Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 48 Geri Tavsiye Et Yazdır


CUMHURİYET DEVRİMİ ve HUKUK

İsmet Kemal Karadayı

Tüm ayırımcı, çıkarcı, benlik, ve anlaşılmaz duygusallık-ları, hınçları bir yana bırakıp, Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyeti o zamanın olanakları ve koşulları altında düşündüğümüzde, değerlendirdiğimizde, gerçekleri daha iyi görüyor, o büyük aydınlanma ve bağımsızlık devrimine daha da yakın duruyoruz.

Kurtuluş ve kuruluşta, Gazi ve Atatürk adları, ulusça verilmeden önce de Mustafa Kemal tek miydi? Hayır. Büyük önderin yanında, yetişkin ve gerçekten yurtsever bir kadro ve arkasında, onurunu korumasını bilen bir halk vardı. Hasta düşmüş Osman'lının zaafa ve sonunda işgale uğramış koca imparatorluğu, kapitülasyon bağları ve Düyunu Umumiye (Borçlar Yönetimi) bataklarıyla tüketilmiş, ve hainliklerin kurbanı olarak parçalanmıştı. Batı'yı 12.yüzyıldan 16.yüzyıla dek adam eden insana saygı anlayışı, ne yazık ki, duraklama dolayısıyla gerileme dönemine girildiği, rönesans ve reformlar bir türlü yapılamadığı içindir ki, arada bir görüntüde güçlü padişah ve sadrazamlara karşın, bilim geri kalmış, yobazlık ilerlemiştir.

Devletin özünde ve yönetimindeki yabancılaşmadan kimileri şöyleydi: Haçlı seferlerinin Osmanlı Devletini vergilendirmesi. İlki 1463 Venedik Savaşı sırasında Fatih Sultan Mehmet tarafından imzalanan ilk Kapitülasyon Anlaşması. Buna kapitülasyon sözleşmelerinin yenilenmesiyle 1536, 1569, 1582, 1699, 1718, 1826, 1834, 1840, 1849, 1856, 1860, 1866, 1874 yıllarında Fransa, İngiltere, Avusturya ile imzalanan anlaşmalar. 1839 Tanzimatın getirdiği yeniliklerin yetersizliği ve buna karşın borç yükleyen, döviz kaçıran yabancı bankalara alabildiğine yer verilmesi.

Cumhuriyet.
Değişmeli, yenilenmeli, çağdaşmalıydık. Padişahlık, şeyhülislamlık,halifelik kaldırılmalıydı. Saray dili, halk dili ayırımına son verilmeliydi. Medrese-Mecelle-Şeriat-Tarikat, eğitim-öğretim karanlığı sona ermeli, kul yerine yurttaş, ümmet yerine ulus, din fetvaları yerine laiklik, Arapça yerine Türkçe, serpuş ve fes yerine şapka, çarşaf yerine uygar giysiler gelmeliydi. Yabancı yargılama, azınlık hakları ayrıcalık sağlamaktan arındırılmalıydı. İşte bu ahval ve şeriat içinde yeni bir devletin kuruluşu, kurtuluş için ise savunmayı gerektiren savaş kaçınılmazdı.

Sonuç, 1919-1923 arasının Samsun'ları, Amasya'ları, Erzurum, Sivas'ları, Ankara'nın getirdiği ulusal savaş dizileridir. Yurtta ve dünyada barış içinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti, misakı milli sınırları içinde yaratılmış oldu. Askeriyle, siviliyle, tarihi ve coğrafyasıyla ulusal inancıyla, direncin utkusuydu bu. Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine uygun devrim yasaları gelecekti elbet, geldi.

Hukuk.
Hukuk Tarihi, bilindiği gibi, insan-toplum ilişkileriyle başlamış, ülkeler ve yaşam koşullarından gelen özellikleri de taşıyarak ilkel, komünal, feodal, kapitalist, sosyalist uygulama aşamalarından geçilmiştir.

Çin,Yunan, Mısır, Roma, Hint, Türk, İslam, İngiliz, Anglosakson, Cermen, Amerikan uygarlıkları ve hukukları, yazılı, yazısız, ilkeli ve geleneksel ve tümü insanın insanı, toplumun toplumu ve devletin devleti, yöntemlerin yöntemleri etkilediği uzun erimli süreç içinde gelişme aşamaları.

İnsan haklarını düzenleyen kurallar topluluğu, ancak iyi yetkinler eliyle uygulandığında eşitlikçi, doyurucu, mutluluk verici olur. Klasik anlamdaki düzenin sağlanmasında iyi seçilmiş kurallar, iyi seçilmiş uygulayıcıların elinde hukukun üstünlüğü kavramı gerçeklik kazanır.

Cumhuriyetimizin hukukunu anlatırken burada Mustafa Kemal Atatürk'ün söylediklerine yer vermezlik olamaz. O, bu konuda şunları vurguluyor ve uyarıyordu:

Ulusların yargı yetkisi, bağımsızlığın birinci koşuludur. Adli anlayışımızı, bizi şimdiye dek etki altında bırakan, çağın gereklerine aykırı bağlardan bir an önce kurtarmalıyız. Ulusun durmayan devrim aşamaları sırasında sinmek zorunda kalan eski yasa hükümleriyle eski hukuk bilgileri, devrim koruyucularının etkinliği ve ateşi yavaşlamaya başlar başlamaz, hemen canlanarak, devrimin esaslarını, onun içtenlikli izleyicilerini, onların yüce ülkülerini mahkum etmek için fırsat bekler .. Hukukta yatıştırıcı (idare-i maslahatçı) yöntemlere ve yanlış inançlara bağlanmak, ulusu yanıltmaktan alıkoyan en ağır karabasandır. Genel yaşayışımızı yeni baştan düzenleyecek olan köklü yasaların, çağdaş uygarlığın yasaları bölümünden olması doğaldır.

Atatürk'ün Adalet Bakanı, devrimciliğin önde gelen sözcüsü Mahmut Esat Bozkurt da şunları söylüyordu:

Yasaları dine dayalı olan devletler, kısa bir süre sonra ülkenin ve ulusun isteklerini karşılayamazlar. Çünkü, dinler değişmez kuralları kapsar. Yaşam yürür, gereksinmeler hızla değişir. Değişmemek ise dinler için zorunludur. Bu nedenle dinlerin yalnız bir vicdan işi olarak kalması çağdaş uygarlığın temellerinden ve eski uygarlıklardan yeni uygarlığın en önemli ayırıcı olan niteliklerindendir. Köklerini dinden alan yasalar, uygulandıkları toplumları, gökten indikleri ilkel çağlara bağlar, ilerlemeyi durduran etkileri olur. Din vicdanlarda kaldıkça, devlet gözünde saygı değer olur. Çağdaş uygarlık, din ile dünyayı ayrı alır. Yasalar dine bağlı olursa, vicdan özgürlüğünü benimsemesi gereken devlette, çeşitli dinlere bağlı yurttaşlar için ayrı yasalar yapma zorunluğu doğar. Bu durum, çağdaş devlet için temel ilke olan siyasal, toplumsal, ulusal birliğe aykırıdır.

Bu sözler, Mustafa Kemal'ce kimilerinin yüzlerine bir şamar gibi atılmış şu düşünceyi tamamlamaktadır:

Efendiler,iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek yol, uygarlık yoludur. Yaşamda en gerçek aydınlatıcı olan da bilimdir.

Bir şey daha var: Ekonomik düzeni ve kurtuluşu sağlanamamış ülkelerin hukuklarında, yaşamın her alanındaki esenliğe tam ulaşılamaz. İnsanın insan tarafından sömürülmesine son vermek;herkesin çalışmaktan gelen emeğine özdeş olanak tanımak; bilim ve teknik içinde hazırlanmış olan eşitlikçi düzen'i getirmek;tüm aykırılıkları, korkuları, yoksullukları ortadan kaldırmak; hukukun görevidir. Hukuk, düşünce, anlatım, üretim, eylem, örgüt içinde, insanlık ve yurttaşlık haklarının elde edilmesinde temel rolü oynar. Onun üstünlüğü de buradan gelmektedir.

Anayasa.
Cumhuriyet hukukumuzun ilkelerini, laiklik, halkçılık, devletçilik, devrimcilik ve ulusalcı, çağdaş, uygarlıkçı, toplumcu, barışçı düşünceler, uygulamalar oluşturmuş ve temellendirmiştir. Zamanla devletlerarası, uluslararası anlaşmalara, sözleşmelere, konferanslara, yasalara imza atan Cumhuriyet yönetiminin ilk Anayasası, 20 Ocak 1921 tarihini taşır. Bununla İmparatorluk hukukunun şeyhülislam başkanlığındaki Şeriye Mahkemeleri, Adliye Nezareti'ne bağlı Nizamiye Mahkemeleri, Kadı yönetimli Ticaret Mahkemeleri, salt gayrimüslimleri yargılayan Mahkemeler ile Kapitülasyonlar gereği görev yapan Konsolosluk Mahkemeler kaldırılmıştır.

Daha sonra asıl devrime uygun 1924 Anayasası, sosyal devleti kapsamına alan 1961 Anayasası. Ve bugün 37 maddesi değiştirilen zoraki 1982 Anayasası.

Tümünde şu esaslar değişmemiş ya da değiştirilememiştir: Devlet biçiminin Cumhuriyet oluşu, ülke ve Ulus bütünlüğü, resmi dilin Türkçe oluşu, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti oluşumuz. Atatürk ilkelerine ve insan haklarına bağlılık. Başlangıç bölümünde hiçbir düşünce ve eylemin Türk ulusal çıkarlarının zararına kullanılamayacağı. Dinin, kesinlikle devlet işlerine ve politikaya karıştırılmayacağı. Yurttaşların temel hak ve özgürlüklerden eşit ve sosyal adalete uygun olarak yararlanacağı. Ayrıca içerikte egemenliğin kayıtsız şartsız ulusta olduğu vurgulanmış; güçler ayrılığına, partilere, Büyük Millet Meclisine, kişi özgürlüğü ve güvencesine, bilim, sanat, basın özgürlüklerine, toplanma haklarına, mülkiyete, aileye, sendikalaşmaya, grev ve lokavt haklarına, Milli Güvenlik Kurulu'na, Anayasa Mahkemesi'ne, Yargıtay'a, Genel Kurmay Başkanlığı'na Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na,Uyuşmazlık Mahkemesi'ne, Askeri Yargıtay,Yüksek İdare Mahkemelerine, Yüksek Öğretim Kurulu'na, Diyanet İşleri Başkanlığına dokunulmamış, bu kurumlar korunmuştur.

Ne var ki, burada Anayasanın anlamına, türüne, biçimlerine, değişik ülkelerdeki uygulamalarına, değiştirme gereksinmelerine ve bu arada referandum kavramına çok kısa da olsa değinmeliyiz.

Sir. Keneth C.Wheare, "Modern Anayasalar" adlı kitabında şöyle diyor:

Anayasa sözcüğü, bir ülkenin tüm hükümet yönetimini,hükümeti yöneten ya da düzenleyen ve kuran kuralların toplamını tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu kuralların bir bölümü hukuksal, bir bölümü de geleneksel, göreneksel ad ve biçim taşır.

Oxford Üniversitesinnin 1944-1957 arası siyaset bilimi ve kamu yönetimi profesörü olan bu ünlü anayasacı, anayasaları şu biçim ve türlere ayırır: Geniş-dar, tek yapılı-federal, yasalarla sınırlı olanlar, yasa üstü olanlar, güçler ayrılığını benimseyen, benimsemeyenler; parlamenter yönetim içinde olanlar, olmayanlar,başkanlık sistemini kabul eden, etmeyenler; monarşik cumhuriyetçi olanlar gibi.

Anayasamız için şu önerileri sıralayabilirim:

1.Anayasa, politik ve ideolojik baskılarla;bilgi ve bilinç düzeyi henüz gelişmemiş, çağ dışı isteklerden kurtulamamış toplumlarda halk oylaması (referandum) yapılamaz. (Anayasamızın 104/a bendi 5.fıkrası bu yönden açıklamasız ve yetersizdir)
2. Anayasalar, adı üzerinde, çok ayrıntılara girmemelidir. (Örneğin 1893 İsviçre Anayasasındaki hayvanların bayıltılmadan kesilemeyeceği; Yehova tanıklarının bayrak selamlama zorunluklarının olmadığı gibi).
3.Anayasa, kuşkusuz değiştirilebilir. Ne var ki çağcıl ve doğal, insan-halk-ulus-toplum-dünya değişimleri, buluş ve gereksinmelerin çoğalmasına göre. Yoksa, dar görüş ve politik amaçlara göre değil. (Örneğin, ABD'de 1960 yılında dek 22, İsviçre'de 37 kez, Kanada'da 14 kez, Fransa'da 6 kez,Avustralya'da 8 kez değişim yapılmıştır).
4.Anayasalar, yapıldığı zamanki koşullara göre düzenlenebilmelidir. (burada genel beklenti, ulusal çıkarlar, toplumsal karar, insana ve yurttaşlığa uygun düşen kurallar gözetilmeli)
5.Anayasa, Cumhuriyet nedir, Demokrasi nedir, dünya ilişkileri ne, onları, ülke çıkarları ve koşulları içinde, ayrıntıları yasalara bırakılarak bilimsel ve çağdaş düzenlemeleri içermelidir.
6. Anayasalar metni için, bir kesin kural daha algılanmalıdır. O da şudur:

a. planlı kalkınma,
b.Eğitim ve sağlık hizmetlerinin parasız yerine getirileceği,
c.Ulusal kaynaklara ve vergi gelirlerine, iç ve dış borçlanmalara adil ölçüler ve toplum yararı bağlamında kurallar getirilmeli,
d. Savurganlığa izin verilmeyeceği,
e.Teokratik, fanatik, romantik antik ve faşistik özenti ve isteklere kapalılık,
f.Devletin işlevlerinde saydamlık gibi.

Türkiye Politikası.

Politikamızın temeline egemen olan, tarihimizdir, geleneklerimizdir. İçinde bulunduğumuz coğrafyadır. Ülkemizde, savaş kaçınılmaz ise ve savunmayı içeriyorsa, ondan korkulamaz. Atatürk'ün de belirttiği gibi, seçenekli ve geçerli olan, barıştır. Ardından yukarıda değindiğimiz gibi, laiklik, halkçılık ve çağdaşlık ile uygarlık gelecektir. Ve de tam bağımsızlık.

Politika ile ekonomi iç içedir. Anayasa Mahkemesinin 1963'deki şu kararı ilginçtir:

Bir hak ve özgürlüğün amacına uygun kullanılmasını son derece güçleştiren ya da onu kullanılmazlığa düşüren kayıtlara bağlanması durumundadırlar ki, hak ve özgürlüğün özüne dokunulmuş sayılır.

Doğu ile Batıyı karşılaştırdığımızda hemen söylemeliyiz ki, Doğuda din ve gelenekler, Batıda, yenilikler ve buluşlar. Doğunun mazlumluğu ve gelişmemişliği, Batı'nın ekonomik ve teknolojik baskılarla Doğuyu yönetmesi, yönlendirmesi, dolayısıyla sömürmesi.

Sonuç.

Cumhuriyette egemenlik ulusundur ve demokraside ise yönetim halkın, halkın temsilcilerinindir. Cumhuriyet otoriter, demokrasi ise kriterdir. İlkin adı rejim, ikincisinin adı özgürlüktür.

Türkiye Cumhuriyetinin rejimi parlamenter demokrasiye bağlıdır, laiktir, anayasaldır, sosyaldir ve katılımcıdır.

Düşünce özgürlüğündeki amaç, bireyi de içine alan toplum yararına ve başkalarının özgürlüğüne yer vermek. Özetle söylemek gerekirse, politikacılarımız çağdaşlaşmalı ve politikamız insana ulaşmalıdır. Belki de en iyi politika salt politika yapılmayan politikadır.

Eğer çağdaş devlet içinde çağdaş koşulları yaşamak istiyorsak:

- Tam bağımsızlık ve yurtta barış, dünyada barış ilkelerini unutmaksızın, uluslararası, devletlerarası ilişkileri geliştirmeli, başka devletlerin içişlerimize karışmasını önlemeliyiz.
- Laikliğin, birey ve toplum yaşamını, geleceğin evrenselliğini, erincini kavrayıp kabul etmeliyiz.
- Eğitim ve sağlık hizmetleri yeniden devletin temel görevi olmalı ve pazar ekonomisinin kurallarından arındırılmalıdır; parasız oluşunu sağlamalıyız.
- Maaş ve ücretler arasındaki ayırımlar tüzelleştirmeli, Kamu hizmetindeki özel ayrıcalıklar kalkmalıdır.
- Devlet Güvenlik Mahkemelerini, Diyanet İşleri Başkanlığını kaldırmalı, İmam Hatip Okullarını azaltmalıyız.
- 1982 Anayasasının yetkin bir çalışma ve Meclis oylamasıyla tümden değiştirmeliyiz.
Bizler Cumhuriyetimizden, hukukumuzdan, geleceğin Anayasası ve kötünün karşıtı iyi politikalardan yana umutluyuz.
- Aydınlıkçı, toplumcu, bütünlükçü güçler el ele ve kurtuluşçu günlere.
Bu hem hakkımız hem de görevimizdir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail