri Türklüğe ve Mustafa Kemal’e karşı AKP’nin dindar geçinen kindar üyeleri alkışın sesini duyabiliyorlar mı? Osmanlı’dan ülkemize nasıl bir ümmet (halk diyebilir miyiz bilemiyorum) aktarıldığını Mustafa Kemal’in o gizli celsesindeki konuşmasından öğrenelim:

Bittabi halk vaziyete vakıf değildi.Pek güzel biliyorsunuz ki İstanbul’un işgalinden ihtimal haberdar da değildi..İşte bu kadar gaflet için-

de bulunan halkımıza her şey suhuletle (kolaylıkla) serpilebilirBir defa inhilal (çözülme) vaki olursa (bütünleştirmek) ve harice karşı bir kuvvet ve kudret halinde arz-ı mevcudiyet etmek imkanı münselip (elden kaçırılmış) olur.

93 yıl sonra, Mustafa Kemal’in sözlerini iktidar-daki AKP’nin zihnine acaba çiviyle çakmak olanaklı mıdır? Çoğunluğu taş kafalı olduğu için çivi kullanmak gerekebilir. Mustafa Kemal o konuşmasında, bir gerçeğin altını çizmişti. Osman-lı’dan gaflet içinde halk yığını kalmıştı. Her dü-

şünce kolayca onun zihnine serpilebilirdi. O halde halkı vatanın kurtuluşu için harice (yani ülkeyi işgal eden düşmana) karşı bütünleştirerek kuvvet ve kudret durumuna getirmek olanağını elden kaçırmamak gerekiyordu.İşte tek başına Mustafa Kemal bunu başardı.

1950 sonrası gerici bağnaz siyasal iktidar,sinsi yöntemlerle 2000’li yıllarda da AKPaçıkça, top-lumu (İslam bilgini Maturidi’nin sahiplenmesini öngördüğü) irade-i cüz’iye’sini kullanmayı bile günah sayan kaderciliğin çıkmazına sürüklemeyi amaç aldılar. AKP, dağıtacağı bulgur fasulya ile ona kul olmaya hazır yığınların, Osmanlı’ ümmet”ine dönüştürüleceğini sanmaktaydı. 29 Ekim ve 10 Kasım 2013 ‘in yurtsever aydınları bu menhus tuzağı yerle bir etmiştir. Artık bilinme-lidir ki:

Halkımızı düşürülmek istenen gaflet çukurundan kurtarmak kendine güvenmesini sağlamak, uğra-rayacağı felaketin ne olduğunu anlatmak ve dış güçlere karşı ülkeyi savunacak etkinliği üstlen-meye hazırlamak, Mustafa Kemal’in deyimiyle ”tedabir-i katiye”(kesin önlem) alınmasını gerek-tirmektedir. Bu kesin önlemi (tedabir-i katiyi) AKP’ nin iktidardan uzaklaştırılması olarak özetliyoruz. Gezi parkında başlayan 29 Ekim ve 10 Kasım günlerinde Mustafa Kemal’e ve O’nun Cumhuriyetine, çağdaş ulusalcı ulus devletine sahip çıkarak AKPiktidarını tarihin çöplüğüne süpürecek azim ve kararı,milyonları sarıp sarmalamış,bütünleştirmiştir.Mustafa Kemal’in Cumhuriyetine,o Cumhuriyetin Devletine, O Devletn adaletine yeniden kavuşacağımız günler yakındır. BOP’ile birlikte AKP‘nin gerici zorba iktidarı, ülkemizdeki siyasal iktidarların sonuncusu olarak ve BOPile birlikte tarihin çöplüğüne atılarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı ulus devleti, halkın iktidarı olarak yeniden kurulacaktır.

AKPiçinde yurtsever olan bireyler, CHPiçinde altı oku savunmaya kararlı güçler, MHPiçinde gerçek milliyetçi olan üyeler, İşçi Partisinin em-peryalizme karşı savaş açmış üyeleri süre yitir-eden Milli Güçbirliği’ni oluşturmalı ve Milli Güçbirliği, seçim sandıklarına sahip sahip çık-manın gücünü kararlılıkla kullanmayı örgüt-lemelidir..

Doğu Perinçek’in ileri sürdüğü Milli güçbirliğini oluşturacak üç siyasal parti CHP+MHP+İPüst düzey yöneticileri arasında acaba organik bağ kurulabildi mi? Sanmıyoruz. Gafletin içine sürüklenmekte olan toplumu ve toplumun varoşlardaki kanatlarını Milli Güçbirliği oluşumuy-la“amaç+söylem+eylem birliği içinde uyarabilmeliler.Toplumun Cumhuriyete sahip çıkmaktaki azim ve kararını bütünleştirecek ve siyasete ak-taracak bilinç varoşlarda yaratılmalıdır.

Mustafa Kemal’in 24 Nisan 1920 günü gizli celsede yaptığı konuşmada gerekli gördüğü biçimde toplumun bütünleşmesini sağlamakta başarı sağ-lanamazsa, AKPkarşıtı siyasal partiler tarih karşısındaki sorumluluklarından kutulamaz, AKP’nin yazgısını paylaşmış olurlar.

Bizden söylemesi.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail