Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 96 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


CUMHURİYETİ KORUMAK FAZİLETTİR

Ali Nejat Ölçen

Ülkemizde Cumhuriyet karşıtı gerici kadrolar kendi yanılgılarını savunmak için, konuyu sözcük oyunlarına dönüştürmeye çalışırlar. Bu aksak yöntemi uy-gulamaya çalışanlardan birisinin de sy.Yunus Kavik olduğu görülüyor. 1.11.2013 günlü yanıt olan ileti-sinde bunun örneklerine rastlamaktayız. Örneğin: Tâgutî Şirk düzeni Cumhuriyete karşı olduğunu yazıyor ve fakat tümceler kalabalığı içinde niçin karşı olduğunu (sorduğumuz halde) yanıtlamıyor. Tümce kalabalığı içinde asıl sorunu bakınız nasıl u-nutturmay çalışıyor.

1.Cumhur ekseriyet (çoğunluk) anlamınagelirmişhalk topluluğunun ekseriyeti, alimlerin ekseriyeti
bir heyette kararı kabul edenler çoğunluğu, imiş!

.Kendisine soruyorum. Cumhuriyet şeytanın Tanrı’ya eş koşması mı? Yanıt yok.
.Cumhuriyete sadece bu nedenle mi karşısın ? Yanıt yok.

Yukarıda verdiği bilgiler de gerçek dışı.Cumhur,halk ,ahali, kalabalık anlamındadır. O tanım içinde “ekse-riyet ve akâlliyet”diye iki ayrı grup söz konusu ola-maz.Çağın gelişim koşullarında sanayileşme devri-mi cumhur içinde sınıfların doğuşunu sağladı. İşçi sınıfı gibi. Cumhur sözcüğü ekseriyet anlamında bir sözcük kabul edilirse “akâlliyet” (azınlık) dışlanmış olur. Ayrıca. ekseriyetin varlığını kim saptayacak? Yani Cumhur kavramının topluluk içinde ekseriyeti açıklayan bir tanım olması düşünemez.. Halk toplu-luğu deyiminin Arapça karşılığı Cumhur değil Cum-hur-i nas’dır. (bakınız: Ferit Devellioğlu’nun “ Os-manlıTürkçe Ansiklopedik Sözlüğü)

Gerici Kadrolarda “Cumhuriyet-Demokrasi” Karmaşası

2.Sy.Yunus Kavik, kendisine göre bir de kural ih-das ediyor:Her ne kadar egemenlik milletin ise de kullanımı çoğunluk denilen cumhur tarafından ve onların tasvibiyle kendi vekilleri eliyle mümkün olabilmektedir,diyor. Bunu söylerken ulaştığı sonuç şöyle: Cumhuriyet halkın kendi kendisini yönelt-mesi anlamına gelmemektedir. Cumhuriyet “ekse-riyet-çoğunluk” yönetimi anlamına gelmektedir, diyor.Ne denli yanlış. Sy.Yunus Kavik, kavramların etimolojik gelişimi kuramına yabancı kalmış. İnsan-lar örneğin Mezapotamya’da, toplumsal yaşama ulaş-madan önce, “hendese-hesap” yöntemlerini kav-ra-maya başladılar.Yani cemiyet hayatı yokken “cem” ve “tarh” deyimlerini kullandılar.Cem toplamak, tarh da çıkarmak anlamında sayılar arası ilişkiyi,işlemi tanımlar. Cumhur, cem kavramının etiolojik gelişimi sonucudur.Onu sadece “ekseriyet” olarak tanımlaya-mazsınız. Sy.Yunus Kavik, Cumhuriyeti nasıl, neden “şeytanın Tanrıya eş koşması”(tâgutî şirk) kabul ettiği sorusuna yanıt vermekten kaçındığı için olacak, konuyu sözcükler oyununa dönüştürmek istiyor. Cumhur, doğrudan doğruya Osmanlı dilindeki “halk” “ahali” kavramının karşılığıdır ve Cumhuriyet’ tanı-mı da Halk Yönetimi anlamındaki sistemin adıdır. Halk demokrasilerde örgütler ile dernekleri, sendi-kaları ile ve Millet Meclisinde de temsilcileriyle katılmış olur. Halk örgütleri demokrasinin, millet meclisi cumhuriyetin kurumlarıdır.

Ne var ki, sy.Yunus Kavik’i ön yargılardan arındırmanın güç belki de olanaksız olduğunu görüyoruz:: Halkın kendi kendisini yönetmesini karşılayan sistem demokrasidir, cumhuriyet değildir, diyor. Cumhuriyet olmadıkça demokrasi nasıl gerçekleşecek? Cumhuriyeti demokrasiden demokrasiyi Cumhu-riyetten nasıl ayırırsınız? Helenistik dönemde cum-huriyet öncesi demokrasi yürürlükteydi. Büyük Fran-sız Devrimi, Krallık düzenini yıkarak Halk iktidarı karşılığı Cumhuriyeti gündeme getirdi. Çağımızda Cumhuriyet ile demokrasi içi içedir. Cumhuriyet devletin yönetim biçimini ve demokrasi de halkın o devletten talepte bulunma hakkını betimler. Sy.Ka-vik demokrasiden yana ve fakat cumhuriyete karşı. Nasıl olur bu? Cumhuriyet olmadıkça demokrasiyi nasıl var edeceksiniz? Sy.Yunus Kavik gibi cumhuri-yeti tâguti şirk kabul edecek fakat, demokrasiden yana olacaksınız!. Zihin karmaşası içinde midir sy.Kavik, bilemiyorum.. Cumhuriyet şeytanın Tanrı’ ya eş koşması ve fakat demokrasi halk yönetimi. Cumhuriyet olmadan sy.Kavik’in demokrasisi nasıl bir demokrasidir ,açıklaması gerekir.

3.Bu yanlışların arasında sy.Yunus Kavik’in çok doğru bir bulgusuna da değinmem gerekiyor. Zaman zaman cumhuriyetin tek adam diktatörlüğüne dö-nüştüğüne şahitlmaktayız. Adı cumhuriyet olupta diktatörlükten hiç farlı olmayan cumhuriyet-lere rastlamaktayız, diyor. Adı cumhuriyet olan o tek adam diktatörlüğüne şimdi AKP iktidarında rastladığını niçin söylemiyor, yazmıyor?

4.Sy.Yunus Kavik’e kimi gerçekleri kabul ettirmenin ne denli güç hatta imkansız olduğunun farkındayım. İslam hukunda meşveret meclisini halk seçmez. Ehl-i hal vel Akd heyeti seçer ve devlet başkanı da atar,diyor.Bunun İslam hukunun kuralı olduğunu sanıyor.Çok yanlış.Çünkü bir tek İslam hukuku yoktur. İslam’da hukuk, mezheplere göre değişir. Öyle oldu-ğu içindir ki, Osmanlı devleti, birbiriyle çelişen ve ayrışan mezhepler hukukunu Mecelle ‘de bütünleştirdi. Ve bir gerçek apaçık ortada:

1804 yılında Mısır’a Osmanlı devleti tarafından vali olarak atanan Kavalalı Mehmet Ali paşa, ilk iş olarak 156 kişiden oluşan Meclis-i Meşveret’i kur-du. Bu Meclisin 33 üyesi toplumun elit sınıfı, 24 üyesi de Mısır eyaletlerinden seçilerek geliyordu. 99 üye de soylular sınıfını oluşturuyordu. Osmanlı devletinin burnunun dibinde onun bir valisi halkın yönetime katılımının ilk örneğini vermiştir.

Dahası,İttihat ve Terakki Cemiyeti1908 yılında İkinci Meclis’i Mebusan’ı kurarak Padişahın yasa koy-ma yetkisini elinden aldı.Cumhuriyet yok, demokrasi yok ve fakat Millet Meclisi var. Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü, Millet Meclisini Cumhuriyet ile demokrasi ile donattılar. Bu gerçeği kimse yadsıyamaz. Şimdi kötüye kullanılıyorsa bu, O’ların suçu mu?

5.Sy. Yunus Kavik, açıkça ve yüreklice: Muhalif olduğum bir rejim içinde yer alan ve sistemin bir unsuru olan tüm yapılanmalara (partiler,parti başkanları başbakanlar, hükümetler vs) karşı olmam hasebiyle, onların tüm eylem ve söylemlerini çirkin, batıl ve butlan olarak görmekteyim. İktidarda hangi parti olduğunun bence bu nedenle hiçbir önemi ve değeri yoktur Bence 90 yıldan bu yana yer alan tüm partiler, parti başkanları, iktidarlar, başbakanlar ülke yararına hiç bir olumlu icraatı ve söylemi olmamıştır,diyor.

Katılır ya da katılmazsınız ne var ki açıkça ve yüreklice düşüncesini açıkladığı için kendisini kut-luyorum. Yalnız:

Sy.Yunus Kavik’in bu düşüncesinde çok yanlış olan Mustafa Kemal Atatürk-İsmet İnönü dönemini son-radan yozlaştırılan koşulların içine katmasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün döneminde, Osmanlı borçları ödenirken yurt dışından ithalatı (dışalımı) ortadan kaldıran sanayi yatırımları gerçekleşmiş ve emperyalizme kapılar sonuna kadar kapatılmıştı. Şekeri, çimentoyu, kağıdı, demir çeliği üretemezken, yurt dışından ithal eden Osmanlı’ya karşın, Türkiye bu nesneleri üretir duruma gelmişse Mustafa Kemal-İsmet İnönü sayesindedir, Mustafa Kemal’in birinci ve ikinci sanayi planlarında öngörülen yatırımların ürünüdür. Birinci ve ikinci Sanayi Planlarında öngörülen yatırımlar yer yüzünde bir benzeri olmayan mucizeyi yaratmıştır. Bunun kanıtı aşağıdaki çizelge:

Aşağıda sunduğum çizelgenin açıklamsı:

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında (1923-1929) aylık 92 milyon 462 bin TL dışsatım % 35.7 oranında açık verirken, sanayileşme programının sonucu olarak 1930-1940 döneminde 108 milyon 642 bin TL olan aylık dışsatım % 11.4 oranında döviz kaynağı yaratmış ve 1929 dünya ekonomik bunalımı karşısında Türkiye’mizin ekonomisini dipdiri ayakta tutabilmiştir.

Bağımsızlığın Simgesi: Dış açık vermeyen ekonomi:

Yıllar .........Dışalım ..........Dışsatım............ Aradaki Fark

1923......... 12 066............... 7 054.................. -5 012
1924......... 16 134............. 13 239.................. -2 895
1925......... 20 135............. 16 036.................. -4 099
1926......... 19 553............. 15 535.................. -4 023
1927......... 17 617............. 13 202.................. -4 415
1928......... 18 628............. 14 461.............. -4 167
1929......... 21 358............. 12 935.................. -8 423
Toplam . 125 491............. 92 462 ................. -33 034 bin TL/ay

1930........ 12 296 ..............12 621.............. +.. 325
1931........ 10 555.............. 10 606................... +... 51
1932.......... 7 165................. 8 442.................. +1 277
1933.......... 6 223................. 8 014.................. +1 719
1934.......... 7 232................. 7 679.................. + ..447
1935.......... 7 402................. 7 988.................. +.. 586
1936.......... 7 711................. 9 811.................. +2 100
1937.......... 9 532............... 10 499.................. +1 967
1938........ 12 486............... 12 079.................. -.. 407
1939........... 9 854............... 10 616................. +..762
1940........... 5 744................. 9 287................. +3 543
Toplam .96 200............. 108 642............... +12 370 bin TL/ay

Kaynak:Konjonktür Dergisi, Temmuzl-ylül 1949.
Not:Dışalım ve dışsatım rakamları 1000 Tl olarak aylık ortalama).

Osmanlı devletinin Anadolu’ya çaktığı bir tek çivisine rastlayamazsınız. Üstelik 1881 Muharrem Kararnamesiyle Düyunu Umumiye İdaresi, Osmanlı devletine el koymuş, para basma yetkisini Osmanlının elinden almış, Fransız sermayesiyle kurulmuş Osmanlı Bankasına devretmişti. Osmanlı Devletinin vergi toplama yetkisini de Düyunu umumiye İdaresi eline almıştı. Bununla yetinilmemiş, Batı devletleri, Sevr sözleşmesiyle Anadolu’yu işgal ermişti. Halife olan padişah Vahidüddin, İstanbul’da sokağa çıkabilmek için İngiliz İşgal kuvvetler Komutanından izin alıyordu. O komutanın savaş gemisine sığınarak ta ülkeden firar etmiş kaçmıştır.

Sy.Yunus Kavik, eğer Osmanlı döneminde Matbaa’da basımı gerçekleşen Kur’an’ın bulur ve bir sayfasını ışığa tutarak bakarsa o kağıda sindirilmiş “haç” resmini görecektir. Hıristiyan dünyasından ithal edilen kağıt kullanıldığı için. Mustafa Kemal’in ilk işi kağıt fabrikası kurmak oldu.Bir kişi O’nun Cumhuriyetine ve o Cumhuriyetin Devletine karşı nasıl bu denli nankör olabilir? İslam ile nankörlük bağdaşıyor mu, sy.Kavik yanıt vermelidir. Cumhuriyeti nasıl olurda şeytanın Tanrıya eş koşması olarak tanımlayabilir, bugünün tâgut’larının düşüncelerini benimseyerek!

Kapitülasyonların yok edilişi T.C.Merkez Bankasının kurulması, birinci ve ikinci sanayi planlarında öngö-rülen yatırımların gerçekleşmesi, dış borca dayan-mayan kendine yeterli ekonomi siyaseti, Cumhuriyeti yaşama geçirmişti. Bu nasıl inkâr edilebilir? Sy. Yunus Kavik, bugün düşüncelerini acaba Osmanlı devletinde, Meşrutiyete rağmen açıkça söyleyebilir yazabilir miydi? Kendisine bu olanakları bağışlayan Mustafa Kemal’in Devletini ve O’nun Cumhuriyetini 1950 sonrasının yozlaşmış koşulları içine nasıl dahil edebilir?

Bağımsızlığımızı yok eden NATO’ya 1952 yılında üye olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokrasi adıyla iktidara gelen ve demokrasiyi yerle bir eden Demokrat Parti’nin bugün benzeri Adalet ve kalkınma adıyla iktidara gelen AKP’dir. Adaleti yok etmiş ve BOPeşbaşkanlığıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletini kendisini savunamaz, koruyamaz felaketi-nin içine sürüklemiştir

Zihnine ön yargı ve bâtıl itikatların yerleşik olduğu kişilere yanıt vermenin zaman kaybı olduğunu belirten eleştiriler almaktayım. Mimar Sinan’ı örnek göstermeye o nedenle gereksinim duyuyorum. Selimiye Camiinin yapımı sırasında iki çocuk geçerken minarelerden birisinin eğri olduğunu söyler. Mimar Sinan, hemen uzun bir halatı, minarenin boynuna bağlatır ve işçilere minareyi düzeltmelerini bildirir. Sonra çocuklara döner ve sorar:

“Minare düzeldi mi?”

Ben Cumhuriyet minaresini eğri görenlere hak verip, o minareyi düzgün görmelerini sağlamayaçalışıyorum.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail